İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, çalıntı çek iddiasıyla açılan menfi tespit davasında icra takibinin durdurulması ve ispat yüküne ilişkin istinaf başvurusunu inceledi.
Özet: Bir şirket, çalıntı ve sahte ciro taşıdığını ileri sürdüğü bir çek nedeniyle kendisine karşı başlatılan icra takibine karşı menfi tespit davası açarak, çek için ödeme yasağı alındığını ve çek iptal davası açıldığını belirterek borçlu olmadığını savunmuş; davalı faktoring şirketi ise işlemin hukuka uygun olduğunu, keşidecinin sorumluluğunun devam ettiğini ve senedin rızası dışında elden çıktığı iddiasının ispat yükünün davacıda olduğunu belirtmiş, mahkeme de uyuşmazlığın çalıntı/sahte çek iddiasına dayalı borçsuzluk tespiti olduğunu ve borçlu olunmadığına dair ispat yükünün davacıya ait olduğunu vurgulamıştır.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/158
KARAR NO : 2026/914
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/11/2022
NUMARASI : 2022/526 Esas 2022/944 Karar
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ : 09/04/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 09/04/2026
Davacı vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...şirketi tarafından kötü niyetli olarak icra takibi açılmış olduğu, bahse konu olan 16.04.2022 tarihli 0098852 nolu çekin çalıntı bir çek olduğu, ... şirketi tarafından bu çeke yönelik ödeme yasağı alındığı, çek iptali davası açıldığı ve yargılamanın devam ettiği, .... şirketiyle ticari ilişkilerinden kaynaklı olarak kesilmiş bir çek olduğunun her türlü delille ispat edilecek neticede olduğu ve devam eden bir ticaretlerinin olduğu, davalı ve diğer cirantaların çalıntı çekle işlem yaptıkları ve aralarında herhangi bir ticari ilişkinin olmadığı, davalı tarafından ödeme yasağı görülmüş olmasına rağmen kötü niyetli olarak İzmir 10. İcra Müdürlüğü’nün 2022/6482 Esas sayılı dosyası ile çekin icra takibine konulduğu, bahsi geçen çekten ötürü müvekkilin herhangi bir borcu bulunmadığı, takibe dayanak çekte müvekkilin borçlu olmadığının tespiti ile davanın kabulü ile takibin müvekkil yönünden durdurulmasına ve iptaline, dava sonuçlanıncaya kadar tedbiren durdurulmasına, haksız olan alacaklı-davalının asıl alacağının %20′ sinden aşağı olmamak üzere tazminata, alacağın %10'u oranında para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dilekçesinde yer verdiği iddiaların mesnetsiz olduğu, her türlü hukuki yarardan yoksun olduğu, zira öncelikle davacı yan tarafından taraflarına yöneltilmiş bir husumetin mevzu bahis olmadığı, çekte keşideci konumunda bulunan davacı yanın ikame ettiği davasında çekin kendi tarafından borca karşılık keşide edildiğine dair beyanı karşısında çekte imzaların bağımsızlığı ilkesi gereğince çekteki imza lehtara ait olmasa dahi ciro silsilesinde yer alan ciranta ve diğer keşidecinin sorumluluğunun devam edeceğinin izahtan vareste olduğu, ödemeden men yasağının takibe girişilmesi önünde engel bulunduğu iddiasının abesle iştigal olduğu, müvekkil şirketin tüm mevzuat hükümlerine uygun bir şekilde faktoring işlemini gerçekleştirdiği, ispat yükünün davacıda olup, davacının senedin rızası hilafına elinden çıktığını ve senedi elinde bulunduran şahsın kötüniyetli ve iktisabında ağır kusurlu olduğunu ispat etmesi gerektiği, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMECE: "...,Uyuşmazlığın, davacı tarafça keşide edilen davaya konu çekte dava dışı lehtarın cirosunda bulunan imzası ve kaşesi taklit edilmek suretiyle sahte olduğundan çalıntı olduğu iddiasıyla davacının bu çek nedeniyle sorumlu olmadığı ve menfi tespiti hususlarında toplandığı görülmüştür.
Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki yararın bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ispat yükü” başlıklı 190. maddesinin 1. fıkrasında yukarıdaki düzenlemeye paralel olarak ispat yükünün kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olacağı belirtilmiştir. Her somut olaydaki maddi vakıaya göre lehine hak çıkaran taraf ve ispat yükü şekilleneceğinden, maddî hukuk kuralına ilişkin bu vakıaların doğru ve net bir şekilde belirlenerek ortaya konulması gerekmektedir. Alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2022/6482 Esas sayılı takip dosyası, İzmir 13.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2022/367 Esas sayılı dosyası, İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/150 Esas sayılı dosyası, Büyükçekmece C.Başsavcılığı'nın 2022/37517 soruşturma sayılı dosyası UYAP üzerinden getirtilerek incelenmiş, İzmir 13.İcra Hukuk Mahkemesi'nde davacı tarafından davalı aleyhine açılan icra takibi borca itiraz davasının 06/10/2022 tarihinde takipsiz bırakılmakla işlemden kaldırıldığı görülmüştür.
Mahkememizin 01/07/2022 tarihli ara kararı ile davacı tarafın ihtiyati tedbir isteminin İ.İ.K'nun 72(3) maddesi uyarınca kabulüne karar verilmiş olup, dosyamıza yatırılan teminat yada sunulan teminat mektubu olmadığından tedbir uygulanmamıştır.
TTK'nın 687. maddesi gereğince, "Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan defileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun." düzenlemesi ile 792.maddesinde, hamilin çeki kötü niyetle iktisap etmiş olması veya iktisapta ağır bir kusurunun bulunması gerektiği düzenlemesi mucibince takip dayanağı çekin keşidecisi olan davacının çekin lehdara verildiği ve lehdarın çeki çaldırdığı yönünde ileri sürdüğü defilerin lehtar ile kendi arasındaki şahsi ilişkiye dayalı defiler olduğu, çekin son yetkili hamili alacaklıya karşı bu şahsi defilerin ileri sürülebilmesi için çekin kötü niyetle iktisap edilmiş veya iktisapta ağır bir kusurunun bulunduğuna dair delilin bulunması gerektiği, buna dair dosya kapsamında herhangi bir delilin bulunmadığı, davacı tarafından ileri sürdüğü iddiaların ispat edilemediği anlaşılmakla davanın, kötü niyet tazminatının, para cezası talebinin reddine, aynı zamanda davacı tarafça teminat yatırılmadığı ve tedbir uygulanmadığından davalı vekilinin kötü niyet tazminatının da reddine karar vermek gerekmiştir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi Dosya No: 2022/79 Karar No: 2022/1171)" gerekçesi ile; "Davanın REDDİNE" şeklinde karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı davacı vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davacı vekilleri istinaf dilekçesinde özetle; davalı .... AŞ tarafından kötü niyetli açılmış olan icra takibine karşılık bu davayı açtıklarını, bahse konu 16/04/2022 tarihli çekin.... şirketiyle ticari ilişkilerinden kaynaklı olarak kesilmiş bir çek olduğunu, çeki kaybetmesinden ötürü .... tarafından çekin zayi davası açıldığını ve ödeme yasağı alındığını, yargılaması devam eden bir çek niteliğinde olduğunu ayrıca her türlü delille ispatlanabilecek bir nitelikte olduğunu, her ne kadar takip konusu çek ile işlem başlatan şirket davalı .... AŞ olduğu görülse de çekteki cirantalarının tamamının HMK 59.maddesine göre mecburi dava arkadaşı olarak eklenmesi ve bunun da haklı davalarının kabulü yönünden çok önemli bir husus olduğunu belirttiklerini, davalı tarafından ödeme yasağı görülmüş olmasına rağmen kötü niyetli olarak icra takibine konulan ve uygulanan bu işlemin müvekkilinin ticari itibarını zedeleyecek duruma düşürdüğünü, ticari defterlerinin incelenmesi durumunda ... Şirketi ile devam eden bir ticaretlerinin olduğunu, davalı ve diğer cirontoların çalıntı çekle işlem yaptıklarının ve aralarında herhangi bir ticari ilişkinin olmadığının anlaşılacağını, müvekkilinin lehtar ...dışında cirantaların hiçbirini tanımadığını istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, çeke dayalı icra takibine karşı menfi tespit istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanununun 9. maddesinde;
" 2) Faktoring şirketi Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş fatura ile tevsik edilemeyen alacaklar ile Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde tevsik edilemeyen mal veya hizmet satışına bağlı doğacak alacakları devir alamaz veya tahsilini üstlenemez. Aynı faturaya dayalı birden çok faktoring şirketine yapılan kısmi temliklerin toplam tutarı fatura tutarını aşamaz.
(3) Bir kambiyo senedinin ciro yoluyla faktoring şirketine devri hâlinde, kambiyo senedinden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri faktoring şirketine karşı ileri süremez; meğerki, faktoring şirketi kambiyo senedini iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun." düzenlemesi bulunmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/(19)11-259 esas, 2022/426 karar sayılı emsal ilamında;
"13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “Faktoring (Factoring)” kavramı üzerinde durulması ve kurum olarak nasıl islediğinin açıklanmasında fayda bulunmaktadır.
14. Türkiye’de faktoringin gelişmesi 1980 sonrası dışa açık ekonomi politikaları ve ihracata dayalı sanayileşme stratejileriyle paralellik göstermektedir.
15. Ülkemizde kısa bir geçmişi olduğu hâlde hızlı bir gelişme gösteren faktoring hakkında 13.12.2012 tarihine kadar müstakil bir yasa yürürlüğe konulmamış, faktoring işlemleri, önceleri 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanılarak 1994 yılında yayımlanan "Faktoring Şirketlerinin Kuruluş ve Esasları Hakkında Yönetmelik", daha sonra da 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile faktoring şirketlerinin kuruluş ve faaliyet izni ve denetim yetkisinin BDDK’ya verilmesi üzerine BDDK tarafından çıkarılan ve 10.10.2006 tarihli ve 26315 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmelik" hükümleri çerçevesinde düzenlenmiştir. Ancak, anılan yönetmelik hükümleri ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğu için 23.11.2012 tarihinde 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kabul edilmiş ve 13.12.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir (Saraç, Şükrü: Yargıtay Kararları Işığında Faktoring, Ankara 2013, s. 43). Bu Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra ise, 24.04.2013 tarihli “Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik” yayımlanmıştır. Şu anda ülkemizde faktoring işlemleri, 6361 sayılı Kanun ve bu Kanun’a dayalı olarak çıkartılan Yönetmelik ve diğer mevzuat hükümlerine göre yapılmaktadır.
16. Factoring (mevzuatta kullanılan şekliyle Faktoring) Latince “Factor” kelimesinden türetilmiştir. Faktoring; “Müşterinin üçüncü şahıs olan borçlu karşısındaki mal tesliminden veya işgörme/hizmet ediminden ileri gelen alacaklarının karşılığını, alacağın tahsilinden önce avans olarak ödeyerek alacağın tahsil edilmemesi riskinin ve müşteri için borçlunun muhasebesinin tutulması, ihtar işlemleri gibi işgörme/hizmet edimlerinin üstlenilmesi suretiyle devir ve satın alınması” olarak tanımlanmaktadır (Kocaman Arif: Faktoring İşlemlerinin Hukuki Niteliği, Ankara 1992, s. 21).
17. Türk Hukuk Lûgatında da vadeli mal satışı yapan işletmelerin bu satışlardan doğan alacaklarının finans kurumunca satın alınması olarak tanımlanmış ve böylece tahsil rizikosunun satın alan firmaca yüklenildiği dile getirilmiştir. (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 41).
18. Faktoring’in amacı, firmalara satışlarının ve kârlarının artması konusunda yardımcı olmaktır.
19. Kapsam olarak faktoring; bir mali kuruluş (factor/faktor) ile ticari borçlular (müşteriler) ve mal satan veya hizmet arz eden bir ticari işletme arasında (satıcı) üç taraflı bir sözleşme olup, genelde rücu hakkı olmaksızın alıcının borçlularının hesap hasılalarını factor satın alır ve bu suretle müşterilere tanınan kredileri kontrol altında tuttuğu kadar, muhasebe ve tahsilatını da yürütür.
20. Faktoring işleminin üç tarafı vardır. Bunlar;
a) Müşteri (firma): Faktoring hizmetlerini talep eden ve alacaklarını faktoring şirketine devreden (satan) işletme,
b) Faktoring Şirketi (Factor): Müşterinin alacaklarını devir ve satın alarak karşılığında nakit olarak ödeyen şirket,
c) Borçlu: Müşterinin alacaklı olduğu kişi veya işletmedir.
21. Faktoring hizmetleri ise; kredi riskini karşılama; tahsilat ve muhasebe; fonlardan avans, şeklinde özetlenebilir.
22. Faktoring şirketlerinin yapamayacakları iş ve işlemler 6361 sayılı Kanun’un 9. maddesinde düzenlenmiş olup anılan maddede;
“Faktoring şirketi Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş fatura ile tevsik edilemeyen alacaklar ile Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde tevsik edilemeyen mal veya hizmet satışına bağlı doğacak alacakları devir alamaz veya tahsilini üstlenemez. Aynı faturaya dayalı birden çok faktoring şirketine yapılan kısmi temliklerin toplam tutarı fatura tutarını aşamaz.”
hükmüne yer verilmiştir.
23. Bu düzenlemenin, uygulamada bir kısım boş ve hileli kambiyo senetlerinin, faktoring şirketlerince ciro yolu ile devralınmasının engellenmesi amacıyla sevkedildiği anlaşılmaktadır. Kanun hükmünde belirtilen koşullara uygun bir faktoring işlemi gerçekleştirilmediğinde, faktoring şirketi kambiyo senedinin yetkili hamili olmamaktadır. 6361 sayılı Kanun’un 9/2. maddesi, kamu düzenine ilişkin emredici bir hüküm olduğundan, mahkeme tarafından re'sen dikkate alınmalıdır.
24. Kanun’da açıkça, faktoring şirketlerinin kambiyo senedine dayalı olsa bile, bir mal satışından veya hizmet arzından doğmayan alacakları devralamayacakları düzenlenerek, kambiyo senedinin içerdiği hakkın soyutluğu ilkesi ortadan kaldırılmıştır. Buna göre faktoring şirketleri, ancak bir mal satışından ya da hizmet arzından doğan alacağın ifası için verilen kambiyo senetlerini, ciro ve teslim yolu ile devralabilmektedirler. Burada kambiyo senedindeki hakkın devri için yapılan ciro ve teslim, alacağın devrinin hukukî sonuçlarını doğurmaktadır. Senet borçlusu, faktoring işleminden haberdar olduğu andan itibaren, faktoring müşterisine karşı ileri sürebileceği şahsî def’ileri, faktöre karşı da ileri sürebilmektedir.
25.Şahsî def’ilerin faktoring şirketine karşı ileri sürülebilmesi, işlemin taraflarının, kambiyo ilişkisinin sıralı tarafları olmasına bağlıdır. Buna göre, senedi düzenleyen ya da keşideci, lehtar ile faktoring şirketi arasında faktoring sözleşmesinin bulunması ve senedin de ciro ve teslim yolu ile lehtardan faktoring şirketine geçmesi hâlinde, lehtar ile arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan şahsî def'îleri, faktoring şirketine karşı ileri sürebilmektedir. Ciro ve teslim yoluyla devraldığı bir senedi, aradaki temel ilişki nedeniyle devreden borçlu, senedi kendisinden devralan ile faktoring şirketi arasında faktoring sözleşmesinin bulunması ve senedin, ciro ve teslim yoluyla kendisinden devralandan faktoring şirketine geçmesi hâlinde, temel ilişkiden kaynaklanan şahsi def’ileri faktoring şirketine karşı ileri sürebilmektedir.
26. Az önce bahsedildiği üzere; uyuşmazlık çıkaran kambiyo borçlusunun, faktoring işleminin taraflarından biri olup olmadığının 6361 sayılı Kanun’un 9/2. maddesi hükmünün değerlendirilmesi yönünden bir önemi yoktur. Yani menfi tespit davası açan kambiyo borçlusu, faktoring işleminin dışında kalan keşideci veya cirantalardan biri olsa bile son ciranta tarafından faktoring sözleşmesi çerçevesinde faktoring şirketine ciro yoluyla devredilmiş olan bir senetten dolayı da mutlaka 6361 sayılı Kanun’un 9/2. maddesinde aranan koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun mahkemece re'sen gözetilmesi gerekmektedir. Şahsi def’ilerin faktoring şirketine karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği sorunu ise belirtilen bu ön sorun aşıldıktan sonra gündeme gelebilecektir. Yani bono veya çekin faktoring şirketine ciro yoluyla temliki işleminin 6361 sayılı Kanun’un 9/2 maddesinde aranan koşullara uygun olduğunun saptanması hâlinde kambiyo borçlusunun kendi akidine karşı ileri sürebileceği şahsi def'îleri faktoring şirketine karşı da ileri sürüp süremeyeceği tartışılıp değerlendirilebilecektir.
27. Özetlemek gerekirse; faktoring işlemi içinde yer alan kambiyo borçlusu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 188/1. maddesi uyarınca temlik eden durumundaki önceki alacaklısına yani satıcı firmaya (müşteriye) karşı ileri sürebileceği def’i ve itirazları faktoring şirketine karşı da ileri sürebilir. Burada 6361 sayılı Kanun’un 9/2. maddesi uyarınca kambiyo senedi sebebe bağlandığından kambiyo senetlerinin soyutluk ve kamu güvenliği ilkesi ortadan kalkacak ve bunun sonucu olarak şahsi def'îlerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için 6361 sayılı Kanun’un 9/3. maddesinde öngörülen "bile bile borçlunun zararına hareket etmesi” koşulu aranmayacaktır. Zira, 6361 sayılı Kanun’un 9/2. maddesi uyarınca kambiyo senedindeki alacağın mutlaka bir mal veya hizmet satışından kaynaklanması gerekmekte ve senetteki alacak sebebe bağlanmaktadır. Sebebe bağlanan bu alacağın faktoring şirketine devri ciro yoluyla olmakla birlikte işlemin temelinde alacağın temliki hükümleri yatmaktadır.
28.Çek/senette ciro zinciri içinde yer almakla birlikte faktoring işlemi içinde yer almayan kambiyo borçlusunun durumunun TBK’nın 188/1. maddesine göre değil 6361 sayılı Kanun’un 9/3. maddesi hükmüne göre değerlendirilmesi gerekmektedir. " şeklinde gerekçeye yer verilmiştir.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillere, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, çekin 3.şahıslar tarafından ibrazı halinde çek bedelinin muhatap banka tarafından ödenmemesine yönelik tedbir kararının icra takibine girişilmesine engel olmamasına, davalı faktoring şirketince çek tutarını aşmayacak şekilde çeki tevsik eden belge sunulduğunun, davalının çeki bile bile kötü niyetle iktisap etiği veya iktisapta ağır bir kusurunun bulunduğu ispatlanmadığının anlaşılmasına göre davacı vekillerinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1,b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/11/2022 tarih, 2022/526 Esas ve 2022/944 Karar sayılı kararına karşı davacı vekillerinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 732,00 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 651,30 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 09/04/2026