Tapusuz taşınmazın belgesiz zilyetlikle tescili isteminde, muris adına kaydedilen sulu arazi toplam miktarının Kadastro Kanununun 14. maddesindeki sınırlamayı aşıp aşmadığının belirlenmesi için eksik araştırma nedeniyle hükmün bozulması.
Özet: Dava, tapusuz taşınmazın davacılar adına tescili istemine ilişkin olup, mahkemece davacı murisi adına belgesiz zilyetlik yoluyla daha önce tescil edilen taşınmazların, sulu arazi için öngörülen 40 dönüm miktar sınırlamasını aştığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, Yargıtay bu kararı, gerekçede muris adına belgesiz zilyetlik yoluyla tescil edilen taşınmazların hangi parselde kaç metrekare olduğuna dair açıklama bulunmaması ve kadastro tespitine dayanak kayıtlar dosya içerisine getirilmediğinden miktar sınırlaması yönünden sağlıklı bir denetim yapılamadığı gerekçesiyle, bu hususların ilgili kurumlardan ayrı ayrı sorularak araştırılması gerektiği belirtilerek bozmuştur.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/240 E., 2022/126 K.Mahkemece, bozmaya uyularak verilen karar davacılar vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: - K A R A R -Dava, tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. Dava konusu taşınmaz bölümü,... köyünde 1981 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tescil harici bırakılmıştır.Davacılar ... ve müşterekleri vekili; ...ili, Merkez ilçesi,... köyü çalışma alanında yer alan ve dava dilekçesinde komşu parselleri belirtilen yaklaşık 23.0 00... yüz ölçümlü tescil harici tarlanın davacılar ve dedeleri tarafından yaklaşık olarak 30 yıldan beri malik sıfatıyla ekilip biçildiğini ileri sürerek taşınmazların davacılar adına tesciline karar verilmesini istemiştir.Davalılar; davanın reddini savunmuşlar; davalı Hazine vekili, taşınmazın Hazine adına tescilini talep etmiştir. Mahkemece; 1988 yılına ait hava fotoğrafları üzerinde yapılan incelemede dava konusu yerin sınırlarının belirgin olmadığı ve sürülü olarak görülmediğinden söz edilerek davacılar yararına kazanma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, dava konusu taşınmazın keşfen saptanan niteliğine nazaran Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı gibi Hazine adına tescilini gerektiren başkaca bir nitelik ve özelliğinin de bulunmadığı gerekçesiyle davalı Hazine'nin tescil isteminin de reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 03.04.2019 tarihli ve 2019/788 Esas, 2019/2454 Karar sayılı kararı ile; Mahkemece ziraat bilirkişisi raporu ve yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile harita mühendisi bilirkişisinin raporu arasındaki çelişkiler giderilmeden stereoskopik olmayan 1988 tarihli hava fotoğrafı incelemesine itibar edilerek hüküm verilmiş olması nedeniyle yapılan araştırma ve incelemenin hüküm için yeterli olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuş; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; gerek mahalli bilirkişi ve tanık beyanları, gerekse bilirkişi raporlarına göre 1977 tarihli hava fotoğraflarından da anlaşılacağı üzere dava konusu alanın sürülü olduğu, imar-ihyasının tamamlanarak 20 yılı aşkın süredir nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla davacıların murisi ...'in ölene kadar zilyetliğinde bulunduğu ancak dava konusu taşınmazın sulu arazi vasfında olduğu, kadastro çalışmaları sırasında davacıların murisi ... adına zilyetlikle tespit edilen taşınmazların toplam miktarının 40 dönümü geçtiği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde belirtilen miktar sınırlamasının aşıldığı, davacıların bağımsız zilyetlikleri bakımından da taşınmazın mülkiyetini kazanma şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Hemen belirtilmelidir ki, hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılarak dava tarihinden geriye doğru en az 20 yıl öncesinde dava konusu taşınmaz bölümünün imar-ihyasının tamamlanıp taşınmazın davasız aralıksız malik sıfatı ile davacıların murisi ...'in zilyetliğinde bulunduğu anlaşıldığından tarafların aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Bilindiği üzere 09.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu, belgesiz zilyetlikten mülk edinilebilecek taşınmazların miktarını aynı çalışma alanı içinde kuru toprakta 100, sulu toprakta 40 dönüm olarak belirlemiş, fazlası için 14. maddede yazılı belgelerin mevcudiyetini şart koşmuştur. Mahkemece, kadastro sonucunda dava dışı 926, 924, 890, 393, 398, 451, 459, 494, 468, 471 parsel sayılı taşınmazların davacıların murisi ... adına zilyetlik nedeni ile tescil edildiği, bu taşınmazların miktarının 40 dönümü aştığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Ne var ki, gerekçede hangi taşınmazda kaç m2 yerin belgesiz zilyetlikten davacıların murisi adına tescil edildiği belirtilmediği gibi bu hususta herhangi bir açıklama da bulunmamaktadır. Kaldı ki, 926, 924, 890, 393 parsel sayılı taşınmazların kadastro tutanaklarına bakıldığında tespitlerin tapu kayıtlarına dayalı olarak muris ve dava dışı kişiler adına yapıldığı görülmekle birlikte kadastro tespitine dayanak kayıtlar dosya içerisine getirtilmediğinden miktar sınırlaması bakımından sağlıklı bir denetim yapılamamıştır.Hâl böyle olunca; davacıların murisi ... adına aynı çalışma alanında belgesiz zilyetlik yoluyla tespit edilen taşınmazların miktarları Tapu Müdürlüğü, Kadastro Müdürlüğü ve Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünden ayrı ayrı sorularak miktar sınırlaması yönünden araştırma yapılmalı, senetsiz defter örneği getirtilmeli, bildirilen taşınmazlara ait tutanakların örnekleri ile varsa mahkeme ilamlarının kesinleşme şerhli örnekleri dosya arasına konulmalı, uzman bilirkişiye denetlenebilir inceleme yaptırılarak belgesizden tespit gören taşınmaz miktarı tereddütsüz olarak tespit edilmeli, tapu veya vergi kaydına istinaden tespit edilen yerler dayanak tapu ve vergi kayıtları getirtilerek açıkça belirlenmeli, bundan sonra, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'un 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu kazanılmış toprak miktarı belirlenip Kanun'un getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı, sonucuna göre bir karar verilmelidir.Kabule göre de; davalı Hazine'nin tescil isteği bakımından olumlu-olumsuz bir karar verilmemesi de isabetsizdir.Açıklanan sebeplerden ötürü davacılar vekili ile davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacılara iadesine, Davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın ...3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.04.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.