İnançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davasında, borcun ödenip ödenmediği ve miktarı hususunda yeterli araştırma yapılmadığı gerekçesiyle Yargıtayca bozma kararı.
Özet: Davacıların borç karşılığı teminat olarak devrettikleri taşınmazların tapu iptali ve tescili talebiyle açtıkları inançlı işlem davasında, Yargıtay, taraflar arasındaki inançlı işlemin varlığını kabul etmekle birlikte, davacının davalıya olan borcunun miktarı, ne kadarının ödendiği ve ödemelerin kim tarafından yapıldığı hususlarında ilgili bankadan bilgi alınarak ve uzman bilirkişi raporuyla detaylı bir inceleme yapılmadan hüküm kurulmasını eksik bularak, borcun kesin tespiti ve kalan miktarının mahkeme veznesine depo ettirilmesi için davacılara önel verilmesi gerektiği gerekçesiyle alt derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
1. Hukuk Dairesi         2024/1304 E.  ,  2026/868 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2019/316 E., 2023/647 K.
Mahkeme kararı, davacı ... vekili ve duruşma istekli olarak davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.02.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davalı ... vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalı ... vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tazminat isteğine ilişkindir.
Davacılar; işletmekte oldukları ... Konserve San. ve Tic. Ltd. Şirketinin ortakları olup Şirketin yönetim ve idare işleri ile de davacılardan ...'nin görevlendirildiğini, davalı ...'nın ise kapital sahibi olup paraya sıkışan kişilere borç para verdiğini, ekonomik krizler sebebiyle oluşan borçları ödemek için bankalardan krediler kullandıklarını, şahıslara borçlandıklarını, bu durum sebebiyle müzayaka haline düştüklerini, bu borçları kapatabilmek amacıyla davalı ...’dan borç aldıklarını, borca karşılık teminat amacıyla, maliki oldukları 2 34... parsel ile 2 35... parseli davalıya devrettiklerini, tapudaki tescil işleminin gerçekte satış değil, varılan bu anlaşmaları gerçekleştirtmek amaçlı olup muvazaalı olduğunu, davalılarla yapılmış olan 25.09.2008 günlü, 16.07.2008 günlü ve bunları teyit eden 17.06.2009 günlü yazılı belgelerin, işlemlerin borç para ve teminat amaçlı yapılmış olduğunun kanıtı olduğunu ileri sürerek çekişmeli taşınmazların tapu kaydının iptali ile adlarına tesciline, olmazsa uğradıkları zarar karşılığı tazminata karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
İlk Derece Mahkemesinin 26.01.2017 tarihli kararıyla; iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile dava konusu 2 35... ve 2 34... parsel sayılı taşınmazların tapu kaydının iptaline ve davacılar adına tesciline karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 31.05.2017 tarihli kararı ile; vekalet ücretinin hesabında hata yapıldığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile hüküm ortadan kaldırılarak vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilmesi suretiyle davanın kısmen kabulü ile dava konusu 2 35... ve 2 34... parseller yönünden tapu iptali-tescile karar verilmiştir.
Kararın davalılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece; "...dosya kapsamına ve incelenen delillere göre, inançlı işlem olgusunun varlığı imzası inkar edilmeyen ve kabul edilen 25.09.2008 tarihli "PROTOKOL'' başlıklı belge ile sabittir. Bir başka deyişle, borç ihtilafsızdır... Ne var ki, davacı ...'un davalı ...’dan aldığı borcun miktarı ve ne kadarlık kısmının ödendiği noktasında hükme yeterli bir araştırma yapılmamıştır. Hâl böyle olunca; ... Bankasının 08.11.2016 tarihli cevabi yazısında belirtilen davalı ...’nın 26.09.2008 tarihinde 137.000,00 USD döviz kredisi kullandığı, anılan krediyi 16.10.2009 tarihinde 170.500,00 TL tutarında yeni kredi çekerek kapattığı, döviz kredisine toplam 222.763,48 TL ödeme yapıldığı, diğer kredinin ödemesine devam edildiği ve 22.10.2013 tarihinde kapatıldığına ilişkin olgular dikkate alınarak, öncelikle davacı ...'un davalı ...’dan aldığı borcun ödenip ödenmediğinin, ödenmiş ise ne kadarının ödendiğinin tespit edilmesi, anılan kredi borcuna ait ödemelerin kim tarafından hangi tarihte ve ne miktarda yapıldığının ilgili bankadan sorulması, daha sonra eldeki dekontlarla birlikte değerlendirilerek uzman bilirkişilerden anılan borcun kim tarafından ne miktarda ödendiğini tespit eden denetime elverişli rapor alınması, borcun hangi miktarda ödenip ödenmediğinin açıklığa kavuşturulması, 6098 sayılı TBK'nın 97. maddesi gereğince borcun tespiti halinde mahkeme veznesine depo etmesi için davacılara önel verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir..." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddesinde; Bölge adliye mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği karar Yargıtayca tamamen veya kısmen bozulduğu takdirde dosya, kararı veren bölge adliye mahkemesi veya uygun görülen diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderilir." düzenlemesi yer almaktadır.
Bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak düzelterek veya yeniden esas hakkında hüküm vermesi ve bu hükmün de Yargıtay tarafından bozulması ile ilk derece mahkemesi kararı hayatiyetini kaybetmiş olur. Hüküm mahkemesi sıfatıyla esas hakkında verdiği karara ilişkin bozma ilamına uyan bölge adliye mahkemesinin hüküm mahkemesi sıfatı devam ettiğinden bozma kararına uygun olarak esas hakkında uyuşmazlığı sona erdirecek, infaza elverişli bir karar vermesi gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.11.2022 tarihli ve 2021/11-974 Esas, 2022/1519 Karar sayılı kararı.)
Anılan madde hükümleri uyarınca, Dairemizce bozulmasına karar verilen karar Bölge Adliye Mahkemesinin 31.05.2017 tarihli kararı olup bozma ilamının sonuç kısmında, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına ve dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, maddi hataya dayalı olarak Bölge Adliye Mahkemesinin kararının ortadan kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilerek dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak temyize konu karar verilmiş ise de dosyanın, maddi hata sonucu İlk Derece Mahkemesine gönderilmiş olması yasal olarak yetkisiz olan İlk Derece Mahkemesini yetkili hale getirmez. HMK'nın 373. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca, bozmaya uyulup uyulmayacağı konusunda ve sonucuna göre işin esası hakkında karar verme yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine ait olup İlk Derece Mahkemesince bu husus gözetilmeden yargılamaya devamla hüküm kurulması doğru olmayıp usul hukukuna açıkça aykırılık oluşturmaktadır.
Hâl böyle olunca, Dairemizin 17.12.2018 tarihli bozma kararına uyulup uyulmayacağı konusunda ve sonucuna göre işin esası hakkında Bölge Adliye Mahkemesince yeni bir karar verilmesi için hüküm bozulmalıdır.
Davacı ... vekili ve davalı ... vekilinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile; Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 09.11.2023 tarihli kararın BOZULMASINA,
HMK’nın 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dosyanın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmek üzere İlk Derece Gelibolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine,
04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davalı ... vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davacıdan alınmasına,
10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.