Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin, trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle açılan tazminat davasında, zorunlu arabuluculuk şartı eksikliği nedeniyle davanın reddedilmesine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi.
Özet: Ağır yaralanmalı bir trafik kazası sonrası %25 engelli kalan davacı motosiklet sürücüsünün, kamyon sürücüsü ve sahibinden manevi ve maddi tazminat talep ettiği bu davada; davacı kazadan kamyon sürücüsünü sorumlu tutarken, davalı motosiklet sürücüsünün tam kusurlu olduğunu savunmuştur. İlk derece mahkemesi, ticari uyuşmazlıklarda zorunlu olan arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemesi ve davacı vekilinin verilen süreye rağmen arabuluculuk son tutanağını sunmaması gerekçesiyle bir karar vermiş olup, bu karar davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna taşınmıştır.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/942 - 2026/977

T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
35. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/942
KARAR NO : 2026/977
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/03/2026
NUMARASI : 2026/3 ESAS - 2026/191 KARAR
DAVANIN KONUSU : Tazminat
KARAR TARİHİ : 18/06/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 18/06/2026
Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ...'in sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı çekici ve bu çekiciye bağlı ... plaka sayılı römorku ile Sivrihisar ilçesinden Polatlı istikametine doğru seyir halinde iken kendisi ile aynı istikamette seyir halinde olan davacı müvekkil ...'ın sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı motosiklete arkadan çarpması ile yaralanmalı trafik kazası meydana geldiği, kazada müvekkilin ağır biçimde yaralanarak sakat kaldığını, kazada müvekkilin bir kusuru bulunmadığını, mezkur kazanın meydana gelmesinde, davalı ...'ın sahibi olduğu çekici sürücüsü olan davalı ...'in kusurlu olduğunu, kaza sonrasında tutulan kaza tespit tutanağından da bu hususun açıkça anlaşıldığını, kaza sebebiyle İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi raporuna göre müvekkilin %25 oranında engelli hâle geldiğini, 180 gün geçici iş göremez ve 120 gün geçici bakıcıya ihtiyaç duyar hale düştüğünü belirterek, müvekkilinin yaşadığı sakatlık, korku, manevi sıkıntı ve çektiği dayanılmaz acılarına mukabil 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan kaza tarihinden itibaren (kusurlu araç ticari araç olmakla) avans faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkil için şimdilik (belirsiz alacak usulüyle) 100,00-TL sürekli iş göremezlik, 50,00 TL geçici iş göremezlik ve 50,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 200,00 TL bakiye maddi tazminatın, davalılardan kaza tarihinden itibaren avans faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin kazada hiçbir kusuru bulunmadığını, dava konusu kazanın tek sorumlusu, asli ve tam kusurlu olanın davacı olduğunu, davaya konu kaza müvekkil ... sevk ve idaresindeki araç ile müvekkil ile aynı istikamette seyreden davacı ...'ın motosikletini müvekkilinin önüne kırması ile gerçekleştiği, davacının müvekkili hakkında %100 kusurlu olduğunun tespit edildiğini ileri sürmüş ise de, bu konuda henüz yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, kazanın gerçekleşmesinin tek nedeninin davacının farları yanmayan motosikleti ile sollama yapmaya çalışmasından kaynaklı olduğu, kollukça tutulan kaza tespit tutanağının hükme esas alınmaması gerektiği, davacı İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi tarafından hazırlanan raporları dayanak olarak göstermiş ise de işbu raporların hükme esas alınmaması, davacının kaza evveliyatındaki durumunu gösterir hastane kayıtlarının dosyaya eklenmesi gerektiğini, manevi tazminat ilke ve ölçütlerine göre talep edilen miktarın fahiş olması ve açıklanan nedenlerle davanın usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Tuncay Baycan davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, 05.01.2026 tarihli tensip tutanağının 2 (iki) numaralı ara kararında davacı vekiline arabuluculuk son tutanağının aslını veya aslı gibi bir suretini mahkemeye sunması için 1 haftalık kesin süre verildiği, ancak davacı vekilinin verilen süre zarfında arabuluculuk evraklarını sunmadığı, Sivrihisar Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 15.10.2025 tarih 2025/120 E. - 2025/223 Karar sayılı görevsizlik kararı tarafların süresi içinde istinaf yoluna başvurmamaları sebebiyle 18/12/2025 tarihinde kesinleşmekle talep üzerine mahkemeye gönderilen dava dosyasının mahkemenin yukarıda belirtilen esas sırasına kayıt edildiği, dava şartı olan arabuluculuk müessesesi, 28/07/2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile ticari uyuşmazlıklarda zorunlu hale getirildiği, arabuluculuk dava şartının davanın ilk açıldığı tarih itibariyle sağlanmış olması gerektiği, davacının dava açarken arabuluculuk son tutanağı sunmamış ise, mahkemece arabuluculuk son tutanağının sunulması için davacı tarafa süre verilmesi gerektiği, bu taktirde davacı dava açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulduğunu gösterir bir son tutanak sunabilir ise dava şartı yokluğu nedeniyle ret kararı verilemeyeceği ancak, dava, dava şartı arabuluculuk hükümlerine tabi olmayan bir mahkemede açılmış ve bu mahkemece de dava şartı arabuluculuk hükümlerinin uygulandığı bir mahkemenin görevli olduğu gerekçesiyle, görevsizlik kararı verilmiş ise, dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi aşamasında arabuluculuk yoluna başvurulmuş olması arabuluculuk dava şartının sağlandığı anlamına gelemeyeceği, başka bir anlatımla arabuluculuk dava şartı, tamamlanabilir bir dava şartı olmadığı, somut olayda, davacı vekiline 05/01/2026 tarihli tensip zaptında, arabuluculuk uyuşmazlık tutanağının ibrazı için süre verildiği, dava şartı olan arabuluculuk konusunda mahkemece HMK'nın 115. maddesinin dikkate alınması gerekli olup, davacı tarafından Sivrihisar Asliye Hukuk Mahkemesi'nde karar kesinleşmeden önce dava şartı arabuluculuğa başvurunun yapılması gerektiği ve HMK'nın 115. maddesinin ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin kararının da o yönde olduğu, ancak eldeki davada davacı tarafından mahkemece dosya kesinleşip gelmeden dava şartı arabuluculuğa başvurunun yapılmadığı ve dava şartının sağlanmadığı, verilen kesin süre içerisinde de arabuluculuk son tutanağının mahkemeye sunulmadığı, görevsiz bulunan Sivrihisar Asliye Hukuk Mahkemesinde kararın 18/12/2025 tarihinde kesinleştiği, görevsizlik kararının kesinleşmesinden önce arabuluculuğa bir başvuru yapılmaması yanında arabuluculuk son tutanağının da mahkemeye süresinde sunulmadığı anlaşılmakla, davanın 6102 Sayılı TTK'nın 5/a-1 maddesi ve HMK'nun 115/2 maddesi gereğince, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı ... vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkemece, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verildiği, ancak kararın gerekçesi kendi içinde çelişkili olduğunu, mahkeme bir yandan arabuluculuk son tutanağının sunulması için davacıya süre verilmesi gerektiğini belirterek, arabuluculuğu tamamlanabilir dava şartı olarak kabul ettiğini, diğer yandan arabuluculuğun dava açılmadan önce yerine getirilmesi gerektiğini ve sonradan tamamlanamayacağını ifade ederek aynı dava şartını tamamlanamaz nitelikte değerlendirdiğini, gerekçesi çelişkili olan bir kararın denetlenebilirliği bulunmadığından, bu yönüyle dahi kararın kaldırılması gerektiğini, HGK'nın 24.02.2010 tarihli, 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; "yasanın süreçte arabuluculuk değerlendirmesinin hatalı olması; davanın ilk olarak Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açıldığını, görevsizlik kararı üzerine dosya Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderildiğini, ancak davacının, davayı açtığı tarihte uyuşmazlığın ticari dava olarak nitelendirileceğini öngörmek zorunda olmadığını, zorunlu arabuluculuğun, davanın açıldığı anda görevli olduğu sonradan belirlenen mahkemeye göre geriye dönük şekilde uygulanması, davacı aleyhine hakkaniyetsiz sonuç doğurduğunu, mahkemece davanın esası incelenmeksizin usulden reddine karar verilmiş olmasına rağmen davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, somut olayda, davalı taraf lehine esasa ilişkin bir kazanım söz konusu olmadığını, bu nedenle davacı aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, resen gözetilmesi gereken hususlar ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda;
Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine ilişkin karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
6100 sayılı HMK'nın 2. maddesine göre, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Bu kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğu belirtilmiştir.
01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesi uyarınca, ticari davalara bakmak görevi, Asliye Ticaret Mahkemesine aittir. Ticari davalar, mutlak ve nispi ticari davalar olarak ikiye ayrılmaktadır. Nispi ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinin ilk cümlesinde tarif edilmiş olup, her iki tarafın da "ticari işletmesiyle ilgili hususlardan kaynaklanan" hukuk davalarıdır. Mutlak ticari davalar ise, tarafların tacir olup olmadıklarına ve uyuşmazlığın tarafların ticari işletmeleri ile ilgili bulunup bulunmadığına bakılmaksızın yasa gereği ticari dava sayılan uyuşmazlıklardır. TTK'nın 4/1-a ve devamı bentlerinde yazılan uyuşmazlıklar ile diğer yasalarda ticari dava olduğu belirtilen uyuşmazlıklar, mutlak ticari davalardır.
Diğer yandan, TTK'nın 3. maddesinde, "Ticari İş" kavramı düzenlenmiş; "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." denilmiştir. Ticari iş karinesine ilişkin TTK'nın 19. maddesinde; "(1) Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır." denilmiştir. İlgili düzenlemede, gerçek kişi tacirler yönünden hangi işlerin adi iş sayılacağı belirtilmiş iken, tüzel kişi tacirler yönünden ayrık düzenleme getirilmediğinden tüm işleri ticari iş niteliğinde ve ticari işletmesi ile ilgili olduğu yasal düzenleme ile kabul edilmiştir. Bu nedenle tüzel kişi tacirler hakkında açılan davada, alacağın sebebine bakılmaksızın (sözleşmeden, haksız fiilden yahut sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanmış olsa da) ticari işletmesi ile ilgili olduğu ve ticari iş olduğunun kabulü gerekmektedir.
Somut olayda, davanın haksız fiilden kaynaklandığı, somut olay davalı açısından iş ticari iş niteliğinde bulunsa dahi bu hususun davayı ticari dava haline getirmeyeceği, ihtilafın çözümünün Asliye Hukuk Mahkemesinin görev alanı içinde olduğu anlaşıldığından, mahkemece, HMK'nın 114-115 maddeleri uyarınca, görev nedeniyle davanın reddine (görevsizlik) karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-3 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, görev yönünden açıklanan şekilde karar verilmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın kaldırılma ve gönderme sebebine göre istinaf eden davacı vekilinin sair istinaf taleplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/03/2026 tarih, 2026/3 Esas - 2026/191 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a-3 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
Davaya bakmaya Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olduğundan, görev konusunda açıklanan şekilde karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Kararın kaldırılma ve gönderme sebebine göre istinaf eden taraf vekilinin sair istinaf taleplerinin şimdilik incelenmesine YER OLMADIĞINA,
2-İstinaf yoluna başvuran tarafça peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının istek halinde yatıran tarafa iadesine,
3-İstinaf isteminde bulunan tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda ayrı ayrı dikkate alınmasına,
4-İstinaf eden tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısımların istek halinde yatıran tarafa iadesine,
5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirilmesi, bakiye harç tahsili ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu HMK'nın 353/1.a. maddesi gereğince KESİN olmak üzere 18/06/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
*Bu belge 5070 sayılı Kanun maddeleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.