İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: Komşu parseldeki inşaat nedeniyle oluşan bina hasarı ve kazanç kaybı tazminatı davasında bilirkişi raporlarındaki hesaplama hataları istinaf incelemesi.
Özet: Mevcut hukuki metin, davacılara ait binanın komşu parseldeki hafriyat ve inşaat faaliyetleri sonucu hasar görmesi ve kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle açılan tazminat davasını içermektedir; ilk derece mahkemesi, yapım, yıkım bedeli ve kazanç kaybı olarak toplam 2.955.189,65 TL tazminata hükmetmiş olsa da, davacılar, istinaf başvurusunda, bilirkişi raporlarının inşaat alanı, dış kısım, bahçe ve otopark hasarları gibi noktalarda eksik ve hatalı hesaplamalar içerdiğini, belirlenen tazminatın denkleştirici adalet ilkesine göre çok düşük kaldığını belirterek, kararın kaldırılmasını ve taleplerinin yeniden değerlendirilmesini istemişlerdir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ7. HUKUK DAİRESİDOSYA NO: 2025/831 KARAR NO : 2026/1762T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: 26/12/2024NUMARASI : 2024/639 Esas, 2024/1207 KararDAVANIN KONUSU: Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)KARAR TARİHİ: 04/06/202KARARTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde; davacılara ait İstanbul ili, ... ilçesi, ... ada, 8 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ...Binası'nın yapımını davalı ... şirketinin üstelndiği ve mülkiyetinin davalı şahıslara ait İstanbul ili, ... ilçesi, ... köyü, Saadetdere mevki, 5 pafta 7277 parsel sayılı komşu taşınmazdaki hafriyat çalışmaları ve inşaat nedeniyle hasara uğradığını, göçük tehlikesi bulunan binanın Ağustos 2016 yılında boşaltıldığını ve belediye tarafından mühürlendiğini, bu nedenle binanın kullanılamadığını ve hasarın artması nedeniyle yeniden inşa gerektiğini, bu nedenle oluşan zararların ve yoksun kalınan karın tespiti ile 10.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı şahıslar vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, inşaatın kaba kısmının dahi tamamlandığı, ankrajlı fore kazıklardan oluşan iksa sisteminin binadan tamamen desteklenmesi sebebiyle deplasman yapması ve davacının binasına zarar verme ihtimalinin tamamen ortadan kalktığının raporla da sabit olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :Yerel mahkemece" Davacı tarafın Bina Yapım ve Yıkım Bedeli talebinin KISMEN KABULÜ İLE,2.045.957,00 TL yapım bedeli ve 250.000,00 TL yıkım bedeli olmak üzere toplam 2.295.327,65 tazminatın haksız fiil tarihi olan 01/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara eşit bir şekilde paylaştırılmasına 2-Davacı tarafın talep artırım dilekçesi doğrultusunda Kazanç Kaybı talebinin KABULÜ İLE,659.862,00 TL kazanç kaybı tazminatının haksız fiil tarihi olan 01/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara eşit bir şekilde paylaştırılmasına " şeklinde karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; tespit dosyasında, hasar gören binanın inşaat alanı 1.960,00 m² olarak, hükme esas alınan 31.03.2023 tarihli heyet raporda ise 1.844,82 m² olarak belirlendiğini, hesaplamada esas alınan inşaat alanı bakımından raporlar birbiri ile çeliştiğini, davalılara ait taşınmaz üzerinde yürütülen inşai faaliyet nedeniyle, binanın dış kısmı ve bahçesi de zarar gördüğünü, bu hususun dosyada bulunan fotoğraflarla da sabit olduğunu, binanın zarar gören dış kısmı ve bahçesi 1.200,00 m²' olduğunu, ne hükme esas alınan raporlarda ne da diğer raporlarda, binanın dış kısımı ile bahçesinde meydana gelen zararla ilgili herhangi bir hesaplama yapılmadığını, yine, Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/24 D.İş sayılı dosyasında, otoparkta meydana gelen hasarla ilgili hesaplama yapıldığını, tespit raporunda, hasar gören otoparkın yıkım bedelinin 25.000,00.-TL, yeniden inşa bedeli 65.857,76.-TL olmak üzere toplam 90.857,76.-TL olarak hesaplandığını, hükme esas alınan rapor ile dosyadaki diğere raporlarda otoparkın yıkım ve yeniden yapım bedeli ile ilgili herhangi bir hesaplama yapılmadığını, hükme esas alınan rapor ile dosya kapsamında bulunan D.İş dosyalarından alınan tespit raporları, hem hesaplamada esas alınan inşaat alanı bakımından eksik ve hatalı, hem de binanın dış kısmı ile bahçesinde meydana gelen hasar ile otoparkta meydana gelen hasarla ilgili hesaplama yapılmaması nedeniyle eksik ve hatalı olduğundan kabul etmediklerini, eksik ve hatalı olduğundan kabul anlamına gelmemek kaydıyla, hükme esas alınan raporda hesaplanan ve hüküm altına alınan yıkım ve yeniden inşa bedeli son derece düşük olduğunu, binanın yıkım ve inşa bedeline ilişkin taleplerinin denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanan miktar esas alınarak dava dilekçeleride talep ettikleri miktar üzerinden kabul edilmesi ve fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı tutulması gerekirken, hatalı ve eksik inceleme ve hesaplamayı içeren rapor doğrultusunda hüküm tesis edilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, hesaplanan yoksun kalınan kâr miktarı ile hükme esas alınan raporda, binanın m² birimi ve tamamı için belirlenen ve hesaplanan kira bedeli miktarının çok düşük olduğunu belirterek istinaf müracaatlarının kabulü ile Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.11.2023 tarih, 2018/420 E. ve 2023/992 K. sayılı kararının kaldırılmasına; binanın yıkım ve yeniden inşa bedeline ilişkin taleplerinin denkleştirici adalet ilkesi uyarınca hesaplanan miktar esas alınarak dava dilekçelerinde talep ettikleri 2.609,563,76.-TL bedel üzerinden kabulü ile davalılardan müştereken ve mütesilsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı tutulmasına müvekkillerinin kazanç kaybının, bölgedeki rayiç kira bedelleri üzerinden hem yerin kullanılamaması sebebiyle, hem de başka yerde kiracı olarak faaliyet gösterilmesi nedeniyle yeniden hesaplanarak kabulü ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, talepleri doğrultusunda dairece karar verilmesi mümkün olmazsa, talepleri doğrultusunda yeniden karar verilmek üzere dosyanın Yerel Mahkemeye iadesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesi talep etmiştir.Davalı ... Anonim Şirketi vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; hükme esas alınan rapor kısmen de olsa davanın kabulü için yeterli ve gerekli nedenleri taşımamakta olduğunu, mahkemece meydana gelen zararda davalıların müterafik (bölüşük) kusuru bakımından yeterli ve gerekli herhangi bir araştırma yapılmadığını, aynı şekilde dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarının tamamında da meydana gelen zararın artmasına davalıların herhangi bir kusurunun olup olmadığı hususunda bilimsel ve denetime elverişli bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığını, mahkemece ve bilirkişilerce dava dilekçesinde belirtilen binada meydana gelen bütün hasarların, müvekkilinin her türlü yasal projeye uygun olarak yaptığı inşaata bağlanmış ise de bilirkişiler davacı vekilinin iddiaları çerçevesinde inceleme yapmakla yetindiklerini, oysaki, davacı tarafın holding olarak kullandığı binanın zemin etüdü yapılarak binanın üzerinde kurulu bulunduğu zeminin bahsi geçen binayı taşımak için yeterli vasfıta olup olmadığı, toprak yapısı incelenerek bu yapıdaki bir toprak üzerinde bu nitelikte bir yapının yapılmasının doğru olup olmadığı, yine davacı tarafa ait binanın deprem ve heyelana karşı dayanıklı olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, davacı tarafın binasını üzerine yaptığı zeminin uzun zayıf kil tabakalarından ibaret olduğu, bu şekilde bir zemin üzerine bina yapmanın risklerinin bilirkişilerce tespit edilmediğini, dosya kapsamında alınan raporlarda davacılara ait idari binada dönme, komşu binadan ayrılma ve çatlama şeklinde yapısal hasarların meydana geldiğini ifade ettiklerini, bu tespit dahi tek başına davacı tarafın binasını yaparken veya yaptıktan sonra gerekli dikkat ve özeni göstermediklerini ortaya koyduğunu, davacılar vekilinin dava dilekçesinde de belirttiği üzere, zararın oluştuğu binanın zarar görmesi üzerine, davacılar ... Belediye Başkanlığına başvurarak binanın yıkılma riskinin yükseldiğini, oluşan hasar nedeni ile önlem alınmasını talep ettiklerini, söz konusu dilekçenin havale tarihinin 19.03.2016 olduğunu, bu kapsamda davacıların binada meydana gelen zararı ve tazminat yükümlüsünü en geç 19.03.2023 tarihinde öğrendiklerinin anlaşıldığını, tazminat isteminin, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını belirterek istinaf başvurularının kabulü ile; Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.12.2024 tarih, 2024/639 Esas - 2024/1207 Karar sayılı ilamının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Bir kısım davalılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kararda hatalı olan ilk husus; kaldırma kararından sonra taraflarınca mirasçı müvekkilleri yönünden sunulan cevap ve beyan dilekçelerinde yokluklarında yapılan tüm işlemlere itiraz ettikleri, müvekkili mirasçılar bakımından yapılan hiçbir işlemi kabul etmedikleri, müvekkillerinin murisi ''... vefatı ile mirasçıların davaya dahil edildiği tarih'' arasında yapılmış olan yok hükmünde olan işlemlerin adil yargılanma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı kapsamında yeniden yapılması gerektiği, müvekkili mirasçıların davaya dahili ile birlikte sundukları cevap dilekçesi ve deliller kapsamında deliller ikame edilerek, yeniden yargılama yapılmak suretiyle hüküm kurulması gerektiği belirtiklerini, buna rağmen yerel mahkemece ilk kaldırma kararı; ''mirasçılara tebligat eksikliği'' şeklinde yorumlandığını, sadece müvekkili mirasçılara tebligat yapıp sürenin dolmasını beklemiş ve aynı kararı verdiğini, mirasçılar adına sununan savunma kapsamında deliller ikame edilmesi gerektiğini, kararın kaldırılması amacı tebliğ yokluğunun tamamlanması değil mirasçıların taraf haline getirilmesi olduğunu, karşı taraf murisin davada yaptığı işlemlerin mirasçıları bağladığını öne sürmüşse de vefattan sonra 2 yıl o şekilde dava yürüdüğünü, hükme esas alınan bilirkişi raporu alındığını, duruşmalar yapıldığını, o dönemde dava temsil edilen ne muris ne de mirasçı olduğunu, mirasçılar tarafından yokluklarında yapılan işlemlere itiraz edildiğini, yerel mahkemece müvekkillerinin hukuki dinlenilme hakkı yok sayılarak verilen kararın taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılması gerektiğini, davacı ve davalı taşınmazının sınırı müdahalenin meni davası ile değiştiğini, diğer anlatımla davacının zarar gördü dediği yerin müvekkillerinin mülkü olduğunu, bu nedenle Büyükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 2019/209 E., 2023/1040 K. Sayılı dosyanının kesinleşmesi bekletici mesele yapılması gerekmekte iken yerel mahkemece bekletici mesele yapılması taleplerinin değerlendirilmediğini, davalıların taraf sıfatı bulunmadığından aktif husumet yokluğu sebebiyle davanın reddine, aksi halde dava konusunun devri hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafça yalnızca duruşmada ifade edilen; ''tazminatların eşit olarak davacılara verilmesi'' talebine göre bu şekilde karar verilmesinin usulsüz olduğunu, tazminatın davacılara eşit oranda ödetilmesi kararı esas yönden de bariz hatalı olduğunu, davanın TMK md. 738’ de yer alan kusursuz sorumluluk ilkesine dayalı tapu malikinin sorumluluğu üzerinden yürütülmüştür. Yasal düzenleme tapu maliki yönünden bu sorumluluk esasını belirlediğini, tüm çabalarına rağmen haksız eylem iddiası olan hafriyat alındığı sırada tapunun %100 maliki olmadıklarının mahkemece dikkate alınmadığını, eylem anındaki tapu kayıtları celp edilmediğini, hafriyat esnasında müvekkilin %52 tapu maliki olduğunu, %48 diğer davalı ... tapu maliki olduğunu, inşaat faaliyet sırasında vuku bulan haksız fiil iddiasıyla ikame edilen huzurdaki davada davacı talepleri 6098 sayılı TBK’ nun 72’ nci sarih maddesi karşısında zamanaşımına uğradığını, davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığına yönelik itirazlarının saklı kalmak hiçbir suretle kabul anlamına gelmemek kaydı ile, dava tarihinde alacağın zamanaşımına uğraması bir yana zaten kısmi alacak davasında ıslah tarihinde artırılan tutar zamanaşımına uğradığını, binanın yıkım ve yeniden inşa edilmesi bedelinin hesaplandıktan sonra denkleştirici adalet ilkesi gereği uyarlanması hiçbir şekilde yasal olmadığını, davalı müvekkillerinin sorumluluk için mutlak şart olan hukuka aykırı hiçbir eylemi olmadığını, karara dayanak yapılan bilirkişi raporlarında; sadece davacı taşınmazı incelendiğini, yapım maliyeti hesaplandığını, ihtilafın temelini oluşturan konularda hiçbir irdeleme ve izahat yapılmadan farazi kabul ile doğrudan hesaplamaya geçildiğini, tüm alacaklar yönünden avans faizine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Harç, vekalet ücreti ve yargılama gideri kabul ve ret oranına göre hatalı hesaplandığını belirterek bir çok yönden hukuka aykırlık ihtiva eden kararın kaldırılmasını, mesnetsiz davanın müvekkilleri yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: ... Tapu Müdürlüğü, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü, ... Belediye Başkanlığı yazı cevapları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan haksız müdahale nedeniyle uğranılan bina yapım-yıkım bedeli ile kullanım mahrumiyeti ve kazanç kaybı zararlarının tazmini istemine ilişkindir.Dosya kapsamı, taraf beyanları, Büyükçekmece Sulh Hukuk Mahkemelerinin delil tespiti dosyaları, İstanbul Aydın Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünce hazırlanan teknik rapor, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporları, özellikle 23.09.2020, 12.08.2021 ve 31.03.2023 tarihli heyet raporları ile tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacıların kullanımında bulunan ... İlçesi ... ada 8 parsel üzerinde yer alan hizmet binasında meydana gelen yapısal hasarın, davalı arsa sahiplerine ait komşu taşınmaz üzerinde davalı yüklenici ... A.Ş. tarafından gerçekleştirilen derin kazı, iksa, fore kazık, ankraj ve hafriyat faaliyetlerinden kaynaklandığı, bina cephesinde hareketlenmelerin meydana geldiği, inklinometre ölçümlerinde kritik deplasman seviyelerine ulaşıldığının belirlendiği, bu nedenle davacı binasının can ve mal güvenliği açısından kullanılmasının mümkün olmadığı ve nihayetinde binanın tahliye edilerek kullanılamaz hale geldiği anlaşılmaktadır.Türk Medeni Kanunu’nun 737 ve 738. maddeleri uyarınca taşınmaz maliklerinin mülkiyet hakkını kullanırken komşularına zarar verecek davranışlardan kaçınmaları zorunlu olup, komşu taşınmaza verilen zararlardan doğan sorumluluk kusura dayalı bir sorumluluk niteliğinde olmayıp taşkın kullanım ve komşuluk hukukunun ihlalinden kaynaklanan objektif sorumluluk niteliğindedir. Bu nedenle davalıların kusursuz oldukları veya tüm teknik önlemleri aldıkları yönündeki savunmaları, meydana gelen zarar ile yürütülen inşaat faaliyetleri arasındaki illiyet bağını ortadan kaldırmadığı sürece sorumluluğu kaldırıcı nitelikte değildir.Dosyada bulunan teknik raporların tamamı birlikte değerlendirildiğinde, davacı yapısında meydana gelen hasarın temel sebebinin komşu parselde yürütülen derin kazı ve iksa uygulamaları olduğu hususunda görüş birliği bulunduğu görülmektedir. Özellikle 23.09.2020 tarihli heyet raporunda davacı binasının mevcut haliyle kullanılmasının mümkün olmadığı, hasarın komşu parselde yapılan kazı faaliyetlerinden kaynaklandığı belirtilmiş; 12.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda da davalı yüklenicinin faaliyetleri ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunduğu açıkça ortaya konulmuş; nihayet hükme esas alınan 31.03.2023 tarihli bilirkişi raporunda da davacı binasında tespit edilen hasarın davalıların inşaat faaliyetlerinden kaynaklandığı, yapının yeniden yapılmasının gerektiği ve zarar miktarının hesaplanabileceği bilimsel ve teknik verilere dayalı şekilde açıklanmıştır.Davalıların, davacı yapısının zemin özellikleri, yaşı, deprem dayanımı veya güçlendirme eksiklikleri nedeniyle zararın meydana geldiği ya da arttığı yönündeki müterafik kusur savunmaları dosya kapsamındaki teknik verilerle doğrulanmamıştır. Bilirkişi raporlarında davacı binasının uzun yıllar boyunca güvenli şekilde kullanıldığı, hasarın ise komşu parseldeki kazı faaliyetlerinden sonra ortaya çıktığı ve ilerlediği belirlenmiştir. Bu nedenle zararın meydana gelmesinde veya artmasında davacılara yüklenebilecek somut ve teknik olarak ispatlanmış bir kusur bulunmadığından, TBK’nın 52. maddesi kapsamında indirim yapılmasını gerektirir bir durumun mevcut olmadığı sonucuna varılmıştır.Davalıların zamanaşımı itirazları yönünden yapılan incelemede ise; TBK’nın 72. maddesinde düzenlenen iki yıllık sürenin zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, ancak somut olayda zararın tek seferlik ve tamamlanmış bir zarar niteliğinde olmayıp, kazı faaliyetleri sonrasında gelişen ve zaman içerisinde devam eden yapısal hareketler nedeniyle giderek ağırlaşan mütemadi nitelikte bir zarar olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim dosya kapsamındaki 2018 yılı delil tespiti raporlarında dahi hasarın devam ettiği ve ilerlediği belirtilmiştir. Davacı binası 2016 yılı içerisinde tahliye edilmiş olmakla birlikte zararın kapsamı ve sonuçları yargılama süreci içerisinde yapılan teknik incelemelerle belirlenebilmiştir. Dava tarihi olan 20.04.2018 itibarıyla TBK’nın 72. maddesinde öngörülen sürenin dolduğundan söz edilemeyeceği gibi, somut olayda her hâlükârda uygulanacak on yıllık üst sürenin de gerçekleşmediği açıktır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince zamanaşımı itirazının reddedilmiş olması usul ve yasaya uygundur.Davalı mirasçılar vekilinin, kaldırma kararından sonra yeniden yapılan yargılamada savunma haklarının kısıtlandığı yönündeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin önceki kaldırma ilamında gösterilen eksiklikler giderilmiş, mirasçılar davaya dahil edilmiş, usulüne uygun taraf teşkili sağlanmış ve savunma ile delil sunma hakları tanınmıştır. Bu nedenle hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez.Bekletici mesele yapılması gerektiğine ilişkin istinaf sebepleri de yerinde değildir. Dosyada mevcut deliller ve teknik raporlar hüküm kurmaya yeterli olup, başka bir davada verilecek kararın eldeki uyuşmazlığın çözümünü doğrudan etkileyecek nitelikte bulunmadığı anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince bekletici mesele talebinin reddedilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.Davacılar vekilinin yapım ve yıkım bedelinin rayiç değer veya güncel piyasa koşulları esas alınarak daha yüksek miktarda belirlenmesi gerektiğine yönelik istinaf sebeplerine gelince; komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında amaç zarar göreni sebepsiz zenginleştirmek değil, meydana gelen gerçek zararı gidermektir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava tarihi esas alınarak davacının uğradığı gerçek zarar teknik verilere dayanılarak hesaplanmış olup, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında kabul edildiği üzere zarar görenin dava sonrasındaki ekonomik gelişmeler veya enflasyon nedeniyle oluşan değer artışlarını ayrıca talep etmesi mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince hüküm altına alınan yapım, yıkım ve kullanım mahrumiyeti bedellerinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Davacı tarafın kazanç kaybının daha yüksek belirlenmesi gerektiğine ilişkin istinaf sebepleri de dosya kapsamındaki bilirkişi hesaplamaları karşısında yerinde görülmemiştir. Mahkemece hüküm altına alınan miktarın dosyadaki teknik ve ekonomik verilere uygun olduğu, davacıların ileri sürdüğü ek zarar kalemlerinin ise yeterli ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığı anlaşılmıştır.Diğer taraftan davalıların, tazminatın davacılar arasında eşit olarak paylaştırılmasına, aktif husumete ve taşınmazın sonradan devredildiğine ilişkin itirazları da dosya kapsamı ile uyumlu değildir. İlk kaldırma ilamında işaret edilen eksiklik giderilmiş, davacıların talepleri açıklattırılmış ve hüküm buna göre kurulmuştur. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin değerlendirmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.Sonuç olarak; ilk derece mahkemesince toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları ve dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, komşuluk hukukundan kaynaklanan sorumluluğun koşullarının gerçekleştiği, davalıların inşaat faaliyetleri ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunduğu, hüküm altına alınan tazminat miktarlarının dosya kapsamına uygun olduğu, zamanaşımı ve diğer usul itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden kaldırılmasını gerektiren herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Bu nedenle davacılar vekilinin ve davalılar vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını gerektirir bir neden bulunmadığından, istinaf başvurularının esastan reddine temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmesi gerektiği kanısına varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/12/2024 tarih ve 2024/639 esas 2024/1207 karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekili ile davalı ... Anonim Şirketi vekili ile davalı ... vekili ile davalı ... mirasçıları ..., ..., ..., ...'ın istinaf başvurularının istinaf başvurularının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar tarifesi gereğince davacılar taraftan alınması gereken 732,00 TL istinaf maktu red karar ve ilam harcından peşin alınan 615,40 ar TL (Toplam: 1.230,80) TL harcın mahsubu ile arta kalan 498,80 TL harcın davacılara istem halinde iadesine, 3-Harçlar tarifesi gereğince alınması gereken 201.869,00 TL istinaf nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 50.467,25 ar TL (toplam 151.401,75TL ) harcın mahsubu ile arta kalan 50.467,25 TL harcın davalılardan tahsiline,4-İstinaf talebinde bulunanlar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından kendisini vekille temsil ettiren taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1. bendi ile aynı Kanun'un 361 ve 362. maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 04/06/2026