İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin, alt yüklenici araç sözleşmelerinden doğan cezai şart ile ilgili menfi tespit davasında Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi kararının istinaf incelemesi.
Özet: Alt yüklenici araç sözleşmelerinden doğan ticari bir ihtilafta, davacı taraf, davalının kötü niyetli davranışları neticesinde sona eren sözleşmelerdeki cezai şartın haksız ve fahiş olduğunu ileri sürerek aleyhindeki icra takiplerinde borçlu olmadığının tespiti ile kötü niyet tazminatı talep ederken; davalı taraf ise davacının sözleşmeyi ihlal ettiğini ve cezai şartın ticari teamüller gereği indirim yapılmaksızın geçerli olduğunu savunarak davanın reddini ve kendi lehine kötü niyet tazminatını istemiş, yerel mahkemenin davanın kısmen kabul kısmen reddine dair kararı her iki tarafça istinaf kanun yoluna taşınmıştır.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/81
KARAR NO : 2026/1004
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/09/2022
NUMARASI : 2022/126 Esas 2022/1293 Karar
DAVA : MENFİ TESPİT
KARAR TARİHİ : 16/04/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 16/04/2026
Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/126 Esas ve 2022/1293 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dilekçesinde özetle : Müvekkili ile davalı şirket arasında alt -yüklenici taşeron araç sözleşmeleri bulunduğunu, taraflar arasında yapılan servis işletmeciliği işi gereğince müvekkilinin söz konusu işi yapmak , davalı yanında yapılan bu işe karşılık anlaşılan tutar üzerinden bedeli müvekkile ödemek zorunda olduğunu, müvekkilinin kendisine düşen edimini yerine getirmesine rağmen, karşı yanın kendisine düşen edimi yerine getirmediğini, müvekkilinin verdiği hizmet bedelini ödemediğini, buna istinaden müvekkilinin, davalı aleyhine Manisa 1. İcra Müdürlüğünün 2020/5046 sayılı dosyası ile borcun tahsili için icra takibine giriştiğini , davalı tarafça borca itiraz edilerek ve takibin durdurulduğunu, bu itiraz neticesinde, müvekkili tarafından Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/356 esas sayılı itirazın iptali davası açıldığını ve davanın derdest olduğunu, davalı şirketin müvekkili aleyhine 2. İcra müdürlüğünün 2021/4300-4301-4299-4298 esas sayılı dosyaları ile alt yüklenici -taşeron araç sözleşmelerinin cezai bedeli olarak icra takibi başlattığını, itiraz üzerine 2021/4301 esas sayılı icra takip dosyasında takibin durduğunu, diğer icra takiplerinin devam ettiğini, davalı tarafça başlatılan icra takiplerinin, taraflar arasındaki alt -yüklenici taşeron araç sözleşmelerinin cezai şartına ilişkin olduğunu, taraflar arasındaki alt -yüklenici taşeron araç sözleşmelerinin davalının kötü niyetli ve haksız olarak sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle sona ermesi sebebiyle ceza koşuluna dayalı haksız talepte bulunulmasının hukuka ve ahlaka aykırılık teşkil ettiğini, ayrıca sözleşmelerdeki cezai şart koşulunun müvekkilinin ekonomik yönden mahvına sebebiyet verecek ölçüde yüksek olduğunu belirterek, davacının Manisa 2. İcra Müdürlüğü'nün 2021/4300-4298-4299 sayılı takip dosyalarında ki alacakların tamamına ilişkin borçlu olmadığını tespitine ve davalı aleyhine % 20 den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında özetle : Davalının, davacı tarafın bünyesinde kendi aracını işletmekte olduğunu, davacı tarafın sözleşmeye aykırı olarak fatura düzenlediğini, müvekkilinin, iade faturası düzenleyerek faturaları davacı tarafa tebliğ ettiğini , davacı tarafın iade faturalarına karşı çıkarak , müvekkili şirket bünyesinde çalışan aracını servise göndermeyeceğini beyan ettiğini, davacı şirketin sözleşmenin 3. Maddesine aykırı davranarak, müvekkili şirketi zarara uğrattığını, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin davacının kusuru nedeniyle sona erdiğini, taraflar arasında belirlenen cezai şarta göre alacaklının müvekkili şirket olduğunu, ticari işlerde cezai şartın indirilmesinin kural olarak kabul edilmediğini, davacı tarafın, sözleşme akdedilirken miktarın yüksek olup olmadığını değerlendirmesinin gerektiğini, bu nedenle davacı tarafın cezai şartın fahiş olduğuna yönelik iddialarının reddinin gerektiğini savunarak davanın reddine ve davacı aleyhine % 20 den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesinie karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Manisa 2. İcra Müdürlüğü'nün 2021/4300-4298-4299-4301 esas sayılı takip dosyaları , oda kayıtları, vergi kayıtları getirtilmiş, ticaret sicil kaydı incelenmiş, mahkememiz 2021/356 sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporunun bir örneği dosya içerisine alınmış ve davalı tanığı dinlenmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Manisa 2. İcra Dairesinin 2021/4300 -4298- 4299 Esas sayılı icra takip dosyaları uyap üzerinden celp edilmiş ; 2021/4300 esas sayılı icra takip dosyanın incelenmesinde, davalı tarafından, davacı aleyhine, taraflar arasında .... plakalı araç için yapılan, 01/01/2019 ve 01/01/2022 tarihleri arasında geçerli olan sözleşme gereğince, 30.000,00 TL asıl alacak ve 13.740,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 43.740,00 TL toplam alacak, 2021/4298 Esas sayılı icra takip dosyanın incelenmesinde, davalı tarafından, davacı aleyhine, taraflar arasında ..... plakalı araç için yapılan, 01/01/2019 ve 31/12/2021 tarihleri arasında geçerli olan sözleşme gereğince 30.000,00 TL asıl alacak ve 13.740,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 43.740,00 TL toplam alacak ve 2021/4299 Esas sayılı icra takip dosyanın incelenmesinde, davalı tarafından, davacı aleyhine, taraflar arasında ..... plakalı araç için yapılan, 30/01/2019 ve 30/01/2020 tarihleri arasında geçerli olan sözleşme gereğince 30.000,00 TL asıl alacak ve 3.861,37 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 33.861,37 TL alacak nedeniyle, ilamsız takip yolu ile icra takibi başlatıldığı görülmüştür.
Manisa 2. İcra Dairesinin 2021/4301 Esas sayılı icra takip dosyaları uyap üzerinden celp edilmiş ; 2021/4301 esas sayılı icra takip dosyanın incelenmesinde, davalı tarafından, davacı aleyhine, taraflar arasında .... plakalı araç için yapılan, 01/01/2019 ve 31/12/2021 tarihleri arasında geçerli sözleşme gereğince, 30.000,00 TL asıl alacak ve 13.740,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 43.740,00 TL toplam alacak nedeniyle, ilamsız takip yolu ile icra takibi başlatıldığı ve takibe itiraz edildiği görülmüştür.
Davalı tanığı ..... duruşmada ki beyanında, davalı şirkette genel sorumlu olarak çalıştığını, davacının alt yüklenici olarak davalı şirket ile aralarında iş ilişkisi bulunduğunu, dava konusu olay ile ilgili davacının fazla fatura kestiğini , kendisinden puantajları göndermesini istediklerini, göndermediklerini, bunun üzerine davacı tarafın gönderdiği faturaya karşı iade faturası kestiklerini, davacı tarafında iade faturası kesildiği için sözleşmedeki maddelere aykırı olarak davalı firmadaki araçlarını çektiklerini , servise sokmadıklarını , mağduriyet yaşattıklarını beyan etmiştir.
Tüm dosya kapsamında bulunan delillerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, davanın, Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davası olduğu, taraflar arasında, davacıya ait ...., ..... ve ... plakalı, üç adet araca ilişkin alt yüklenici-taşeron araç sözleşmelerinin imzalandığı, taraf ve tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere, davacının, sözleşmelerin geçerli olduğu süre içerisinde, sözleşmeler gereğince üzerine düşen edimi yerine getirmediğini iddia ederek, davalı aleyhine Manisa 1. İcra Müdürlüğünün 2020/5046 sayılı dosyası ile icra takibine başladığı, bu takibe itiraz neticesinde, taraflar arasında mahkememizin 2021/356 esas sayılı dava dosyası ile itirazın iptali davası açıldığı, davanın derdest olduğu, davacının, bu gerekçeyle, sözleşmelerde plakası belirtilen araçlarını servisten çektiği, taraflar arasındaki sözleşmelerin 1.inci maddesinde, sözleşmenin ne şekilde sona ereceğinin düzenlendiği, buna göre, tarafların, sözleşmenin yürürlük tarihinin bitiminden sonra, sözleşmenin sonlandırılmasını isterlerse bitim tarihinden en az bir ay önce birbirlerine yazılı ihbarda bulunmalarının gerektiği, bulunmadıkları takdirde sözleşmenin bir yıl uzatılmış sayılacağı, ancak işveren olan davalının, araç sahibinin yüz kızartıcı suç işlemesi, sürücünün güvenli seyehat yetkisini kaybetmesi ve buna benzer hallerde hiç bir süreye tabi olmadan yazılı bildirimle sözleşmeyi sonlandırabileceğinin belirtildiği, sözleşmelerin ilerleyen maddelerinde, sözleşmenin usülsüz fesih edilmesi ve araçların göreve hazır bulundurulmaması halinde araç başına 30.000,00 TL cezai şart belirlendiği, taraflar arasındaki geçerli sözleşme hükümlerine göre, davacının sözleşme hükümlerine aykırı davrandığının taraf beyanları ve tanık beyanı ile sabit olduğu, bu durumda davalının her araç için, davacıdan, icra takip tarihleri itibarıyla 30.000,00 TL cezai şart talep edebileceği, davacının tacir olması ve basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olması ve cezai şart miktarının ekonomik yönden mahvına sebep olacağına dair davacı tarafça dosyaya delil sunulmaması dikkate alınarak, taraflar arasındaki sözleşmelerde, cezai şart miktarında indirim yapılmasının gerekmediği, davalının takip tarihi öncesinde davacıyı temerrüde düşürmediği, bu nedenle takip tarihi itibariyle davacı lehine işlemiş faiz alacağı doğmadığı..." gerekçesi ile, DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE; davacının Manisa 2. İcra Müdürlüğü'nün 2021/4300 Esas sayılı icra takip dosyasında 13.740,00.TL, Manisa 2. İcra Müdürlüğü'nün 2021/4299 Esas sayılı icra takip dosyasında 3.861,37.TL ve Manisa 2. İcra Müdürlüğü'nün 2021/4298 Esas sayılı icra takip dosyasında 13.740,00.TL borçlu bulunmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, mahkememizin 28.01.2022 tarihli ara kararı ile konulan ihtiyati tedbir kararı infaz edilmemiş bulunduğundan davalı lehine İİK nın 72/4 maddesi gereğince tazminata hükmedilmesine yer olmadığına, davalının kötü niyetle hareketle icra takibine başladığı ispat edilemediğinden davacının kötü niyet tazminatının REDDİNE, karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili ile davalı şirket arasında alt yüklenici-taşeron araç sözleşmeleri bulunduğunu, taraflar arasında yapılan "Servis İşletmeciliği" işi gereğince müvekkilinin taşıma işini yapmak, davalının da yapılan işe karşılık anlaşılan tutar üzerinden bedeli müvekkiline ödemek zorunda olduğunu, müvekkilinin verdiği hizmet karşılığında kestiği fatura bedellerinin davalı tarafından tam olarak ödenmemesi üzerine tahsili için davalı aleyhine 02.10.2020 tarihinde Manisa 1. İcra Müdürlüğü’nün 2020/5046 Esas sayılı takip dosyası ile icra takibi yaptığını, davalının haksız itirazı üzerine de Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/356 Esas sayılı dosyasında itirazın iptali davası açtığını ve halen derdest olduğunu, davalının ise müvekkili aleyhine alt yüklenici-taşeron araç sözleşmelerindeki cezai şart bedelinin haksız olarak tahsili için ayrı ayrı icra takibi başlattığını, müvekkilinin yaptığı işler karşılığı kesilen fatura bedellerinin davalı tarafından ödenmemesi üzerine aralarındaki sözleşme ve borç ilişkisinin sona erdiğini, sözleşmeyi ihlal edenin ve sona erdirenin davalı olması nedeniyle sözleşmenin fer'i niteliğindeki cezai şart isteminin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin yaptığı işin karşılığını alamadığı hakedişleri mevcut iken haklı sebeple işi yapmamasının tamamen hukuka uygun olduğunu, davalı tanığının şirket yetkilisi olduğunu, davalı tanığının müvekkili ile davalı şirket arasında yapılan sözleşmede alt yüklenicinin araçlarını 30 gün içerisinde yazılı tebligat yapmadan servislerden çekemeyeceği aksi takdirde alt yüklenicinin araç başına 30.000,00.TL cezai şart ödeyeceği ibaresi bulunduğu ve müvekkilin bu sözleşmeye aykırı davrandığı yönündeki beyanları tarafsızlığa gölge düşürdüğünü ve bu beyanların hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmelerdeki cezai şart miktarı, ekonomik yönden müvekkilinin mahvına sebebiyet verecek ölçüde yüksek olduğunu, bu hususun mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini, taraf vekalet ücretlerinin hatalı hesaplandığını, davalı lehine müvekkili lehine verilen vekalet ücretinden fazla hükmedilmesinin hak arama hürriyetine yapılan bir müdahale olduğunu, davalının kötüniyetli olduğunu ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuğun dava şartı olduğunu, arabuluculuğa başvurmadan açılan davanın öncelikle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının anlaşmaya aykırı olarak yüksek ücretli fatura düzenlediğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesindeki “servise çıkma yükümlülüğüne” davacının aykırı davranarak mutabık kalınan saatlerde servise çıkmaması üzerine servis hizmetlerinin aksadığını, müvekkili şirketin hem maddi, hem manevi hem de itibari olarak zarara uğradığını, davacının sözleşme bitim tarihinden önce sözleşmeyi haksız feshettiğini, sözleşmenin 9., 24., 25., ve 26. maddeleri de dikkate alınarak sözleşmenin 9. maddesi uyarınca davacı sözleşmeden kaynaklanan taahhütlere uymadığı ve sözleşmeyi bitim tarihinden önce haksız feshettiği için araç başına 30.000.00.TL cezai şartı ödemesi gerektiğini, tacir olan davacının cezai şartın indirilmesini isteyemeyeceğini, tacirler arası mal ve hizmet sözleşmelerinde ihtarata gerek olmaksızın temerrüde düşeceğinden işlemiş faiz yönünden de davacının talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini yani davanın tümden reddine ve davacı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, alt yüklenici-taşeron araç sözleşmesinin haklı nedenle feshi iddiasına dayalı olarak taraflar arasındaki sözleşmelerden kaynaklanan cezai şartın tahsili için yapılan ilamsız icra takiplerinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Somut uyuşmazlığa dayanak taraflar arasındaki Alt Yüklenici-Taşeron Araç Sözleşmelerinin 3. maddesinin "Araç .... tarafından belirlenen yerden zamanında kalkacak tespit edilen güzergah üzerinden geçip, personeli aldıktan sonra servis bitimi yerine gelecektir. Gelişler işletmenin işbaşı yapacağı saatten 15 dakika evvel kalkış ise paydos saatlerinden 20 dakika sonra fabrika kapısından görevli personelin hareket talimatına uyarak yapılacak eğer söz konusu araç sadece çıkış için işletmeye gelecek ise mesai bitiş saatinden 20 dakika önce fabrikada hazır olacaktır." hükmünü, 9. maddesinin "TAŞERON ARAÇ SAHİBİ iş bu sözleşme gereği yukarıda belirtilen sözleşme başlama ve bitiş tarihleri arasında aracıyla personel taşımacılığı yapacağını taahhüt etmiştir. TAŞERON ARAÇ SAHİBİ sözleşme tarihleri arasında aracını satamaz, devredemez, başka şahıslara kiralayamaz ve bu tür mazeretler öne sürüp sözleşme bitim tarihinden önce bu nedenlere dayanarak veya herhangi bir nedenle sözleşmeyi fesih edemez ve ayrılamaz. TAŞERON ARAÇ SAHİBİ İŞ bu sözleşmeden kaynaklanan taahhütlerine uymadığı taktirde araç başı 30.000 TL’lik cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt eder. Cezai şartın oluşması durumda TAŞERON ARAÇ SAHİBİ’ne ..... de alacağı varsa alacağına mahsuben ondan tahsil edilir. Alacağı yoksa yasal yollara başvurulur. Ayrıca .... bu nedenle uğrayacağı her türlü zararı TAŞERON ARAÇ SAHİBİ’ne rücu etme hakkı saklıdır." hükmünü, 24. maddesinin "TAŞERON ARAÇ SAHİBİ bu sözleşme döneminde kendinden kaynaklanan herhangi bir nedenle ... .. in Hizmet vermiş olduğu işletme veya kurumla ilgili sözleşmesinin feshi durumunda TAŞERON ARAÇ SAHİBİ,... .. e bu fesihten dolayı uğradığı tüm maddi zararı ödemeyi kabul ve taahhüt eder." hükmünü, 25. maddesinin "TAŞERON ARAÇ SAHİBİ sözleşme bitiş tarihinden önce ayrılamaz. Ayrılması halinde tüm zararlar ile birlikte 30.000,00 TL (yalnız otuz bin cezai şartı ödemeyi kabul eder." hükmünü, 26. maddesinin "TAŞERON ARAÇ SAHİBİ, sözleşme bitiminden sonra .... den ayrılması halinde TAŞERON ARAÇ SAHİBİ, .... şirketinin taşımacılık sözleşmesiyle hizmet vermiş olduğu firmalara 3 yıl süreyle kendi adına veya farklı bir firma adına Personel taşımacılığı yapamaz, teklif veremez, ihalelerine katılamaz ve taşıma sözleşmelerini imzalayamayıp, fiilen de taşıma işi yapamaz. TAŞERON ARAÇ SAHİBİ 26.MADDE deki hükümlere uymayıp işbu yükümlülüğü ihlal etmesi durumunda 9.MADDE ve 9.MADDE deki tüm koşulların kendisine uygulanacağını ve 9. Maddedeki cezai şart koşulları kapsamındaki araç başı 30.000,00 TL 'lik (YALNIZ OTUZBİN TL) cezai şart ödeyeceği hususunu peşinen kabul etmektedir." hükümlerini içerdiği anlaşılmıştır.
İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.
İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre
“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.
Ayrıca uyuşmazlığın çözümü için “cezai şart (ceza koşulu)” kavramı üzerinde de durulmasında fayda vardır.
Kanun koyucu mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 158-161. maddelerinde “cezai şart” kavramını kullanmış, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 179-182. maddelerinde ise bunun yerine “ceza koşulu” kavramını tercih etmiştir.
Cezai şart borçlunun, asıl borcunu ilerde, hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle cezai şart, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edimdir. Borçlu cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının şümulünü ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir (Akman S./Burcuoğlu H./Altop A./ Tekinay, S.S.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 358-359).
Cezai şartın, kanundaki ifadesi ile ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede buna ilişkin bir hüküm bulunması gerekir. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi temerrüt hâlinde TBK’nın 125/I. maddesi hükmünce alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de, ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması şarttır.
Cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı (işlevi) bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlali hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, cezai şartın (ceza koşulunun) diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme/fesih cezasında) borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır (Kocaağa, K.: Ceza Koşulu (Sözleşme Cezası), Ankara 2018, s. 31-33).
Cezai şart, somut olayda uygulanması gereken ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan TBK’nın 179–182. maddelerinde düzenlenmiştir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi:“…Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir.
Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.
Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır…” düzenlemesini içermektedir.
Maddenin birinci bendinde seçimlik cezai şart düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere cezai şart vaad edilmiş ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezai şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezai şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek cezai şartın ödenmesini talep eder. Seçimlik cezai şartta alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de cezai şartın ödenmesini isteyemeyecektir. Örneğin, satıcının sattığı malı teslim etmemesi hâlinde alıcının mal yerine 100.000TL ceza koşulu isteyebileceği kararlaştırılmışsa, alıcı ister malın teslimini, isterse ceza koşulunu isteyebilir. Görüldüğü üzere burada seçimlik bir hak söz konusu olup, alacaklı ancak ya asıl borcun ifasını ya da ceza koşulunun ödenmesini isteyebilir; alacaklı aynı anda hem asıl borcun ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini kural olarak isteyemez. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, asıl borcun sonraki imkânsızlık nedeniyle ifâ imkânının ortadan kalkması hâlinde, alacaklıya tanınmış olan bu seçim hakkı bir anlam ifade etmez. Asıl borcun ifası imkânsız olduğunda, alacaklı koşulları varsa yalnızca tazminat isteme hakkına sahip olur. Buna göre alacaklı, ya zararının tazmin edilmesini ya da ceza koşulunun ödenmesini ister.
Buradaki “seçimlik” ifadesinden, ceza koşulu ile asıl borç arasındaki ilişkinin, seçimlik borçlarda yer alan birden çok edim arasındaki ilişkiye benzediği sanılmamalıdır. Asıl borç ile ceza koşulu arasında gerçek anlamda bir seçimlik borç (alacak) ilişkisi söz konusu olmayıp, yalnızca alacaklıya tanınmış bir seçim hakkı söz konusudur. Bunun önemi şu noktada ortaya çıkar: Borçlu asıl borcun ifasıyla yükümlü olmakla birlikte, alacaklı asıl borcun ifasından vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini istediğini borçluya bildirebilir. Borçlu ceza koşulu kendisinden istenmedikçe yalnız asıl borcu ifa edebilir. Bu seçim hakkı, teknik anlamdaki seçimlik borçtan (alacaktan) farklıdır (Kocaağa, K.: s. 133-136).
İkinci bentte düzenlenen ifaya ekli cezai şartta ise alacaklı, açıkça vazgeçmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilir.
Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen cezai şart ise maddenin üçüncü bendinde hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat yetkisi saklı tutulmuştur. Böylece borçlu alacaklı ile yaptığı anlaşmada dilerse sözleşmeden dönmeyi ve alacaklıya sadece cezai şart ödemeyi kararlaştırabilir. Bu tür cezai şartta borçlu cezayı ödemek suretiyle sözleşmeden dönebileceği gibi, alacaklı da sadece cezai şartın ödenmesini talep edebilir. Bu durumda artık alacaklı borçludan asıl edimin ifasını isteyemeyecektir.
Seçimlik ve ifaya eklenen ceza koşulu, borçlunun borcunu ihlal etmesine karşı alacaklıya bir talep hakkı sağlarken, dönme cezası borcun ihlali koşulu aranmaksızın, belirli bir meblağı ödemek suretiyle borçluya sözleşmeyi sona erdirme imkânı verir. Borçlu, borca aykırı davranışı bulunmasa bile, ceza koşulunu ödeyerek sözleşmeyi ortadan kaldırabilir. Burada asıl borcun ifasının yerini dönme (fesih) cezası almaktadır. Bundan dolayı dönme cezasının, asıl borcun alacaklı lehine ifasını teminat altına almak gibi bir işlevinin bulunmadığı, aksine onu zayıflatıcı rol oynadığı söylenebilir. Gerçekten, “borcumu ifa etmekten vazgeçersem 1.000TL ödeyeceğim” ifadesinde yerini bulan dönme cezasında asıl borcun ifasının teminat altına alınması suretiyle alacaklının hukukî durumunun güçlendirilmesi değil, aksine dönme cezasını ödemek ve sözleşmeden dönmek (veya sözleşmeyi feshetmek) suretiyle borçlunun durumunun iyileştirilmesi söz konusudur (Kocaağa, K.: s. 145-154).
Cezai şarta ilişkin hükümler emredici nitelikte değildir. Taraflar bunların aksini kararlaştırabilirler. Borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi dışında kalan diğer borca aykırılık hâlleri için ifaya eklenen ceza koşulu kararlaştırabilecekleri gibi; bu iki ihlal durumu için seçimlik ceza koşulu da kararlaştırabilirler. Örneğin satıcının ayıplı mal teslim etmesi hâlinde, alacaklıya hem ayıpsız bir mal teslim edileceği hem de ceza koşulu ödeneceği kararlaştırılabilir. Ayrıca tarafların, ceza koşulu anlaşmasında, seçimlik ceza koşulu ile ifaya eklenen ceza koşuluna birlikte yer vermeleri de mümkündür (Kocaağa, K.: s.138-139). İstisnası cezanın tenkisiyle (indirilmesiyle) ilgili TBK’nın 182. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci bendinde ceza miktarını tarafların serbestçe belirleyebilecekleri belirtildikten sonra, üçüncü bendinde bu ceza miktarının hâkim kararı ile azaltılabileceği öngörülmüştür. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2014 tarihli ve 2013/15-1140 E., 2014/905 K. ; 29.11.2017 tarihli ve 2017/3-998 E., 2017/1459 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 179/II. maddesinde ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir denilmek suretiyle ifaya ekli cezayı düzenlemiştir. Bu cezaya, gecikme cezası da denmektedir.
Anılan hükme göre borçlunun borca aykırı davranışı hâlinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir. Bu nedenle, burada ceza koşulunun aynen ifaya ilave olarak (kümülatif) talep edilebilmesi olanaklıdır. Örneğin, bir inşaat sözleşmesinde yüklenici, işin teslim edilmesi gerektiği tarihten itibaren geciktiği her gün için iş sahibine 10.000TL ceza koşulu ödemeyi taahhüt etmişse, yüklenicinin borcunu ifada gecikmesi hâlinde, iş sahibi hem gecikilen her gün için 10.000TL ceza koşulunu hem de inşaatın bitirilmesini isteyebilir. İfaya eklenen ceza koşulu, özellikle borcun geç ifa edilmesi hâlinde uygulanır ve uygulamada en çok rastlanan ceza koşulu türüdür.
Ceza koşulunun amacı da onun ifaya eklenen nitelikte olup olmadığının tespitinde önemli rol oynayabilir.
Borçlunun borca aykırı davranışı hâlinde alacaklının ifaya ek olarak talep ettiği alacak bir ceza koşulu alacağı ise, zarar koşulunu gerektirmez. Alacaklı borçlunun borca aykırı davranışı nedeniyle zarara uğramasa dahi kararlaştırılan ceza koşulunu talep edebilir.
İfaya ekli cezai şartın istenebilmesi için sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olmadıkça gecikmiş ifanın çekincesiz olarak kabul edilmemesi gerekir. Aksi hâlde cezai şartı isteme hakkı düşer. Gecikmiş ifadan önce keşide edilen ihtarla gecikme cezası isteme hakkı saklı tutulmuş, sözleşmede cezai şart talep edebilmek için ihtirazı kayda gerek olmadığı kararlaştırılmış ise ya da ifadan önce alacaklının bu hakkını saklı tuttuğu anlamına gelecek davranışları mevcut ise sonradan yapılan teslimde çekince konulmamış olsa dahi cezai şart isteme hakkı düşmez, talep edilebilir.
Cezayı isteme hakkının saklı tutulması (çekince, ihtirazı kayıt), yenilik doğuran bir irade beyanı olup, ifa anında açıkça yapılmalıdır. Saklı tutma, teslim-kabul tutanağına düşülecek bir kayıtla veya ifayı kabulden önce yapılacak yazılı bildirimle yahut iş bedelinin ceza alacağı kesilerek ödenmesi gibi buna delalet eden bir eylem veya işlem ile gerçekleştirilebilir.
Açık feragat ise, borçluya yöneltilen ve varması gereken bir irade beyanıyla veya sözleşmeye önceden ifanın çekincesiz kabul edileceğine ilişkin bir hükmün konulmasıyla olur. Bazen de, çekincenin varlığı bazı koşulların gerçekleşmesine bağlanabilir (Selimoğlu, Y.E.; Eser Sözleşmesi, 4. Baskı, Ankara 2017, s. 350-353).
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkelerinin kabul edilmesine, taraflar arasında özel hukuk kurallarına tabi bir sözleşme olmasına, kişilerin, kanuna, ahlak ve adaba aykırı olmayacak şekilde serbestçe sözleşme düzenleyebilecekleri ve bu sözleşme hükümlerinin de tarafları bağlayacağı duraksamasız olup, sözleşme serbestisinin Anayasa ve yasal mevzuatla güvence altına alınmış bulunmasından dolayı sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların da sözleşme hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerekmesine, somut uyuşmazlıkta, basiretli bir tacir gibi davranması beklenen davacının sözleşmeyi imzaladıktan sonra sözleşme hükümleri ile bağlı olmasına rağmen sözleşmenin feshi için gerekli bildirim koşul ve sürelerine dikkat etmeden sözleşmeleri ihlal etmesine ve sözleşmeleri haksız olarak feshetmesi üzerine davalının sözleşmeler gereğince davacıdan cezai şart talep edebileceğine, bu cezai şart miktarının tacir olan davacının ekonomik yönden mahvına sebebiyet verecek ölçüde yüksek olmadığına, davacının cezai şart yönünden icra takiplerinden önce temerrüde düşürülmemesine, 5 Nisan 2023 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair Kanun'un 31. maddesi ile ticari nitelikteki menfi tespit davalarının da zorunlu arabaluculuk kapsamına alınmasına rağmen yapılan bu yasal değişikliğin 01.09.2023 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek olması ile eldeki davanın 27.01.2022 tarihinde açılmış olması dikkate alınarak dava tarihi itibariyle Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri'nin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin verdiği 13.02.2020 tarih ve 2020/85 Esas-2020/454 Karar sayılı kararı ile ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığına ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/09/2022 tarih ve 2022/126 Esas 2022/1293 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 2.140,92.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 536,00.TL harcın mahsubu ile bakiye 1.604,92.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan taraflar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
7-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 16/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.