İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin, ayıplı ürün iddiasıyla 15.000 USD fatura borcuna icra takibine itirazın iptali davası hakkında verdiği istinaf kararı.
Özet: Bir ticari alım-satım ilişkisinden kaynaklanan ve 15.000 USD tutarındaki fatura bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle açılan davada, davacı fatura konusu malların bedelinin ödenmesini ve takibin devamını talep ederken, davalı ise teslim edilen malların anlaşmaya ve beklenen özelliklere uygun olmadığını, ayıplı olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur; ilk derece mahkemesinin davanın kabulüne dair kararına karşı hem davacı hem de davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

T.C.İZMİRBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ17. HUKUK DAİRESİESAS NO : 2023/58 KARAR NO : 2026/998T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : 27/10/2022NUMARASI : 2021/642 Esas 2022/721 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 16/04/2026KARAR YAZIM TARİHİ : 16/04/2026Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/642 Esas ve 2022/721 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili tarafından mahkememize verilen dava dilekçesinde, davalı şirket ile müvekkili şirket arasındaki ticari ilişki kapsamında muhtelif emtianın alım-satımında anlaşıldığını ve davalıya; dilekçe ekinde sunulan muhtelif tarih ve sayılı faturalarla malların borçluya teslim edildiğini, cari hesap ekstresinden de anlaşılacağı üzere davalı şirketin 25.06.2021 İrsaliye tarihli, 25/06/2021 Fatura tarihli ve SDB2021000000418 fatura nolu 15.000,00-USD tutarlı borcu bulunduğunu, söz konusu fatura tutarının ödenmediğini, söz konusu faturadan önceki borçların ödendiğini, ancak son faturanın ödenmediğini bunun üzerine borçlu aleyhine Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğünün 2021/20337 E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, yetki itirazı sonucu dosyanın yetkili Karşıyaka 4. İcra dairesine gönderildiğini ve 2021/6008 E. Numarasını aldığını, davalının bu dosyaya da itirazı üzerine takibin durdurulmasına karar verildiğini, arubuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını beyanla davalının fazlaya dair talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla; 15.000,00 USD üzerinden; Kötüniyetli davalının itirazının İptaline Ve Karşıyaka 4. icra dairesi 2021/6008 esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibin devamına, Borçlunun %20 icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP:Davalı vekilinin cevap dilekçesinde takibe dayanak gösterilen fatura karşılığı iş davacı tarafından kararlaştırılmış olan örnek ve modellere uygun olarak yerine getirilmediğini, bazı ürünlerde de objektif olarak taşıması gereken özelliklerin sahip olmadığının tespit edildiğini, bu kapsamda müvekkili şirket tarafından İzmir 20. Noterliği' nin 10177 yevmiye no, 30.07.2021 tarihli ihtarnamesi ile "faturaya konu malların taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ve modele uygun olmadığı, bununla birlikte bazı ürünlerin objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımadığı, bu sebeple de beklediği faydaları azaltan durumlarla karşılaşıldığı için ve uğranılan zararların ödenmesi için ihtarname gönderildiğini, ihtarnamenin 03/08/2021 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını, davacının fatura konuus borcunu gereği gibi ifa ettiğini ispatlamak zorunda olduğunu, ekte sunulan görsellerden de açıkça anlaşılacağı üzere, davacının faturaya konu malları taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ve modele uygun yapmadığını, bazı ürünlerin objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımadığını, olması gereken niteliklere haiz olmadığını, ürün ambajları için kullanılan kağıt kalitesi ve yapışkan özelliklerinin belirlenenden farklı olduğunu, taraflar arasında yapılan mail yazışmaları sonucu davacı tarafın da bunu kabul ettiğini, ayrıca, Amerika’da düzenlenen noter tutanağı gereğince ürün ambalajlarında ve etiketlerinde hata bulunduğunu, olması gereken niteliklere haiz olmadığını, bu nedenlerle müvekkilinin zarara uğradığını ve uğramaya da devam ettiğini beyanla davanın reddine davacının %20 den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, İİK.nun 67.maddesi uyarınca açılmış icra takibine vaki itirazın iptali istemine yöneliktir. Davacı vekili delil olarak, Karşıyaka 4 İcra Dairesi 2021/6008 Esas sayılı dosyası ve münderecatı bütün deliller, faturalar ve cari hesap dökümü, 25.06.2021tarihli SDB2021000000418 Fatura Nolu 15.000,00-USD bedelli fatura, 25/10/2021 Tarihli Arabuluculuk Tutanak E İmzalı, İhtarname, müvekkil şirketin ticari defter ve belgeleri, Vergi Dairesi BA ve BS formları, tanıklar, yemin, isticvap, bilirkişi incelemesi, keşif deliline dayanmıştır. Davalı vekili karşı delil olarak, Ticari Defter Kayıtları, müvekkile ait ticari defterler, İzmir 20. Noterliği' nden gönderilen 10177 yevmiye no, 30.07.2021 tarihli ihtarname, fotoğraflar, yazışmalar, belgeler, yargıtay kararları, tanık anlatımları, bilirkişi incelemesine dayanmıştır. Tarafların anlaşamadıkları ve çözülmesi gereken hususların 25.06.2021 İrsaliye tarihli, 25/06/2021 Fatura tarihli ve SDB2021000000418 nolu fatura kapsamına davacı tarafından davalıya teslim edilen ürünlerin bir istenilen ve sipariş edilen özellikleri taşıyıp taşımadığı olup olmadığı, bir kısmının da objektif olarak taşıması gereken özellikleri taşıyıp taşımadığı, ürünlerin ayıplı olup olmadığı, davacının ifa etmesi gereken ürün teslimini gereği gibi ve taraflar arasındaki anlaşmaya göre ifa edip etmediği, davalının fatura bedelini ödemek zorunda olup olmadığı, teslim edilen ürünler nedeni ile davalının zarara uğrayıp uğramadığı, uğramış olması ve ürünlerde belirtilen ayıp bulunması ve sipariş edilen özellikleri taşımaması halinde ürün bedellerinden indirim yapılması gerekip gerekmediği, gerekmesi halinde bu miktarın ne olduğu, fatura nedeni ile davalının davacıya borçlu olup olmadığı ve icra takibine yapmış olduğu itirazın yerinde olup olmadığı, itirazın iptali ve icra inkar tazminatı ile davanın reddi ve kötü niyet tazminat talepleri olduğu tespit edilmiştir. İstanbul Vergi Dairesinden davacı şirketin, İzmir Vergi Dairesinden davalı şirketin 2020-2021 BA-BS formları gönderilmiş, Karşıyaka 4.İcra Müdürlüğünün 2021/6008 E.sayılı dosyası uyap üzerinden celbedilmiştir. Mahkememizin 31/03/2022 tarihli duruşmasında dosyanın gıda mühendisi bilirkişisine verilerek dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile tanık beyanları çerçevesinde davacının davaya konu faturada yer alan ürünleri taraflar arasındaki anlaşmaya uygun ve objektif olarak taşıması gereken nitelikleri taşır şekilde teslim edip etmediğinin, tespiti ile taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olmayacak ve objektif olarak taşıması gereken özellikleri taşımaması halinde davacının uğradığı zararın ya bu ayıpların ürünlerin bedellerinde meydana getirdiği değer düşüklüğünün hesaplanmasının istenilmesine karar verilmiş, bilirkişi ... 30/06/2022 tarihli raporunda, 18.06.2021 tarihinde davalı firma tarafından; davacı firmaya, parti kodu ve ürün resimlerini içeren mail ekinde gönderilen fotoğraflarda 850 g. ve 907 g. olan ürünlere ait fotoğrafların yer aldığı, davaya konu olan ve davalı şirketin, 25.06.2021 irsaliye tarihli, 25.06.2021 fatura tarihli, SDB2021000000418 fatura nolu 15.000,00 USD tutarlı borcunun bulunduğu faturadaki ürünlerin gramaj bilgilerinin 150 g. olarak yazdığı, davalı tarafından ayıplı olduğu iddia edilen ürünlerin; hangi faturadaki ürünler olduğu, nerede fotoğraflandığı, bu ürünlerin kaç adet olduğu, ürünlerdeki ayıbın ne olduğu ile ilgili bir ekspertiz raporunun bulunmadığı, davaya konu faturada; 1500 kutu olarak davalıya teslim edilen 5 farklı türdeki şekerlerin, davalı tarafından teslim alınırken gerekli kalite kontrollerinin yapılıp yapılmadığı ile ilgili bir belgenin de bulunmadığı, her ne kadar 20 Eylül 2021 tarihli Amerika'da düzenlenen noter tutanağında; .... nolu konteynerde; 1129 adet sakızlı şeker kutusu, ... nolu konteynerde; 1400 adet sakızlı şeker kutusu bulunduğu ve toplamda 2529 (raporda yanlış toplama yapılarak 2519 yazılmıştır.) adet kutunun 7015 tanesinin yanlış yerleştirildiği, hasar gördüğü veya ürünlerde hiç etiket bulunmadığının fespit edildiği raporlanmışsa da problemli olduğu belirtilen toplam 1015 adet ürüne ait herhangi bir fotoğrafında noter tutanağında yer almadığı, dava dosyasındaki belge ve ürünlere ait sadece fotoğraf görüntüleri ile, davaya konu ürünlerin davaya konu faturadaki ürünler olup olmadığı ve bu ürünlerdeki ayıbın miktarının ne olduğu hakkında kesin bir kanıya varmanın mümkün olmadığı bildirilmiştir. Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/4 Talimat sayılı dosyasında 14/03/2022 tarihli duruşmada dinlenen davacı tanığı ... ; "Ben davacı şirkette üretim müdürü olarak çalışmaktayım. Davalı şirket müşterimizdir. Davalı şirkete yumuşak şekerleme dediğimiz ürünlerden satmıştık. Daha sonra ürünleri konteynera yükledik. Davalı taraf da gümrükten teslim aldı. Ürünlerde herhangi bir sorun bulunmamaktaydı. Zaten ürünler çıkmadan önce gıda mühendisleri tarafından gerekli kontroller yapılmaktadır. Davacı şirket tarafından fatura kesildikten sonra davalı taraf tarafımıza herhangi bir ödeme yapmamıştır. Ancak ürünleri teslim aldıktan sonra ürünlerde ayıp olduğuna ilişkin tarafımıza herhangi bir bildirimde bulunulmamıştır. Ayıplı olduğundan bahisle davacı şirkete ödeme yapılmamıştır. Ancak ayıbın neye ilişkin olduğu, hangi ürünlerde ayıp olduğu tarafımıza açıkça bildirilmemiştir." şeklinde, Davacı tanığı ... ; "Davacı şirkette üretimden sorumlu fabrika müdürü olarak çalışmaktayım. Davalı şirkete ürün satışı yapılmıştır. Ve davalı şirket ürünlerin ayıplı olduğundan bahisle ödeme yapmamıştır. Ancak tarafımızca yapılan kontrollerde ürünlerde herhangi bir sorun olmadığını gördük. Ürünler araçlara yüklenmeden önce davacı şirket nezdinde gerekli kontroller yapılmakta ve hatasız şekilde ürünler araçlara yüklenmektedir. Ancak ürünlerin depolama yerinde herhangi bir hasara uğrayıp uğramadığı konusunda bir yorum yapmam doğru olmaz. Fabrikadan çıktıktan sonraki safhayı bilemiyorum." şeklinde, Davacı tanığı ... ; "Ben davacı şirkette ihracat sorumlusu olarak çalışmaktayım. Davalı şirketin ihraç kayıtlı üreticisiyiz. Biz ürünleri teslim ettik. Faturalarını kestik. İhracat beyannamelerini açtık ancak davalı taraf tarafımıza ödeme yapmadı. Ödeme yapılmayınca davalı şirkete ödeme yapmaları hususunda iletişime geçtiğimizde teslim aldıkları ürünlerde ayıp olduğundan bahisle ödemeye yapmayacaklarını bildirdiler. Ancak biz arayana kadar herhangi bir bildirimde bulunmamışlardır. Ürünler teslim edilirken hatasız bir şekilde teslim edilmiştir. Biz bu ürünün satımını birçok ülkeye gerçekleştirmekteyiz. Şimdiye kadar bu şekilde bir sorunla karşılaşmadık. Davalı şirketin satılan ürünlerdeki şikayetinin ürünler üzerindeki etiketin tam olarak yapışmamasından kaynaklı olduğunu öğrendik. 15.000,00-USD 'lık yüklemede 3-5 TL'lik bir ayıp bahane edilerek davacı şirkete ödeme yapılmaması hayatın olağan akışına aykırıdır. İddia ettikleri ayıbın kimden kaynaklandığının tespiti mümkün değildir. Ancak fabrikadan çıkmadan önce ürünlerde bu şekilde bir hata olmadığını biliyorum. Davalı şirket ile 10/03/2017 tarihinden itibaren resmi olarak ticari ilişkimiz bulunmaktadır. İlk defa bu şekilde bir geri dönüşleri olmuştur." şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesi ise; “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır” hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 23. (6102 sayılı TTK m. 21) maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi, akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. Mahkememizce yapılan yargılamada, taraflara ticari defterlerinin bulunduğu adresin bildirilmesi için süre verilmiş ve bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilmiştir. Taraflar ticari defterlerinin bulunduğu adresi bildirmiş ve defterler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Davalı taraf icra dosyasına yapmış olduğu itirazında davacı tarafa herhangi bir borcunun bulunmadığı beyan etmiş, takibe ve davaya konu faturalar karşılığı malların teslim edilmediği ya da taraflar arasında herhangi bir ticari ilişkinin bulunmadığı yönünde bir iddiada bulunmamıştır. Davacı, davalı ile aralarında bulunan ticari ilişki kapsamında mal sattığını ve bedelinin ödenmediğini ileri sürerek davalı hakkında icra takibi başlatmıştır. Davalı ise, davacının teslim ettiği malların ayıplı olduğunu ileri sürerek faturadan dolayı borçlu olmadığını ileri sürmüştür. Yani özü itibarı ile taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu, icra takibine konu faturada yer alan malların davalıya teslim edildiği ve davalı tarafından da fatura bedelinin ödenmediği sabittir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının teslim ettiği icra takibine ve davaya konu faturada yer alan malların ayıplı olup olmadığı, davalının bedel ödeme borcunun bulunup bulunmadığı, bulunmakta ise miktarı hususundadır. Davacı ve davalı tarafın tacir olduğu ve aralarında alım satıma konu işlemle ticari satım ilişkisi oluştuğu tartışmasızdır. Davacı taraf bedelin ödenmediğini, davalı taraf ise malların ayıplı olduğunu iddia etmektedir. Her iki taraf da tacir olduğuna ve taraflar arasında ticari satımın söz konusu olduğu sabit olduğuna göre ayıp ihbarının TTK’nun 25 inci maddesinde belirtilen sürelerde yapılması gerekmektedir. Davacı tarafından, davaya konu ürünlerin davalıya tesliminden sonra TTK'nun 25. Maddesinde düzenlenen sürenin geçmesinden uzun bir süre sonra davalı tarafından davacıya ayıp ihbarlı ihtarname gönderilmiştir. Davalı tarafça aynı zamanda Amerika'da yapılan tespitlere ilişkin tutanaklar sunulmuştur. Ancak söz konusu tutanakta yer alan ürünlerin davaya konu ürünler olup olmadığı, aynı ürünler olsa dahi sunulan fotoğrafların nerede ve hangi tarihte çekildiği tespit edilemediği gibi davalı tarafça söz konusu ürünler hazır edilemediğinden var olduğu iddia edilen ayıplar gerçekten var olsa dahi ayıbın neden kaynaklandığı, hangi aşamada ortaya çıktığı, davacıdan mı yoksa davalıdan mı kaynaklandığı gibi hususlar tespit edilememiştir. Davacı, taraflar arasındaki anlaşma kapsamında ürünleri imal ederek davalıya teslim ettiğini ispat ettiği gibi bu husus davalının da kabulündedir. Hal böyle olunca, teslim edilen malların ayıplı olduğunu, yasal süresi içerisinde gerekli muayenelerin yapılarak satıcıya TTK'nun 25. Maddesi kapsamında ayıbın ihbar edildiğini ve ürünlerin ayıplı olduğunu ispat yükü davalı taraftadır. Davalı taraf ise süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunmadığı gibi taraflar arasında yapılan yazışmalarda yer alan ürünlerin gramaj ve sair bilgileri de davaya konu faturalarda yer alan ürünler ile uyuşmamaktadır. Kaldı ki belirtildiği üzere davalı ürünlerin ayıplı olduğu olgusunu da ispat edemediği..." gerekçesi ile, davanın KABULÜ ile,davalının Karşıyaka 4. İcra Müdürlüğü'nün 2021/6008 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın 15.000,00-USD asıl alacak miktarı üzerinden iptali ile takibin 15.000,00-USD üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren devlet bankalarının bir yıl vadeli, bir Amerikan Dolarına uyguladıkları en yüksek mevduat faizi işletilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, koşulları oluşmadığından icra inkar ve kötü niyet tazminat taleplerinin REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın icra inkar tazminatı talebinin reddi yönündeki bölümünün usul ve yasaya aykırı olduğunu, cari ilişki sebebiyle kesilen faturadan kaynaklı alacağın likit olduğunu, icra inkar tazminatının koşullarının oluştuğunu, icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının icra inkar tazminatının reddi bölümünün kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, takibe dayanak gösterilen fatura karşılığı işin, davacı tarafından kararlaştırılmış olan örnek ve modellere uygun olarak yerine getirilmediğini, bazı ürünlerde objektif olarak taşıması gereken özelliklere sahip olmadığını tespit etmeleri üzerine durumun ve zararın giderilmesinin İzmir 20. Noterliği'nin 30.07.2021 tarih ve 10177 yevmiye sayılı ihtarname ile istenildiğini, davacının fatura kapsamındaki işin usulüne uygun yapıldığını ispatla yükümlü olduğunu, davacı tarafın email yazışmaları ile ürünlerin olması gereken niteliklere haiz olmadığını, kararlaştırılan ürünlerden farklı olduğunu, sahip olması gereken özellikleri taşımadığını kabul ettiğini ancak sonradan kötü niyetli olarak icra takibi başlattığını ve eldeki davayı açtığını, bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, alacağın tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;i) İlamsız takip yapılmış olması,ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı) Ayrıca, tarafların tacir olup, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya dava tarihi itibariyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1, a-c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Türk Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1, a-c hükmü de uygulanacaktır.Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karşı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir. TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır.Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar:a) Ortada bir ayıp bulunmalıdırAyıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir.b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır.Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz.c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır.Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir.Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz.d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdıre) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdırf) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdırAlıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür. Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu’nun 223’üncü .maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir. Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar;-Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı, İstanbul, 2011)Bu açıklamalar ışığında, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davacı tarafından satılan ve teslimi kanıtlanan malların ayıplı olduğunun ve alacağın ödendiğinin davalı tarafından yasal delillerle ispatlanamamasına, alacağın varlığının ve miktarının yargılama gerektirmesine, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/10/2022 tarih ve 2021/642 Esas 2022/721 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 9.722,60.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 2.430,65.TL harcın mahsubu ile bakiye 7.291,95.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan taraflar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,7-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 16/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.