Mirastan kalan şirket payları ve taşınmazların hata, hile, korkutma ve gabinle devri iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davasında istinaf mahkemesi kararının temyizi.
Özet: Mirasçının vefat eden babasından intikal eden taşınmaz ve şirket paylarını, hata, hile, korkutma ve gabin iddialarıyla cüzi bedelle kardeşine devrettiği gerekçesiyle tapu ve şirket payı iptali ile tescil talebine ilişkin bu davada; davacı, amcası ve davalı kardeşinin tehdit ve psikolojik baskılarıyla miras haklarından vazgeçmeye zorlandığını ve tecrübesizliğinden yararlanılarak aldatıldığını iddia ederken, davalı tüm işlemlerin rızaya dayalı ve gerçek bedel üzerinden yapıldığını savunmuştur. Görevsizlik kararı sonrası Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada, hem ilk derece hem de Bölge Adliye Mahkemesi, davacının iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş; dosya, davacının temyizi üzerine Yargıtayda duruşma yapılarak incelemeye alınmıştır.
1. Hukuk Dairesi         2024/2988 E.  ,  2026/1175 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2024/1276 E., 2024/1354 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Samsun 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2019/68 E., 2024/35 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.02.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde temyiz eden davacı ... ve vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalılar vekili Avukat ... geldiler. Gelen asil ve vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava; hata, hile, korkutma ve gabin hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil ile şirket payının iptali ve tescili istemlerine ilişkindir.
Davacı; mirasbırakan babası ...’ın ölümü ile kendisine, ... İnş.Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti’ndeki payından 13500/60000 pay ile 39 parseldeki 1, 2 ve 3 nolu bağımsız bölüm niteliğindeki taşınmazlardan ise ¼'er pay intikal ettiğini, amcası ... ile davalı kardeşi ... tarafından yapılan tehdit, korkutma ve psikolojik baskılar sonucu cüzi bir bedel karşılığında tüm miras haklarından vazgeçmeye zorladığını, davalı kardeşinin, eşinin evde olmadığı zamanlarda gelerek kendisine şirketteki paylarını devretmesi için zorla imza attırdığını, yine dava konusu taşınmazlardaki paylarının devrini sağladığını, yapılan devirler nedeniyle 50.000,00 TL gibi çok cüzi bir bedeli kabule zorlandığını, ayrıca tüm işlemlerin tecrübesizliğinden yararlanılarak hile ile yapıldığını, amcası ve davalının şirketin büyüklüğü hakkında kendilerini yanılttığını, kendisine herhangi bir bedel ödenmediğini ileri sürerek ... İnş.Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti’nde ve belirtilen taşınmazlarda davalıya devrettiği payların iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı; yapılan tüm işlemlerin tarafların serbest iradesi ile gerçekleştirildiğini, satış bedellerini gerçek değerinden nakden ve peşinen ödediğini, işlemlerin resmi makamlar önünde yapıldığını, bu nedenle ispat külfetinin davacı tarafta olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Samsun Asliye Ticaret Mahkemesince, dava konusunun davacının murisinden kendisine intikal eden şirket payları ile taşınmazlardaki paylarının davalıya hata, hile, tehdit, cebir ve gabin ile devrinin yapıldığı ileri sürülerek devir işlemlerinin iptali ve tekrar kendi adına tescilinin talep edildiği, davanın ticari nitelikte olmadığı davada Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliği ile dosyanın görevli Samsun Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, anılan kararın davalılar vekili tarafından temyizi üzerine, Dairenin 18.06.20 19... /10811 Esas, 2019/3891 Karar sayılı ilamı ile karar onanarak dosya görevli Samsun Asliye Hukuk Mahkemelerine gönderilmiştir.
Gönderme kararı sonrası Samsun 5. Asliye Hukuk Mahkemesince; davacının hukuki işlem ehliyetini haiz olduğu, tanık beyanları gereğince murisin ölümünden sonra kardeşler arasında mal paylaşımı yapıldığı, noter işlemleri ve tapu devirleri sırasında yapılan işlemlerin davacıya izah edildiği, davacının da fiil ehliyetini haiz olarak işlemleri gerçekleştirdiği, taraflar aralarında yapılan mal paylaşımı gereğince temliklerin yapıldığı, davacı tarafça iddianın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; muris ...’ın 17.11.2014 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kızı ... ile davalı oğlu ..., dava dışı kızı ... ve eşi ...’nin kaldığı, dava konusu 4 49... parsel sayılı taşınmazdaki 1 ve 2 nolu dükkan niteliğindeki bağımsız bölümler ile 3 nolu depo niteliğindeki bağımsız bölümlerin muris adına kayıtlı iken, 17.12.2014 tarihinde tüm mirasçılara payları oranında intikalinin yapıldığı, davacı ile dava dışı kardeşi ... ve anneleri ...’nin 19.12.2014 tarihinde dava konusu taşınmazlardaki miras paylarını davalı kardeşi ...’a satış suretiyle devrettikleri, yine davacının ... İnşaat Taahhüt Limited Şirketindeki muristen intikal eden 13.500 payını ... Noterliğinin 16.12.2014 tarihli ... yevmiye sayılı limited şirket pay devri sözleşmesi ile davalı kardeşi ...’a devrettiği, dava konusu 39 parsel sayılı taşınmazdaki 1, 2 ve 3 nolu bağımsız bölümlerde, anılan şirketin faaliyette bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, "hile"(aldatma); genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1. (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı gibi, taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse, yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Diğer taraftan, sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) tıpkı 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) gibi esaslı hatanın (yanılmanın) tanımı yapılmamış, 31... . maddelerde sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca, iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın (yanılmanın) esaslı kabul edilebilmesi için uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (sübjektif unsur) hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi TBK'nın 35. (BK'nın 25.) ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın.
Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, TBK'nın 35. (BK'nın 26.) maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir.
Öte yandan, hata ve hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hata ve hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; tarafların murisi ...'ın 17.11.2014 tarihinde öldüğü, dava konusu taşınmazların ve ... İnşaat Taahhüt Limited Şirketindeki payların muris ...’dan intikal ettiği, murise ait ... İnşaat Taahhüt Limited Şirketinin muris ve tek oğlu olan davalı ... tarafından yürütüldüğü, dava konusu 39 parsel sayılı taşınmazdaki 1, 2 ve 3 nolu bağımsız bölümlerde anılan şirketin faaliyette bulunduğu, davalı tarafça şirket işlerinin kendisi tarafından yürütüldüğü, şirketin işlerinin aksamaması gerektiği, yoksa sıkıntılı durumların oluşacağı yönünde davacı tarafı yanıltıp psikolojik baskı oluşturarak ve bedel ödeneceği vaadiyle murisin ölümünden kısa bir süre sonra, davacıyı bir oldu bittiye getirerek davacının dava konusu taşınmazlardaki kendisine intikal eden miras payları ile anılan şirketteki şirket paylarının devrini sağladığı, davalı tarafça yapılan temlikler nedeniyle davacıya herhangi bir bedel ödendiği hususunda hiçbir belge sunulamadığı, tarafların kardeşi davacı tanığı ...’nın, kendisinin de dava konusu taşınmazlar ve şirketteki paylarını davalı kardeşleri ...’a devrettiğini, kendisinin bu devirler nedeniyle davalıdan bedel aldığını, ancak davacının yapılan temlikler nedeniyle bedel alıp almadığını bilmediğini beyan ettiği, tarafların uzaktan akrabası olan davacı tanığı ...’ın ise davalının miras işlemlerinin bir an önce bitmesi için acele ettiğini, davacının, miras paylarının devri karşılığı olarak iki ev alınması şeklinde anlaştığını, davacının daha sonra şirketin daha kıymetli olduğunu öğrendiğini, dava açması nedeniyle de davacıya davalı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığını, tarafların amcası olan davacı tanığı ...’ın ise dava dışı kardeş ...’nın anlaşmaya göre parasını aldığını, davacının ise devirleri yaptığı halde parasını almadığını beyan ettiği, tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, yapılan temlikler nedeniyle davacıya herhangi bir bedel ödenmediği anlaşılmaktadır.
Anılan bu olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, temliklerin davacının iradesi sakatlanmak suretiyle gerçekleştiği sonucuna varılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerden ötürü yerinde görüldüğünden kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davalılardan alınarak vekil ile temsil edilen davacıya verilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.