İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, tıbbi malpraktis sonucu vefat eden hasta için idarenin ödediği tazminatın hekimin sigortasından rücuen tahsilini incelemektedir.
Özet: Bir kamu kurumu, tıbbi hata nedeniyle vefat eden bir hastanın mirasçılarına idare mahkemesi kararıyla ödemek zorunda kaldığı maddi ve manevi tazminat bedelinin rücuen tahsili amacıyla, kusuru ceza mahkemesi kararıyla da kesinleşen doktorun zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortacısına dava açarak, sigorta poliçesi kapsamında kalan 600.000 TLnin yasal faiziyle birlikte tahsilini istemektedir.

T.C.İZMİRBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ11. HUKUK DAİRESİDOSYA NO : 2026/617 KARAR NO : 2026/1000T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : 24/02/2026NUMARASI : 2025/717 E. 2026/144 K. DAVANIN KONUSU : Tazminat (Rücuen Tazminat)KARAR TARİHİ : 12.06.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 12.06.2026 İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.02.2026 tarih 2025/717 E. 2026/144 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ..... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacı vekili, müteveffa ....'nin 21.09.2016 tarihinde İzmir Urla Devlet Hastanesine bulantı, kusma ve baş ağrısı şikayetiyle başvurmuş olup, Dr. ....tarafından yapılan muayene ve tetkiklerin akabinde taburcu edildiği, müteveffanın gecenin ilerleyen saatlerinde fenalaşması üzerine Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine getirildiği akabinde 26/09/2016 tarihinde vefat ettiği, ölüm olayı sonrasında meydana geldiği iddia olunan zarar nedeniyle müteveffa .....’nin mirasçıları tarafından İzmir 4. İdare Mahkemesi’nin 2017/821 E. sayılı dava dosyası ile maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle Bakanlık aleyhine dava açıldığı,, açılan dava sonucunda; İzmir 4. İdare Mahkemesi’nin 10/01/2020 tarihli 2017/821E. 2020/62 K. sayılı ilamı ile müteveffa ......'ye yapılan tıbbi işlemlerde ve tedavisinde hatalar yapıldığı sonucuna varılarak davanın kısmen kabulü ile 258.254,26 TL maddi tazminatın ve 500.000,00 TL manevi tazminatın işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili yönünde karar verildiği, bu karara istinaden 20/03/2020 tarihinde toplam 1.023.259,87 TL ödeme yapıldığı, İzmir BİM 6. Dava Dairesinin 30/12/2020 tarihli 2020/734 E. 2020/1956 K. sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi kararı kısmen kaldırılmış ve bozma sonrası fazla ödenen meblağın iadesi için takibi başlatılmış olup 23/06/2021 tarihinde 164.950,81 TL geri alındığı, iş bu davanın bir çok kez Danıştay incelemesinden geçerek 02/05/2024 tarihinde kesinleştiği, dava dışı sigortalı Dr..... hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan Urla 2. Asliye Ceza Mahkemesi 2018/69 E. sayılı dosyası ile yargılama yapılmış, 01.07.2020 tarih 2020/243 K. sayılı karar ile sanığın taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan cezalandırılmasına karar verildiği ve kesinleşmiştir. Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının “Sigortanın konusu” başlıklı A.1.maddesinde: “Bu sigorta sözleşmesi, 1219 sayılı Kanunun Ek 12 nci maddesi çerçevesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların (Değişik ibare:RG-26/7/2014-29072) poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar. Ancak on yıllık dönemin başlangıcı 30 Temmuz 2009’u geçemez ve bir aydan fazla sigortasız kalınan dönemlerde meydana gelen olaylara bağlı olarak sigortalı dönemlerde yapılan ihbarlar için sigorta koruması yoktur. Sigortalının mesleki faaliyete son vermesi halinde, birinci paragraftaki teminata ek olarak, son sigorta sözleşmesi dönemindeki mesleki faaliyetinden dolayı sözleşmenin bitiş tarihinden iki yıl sonrasına kadar ortaya çıkabilecek talepler de teminat dahilindedir.” düzenlemesi yer almaktadır. Urla Devlet Hastanesince görevlendirilen muhakkikçe kusurlu personelin tespitine yönelik tazmin raporu düzenlenmiş ve mezkur tazmin raporunda fiil tarihinde Urla Devlet Hastanesinde görevli Dr. ....’ın kusurlu olduğu tespit edilmiş, söz konusu mahkeme kararına istinaden idarece yapılan ödemenin kusurlu olduğu tespit edilen adı geçen hekimin zorunlu mali sorumluluk sigortasının bulunduğu sigorta şirketinden talep edilmesi zorunlu hale gelmiş, iş bu dava konusu hakkında 28/04/2025 tarihinde İzmir Arabuluculuk bürosuna başvuru yapılmış olup, arabuluculuk süreci 29/05/2025 tarihinde anlaşmama ile sonuçlanmış, davamızın kabulüne, Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak suretiyle, rücu’en tazminat konusu olan 864.159,87 TL’ den sigorta teminat kapsamında kalan 600.000,00 TL sinin temerrüt tarihinden itibaren işlemiş yasal faiziyle birlikte tahsilini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, dava dilekçesinin 6100 sayılı HMK da belirtilen unsurlarının tamamını ihtiva etmemekte olup davanın usûlden reddi gerektiğini, yetkisiz mahkemede dava açıldığını, dava kapsamındaki taleplerin zamanaşımına uğradığını, söz konusu poliçe mahiyeti itibariyle sorumluluk sigortasına ilişkin olup müvekkil sigorta Şirketi -kabul anlamına gelmemek kaydıyla- ancak sigortalının sorumluluğu nisbetinde sorumlu tutulabileceğini, bu bağlamda, idare tarafından hekime rücu şartlarının oluşup oluşmadığı hususu netleştirilmeksizin doğrudan müvekkili sigorta şirketine dava açılmasının sigortacılık mantığına, mülkiyet hakkına ve adil yargılanma hakkına aykırı olduğunu, müvekkili sigorta şirketinin ancak -poliçe genel ve özel şartları doğrultusunda- hekimin sorumluluğu nisbetinde sorumlu tutulabileceğinden; öncelikle dava dışı hekim yönünden idarenin rücu şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkin inceleme yapılması gerektiğini, dava dilekçesinde dava dışı Dr...... hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan ceza davası açıldığı ifade edildiği, bu itibarla "kasten görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair ceza mahkemesi kararı" şeklindeki rücu ön şartının gerçekleşmediği açık olup davanın reddine karar verilmesi gerektiği, dava dilekçesinde, dava dışı hekim hakkında taksirle ölüme neden olma suçu kapsamında Urla 2. Asliye Ceza Mahkemesi 2018/69 E. Sayılı ceza davası açıldığı ifade edilmektedir. Ancak 15.06.2022 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Sağlık Meslek Mensuplarının Tıbbî İşlem ve Uygulamaları Nedeniyle Soruşturulmasına ve İdarece Ödenen Tazminatın Rücu Edilmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 12. maddesinde, rücu isteminin ancak ilgili sağlık meslek mensubunun kasten görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığı kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edilmiş ise söz konusu olabileceği düzenlenmiştir. Bu kapsamda, dava dışı Dr. ... . hakkında verilen "kasten görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığı"na dair kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmadığından, idarece ödenen tazminatın sağlık mesleği mensubuna rücu edilmesine ilişkin getirilen ön şart gerçekleşmediğini, müvekkil sigorta şirketinin de sorumluluğu da -kabul anlamına gelmemek kaydıyla- yalnızca sigortalısının sorumluluğu durumunda ve sorumluluğu oranında söz konusu olabilecek işbu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı idare yönünden hekim ....'a rücu şartlarının oluşmadığı ve işbu sebeple yalnızca -kabul anlamına gelmemek kaydıyla- sigortalısının sorumluluğu nispetinde sorumluluğuna gidilebilecek olan müvekkil sigorta şirketinin de huzurdaki davada yöneltilen taleplerden hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, davacı idareye 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun ek 18. Maddesi gereğince Mesleki Sorumluluk Kurulu'na başvurması için iki aylık süre verilmesi, başvuru yapılmaması ya da dosyanın Kurul tarafından iade edilmesi halinde davanın usulden reddine karar verilmesini, tıbbi müdahale tarihi olan 21.09.2016 tarihinde ve rizikonun gerçekleştiği 21.09.2016 - 17.07.2016 tarih aralığında dava dışı Dr.... ..'ın müvekkili sigorta şirketi nezdinde düzenlenmiş Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi bulunmadığını, bu itibarla, müvekkili sigorta şirketinin yöneltilen taleplerden hiçbir sorumluluğu bulunmayıp davanın reddine karar verilmesi gerektiğini 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun Ek 18. Maddesine ilgili fıkranın eklenmesine ilişkin 7496 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin iptali için somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına, Mevcut verilerle tespit edilen riziko ve tıbbi müdahale tarihinde müvekkil sigorta Şirketi nezdinde düzenlenmiş poliçe bulunmadığından davanın esastan reddine, Yargılama harç ve giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, devlet hastanesinde görev yapan hekimin taksirli eylemi sonucu ölümlü olayının meydana geldiği ve hizmet kusurunun bulunduğu, hizmet kusuru sonucu idaresinin zarar görenlere ödeme yaptığı sabit olmakla, idarenin ödenen bedeli rücu talebine ilişkin düzenleme içeren 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun ek 18/2 maddesinde idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceği ve rücu miktarı, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından karar verileceği, üçüncü fıkrasında ise; İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçeceği yani halefiyetin özel hali ile birlikte, bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edebileceği düzenlenmiş, açıklanan nedenler ile, üçüncü fıkra halefiyet ile birlikte ödenen bedelin kimden rücuen tahsilini içerdiği, ikinci fıkra ise rücu davası açılmadan önce ön şart olan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından karar verilmesi gerektiğini içermektedir. Somut olayda ilgili kanun maddesinin her iki fıkrası da yürürlükte bulunduğundan ve Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından idarece ödenen bedelin rücusunun gerekip gerekmediği hususunda bir karar verilmediği anlaşılmakla, yasada belirtilen dava şartının gereğinin yerine getirilmediği kanaatine varılarak HMK' nun 114/2. Ve 115/2. Maddeleri gereği davanın usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, 3359 sayılı Yasa'nın Ek 18/2 fıkra uyarınca iş bu davanın açılmadığı, 3.fıkrası kapsamında açıldığından mesleki sorumluluk kurulu'na müracaat edilmesinin gerekmediği aksi yönde yapılan değerlendirmenin yerinde olmadığı belirtilerek emsal nitelikte yargı içtihatları dilekçeye eklenmekle birlikte davanın dayanağını oluşturan Ek 18/3 fıkrasının dava tarihinden evvel yürürlüğe girdiği bu madde ile kasten görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığını kesinleşen ceza mahkemesi kararı olmayan sağlık personeline ve sigortacısına rücu imkanının getirildiği, ilk derece mahkemesince emsal gösterilen Antalya BAM kararının Ek 18/2 fıkrasına atıf yaptığından bu uyuşmazlıkta uygulanmasının mümkün olmadığı, rücu için tıbbi açıdan kusur atfının yeterli olduğu, rücu işlemlerinin Mesleki İl Sorumluluk Kurulu tarafından yerine getirildiği, mahkemece talebin gündeme alınmasına zorlanmasının mümkün olmadığı, davacı tarafça yapılan ödemeye müteakip sorumluluk kurulu ile yapılan yazışmalar neticesinde şirkete rücu edilmesi gerektiğine dair yazının dilekçe ekinde sunulduğu, dolayısıyla ayrıca mesleki sorumluluk kuruluna gidilmesi gerektiğine dair bir halin varlığının mevcut olmadığı, dolayısıyla aksi yöndeki değerlendirme neticesi ilk derece mahkemesi kararının yerinde olmadığı hususları istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, dava dışı şahsa hizmet kusuru kapsamında yapılan ödemenin rücusu istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Somut olayda, dava dışı ..... mirasçıları tarafından adı geçen ....'in hatalı/eksik doktor müdahalesinden vefat etmesi nedenine bağlı hizmet kurusu sebebiyle İzmir 4. İdare Mahkemesinin 2017/821 esas sayılı dosyası üzerinden davacı aleyhine maddi ve manevi tazminat istemli açılan davada mahkemece 2020/62 karar sayılı ilam ile davanın kısmen kabulüne karar verildiği söz konusu kararın istinafı üzerine İzmir BİM 6. DD'nin 2020/734 esas ve 2020/1956 karar sayılı ilamı ile kısmen kaldırma yapılmakla birlikte hükmün Danıştay incelemesinden geçtiği ve davacının söz konusu karar neticesi ilgilisine icra dosya borcu olarak 1.023.259,87 TL ödeme yapıldığı, söz konusu müdahaleye ilişkin açılan kamu davası neticesinde ise Urla ASCM'nin 2018/69 esas ve 2020/243 karar sayılı ilam ile doktor aleyhine taksirle ölüme neden olma suçundan ceza verildiği, ve kararın kesinleştiği, bahse konu dosya üzerinden İstanbul ATK'nın 10/01/2018 tarihli raporunda vefat olayı ile doktor eylemi arasında illiyet bağının bulunduğu yönünde kanaat bildirildiği, davacı yanca yapılan ödemenin doktorun mesleki sorumluluk poliçesicisi konumunda olan davalıdan tahsil istemli açılan iş bu dava mahkemece yukarıdaki gerekçe ile ödenen bedelin rücusunun gerekip gerekmediği hususunda bir karar verilmediği gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmıştır. TC Anayasasının 129/5. maddesinde “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 657 Sayılı DMK'nun “Kişilerin uğradıkları zararlar” başlıklı 13.1. fıkrasına göre; “Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.” İdare tarafından ödenen tazminatın kamu görevlisine rücu edilebilmesi için kamu görevlisinin görevini yerine getirirken ihmali veya kasti bir kusurunun bulunması gerektiği tartışmasızdır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu 18/2 maddesinde "Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir." şeklinde düzenleme olmakla birlikte 3. fıkrasında ise "İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edilir." şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Sözü edilen yasanın geçici 13. maddesinde ise "...Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yapmış oldukları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı açılan rücu davalarından, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yargılaması devam edenler bakımından ek 18 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca karar verilmek üzere Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurması için davacıya iki aylık süre verilir. Başvuru yapılmaması hâlinde dava usulden reddedilir." şeklinde hüküm bulunmaktadır. Somut olayda, mahkemece emsal nitelikli karara atıf yapılarak davacı yana iki aylık süre verilmiş ise de iki aylık sürenin yasanın yukarıda belirtilen geçici maddesinde düzenlendiği ve ancak söz konusu geçici maddenin yasa maddesinin yürürlüğe girmesi sırasında derdest haldeki davalarda uygulanacağı dolayısı ile mahkemece esasen bu yönde bir süre verilmesinin gerekli olmadığı anlaşılmakla birlikte davacı yana verilen süre içinde yapılan başvuruya verilen cevabi yazı içeriğinin incelenmesinde iş bu dava konusu uyuşmazlık yönünden kamu görevlisi eyleminden ötürü ceza almış ise de alınan cezanın kasten işlenen bir fiilden kaynaklanmadığından mesleki sorumluluk kapsamında rücu yoluna gidilmesine gerek görülmediğinin belirtildiği anlaşılmıştır. Yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, iş bu davanın açılmasından evvel yukarıda belirtilen yasal mevzuata göre Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü nezdinde kurulmuş olan Mesleki Sorumluluk Kurulu'na başvuru yapılmasının zorunlu olduğu, yasal değişiklik ile getirilen bu başvuru şartı, 6100 Sayılı HMK'nun 114/2. fıkrasında "diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." şeklindeki düzenleme gereğince dava şartı niteliğinde olduğu ve bu nedenle yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerektiği, belirtilen yasal mevzuatın dava tarihinde ve halen yürürlükte olduğu, mahkemece davacı yana dava başvuru yapılmasına dair süre verilmiş ise de esasen bu yönde bir süre verilmesinin gerekli olmadığı, bununla birlikte verilen süre içinde davacı yanca yapılan başvuruya yönelik adı belirtilen kurumca iş bu dava konusu uyuşmazlık kapsamında rücu yoluna gidilmeyeceği anlamına gelecek şekilde yazı cevabının sunulduğu göz önüne alındığında mahkemece dava şartı noksanlığı sebebiyle davanın usulden ret kararı verilmesi yerinde görülmekle belirtilen hususlar kapsamında davacı yanın ileri sürdüğü istinaf istemleri yerinde kabul edilmemiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı taraf harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacının yaptığı giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 12/06/2026