Limited şirket ortaklığından ayrılan eski ortağın şirkete borç para verdiği iddiasıyla başlattığı icra takibine karşı açılan menfi tespit davasının istinaf kararı.
Özet: Bir limited şirket, eski ortağının şahsi hesabından şirkete 560.000 TL borç verdiğini iddia ederek başlattığı icra takibine karşı açtığı menfi tespit davasında, icra takibine konu paranın şirkete borç olarak verilmediğini, eski ortağın tüm aktif ve pasifleriyle ortaklıktan ayrılırken yaptığı pay devri sözleşmesi ile bu alacaktan vazgeçtiğini ve davalının dayandığı banka işleminin şirketin kendi hesapları arasında çek ödemesi için yapılan dahili bir transfer olduğunu savunurken, ilk derece mahkemesi de davalıdan şirkete herhangi bir para girişi tespit edilemediğini, pay devri sözleşmesini ve banka işleminin şirket içi transfer olduğunu dikkate alarak şirketin 560.000 TL borçlu olmadığına karar vermiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1586
KARAR NO:2026/465
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:09/02/2022
NUMARASI:2020/488 Esas - 2022/94 Karar
DAVANIN KONUSU:Menfi tespit (Şirket ortaklığından kaynaklanan)
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının, ortağı ... ile .... Şti. şirketini kurduğunu ve uzun yıllar firmanın iki kurucu ortağı ile ticari hayatını sürdürdüğünü, bilahare ortakların ayrılma konusunda anlaştıklarını ve Gebze ... Noterliğinin 16.03.2020 tarih ve ... yevmiye sayılı “Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi” ile davalı ... ...'in payını ...'e satarak ortaklıktan ayrıldığını, davacı firmanın ticari faaliyeti ile ilgili olarak çalıştığı banka şubesine müracaat ettiğinde tüm hesaplarının bloke olduğunu öğrendiğini, davalı tarafından şirket aleyhine icra takibi yürütüldüğünü ve bu takibe istinaden tüm menkul, gayrimenkul malları ile banka hesaplarına haciz konulduğunu, takibin İstanbul Anadolu 10.İcra Dairesinin .... sayılı dosyasında yürütüldüğünün görüldüğünü, ancak, takipte tebligatın borçluya ulaşmadığını, Tebligat Kanunun 35.maddesi uyarınca işlem yapıldığı ve bu şekilde takibin kesinleştiğinin görüldüğünü, yapılan itirazın, İstanbul Anadolu 17.İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/342 E. Sayılı dosyası ile reddedildiğini, dosyanın halen istinaf aşamasında olduğunu, takip dosyası incelendiğinde; takibin ilamsız olduğunu, 560.000 TL borç paranın, 21.01.2020 tarihinde şirkete alacaklının ortak olduğu dönemde şahsi hesabından borç olarak verdiğini bedelinin tahsil edilemediğinin anlaşıldığını, alacaklının iddiasının hiçbir somut belgeye dayanmadığını, sırf beyana dayanarak bir hakkın varlığından söz etmenin mümkün olmadığını, eğer şirkete borç verilmiş ise bunun belge ile ispatlanması gerektiğini, davacı şirketten 21.01.2020 tarihinde alacaklı olduğunu iddia eden davalının, yaklaşık iki ay sonra pay devri sözleşmesinde davacıya payını kayıtsız şartsız devir ettiğini iddia ederek, davacı şirketin 560.000 TL alacak ve fer'ilerinden ötürü davalıya borçlu bulunmadığının tespitine, İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğünün .... Sayılı takip dosyasının tüm sonuçları ile ortadan kaldırılmasına, kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili savunmasında özetle; davaya konu olan alacağın, şirket ortağı olan davalının, şirketin ödemeleri ve ticari olarak zora girmemesi için kendi şahsi hesabından şirket hesabına borç olarak verildiğini ve bunun akabinde şirket borcunu ödeyebildiğini, sorunun şirkete ortak olan davalının, gayri yasal olarak kandırılarak şirketten uzaklaştırılması sonrasında meydana geldiğini, davalının şirketten apar topar koparıldığını ve kapı önüne konulduğunu, davalının şirketin %50 ortağı olduğunu, velakin şirketin zorda kalmaması için kendi şahsi hesabından şirkete para yolladığını ve bahse konu çekin ödenebildiğini, çekin kim tarafından tahsil olduğu istenecek olan banka belgesi ile görüleceğini, davalının, davacı şirkette kendi hesabından yatırdığı ve borç olarak verdiği parayı istediğini ancak parasını alamadığını ve akabinde alacağının icra takibine konu yapıldığını ve şirkete tebliğ ederek tahsil etmeye çalıştığını, şirket kayıtlarına bakıldığında bu durum açıkça görüleceğini, davanın nispi bir dava olduğunu ve harcının eksik olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Yapılan incelemeler sonucu davalı ... ... tarafından davacı şirket hesabına para girişinin olduğuna yönelik herhangi bir kayıt tespit edilememiştir. Gebze ... Noterliğinin 16/03/2020 tarihli limited şirket pay devir sözleşmesi ile şirket ortağı davalı şirketteki bütün aktif ve pasiflerini bir bütün olarak 25.000,00 TL karşılığı ...'e devretmiştir ve şirket ortaklığından ayrılmıştır. Davalı tarafın beyanı dosya içerisinde fotokopi olarak sunulan ... Bankasına ilişkin 21/01/2020 tarihli 560.000,00 TL bedelli çekin kendisi tarafından gönderilen para ile ödendiğini belirtmesine rağmen ticari defter kayıtlarında buna ilişkin herhangi bir bilgilinin olmaması yine dosya içerisinde bulunan ... Bankası ...Şubesine ait 21/01/2020 tarihli işlemin incelenmesi sonucu hesap numarası ... olan davacı ... Şti'nin 560.000,00 TL para yatırdığı, açıklama kısmında "para yatırma (başka şubedeki kendi hesabına)" yatırıldığı, bahse konu paranın davacı şirketin kendi hesabından çek borcunu ödemek için ... Bankasının başka şubesine aktarılmak üzere yatırıldığı, yatırılan paranın davalı ile herhangi bir ilgilisinin olmadığı tespit edilmekle davacı şirketin davalıya herhangi bir borcunun olmadığı anlaşıldığından açılan davanın kabulüne ve davalının kötü niyetli ispat edilmediğinden..." gerekçesiyle, açılan davanın kabulü ile İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğü'nün ...sayılı dosyası uyarınca davacının borçlu olmadığının tespitine, davalının kötüniyeti ispat edilemediğinden kötü niyet tazminatının reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Kararın hatalı olduğunu, davanın reddi gerektiğini, dava konusu alacağın o zaman şirket ortağı müvekkilinin şirketin ödemeleri ve ticari olarak zora girmemesi için kendi şahsi hesabından şirket hesabına borç olarak verildiğini, bunun üzerine şirketin borcunu ödeyebildiğini, sorunun şirkete ortak olan müvekkilinin gayri yasal olarak kandırılarak şirketten uzaklaştırılması sonrasında meydana geldiğini, müvekkilinin şirketten apar topar koparıldığını ve kapı önüne konulduğunu, müvekkilinin şirketin %50 ortağı olduğunu, şirketin zorda kalmaması için kendi şahsi hesabından şirkete para yolladığını ve bahse konu çekin ödendiğini, müvekkilinin vermiş olduğu parayı istediğini ancak parayı alamadığını ve icra takibi başlattığını, şirket defterleri incelendiğinde alacaklı olduğunun aşikar olduğunu, eksik inceleme yapılarak hukuka uygun olmayan karar verildiğini, menfi tespit istirdat davasında arabulucuya başvuru yerine getirilmediğinden davanın reddi gerektiği iddia ederek, talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, İİK'nın 72. maddesi gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekili yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davalının davacı şirketin eski ortağı olduğu, hisse devir sözleşmesinin 16.03.2020 tarihinde noterde gerçekleştirildiği konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, arabuluculuk dava şartının gerekli olup olmadığı, menfi tespit davasına konu takibe esas olan alacağın davalı tarafça şahsi hesabından şirket hesabına gönderilerek davacı şirket tarafından çek bedelinin ödenip ödenmediği, mahkemece yapılan inceleme ve verilen kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı ve sonuç olarak ilk derece kararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davalı tarafça 16.03.2020 tarihinde Gebze ...Noterliğinde düzenlenen limited şirket pay devri sözleşmesi ile davacı şirketteki payını dava dışı ...'e devrettiği, dava dışı ... Bankasına ait ...Şubesindeki hesaptan gerçekleştirilen 560.000,00 TL tutarlı para yatırma/başka şubedeki kendi hesabına yazılı 21.01.2020 tarihli dekontun esas alınarak davalının davacı şirket hakkında İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında takip talebinde bulunduğu, takibe esas olarak 560.000,00 TL borç tutarı ile dekont tarihinden itibaren işleyen faiz tutarı olmak üzere toplam 623.700,00 TL alacağın tahsili istemi ile icra takibi başlattığı, alacağın sebebi olarak şirkete ortak olunan dönemde şahsi hesaptan borç olarak verilen para şeklinde açıklandığı, davalı şirket tarafından İstanbul Anadolu 7. İcra Hukuk Mahkemesine tebligatla ilgili şikayette bulunulduğu, mahkemenin 2021/515 Esas, 2022/40 Karar ve 20.01.2020 tarihli kararı ile ödeme emrinin tebliğ tarihinin düzeltilmesine ilişkin davacı şikayetini kabul ettiği, davacı şirket tarafından icra takibi sonucunda iş bu menfi tespit davasının açılmış olduğu anlaşılmıştır.Davalının banka havalesi yoluyla yatırmış olduğunu iddia ettiği ve bu şekilde ödendiği iddia edilen çek davacı şirketin ... Bankası ... Şubesinde ki çek hesabından dava dışı ... Şirketi emrine 21.01.2020 tarihinde düzenlenen 560.000,00 TL tutarlı çektir. Tarafların delillerini ibraz etmesi ve ilgili delillerin celbi sonrasında bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir. 21.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda; davacı şirketin defterlerinde 01.01.2020 tarihine devir eden nakit parasının 706.111,42 TL olduğu, davalı ... ... tarafından davacı şirkete yapılan para girişlerinin bulunmadığı, şirket kasasından 21.01.2020 tarihinde 560.000 TL para çıkışın yapıldığı, kasa hesabında yapılan 560.000 TL nakit çıkışın, 102.01 no.lu banka hesabına aktarılmış olduğunun tespit edildiği, davacı şirket defterlerinde; 22.01.2020 vadeli 560.000 TL bedelli çekten kaynaklı çek borcunun 22.01.2020 tarih ... yevmiye sayılı kayıt ile banka hesabından ödenmiş olduğunun tespit edildiği, ... Bankası 02.11.2020 tarihli cevabında; ... no.lu çek hesabı ... Şubesindeki .... Şti.ne ait olduğu, çekin ... tarafından 21.01.2020 tarihinde ... Şubesine ibraz edildiğinin bildirildiği, davacı şirketin incelenen, 2020 yıllarına ilişkin ticari defterlerin noter açılış onamaları ile yevmiye defterinin noter kapanış onamasının sürelerinde yaptırılmış olduğu, defterlerin usulüne uygun tutulduğu, birbirini teyit ettiğinin görüldüğü, davalı tarafın incelemeye gelmediği ve yerinde inceleme talebinde bulunmadığı, Gebze ... Noterliği 16.03.2020 tarihli ... yevmiye sayılı Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi ile davacı şirketin 16.03.2020 tarih ve 2020 - 2 sayılı Ortaklar Kurulu Kararına göre; davalı ... ...'nin, davacı şirkette mevcut 250 payını şirketin aktifine ve pasifiye ilişkin tüm hak ve borçları ile birlikte ...'e 25.000 TL bedel karşılığı devir etmiş olduğunun görüldüğü, davacı şirketin ticari defterlerine göre davaya konu 21.01.2020 tarihli, 560.000 TL'nin şirket kasasından nakit çıkışı yapılarak, banka hesabına yatırılmış olduğu, kasadan nakit çıkış yapılan 560.000 TL, banka hesabına yatırıldığına ilişkin olarak sunulan, ... Bankası 21.01.2020 tarihli ödeme dekontunda, davacı şirketin ... Bankası ... Şubesi nezdinde ki hesabına, “Para Yatırma (Başka Şubedeki Kendi Hesabına)” açıklamasıyla 560.000 TL yatırıldığı, ödeme dekontunda, davalı ... ...'nin davacı şirkete borç verdiğine dair açıklama bulunmadığının görüldüğü, davacı şirketin 2020 yılı ticari defterlerine göre, davalı ... ...'in davacı şirketten 01.01.2020 ve 31.12.2020 tarih aralığında herhangi bir alacağının bulunmadığı belirtilmiştir. Davalı vekili bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde; raporun eksik inceleme ile düzenlendiğini, müvekkilinin davacı şirketin ortağı olduğunu ve kendi hesabından şirket hesabına paranın yatırıldığının açık olduğunu, bilirkişinin beyanda bulunmasının hatalı olduğunu, bilirkişi tarafından incelemenin düzgün yapılması durumunda şirketin başka bir borcu nedeniyle davacının şahsi hesabından borç olarak ödendiği ve bu bedel miktarındaki çekinde ödenmiş olduğunun görüleceğini, sadece borç olarak yazmıyor şeklinde rapor düzenlenemeyeceğini belirterek yeniden rapor alınmasını talep etmiştir.Mahkemece, bilirkişi raporu gereğince davanın kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. Taraflar arasında, davalının davacı şirketin ortağı iken hissesini diğer ortağa devrederek ortaklıktan ayrıldığı hususunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Davalı tarafça her ne kadar gayri yasal olarak kandırılarak şirketten uzaklaştırıldığı savunmasında bulunulmuş ise de davanın konusu ile ilgili olmadığından değerlendirilmemiştir. Bilirkişi raporu kapsamında takibe konu edilen dekonttaki miktarın davacı şirket kasasından nakit olarak çıkışının yapıldığı ve davacı şirketin banka hesabına aktarıldığı ve daha sonra ise çek borcunun ödenmiş olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu tespitler davacı şirketin ticari defter ve kayıtları ile dayanak belgeleri üzerinde yapılan inceleme ile gerçekleştirilmiştir. Davacının ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun olduğu tespit edilmiştir. Takibe konu edilen alacağa esas 21.01.2020 tarihli dekontta davacı şirketin unvanına yer verilmiş olmakla birlikte para yatırma işlemi başka şubedeki kendi hesabına olarak açıklamada bulunulmuştur. Dekontta söz konusu paranın borç olarak verildiğine dair herhangi bir açıklamaya rastlanılmamıştır.Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (mesela borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı TMK m.6). Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s. 370 ilâ 372). Diğer bir ifadeyle ispat yüküne ilişkin genel kural, menfi tespit davaları için de geçerli olup menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.Somut uyuşmazlıkta, takip konusu havalenin davacı şirkete borç olarak gönderildiği iddiasında bulunan davalı tarafça bu savunmanın ispatlanması gerekecektir. Bu aşamada ise “havale” ile ilgili açıklamada bulunmak yerinde olacaktır.TBK'nın 555 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan havale, hukuksal niteliği itibariyle bir ödeme vasıtasıdır. Başka bir anlatımla, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil), bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.3.2003 tarihli, 2003/3-118 E.,2003/158 K. sayılı kararı). Havalenin gönderiliş amacı, işlemin gerçekleştirilmesi anında düşülecek bir kayıtla (açıklamayla) yahut karşı tarafça inkar edilecek olursa sonradan ispat vasıtaları kullanılarak da ortaya konulabilir. Somut uyuşmazlıkta takibe konu gönderilen havalede herhangi bir açıklama mevcut değildir. Yalnızca para yatırma, (başka şubedeki kendi hesabına) ifadeleri yer almaktadır. Dava dışı banka şubesi tarafından mahkemeye gönderilen cevabı yazıda, davacının hesabına paranın yatırılmış olduğu ve yatırılan paradan aynı tutardaki çek borcunun aynı gün itibari ile ödenmiş olduğu tespit edilmiştir. Oysa davalı, paranın kendisi tarafından borç olarak davacı şirkete çek bedelinin ödenmesi amacıyla yatırıldığını savunmuştur. Ancak yukarıda ifade edildiği üzere davalı taraf savunmasını usulüne uygun şekilde ispat edememiştir. Bu nedenle buna ilişkin iddia ve istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Dava tarihi 15.10.2020 dir.Dava tarihinde yürürlükte bulunan TTK m.5/A da dava şartı olarak arabuluculuğa başvurulması gereken davalar arasında menfi tespit davası yoktur.Menfi tespit davasınında yer aldığı yasal değişiklik 01.09.2023 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle davalı vekilinin davadan önce arabuluculuğa gidilmediği ve davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddi gerektiğine dair istinaf nedenininde reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 31.949,70 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 12.03.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.