İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin, Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin akaryakıt satışından kaynaklanan itirazın iptali davasında, ticari defter kayıtlarına göre takas ve mahsup sonrası alacak-borç durumunu ele alan istinaf kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının, petrol istasyonundan yapılan mazot satışından kaynaklanan alacağının tahsili için başlattığı icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptali talebiyle açtığı davanın, ilk derece mahkemesince reddedilmesine ilişkin istinaf incelemesini içermekte olup, söz konusu reddin gerekçesi olarak, davalının yetki ve zamanaşımı savunmalarının yanı sıra, taraflar arasındaki genel ticari ilişkiler ve güneş enerjisi santrali kurulum sözleşmesinden doğan karşılıklı alacakların expertiz raporlarıyla değerlendirilmesi sonucunda, davacının iddia ettiği alacağa karşılık davalıya net borçlu olduğunun tespit edilmesi gösterilmiştir.

T.C.İZMİRBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİESAS NO : 2023/9 KARAR NO : 2026/837T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : 13/01/2022NUMARASI : 2021/74 Esas 2022/333 KararDAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 02/04/2026KARAR YAZIM TARİHİ : 02/04/2026 Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/74 Esas ve 2022/333 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı dilekçesinde özetle : Müvekkil şirket ile davalı arasında “fotovaltaik güneş elektronik santral projesi kurulum sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme kapsamında davalı şirketin imzalanan sözleşmeye uygun GES inşaasını üstlendiğini ve GES projesini tamamlamayı taahhüt ettiğini, müvekkili şirketin, sözleşmeden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen davalı şirketin sözleşme yükümlülüklerini ihlal etmesi nedeniyle, müvekkilini zarara uğrattığını, bu konuda müvekkili tarafından karşı taraf aleyhine açılmış bulunan tazminat davasının bulunduğunu, müvekkili şirketin aynı zamanda Manisa'da Petrol istasyonunun bulunduğunu, , davalı ile müvekkili şirket arasında GES projesi devam ederken, müvekkili şirket tarafından davalı tarafın araçlarına farklı tarihlerde motorin satışı yapıldığını, davalı tarafın mazot satışından kaynaklanan borcu ödemekten imtina ettiğini, bu borcun tahsili için icra takibi başlatıldığını , davalı şirket tarafından haksız ve kötü niyetli olarak icra takibine itiraz ettiğini beyan ederek, davalının Manisa 3. İcra Müdürlüğü 2018/4796 esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine % 20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili dilekçesinde özetle : İcra takibinin yapıldığı icra müdürlüğünün yetkisiz olduğunu, bu nedenle mahkememizin de yetkisiz olduğunu, dava dilekçesinin HMK 119 md. sin de ki şartları taşımadığını, zamanaşımı definde bulunduklarını, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesinin ve mutabakatının bulunmadığını, hesabın davacı tarafça kat edilmediğini ve davacı tarafça kesilen 09.07.2018 tarihli faturaya itiraz ettiklerini belirterek, açılan davanın öncelikle usülden reddini, aksi takdirde esastan reddi ile lehlerine % 20 tazminata hükmedilmesini, bu taleplerin reddi halinde, davacı ile aralarında akdedilen 12/02/2017 tarihli sözleşme kapsamında gerçekleştirilen GES projesinin eksiksiz bir şekilde tamamlanarak davacıya teslim edildiğini ve geçici kabulünün yapıldığını belirterek, bu nedenle, GES projesinden kaynaklanan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 56.619,97 USD tutarında davacıdan alacaklarının olduğunu beyan ederek bakiye sözleşme alacaklarından takas mahsubu talebinde bulunmuştur. Manisa 3. İcra Müdürlüğünün 2018/4796 Esas sayılı icra dosyası incelendiğinde , davacı ... Şti tarafından, 02/08/2018 tarihinde,5.280 TL cari hesap, 50.922,77 TL cari hesap, 16.960 TL fatura ve 4.968,18 TL işlemiş faiz olmak üzere , toplam 78.130,95 TL alacak üzerinden davalı .... A.Ş. Aleyhine ilamsız takip başlattığı,borca,ferilerine ve yetkiye itiraz üzerine, takibin durdurulduğu anlaşılmıştır.Bilirkişiler ... ve ....' den ayrı ayrı rapor alınmıştır.HUKUKİ NİTELENDİRME VE GEREKÇE:Açılan dava, itirazın iptali (Ticari Alım Satımdan Kaynaklanan) davasıdır. Taraf beyanlarından anlaşılacağı üzere, icra takibine dayanak alacağın Manisa ilinde bulunan davacıya ait petrol istasyonunda davalıya yapılan mazot satışından kaynaklandığı, bu nedenle Borçlar Kanunun 89/1-1 Maddesi gereğince, para borçlarının, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödenmesi gerektiği, İstanbul icra dairelerinin yetkili olmadığı, Tüm dosya kapsamında bulunan delillerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde; bilirkişilerden tarafların defterlerinin incelenmesi suretinde alınan raporlara göre, davacı şirketin davalı şirkete mazot satışı yaptığı davalı şirketin de davacı şirket için güneş enerjisi kurulumu yaptığı, bu şekilde taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu, her iki tarafın ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, defter kayıtlarına göre hem satıcı ve hem alıcı pozisyonda bulunan davacının ticaret defterlerinin davacının alacaklarının borçlarına mahsup edildiği, ama yine de davacının borçlarının alacağından daha fazla olduğu, 02/08/2018 tarihi itibariyle davalı şirketin davacı şirketten defter kayıtlarına göre 56.619,97 USD ve diğer işlemler hesabından 6.581,45 TL alacaklı, davalı şirketin ise davacı şirkete 56.203,10 TL borcunun bulunduğu, takip konusu olan 09/07/2018 tarihi OZT/000000035 nolu 16.960,00 TL tutarındaki satış faturasının davalı kayıtlarında yer almadığı, bu nedenle takip konusu olan satış faturası gereğince bir alacağın varlığının tam olarak ispatının mümkün olmadığı, satış faturasında ki alacağın varlığı kabul edilse dahi davalı şirketin alacağının davacı şirketin borcundan daha fazla olduğu..." gerekçesi ile, davacının davasının REDDİNE, takip miktarı olan 78.130,95.TL 'nin %20 'si olan 15.626,19.TL kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin red gerekçesinin yalnızca ve yalnızca defter kayıtlarında davalı tarafın müvekkili davacıdan alacağının gözükmesi olduğunu, öncelikle davalı tarafın iddia ettiği alacağına istinaden usulüne uygun olarak açılmış ve harçlandırılmış bir davasının bulunmadığını, müvekkili şirketin ve de davalı şirketin defterlerinde görünen ve davalının alacaklı olduğunu gösteren kayıtların 12.07.2017 tarihli Fotovoltaik Güneş Elektrik Santral Projesi Kurulum Sözleşmesinden kaynaklandığını, müvekkili şirket tarafından davalı tarafın aleyhine takas mahsup talebinde bulunduğu miktar için Manisa 3. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi'nin 2022/134 Esas sayılı dosyası ile menfi tespit davası açtığını ve halen derdest olduğunu, davalının alacaklı olduğunu gösteren kayıtların başka bir davanın konusu olduğundan davalının işbu davadaki takas/mahsup taleplerinin hukuken dinlenmesi ve müvekkili şirket aleyhindeki kayıtların bilirkişi raporlarına ve hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, iş bu davanın yanlızca müvekkili davacı şirketin davalı şirketten alacaklı olduğu akaryakıt alım-satım ilişkisine dayanmakta olduğunu, bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığını ve itirazlarının dikkate alınmadığını, 09.07.2018 tarihli OZT/00000035 nolu 16.960 TL tutarındaki satış faturasının davalı kayıtlarında yer almadığı belirtilmesine rağmen bu fatura yönünden yemin delilinin hatırlatılmamasının hatalı olduğunu, hak arama özgürlüğünü ihlal edecek derecede kötüniyet ispatlanmadan müvekkili aleyhine %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesinin yanlış olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, akaryakıt alım satım ilişkisinden kaynaklanan alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.Yetkili icra dairesinde takip yapılması, itirazın iptali davasının koşullarından biridir. Borçlu icra dairesinin yetkisine itiraz ettiğine göre, mahkemece, borçlunun icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelenmelidir. (HGK 20.03.2002 tarih, 13/241-208 sayılı kararı) Zira; itirazın iptali davasının görülebilmesi için yetkili icra dairesinde geçerli bir takibin yapılmış olması şartına bağlıdır. Borçlu, icra dairesinin yetki itirazını ödeme emrine itiraz süresi içinde icra dairesine bildirmek zorundadır. İİK nın 50/2.maddesi gereğince yetki itirazı esas hakkındaki itiraz ile birlikte yapılmalıdır. Davalı (borçlu), süresi içerisinde ödeme emrine itiraz ederken, icra dairesinin yetkisine itirazını bildirmemiş ise; icra dairesinin yetkisini kabul etmiş sayılır.Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre de, borçlunun icra dairesinin yetkisine ve borca itiraz etmesi halinde, mahkemenin önce icra dairesinin yetkili olup olmadığını incelemesi, icra dairesinin yetkili olmadığını tespit etmesi halinde, borcun esasına ilişkin itirazın incelemesine geçilmeksizin takibin yetkili icra dairesinde yapılmadığı ve geçerli bir icra takibi bulunmadığı gözetilerek itirazın iptali davasının da HMK'nın 114/2. ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddine karar vermesi gerekmektedir.İcra dairesinin yetkisi İİK'nın 50. maddesinde düzenlenmiş olup, HMK'nın yetkiye dair hükümleri icra takipleri hakkında kıyas yoluyla uygulanır. İİK'nun 50. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken HMK'nun yetkiye ilişkin hükümleri uyarınca, bonoya dayalı olarak, borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra daireleri ve mahkemeleri ile bonoda öngörülen ödeme yeri icra daireleri ve mahkemeleri yetkilidir. TTK m.777/3 maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, düzenleme yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden bononun düzenleme yerindeki icra dairesi ve mahkemeleri yetkilidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) genel yetkiyi düzenleyen 6. maddesinin 1. fıkrasında "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir"HMK'nun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir ki bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. 6100 sayılı HMK’nın 10. maddesine göre sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda dava ve icra takibi, sözleşmenin yerine getirileceği (ifa edileceği) yer mahkemesinde de açılabilir. Sözleşmenin yerine getirileceği yer tarafların açık ya da örtülü isteklerine göre belirlenir. Aksi durumda ise sözleşmenin yerine getirileceği yer Türk Borçlar Kanunu’nun 89. maddesi gereğince tespit edilir. Uyuşmazlık konusu sözleşmeden doğan bir para borcu olup da, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa bu para borcu alacaklının ödeme zamanındaki ikametgahında ödenebilir. Ancak bu durumda alacaklı para borcunun ödenmesi için kendi ikametgahında takip ya da dava açabilir. Öte yandan TBK'nın 89. maddesinin uygulanabilmesi için, akdi ilişkinin kabul edilmesi gerekmektedir.Ayrıca HMK'nun 17. maddesine göre; ''Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.''Anılan yetki kuralları kesin olmadığından HMK'nın 19. maddesinde belirlenen süre ve yöntemle yetkisizlik itirazında bulunulmaz ise davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir ve mahkemece kendiliğinden yetkisizlik kararı verilemez. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Yetki itirazının ileri sürülmesi" başlıklı 19/2. maddesinde; "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz." hükmünü içermektedir. Yine, 116/1-a maddesinde "Kesin yetki kuralının bulunmadığı hâllerde yetki itirazını "ilk itiraz" olarak düzenlemektedir. 117/1. madde ise; "İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez." hükmünü içermektedir. Son olarak; "Cevap dilekçesini verme süresi" başlıklı 127/1. maddesi ise; "Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir." şeklinde düzenleme getirmektedir.Bir davada (takipte) birden fazla genel ve özel yetkili mahkeme varsa, davacı bu mahkemelerden birinde dava açmak ya da icra takibi yapmak hususunda bir seçimlik hakka sahiptir. Davacı, davasını (takibini) bu genel ve özel yetkili mahkemelerden (icra dairelerinden) hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede (icra dairesinde) açarsa, o zaman seçme hakkı davalıya geçer. Genel haciz yolu ile takipte borçlunun yasal sürede yapmış olduğu itiraz, İİK'nun 66. maddesi gereğince icra takibini durduracağından, alacaklı itirazın iptali veya itirazın kaldırılması davası açıp takibin devamı yolunda bir karar almadıkça takibe devam edemez.(Bknz. Yargıtay 12.HD'nin 2016/11977 Esas-2017/4018 Karar sayılı ilamı)Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 21.02.2022 tarih ve 2022/1073 Esas 2022/2686 Karar sayılı ...Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri'nin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine yönelik kararı ile ''...Genel anlamda bir mahkemenin görevi belirli bir davaya, dava konusunun niteliği veya değerine göre o yerdeki aynı yargı koluna ait ilk derece mahkemelerinden hangisi tarafından bakılabileceğini belirtir. Bilindiği üzere, ilk derece mahkemeleri genel mahkemeler ve özel mahkemeler olarak ikiye ayrılmışlardır. Hangi davalara özel mahkemelerde, hangi davalara genel mahkemelerde bakılacağı ve genel mahkemelerde bakılacak davalardan hangilerine asliye hukuk mahkemesinde, hangilerine sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı hususuna görev, bunu düzenleyen kurallara da görev kuralları denir. Genel mahkeme ile özel mahkeme arasındaki ilişkinin bir görev ilişkisi olduğu ve görevle ilgili kuralların kamu düzenine ilişkin bulunduğu konusunda öğretide ve uygulamada duraksama yoktur. Genel mahkemelerin bakacakları davalar, belirli kişi ve iş gruplarına göre sınırlandırılmamış olup aksi belirtilmedikçe medeni yargılama hukukuna giren her türlü işe bakmakla görevlidirler. Açık kanun hükmü ile özel mahkemelerde görüleceği belirtilmemiş olan bütün davalar genel mahkemelerin görevine girer. Buna karşılık özel mahkemeler, belirli kişiler arasında çıkan veya belirli uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Diğer bir ifadeyle, özel mahkemeler özel kanunlarla kurulmuş olup özel kanunlarda belirtilen davaları yürütür.Göreve ilişkin kurallar kamu düzenine ilişkin olup, HMK’nın 114/1-c maddesine göre mahkemenin görevli olması dava şartıdır. HMK’nın 115. maddesine göre ise dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Diğer taraftan görevsiz mahkeme davanın esası hakkında karar veremez. Bu nedenle, dava açılırken dayanılan hukukî ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukukî niteleme yapılmalı ve sonucuna göre mahkemenin görevsiz olduğu kanısına varılırsa dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmelidir. Görev nedeniyle dava dilekçesinin reddi kararında görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğu belirtilmeli ve dava dosyasının bu görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir (HMK m.20).6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “asliye hukuk mahkemelerinin görevi” başlıklı 2. maddesi; “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.” hükümlerini içermektedir.6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5. maddesinin 1. fıkrası; “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” hükmünü, 5. maddesinin 3. fıkrası ise; “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.” hükümlerini içermektedir.Görüldüğü üzere, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK'nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca re’sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Kanuni hakim güvencesi” başlığını taşıyan 37’nci maddesi; “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.” hükmünü öngörmektedir. Bilimsel çevrelerde ve uygulamada, kanuni hakim güvencesi, uyuşmazlığı yargılayacak ve çözecek olan mahkemenin o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olması olarak kabul edilmektedir. 1982 tarihli Anayasa’yı kabul eden Danışma Meclisi’nin Anayasa Komisyonu’nun gerekçesinde “…bu suretle davanın olaydan sonra çıkarılacak bir kanunla yaratılan bir mahkeme önüne getirilmesi yasaklanmakta, yani kişiye yahut olaya göre kişiyi yahut olayı göz önünde tutarak mahkeme kurma imkanı ortadan kaldırılmaktadır. Bu ise tarafsız yargı merciinin ilk gereğidir.” denilmektedir.Dikkat edilecek olursa Anayasa’daki bu düzenleme hukuk ya da ceza davaları yönünden herhangi bir ayrım gözetmemiş ve uyuşmazlığın doğduğu tarihte bu uyuşmazlığı çözecek olan mahkemenin belli olması durumunda yargılama yapacak veya yargılamaya devam edecek mahkemeyi gösteren yasal bir düzenleme yapılmadığı takdirde davanın, mutlaka bu mahkeme tarafından çözüme kavuşturulması öngörülmüştür. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; uyuşmazlık konusunu teşkil eden her hukuki olay, meydana geldiği tarihteki yasal düzenlemelere tabidir ve olayın meydana geldiği zamanda mevcut olan mahkemeler tarafından çözümlenmelidir. O halde yeni bir mahkeme kurulurken o mahkemenin kuruluş yasasında zaman bakımından faaliyete geçme gününden önceki uyuşmazlıklara bakacak mahkemelerle ilgili özel bir düzenleme bulunmadığı taktirde her uyuşmazlık, meydana geldiği tarihte bu işe bakacak olan mahkemece çözümlenecektir. Başka bir anlatımla her dava açıldığı koşullara göre görülüp sonuçlandırılacaktır. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.04.2019 tarihli ve 2017/11-10 E., 2019/401 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.Dava konusu edilen hukuki uyuşmazlığın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan yasalara göre kurulmuş bulunan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmesi ana kural olmakla birlikte bazen yasal düzenlemelerle böyle bir uyuşmazlığın çözümü yeni kurulan mahkemelere de verilebilmektedir. 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun geçici 1. maddesi; “Aile Mahkemesi kurulan yerlerde bu mahkemeler faaliyete geçtiğinde, yargı çevresinde ve görev alanına giren sonuçlanmamış dava ve işler, yetkili ve görevli aile mahkemelerine devredilir.” hükmünü içerdiğinden, bu yasal düzenlemeye istinaden diğer mahkemeler, Aile Mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işleri bu mahkemelere devretmiştir. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 07.07.2021 tarih ve 608 sayılı kararı ile yeni kurulan (Alanya, Aydın, Balıkesir, Diyarbakır, Manisa, Muğla, Sakarya ve Tekirdağ) asliye ticaret mahkemeleri ile mevcut bulunan (Adana, Ankara, Ankara Batı, Antalya, Bakırköy, Bursa, Denizli, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Gebze, İskenderun, İstanbul, İstanbul Anadolu, İzmir, Karşıyaka, Kayseri, Kocaeli, Konya, Mersin, Samsun, Şanlıurfa ve Trabzon) asliye ticaret mahkemelerinin yargı çevreleri belirlenmiştir. Ancak halihazırda açılmış davaların yeni kurulan mahkemeye devredileceğine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. O halde, yeni bir mahkemenin faaliyete geçirildiği tarihten önce derdest bulunan davaların, istek üzerine veya doğrudan doğruya görevsizlik ya da gönderme kararı ile yeni kurulan mahkemeye gönderilmesine olanak bulunmadığından, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu’nun, 07.07.2021 tarih ve 608 sayılı kararı ile müstakil asliye ticaret mahkemelerinin görev sınırlarının belirlenmesi kararı sonrası asliye ticaret mahkemesi olmayan ilçelerde asliye hukuk mahkemesinin asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla baktığı derdest dosyaların devredilerek, asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğine ilişkin kararı yerinde değildir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın bu çerçevede giderilmesi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu’nun, 07.07.2021 tarih ve 608 sayılı kararı ile müstakil asliye ticaret mahkemelerinin görev sınırlarının belirlenmesi kararı sonrası asliye ticaret mahkemesi olmayan ilçelerde asliye hukuk mahkemesinin asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla baktığı derdest dosyaların devredilerek, asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğine ilişkin kararının usul ve yasaya uygun bulunmadığı, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu’nun, 07.07.2021 tarih ve 608 sayılı kararı ile müstakil asliye ticaret mahkemelerinin görev sınırlarının belirlenmesi kararı öncesinde asliye ticaret mahkemesi olmayan ilçelerde asliye hukuk mahkemesinin asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla baktığı derdest dosyaların görülmeye devam edilmesi gerektiği; şeklinde Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairelerinin kesin kararları arasındaki görüş ve uygulama uyuşmazlıklarının bu şekilde giderilmesine,5235 sayılı Kanun m.35/1-(3) bendi uyarınca, kesin olarak YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE,..'' karar verilmiştir.Ayrıca Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 21.02.2022 tarih ve 2022/1760 Esas 2022/2689 Karar sayılı İlamı ile ''...A... 1. Asliye Hukuk (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi'nce, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu’nun 07/07/2021 tarihli ve 608 sayılı kararı ile 01/09/2021 tarihi itibariyle A... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin faaliyete geçirildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.A... Asliye Ticaret Mahkemesi'nce ise, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu’nun 07/07/2021 tarihli ve 608 sayılı kararında halihazırda açılmış davaların yeni kurulan mahkemeye devredileceğine ilişkin bir düzenlemenin mevcut olmadığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, dosya yargı yerinin belirlenmesi için Dairemize gönderilmiştir. Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu’nun 07/07/2021 tarihli ve 608 sayılı kararıyla 01/09/2021 tarihi itibariyle A... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin faaliyete geçirildiği, davanın 08/02/2016 tarihinde açıldığı, 07/07/2021 tarihli ve 608 sayılı kararda derdest dosyaların devredileceği yönünde bir ibare bulunmadığı anlaşıldığından, dosyanın A... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla görülerek sonuçlandırılması gerekmektedir.Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince A... 1. Asliye Hukuk (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi’nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE,...'' karar verilmiştir. Açıklanan bu hukuki ve maddi olgular karşısında somut olay irdelendiğinde; dava tarihi 17.12.2018 olup, davanın 01/09/2021 tarihinden önce açıldığı, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 07.07.2021 tarihli ve 608 sayılı kararında; kurulmasına karar verilen Asliye Ticaret Mahkemeleri' nin yargı çevrelerinin kuruldukları illerin "mülki sınırlarını" kapsayacak şekilde belirlenmesine ve kararın 01/09/2021 tarihinden itibaren uygulanmasına karar verilmiş olup, halihazırda açılmış davaların il merkezlerinde yeni kurulan Asliye Ticaret Mahkemelerine devredileceğine ilişkin bir düzenleme mevcut olmadığından yeni bir mahkemenin faaliyete geçirildiği tarihten önce derdest bulunan davaların, istek üzerine veya doğrudan doğruya görevsizlik ya da gönderme kararı ile yeni kurulan mahkemeye gönderilmesine olanak bulunmadığından somut uyuşmazlığı yargılayacak ve çözecek olan mahkeme, uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olan Manisa. 1 Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi olmasına ve görevli mahkemece tarafların yerleşim yerleri ile taraflar arasındaki akaryakıt alımının yapıldığı akaryakıt istasyonunun hangi il/ilçe sınırları ve hangi yargı çevresinde olduğu da dikkate alınarak öncelikle davalının icra müdürlüğü yetkisine yaptığı itiraz ve sonrasında mahkeme yetkisine yaptığı itiraz değerlendirildikten sonra işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken 17.12.2018 tarihinde açılan eldeki dava ile ilgili olarak Manisa 1. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi'nin 01.09.2021 tarih ve 2018/871 Esas 2021/279 Karar sayılı kararı ile 01.09.2021 tarihi itibariyle Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin faaliyete geçtiği yönünde yanlış gerekçe ile gönderme kararı verilmesi ve yanlış gönderme kararı üzerine Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından yargılama yapılarak işin esası hakkında karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olduğundan doğru görülmemiştir.Bu itibarla; 6100 sayılı HMK'nın 355 ve 353/(1)-a-3. maddeleri gereğince yerel mahkeme kararının re'sen kaldırılarak dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi uyarınca yetkili ve görevli olan Manisa 1. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi'ne gönderilmesine, kaldırma kararının sebep ve şekline göre istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/01/2022 tarih ve 2021/74 Esas 2022/333 Karar sayılı hükmün 6100 sayılı HMK'nın 355. ve 353/(1)-a-3 maddeleri gereğince RE'SEN KALDIRILMASINA, 2-HMK'nın 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemizce verilen istinaf başvurusunun kabul ve kaldırma kararında belirtilen esaslar doğrultusunda dava dosyasının yetkili ve görevli MANİSA 1. ASLİYE HUKUK (TİCARET) MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE,3-Karardan bir örneğin istinaf kaydının kapatılması ve gerekli işlemlerin yapılması için Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, 4-Kararın re'sen kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,5-Kararın kaldırılması nedeniyle istinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının yatıran davacıya iadesine,6-İstinaf kanun yolu başvurusu aşamasında istinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,7-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,8-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider/delil avans iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 353/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 02/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.