Yangın söndürme ve yağmurlama sistemi tedarik sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında, gecikmeli teslimat cezai şartı ve ticari faiz talepleri ile ödeme ihlali ve dolandırıcılık iddiaları.
Özet: Taraflar arasındaki ticari satım sözleşmesi kapsamında davacı, davalının yangın söndürme ve püskürtme sistemlerini sözleşmede belirtilen teslim tarihlerinden çok sonra tedarik etmesi nedeniyle, sözleşmenin gecikme cezası şartına dayanarak 135.225,00 Euro cezai şart ve ticari avans faizi talep ederken; davalı ise davacının ödemeleri zamanında yapmadığını, özellikle sözleşme bedelinin %80lik kısmını oluşturan son ödemenin davacının maruz kaldığı bir dolandırıcılık nedeniyle kendi hesabına hiç ulaşmadığını, bu durumun mal teslimatındaki gecikmelere yol açtığını ve dolayısıyla cezai şart talebinin haksız olduğunu savunmaktadır.

T.C. İstanbul Anadolu 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/247 KARAR NO : 2026/491DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 03/04/2023KARAR TARİHİ : 08/06/2026Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Taraflar arasında 23.09.2019 tarihinde tedarik sözleşmesi imzalandığını; ilgili sözleşme çerçevesinde davalının 2'şer set CO2 yüksek basınçlı yangın söndürme sistemi, su püskürtme sistemi ve yağmurlama sistemini teslim etmeyi üstlendiğini; buna karşılık müvekkilinin 340.000,00 Euro ödemeyi taahhüt ettiğini; sözleşmenin 3. kaddesine göre, sözleşme bedelinin % 10'una denk gelen birinci taksitin sözleşmenin imza tarihini takip eden 20 banka (iş) günü içinde; sözleşme bedelinin %10'una denk gelen ikinci taksitin ilk ödemeden 8 hafta sonra ve sözleşme bedelinin % 80'ine denk gelen kalan kısmının ürünlerin hazır olduğuna dair bildirimin davalı tarafından yapılması üzerine, ödenmesinin kararlaştırıldığını; müvekkilinin birinci ödemeyi 30.10.2019, ikinci ödemeyi 27.12.2019, son ödemeyi de 04.06.2020 tarihinde 272.000,00 Euro olarak davalıya banka aracılığıyla gönderdiğini; birinci set yağmurlama sisteminin 21.08.2020, birinci set su püskürtme sistemi ve yüksek basınçlı yangın söndürme sisteminin 31.12.2020, yine bir set su püskürtme sistemi ile bir set yüksek basınçlı yangın söndürme sisteminin 08.03.2021 ve bir set yağmurlama sisteminin 25.06.2021 tarihinde teslim ettiğini; oysa sözleşmenin 4.2 maddesine göre, ilk ödeme tarihinden 8 hafta sonra davalı tarafın tedarik etmesi gerektiğini; ilk ödemenin 30.10.2019 tarihinde gerçekleştiğini; 8 haftalık tedarik süresinin 25.12.2019 tarihine denk geldiğini; sözleşmenin 10.1 maddesi uyarınca tedarikçinin alıcıya her gecikme günü için mal bedeli üzerinden % 0,1 cezai şart ödemekle yükümlü olduğunu, yukarıda açıklanan teslim tarihlerine göre, toplam 135.225,00 Euro tutarındaki cezai şartın ödenmesini ve her bir ürün grubu için teslimat tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili 28.02.2024 tarihli cevap dilekçesinde, özetle; Davacının müvekkili firmaya ödemediği bedele ilişkin ödeme talimatının dava dosyası içerisine koyarak mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını; 04.06.2020 tarihli ödeme talimatındaki bedelin müvekkili firmaya hiçbir zaman gönderilmediğini; sözleşmeye karşı tarafın hiçbir zaman uymadığını; birinci ödemenin iddia edildiği gibi 30.10.2019'da değil aşağıda açıklanacağı üzere 08.11.2019 tarihinde yapıldığını; 30.10.2019'da bir ödeme gelmiş ise de, bunun tarafların daha önceki ticari ilişkilerinden kalan bakiye olduğunu; banka açıklamasında hiçbir şekilde ödemenin sözleşmeden kaynaklı olduğunu yazmadığını; karşı tarafın ödeme talimatı olarak sunduğu belgedeki açıklamanın müvekkili banka kayıtlarında hiçbir şekilde yer almadığını; doğal olarak önceki bakiye borcun ödenmesi olarak değerlendirildiğini; ödeme için en azından bir banka kaydı sunulması veya ticari defter incelemesi yapılması gerektiğini; sunulu belgelerin gerçeği yansıtmayan hiçbir resmi niteliği olmayan belgeler olduğunu; 2. Taksitten sonra karşı tarafın dolandırıldığını iddia ederek ödemeyi ilgisiz bir İBAN'a gönderdiğini müvekkiline söylediğini; dava dilekçesinde de belirtildiği üzere, taraflar arasında 2 gemi için toplam 6 sistem tedarikinin kararlaştırıldığını; karşı tarafın dosyaya sunduğu sözleşmede açıkça yazıldığı üzere, malzemenin tesliminin ödemenin yapılmasına bağlı olduğunu; karşı tarafın ödemeyi zamanında yapmaması sebebiyle, müvekkilinin malzemeleri depoda bekletmek zorunda kaldığını; hatta karşı tarafın bu gecikmesi nedeniyle, depo bedeli ödenmesi konulu sözleşme bulunduğunu; bu sözleşmenin Ticaret Bakanlığı'nın gönderdiği evraklar içinde yer aldığını; bu kapsamdaki hakları nedeniyle, arabuluculuk yoluna başvurulduğunu; davacının ilk ödemeyi 08.11.2019, ikinci ödemeyi 30.12.2019 tarihinde yaptığını; karşı tarafın 4 haftalık taahhüt süresini aştığını; buna rağmen müvekkilinin malzemelerin tamamının hazır olduğunu karşı tarafa mail yoluyla bildirdiğini; bu aşamadan sonra teslim öncesi davacı firmanın % 80'lik bakiyeyi ödemesi gerektiğini; ancak ödenmesi gereken % 80'e tekabül eden 272.000,00 Euro'nun ödemesi taksitler halinde 30.06.2021 tarihine kadar peyderpey yapıldığını; bu hususun Bakanlıktan talep edilecek belgeler ile teyit edilebileceğini; % 80'lik 272.000,00 Euro yönünden müvekkiline bir swift gönderdiğini; ancak müvekkile ödemenin gelmediğinin görüldüğünü; karşı tarafın başka bir firma tarafından dolandırıldığını; müvekkili firmanın mail adresine benzeyen bir Mail adresi vasıtasıyla mailleştiğini --- bir firmaya ait İBAN'a paranın gönderildiğini; buradan ise para iade gelince bu sefer dolandırıcının ----- bankasına gönderdiğini ve tüm parayı buraya ilettiğinin ifade edildiğini; müvekkili firmanın bunun üzerine işlemin Türkiye'de soruşturulmasını istediği için bir suç duyurusunda bulunduğunu; ancak dolandırılan taraf olmadığı için takipsizlik kararı verildiğini; soruşturma kapsamında 272.000,00 Euro'nun müvekkili firmaya gönderilmediğinin açıkça tevsik ettiğini; öte yandan sözleşmenin temsil ve izama yetkili kişiler tarafından imzalanmadığından geçerli olmadığını; daha sonra müvekkile ödeme yapılmadan ürünlerin teslimi konusunda baskı yapıldığını; daha sonra kalan meblağın karşı tarafça sözleşme kurallarına uyulmaksızın 4 taksitte ödendiğini; ödenen kısımlara ilişkin teslimatlarında gecikmeksizin yapılmadığını; her bir ödeme akabinde bu bedele tekabül eden ürünlerin teslimat için hazırlandığını; bu hususun gümrük belgeleriyle sabit olduğundan bahisle verinde olmayan davanın reddini talep etmiştir. GEREKÇE VE SONUÇ:Dava sözleşmeden kaynaklı alacak talebine ilişikndir. Uyuşmazlık taraflar arasında akdedilen sözleşmede belirlenen ürünlerin zamanında teslim edilip edilmediği ve davacının cezai şarta hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. Ceza koşulu Yargıtay -----. Hukuk Dairesinin ----- karar sayılı ilamında ayrıntılı olarak belirtildiği üzere; Ceza koşulu borçlunun, asıl borcunu ilerde, hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle ceza koşulu, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edimdir. Borçlu ceza koşulu ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının şümulünü ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Cezai koşulunun kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da ceza koşulu kararlaştırılabilir (----. Ceza koşulunun esas itibariyle iki temel amacı (işlevi) bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlâli hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, ceza koşulunun diğer bir amacı da, ifayı engelleyen ceza koşulunda (dönme/fesih cezasında) borçlunun ceza koşulunu ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır ---- Ceza koşulu, 6098 sayılı Kanun'un 179–182 nci maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasında seçimlik ceza koşulu düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere ceza koşulu vaad edilmiş ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da ceza koşulunun ödenmesini isteyebilir. Seçimlik ceza koşulunda alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini talep eder. Seçimlik ceza koşulunda alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de cezai şartın ödenmesini isteyemeyecektir.Görüldüğü üzere burada seçimlik bir hak söz konusu olup, alacaklı ancak ya asıl borcun ifasını ya da ceza koşulunun ödenmesini isteyebilir; alacaklı aynı anda hem asıl borcun ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini kural olarak isteyemez. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, asıl borcun sonraki imkânsızlık nedeniyle ifa imkânının ortadan kalkması hâlinde, alacaklıya tanınmış olan bu seçim hakkı bir anlam ifade etmez. Asıl borcun ifası imkânsız olduğunda, alacaklı koşulları varsa yalnızca tazminat isteme hakkına sahip olur. Buna göre alacaklı, ya zararının tazmin edilmesini ya da ceza koşulunun ödenmesini ister. Buradaki “seçimlik” ifadesinden, ceza koşulu ile asıl borç arasındaki ilişkinin, seçimlik borçlarda yer alan birden çok edim arasındaki ilişkiye benzediği sanılmamalıdır. Asıl borç ile ceza koşulu arasında gerçek anlamda bir seçimlik borç (alacak) ilişkisi söz konusu olmayıp, yalnızca alacaklıya tanınmış bir seçim hakkı söz konusudur. Bunun önemi şu noktada ortaya çıkar: Borçlu asıl borcun ifasıyla yükümlü olmakla birlikte, alacaklı asıl borcun ifasından vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini istediğini borçluya bildirebilir. Borçlu ceza koşulu kendisinden istenmedikçe yalnız asıl borcu ifa edebilir. Bu seçim hakkı, teknik anlamdaki seçimlik borçtan (alacaktan) farklıdır---- İkinci fıkrada düzenlenen ifaya ekli ceza koşulunda ise alacaklı, açıkça feragat etmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilir. Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen ceza koşulu ise maddenin üçüncü fıkrada hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun ceza koşulunu ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat yetkisi saklı tutulmuştur. Böylece borçlu alacaklı ile yaptığı anlaşmada dilerse sözleşmeden dönmeyi ve alacaklıya sadece ceza koşulu ödemeyi kararlaştırabilir. Bu tür ceza koşulunda borçlu cezayı ödemek suretiyle sözleşmeden dönebileceği gibi, alacaklı da sadece ceza koşulunun ödenmesini talep edebilir. Bu durumda artık alacaklı borçludan asıl edimin ifasını isteyemeyecektir. Seçimlik ve ifaya eklenen ceza koşulu, borçlunun borcunu ihlâl etmesine karşı alacaklıya bir talep hakkı sağlarken, dönme cezası borcun ihlâli koşulu aranmaksızın, belirli bir meblağı ödemek suretiyle borçluya sözleşmeyi sona erdirme imkânı verir. Borçlu, borca aykırı davranışı bulunmasa bile, ceza koşulunu ödeyerek sözleşmeyi ortadan kaldırabilir. Burada asıl borcun ifasının yerini dönme (fesih) cezası almaktadır. Bundan dolayı dönme cezasının, asıl borcun alacaklı lehine ifasını teminat altına almak gibi bir işlevinin bulunmadığı, aksine onu zayıflatıcı rol oynadığı söylenebilir. Gerçekten, “borcumu ifa etmekten vazgeçersem 1.000,00 TL ödeyeceğim” ifadesinde yerini bulan dönme cezasında asıl borcun ifasının teminat altına alınması suretiyle alacaklının hukuki durumunun güçlendirilmesi değil, aksine dönme cezasını ödemek ve sözleşmeden dönmek (veya sözleşmeyi feshetmek) suretiyle borçlunun durumunun iyileştirilmesi söz konusudur -----Mahkememizce alınan 05/02/2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle: (2) sayılı bentte tanıtılan uyuşmazlık konuları kapsamında, (3) sayılı bentte uygulanacak hukuka ilişkin işaret edilen durum saklı kalmak kaydıyla Türk Hukukuna göre sözleşmedeki kararlaştırmanın nitelendiği; buna göre, Kararlaştırmanın ifaya ekli cezai şart olduğu; en son ürünün 16.06.2021 tarihinde sevk edildiği; davacının teslim alırken ya da ifa öncesinde doğmuş bulunan gecikme cezası isteme hakkını saklı tuttuğuna ilişkin bildirime dosya içerisinde rastlanılmadığı; tanıtılan yüksek yargı uygulamasına ve davanın en son teslimden yaklaşık 2 yıl sonra açılmasına göre cezai şart isteme hakkının düşüp düşmediğinin nihai takdirin Sayın Mahkeme'ye ait olduğu; (5/A) sayılı bentte taraflar arasındaki kararlaştırma hükümlerinin ve buna göre oluşması gereken sevk tarihi ve ödemelerin aksama durumunun birlikte irdelendiği; somut olay özelinin (5/B) sayılı bentte yapılan incelemesinde, açıklanan nedenlerle ve işaret edilen durumlar saklı kalmak kaydıyla davacının isteyebileceği cezai şart tutarının 112.439,00 Euro olarak hesaplandığı; Davacı alacağının her bir ürün grubu için teslimat tarihinin itibaren ticari avans faiziyle tahsil talebinde bulunmuş ise de, TBK.m.117/1 hükmü dikkate alınarak ve alacağın cinsi de gözetilerek 3095 sayılı m.da hükmü uyarınca, Euro cinsinden Devlet bankalarında açılacak 1 yıla kadar olan vadeli mevduatlara uygulanan faiz oranlarının dava tarihinden itibaren yürütülmesinin istenebileceği İşaret edilen hususlar ile tüm delillerin takdiri ve hukuki değerlendirmenin tamamı Sayın Mahkeme'ye ait olmak üzere görüş ve kanaatine varılmıştır.Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında iddia, savunma, taraflar arasında akdedilen sözleşme maddeleri, davanın açılış zamanı, en son ürünün 16/06/2021 tarihinde gönderilmesi ancak davacının teslim alırken çekince koymadığı, cezai şart hakkını saklı tuttuğuna dair bir belgenin de dosyaya sunulmadığı, Türk Borçlar Kanunu'nu 179/2 ikinci fıkrada düzenlenen "ifaya ekli ceza koşulunda ise alacaklı, açıkça feragat etmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilir" hükmü, davalı savunması ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında iddia konusu alacağın oluştuğunun ispatlanamadığı anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM:1-DAVANIN REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 47.987,36 TL'nin mahsubu ile 47.255,36 TL'nin kararın kesinleşmesi ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 407.296,82 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa ödenmesine,4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Davalının tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,6-Davacı tarafça yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333 maddesi uyarınca kesinleştiğinde davacıya iadesine,Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde HMK 345 Maddesi gereğince ---- BAM nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.