Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin nakliye ücreti alacağı ve emtia hasarı takas iddialarına ilişkin itirazın iptali kararının İzmir BAM 17. Hukuk Dairesince istinaf incelemesi.
Özet: Davacı nakliye şirketinin, davalı borçluya sunduğu uluslararası taşımacılık hizmetlerinden kaynaklanan 5.371,00 Euro bakiye alacağının tahsili amacıyla başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle açtığı davada; davalının taşınan emtiaya zarar verildiği ve geç teslimat nedeniyle toplamda 18.000 Euro zarara uğradığı savunmasına karşılık, bilirkişi raporları ve ticari defter incelemeleri neticesinde davacının alacağının devam ettiği tespit edilerek yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

T.C.İZMİRBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ17. HUKUK DAİRESİESAS NO : 2022/2428 KARAR NO : 2026/745T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : 29/09/2022NUMARASI : 2021/1335 Esas 2022/1290 KararDAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 26/03/2026KARAR YAZIM TARİHİ : 26/03/2026Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/1335 Esas ve 2022/1290 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı şirketin nakliye sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalı borçlu ile 27/09/2021-01/10/2021-06/10/2021 tarihlerinde, Edirne 'den Macaristan'a taşınacak emtianın nakliyesi için anlaştıklarını, borçlunun emtiasının nakliyesi yapılarak alıcısına teslim edildiğini, nakliye işlemleri nedeniyle davacı şirketin davalıdan toplamda 10.871,00 Euro nakliye ücretinin doğduğunu, davalının bir kısım ödemeler yaptığını, takip tarihi olan 02/11/2021 tarihi itibariyle davacı şirketin , davalıdan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 5.371,00 EURO bakiye alacağı bulunduğunu, davalının takibe itiraz ederek takibi durdurduğunu belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine % 20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle :Alacağa konu 01.10.2021 tarihli taşıma işinde taşıyıcının taşınana vermiş olduğu zarardan dolayı; Budapeşte Merkezli ... isimli taşıma sözleşmesinde alıcı olan firma tarafından müvekkiline 10.000 EURO bedelli bedelli Reklamasyon faturası kesildiğini ve fatura bedelinin de müvekkili tarafından ödendiğini, yine alacağa konu 06.10.2021 tarihli taşıma işinden taşıyıcının taşınan malı geç teslim etmesinden dolayı taşınanın zarar görmüş olduğunu, bu zarar dolayısı ile müvekkil şirketin 8.000 EURO zarara uğradığını, toplamda 18.000 EURO alacak için müvekkili tarafından, davacı aleyhine Hatay İcra Dairesi 2021/41108 Esas numaralı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, karşı tarafın takibe itiraz etmesinden dolayı takibin durduğunu, taşıyıcının eşyanın taşınmak üzere teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçecek süre içerisinde eşyanın uğrayacağı zİya, hasar veya teslimdeki gecikmeden sorumlu olduğunu, bu sorumluluktan kurtulmak için genel ve özel sebepler bulunduğunu, davacı tarafın, taşıma işinde davalı tarafın zararını katlanmak zorunda olduğunu, savunarak davanın reddini talep etmişlerdir. HUKUKİ NİTELENDİRME GEREKÇE: Salihli 1. İcra Dairesi'nin 2021/21907 Esas sayılı takip dosyası getirtilmiş, davalı vekili tarafından 15/06/2022 tarihinde sunulan CD içerisindeki kayıtlar incelenmiş, tarafların ticari defterleri incelenerek bilirkişi raporu aldırılmıştır. Yapılan yargılamaya, icra dosyasına, CD kaydına, bilirkişi raporlarına ve tüm dosya kapsamına göre, davanın, itirazın iptali (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı) davası olduğu, davacı şirketin nakliye sektöründe faaliyet gösterdiği, tarafların 27/09/2021-01/10/2021-06/10/2021 tarihlerinde, Edirne 'den Macaristan'a taşınacak, davalıya ait emtianın nakliyesi için anlaştıkları, borçlunun emtiasının nakliyesi yapılarak alıcısına teslim edildiği,Davacının ticari defter ve kayıtları ile beynelmilel hamule senedinin incelenmesi suretiyle alınan bilirkişi raporuna göre, " Davacının E-defter kapsamında olduğu Yapılan nakliye işinin, davacı şirket tarafından, " 27.09.2020 tarih ve GUR2021000000178 No'lu 3.557,00 Euro miktarlı Fatura ... Plakalı sayılı araçlar ile ... arası navlun bedeli 3.400 Euro ve Bulgaristan Analiz 357,00 Euro miktarında olmak üzere toplam 3.757,00 Euro miktarında YURTDIŞI TAŞIMACILIK hizmetinden dolayı faturalandırıldığı, 01.10.2021 tarih ve GUR2021000000182 No'lu 3.557,00 Euro miktarlı Fatura .... Plakalı sayılı araçlar ile ...arası navlun bedeli 3.200 Euro ve Bulgaristan Analiz 357,00 Euro miktarında YURTDIŞI TAŞIMACILIK hizmetinden dolayı 3.557,00 Euro miktarında faturalandırıldığı, 06.10.2021 tarih ve GUR2021000000190 No'lu 3.557,00 Euro miktarlı Fatura .... Plakalı sayılı araçlar ile ... arası navlun bedeli 3.200 Euro ve Bulgaristan Analiz 357,00 Euro miktarında YURTDIŞI TAŞIMACILIK hizmetinden dolayı 3.557,00 Euro miktarında faturalandırıldığı, Faturaların, davacı tarafın defterlerine kaydedildiği,davacı tarafın defter ve kayıtlarında 20.000 TL davalı Banka ödemesi ile 14.10.2021 tarihinde 3.557,00 Euro miktarlı ödemelerin yapıldığı ve davacı tarafın defter ve kayıtlarında 5.371,00 Euro miktarında davacının davalından alacağının devam ettiğinin tespit edildiği ", Davalının, ticari defter ve kayıtları incelenmesi suretiyle alınan bilirkişi raporuna göre, davalının ticari defterlerinin usülüne uygun tutulması nedeniyle sahibi lehine delil vasfına sahip olduğu, taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu, dava konusu nakliye işine ilişkin davalı tarafça kesilen faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu ve takip tarihi itibariyle, davalının davacıya, 8931,79 euro borcunun bulunduğunun tespit edildiği, Salihli İcra Dairesinin 2021/21907 esas sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde, davacı tarafından 08/11/2021 tarihinde 54.371,00 Euro (1 Euro:11,05 TL) bakiye cari hesap alacağı için davalıya yönelik ilamsız icra takibine başlanıldığı, davalının, borcun tamamına, faize ve ferilerine itirazı üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği, Taraflar arasındaki arabuluculuk görüşmesinin anlaşmazlık ile sonuçlandığı, Davalı vekilinin beyanına göre , nakliye işi nedeniyle, taşınan ürünlerin zarar görmesi ve ürünlerin geç teslim edilmesi nedeniyle , davacıya yönelik Hatay İcra Müdürlüğünün 2021/41108 esas sayılı icra takibinin bulunduğu, itiraz üzerine takibin durduğu, Böylelikle, davacının, itiraza konu olan alacağını, fatura ve her iki ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi suretiyle aldırılan bilirkişi raporları ile ispatladığı..." gerekçesi ile, davanın KABULÜ ile Salihli 1. İcra Dairesinin 2021/21907 Esas sayılı icra takip dosyasında davalının itirazının reddi ile 5.371,00 Euro üzerinden icra takibinin devamına, takibe konu 5.371,00 Euro alacağının icra takip tarihindeki efektif satış kuru olan 11,05 TL üzerinden hesaplanan 59.349,55.TL'nin, % 20'si üzerinden 11.869,91.TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme yapıldığını, müvekkilinin davacı taşımacılık yapan firmaya eksik para ödemesinin sebebinin müvekkilinin yurt dışına taze sebze meyve satma işi yapmasından dolayı bu ürünlerin yurt dışına taşınması hususunda davacı ile anlaşıldığını, davaya konu 2 taşımacılık faaliyeti bakımından davacı şirketin ilk narenciye-armut ve şeftali teslimatı bakımından ürünleri hasarlı olarak teslim ettiğini, ikinci limon sevkiyatı bakımından ise ürünleri 4 gün geç teslim ettiğini, davacının kusurlu olduğunu, müvekkilinin ekspertiz incelemesi yaptırılması istemesine rağmen davacının kendi sigorta poliçesini bozdurmama düşüncesi ile ekspertiz yaptırmadığını, ayıplı teslimin flash diskte yer alan konuşma kayıtları ve fotoğraflarda açıkça görülmekte olduğunu, her iki sevkiyatın alıcısı olan dava dışı firmanın hasarlı teslim ve geç teslimden dolayı reklamasyon faturası ile müvekkiline ödenmesi gereken bedelden 10.509,95 Euro kesinti yaptığını, bu kesintinin kusurlu olan davacıdan tahsili için Hatay İcra Müdürlüğü nün 2021/41108 Esas sayılı takip dosyası ile yaptıkları icra takibine davacının yaptığı itiraz üzerine Hatay 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/89 Esas sayılı dosyası ile itirazın iptali davasını açtıklarını ve davanın halen derdest olduğunu ve bu dosyanın eldeki dava dosyasına celbedilerek eldeki davada takas mahsup savunmalarının birlikte değerlendirilmelerinin gerektiğini, her iki dosya arasında hukuki ve fiili irtibat bulunmasından dolayı davaların birleştirilmesi veya sonucunun beklenilmesi gerektiği yönünde inceleme ve değerlendirme yapılmamasının hukuka aykırı olduğunu, tır şoförü olarak malı taşıyan şahsın tanık olarak dinlenmemesinin de hatalı olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, yurtdışı kara taşımacılık sözleşmesinden kaynaklı bakiye alacağın tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. "...taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesinin uygulandığı davalarda deliller kural olarak taraflarca gösterilir, hâkim delillere kendiliğinden başvuramaz. Buna karşılık kendiliğinden (re'sen) araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda, hâkim davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da duruşma bitinceye kadar delil gösterebilirler. Dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında hâkimin de görevli olmasına, kendiliğinden araştırma ilkesi denir. Bu ilke kamu düzenini ilgilendiren çekişmeli davalarda ve çekişmesiz yargı işlerinde önem gösterir.Dava malzemesinin taraflarca getirilme ilkesi, dava malzemelerinin mahkemeye kimin tarafından getirileceğiyle ilgili bir ilkedir. Buna göre, hâkim kendiliğinden, taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, hükmüne esas alamaz. Mahkeme sadece tarafların getirdiği vakıalara göre talep sonucunu inceleyip karar verir.Taraflarca getirilme ilkesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 25. maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “(1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.(2) Kanunda belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz”.Bu ilkenin bir sonucu olarak mahkeme, sadece taraflarca ileri sürülen vakıaları inceleyebilir. Buna kural olarak deliller de dâhildir (HMK m. 25/2). Hâkim, olayın aydınlatılması için taraflardan delil ikamesini isteyebilir ancak tarafa belli bir delili hatırlatamaz.Mahkemenin hüküm vermesi için kendisine yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların görevi ise de, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkân vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın, talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması, belirlenmesi söz konusudur.Taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (m. 31) çerçevesinde yumuşatılmıştır (Pekcanıtez, Hakan / Atalay, Oğuz / Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukuku, 2011, 11.Bası, s. 248 vd).Diğer taraftan HMK’nın “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre; “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir”.Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verilebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 248 vd).Görüldüğü üzere, hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede, hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukukî açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.Kural olarak herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, kendisine ispat yükü düşmeyen diğer tarafın onun iddiasının aksini ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş sayılır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinde de; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur.Yukarıda belirtilen maddenin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.06.2021 tarih ve 2017/3-3179 Esas 2021/806 Karar sayılı Kararı) "...Uyuşmazlık konusu itibari ile öncelikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) düzenlenen bilirkişi incelemesi hakkında açıklamalarda bulunmakta fayda vardır. 13. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266/1. maddesi; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” düzenlemesini içermektedir. Bilirkişi incelemesinin esası; uyuşmazlığın çözümünde gerekli olan özel veya teknik bilgiyi dava dosyasına temin etmektir. Bu bağlamda hâkim, hukuk bilgisi dışında kalan ve niteliği gereği özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususları, alanında uzman kişi veya kişiler aracılığıyla inceleyecek ve elde edilen bilgi ile yapılacak değerlendirme sonucu karar tesisi için gereken kanaate ulaşabilecektir. 14. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesi ile hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir. Buradan hareketle bilirkişi incelemesi, HMK’da yer alan “kesin delil” ve “takdiri delil” şeklindeki tasnifte, takdiri deliller içerisinde yer almaktadır. Bir vakıanın doğruluğunun belirlenmesi için ileri sürülen takdiri delilin ispat gücü, hâkimin bu konuda vicdani kanaatiyle yapacağı değerlendirme ile belirlenir. Bu çerçevede takdiri deliller içerisinde yer alan bilirkişi incelemesinin dosyaya sağlamış olduğu özel veya teknik bilgi ya da tespit vasıtasıyla, inceleme konusu olan vakıalara dayalı iddiaların ispatı hususunda hâkimde oluşan kanaat neticesinde bir karar verilir. Bu aşamada hâkim, uyuşmazlık konusuyla ilgili kanun tarafından tanınan takdir yetkisi çerçevesinde, olumlu ya da olumsuz bir karar vermek için gerekli olan kanaatin oluşumunda, bilirkişi raporunu dosya kapsamındaki diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirerek bir karar tesis edecektir.15. Bilirkişi raporunun serbestçe değerlendirilmesinde kastedilen; raporda ulaşılan sonuç hakkında taraflarca ileri sürülen iddiaların ispatına dair Kanun’da aranan düzeyde bir kanaatin oluşumu için hâkim tarafından yapılan muhakemedir. Ancak ayrıca belirtilmelidir ki; hâkim tarafından hukuka ve hakkaniyete uygun karar tesisinde gerekli olan kanaatin oluşumu için HMK’nın 282. maddesi çerçevesinde bilirkişi raporuna ilişkin olarak yapılacak değerlendirmenin, hukukî sınırlar içerisinde ve uyuşmazlık konusu somut vakıaya uygun niteliği haiz olması gerekir. Başka bir anlatımla; hâkim bilirkişi raporunu değerlendirirken dava konusu vakıaya ilişkin tutarlı, mantıki ve hukukî gerekçeler ortaya koyması gerekmektedir. Bu kapsamda bilirkişinin uzmanlık alanı ve bilgisi, raporun mahkemece tanımlanan görev çerçevesinde düzenlenip raporda varılan sonucun somut olaya uygun ve anlaşılır olup olmadığı gibi hususlar, bilirkişi raporunun değerlendirmesinde hâkim tarafından nazara alınması gerekmektedir (Erdoğan, E./ Üçüncü, S.H.: Bilirkişilik Kurumu ve Bilirkişi Raporunun Delil Değerine İlişkin Bazı Sorunlar, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2010, C. 10, S. 1, s. 372 vd.). Sözü edilen bu takdir hakkının kapsamı, hâkimin hukukî olmayan özel ve teknik bilgiye ilişkin konularda, doğrudan doğruya kendi yorumuna ve anlayışına göre hüküm verebileceği anlamına da gelmemektedir. Zira eksik inceleme ve araştırma ile hukukî olmayan yoruma dayalı olarak hatalı değerlendirme sonucu hüküm kurulamayacağı açıktır.16. Mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer vermesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarını gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Anılan bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için HMK’da belirtilen yolu izlemelidir.17. Bu aşamada hâkimin izleyeceği yöntem, HMK’nın 281. maddesinde; “(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.” şeklinde gösterilmiştir. Ayrıca aynı hususla alakalı olarak 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3/7. maddesi de; “Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır; ancak rapordaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor istenebilir” hükmünü haizdir. Bu bağlamda çözümü hukuk bilgisi dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiği için bilirkişiye başvurulduğu hâllerde mahkeme, bilirkişi raporunda noksan veya müphem gördüğü hususların tamamlanması veya açıklanması için kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Ayrıca bilirkişi raporları arasında çelişki varsa, çelişki giderilmeden karar verilemez. Ancak, bilirkişi raporunun noksan ve müphem bulunmadığı (tam ve açık bulduğu), itirazların daha önce incelenmiş veya dava dosyasındaki bilgilerle karşılanmasının mümkün olduğunun belirlendiği hâllerde mahkeme, ek rapor almadan veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan bilirkişi raporuna karşı yapılmış olan itirazları kendisi de inceleyebilecektir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. III, İstanbul 2001, s. 2761). Bu aşamada ayrıca belirtilmelidir ki; bilirkişilerin inceleme konusunda uzman olmadıklarının tespiti nedeniyle var olan eksikliğin, belirsizliğin veya çelişkinin ek rapor ile giderilmesi mümkün değilse, mahkemece yeniden belirlenecek bir bilirkişi veya bilirkişi heyeti vasıtasıyla yapılacak inceleme sonucunda bir karar verilmesi gerekmektedir. Eş söyleyişle çözümü için özel veya teknik bilgi gereken bir hususta hazırlanan bilirkişi raporunun, düzenleyen bilirkişilerin gerekli özel veya teknik bilgiden yoksun olmaları nedeniyle hükme esas alınacak niteliği haiz olmaması durumunda mahkemece, yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmaksızın karar verilemez..." (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.06.2021 tarih ve 2017/11-2480 Esas 2021/657 Karar sayılı Kararı) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu' nun; B) Taşıyıcının sorumluluğuI - Zıya veya hasar ile gecikmeden doğan zarardan sorumlulukMADDE 875- (1) Taşıyıcı, eşyanın taşınmak üzere teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçecek süre içinde, eşyanın zıyaından, hasarından veya teslimindeki gecikmeden doğan zararlardan sorumludur.(2) Zararın oluşmasına, gönderenin veya gönderilenin bir davranışı ya da eşyanın özel bir ayıbı sebep olmuşsa, tazminat borcunun doğmasında ve kapsamının belirlenmesinde, bu olguların ne ölçüde etkili olduğu dikkate alınır.(3) Gecikme hâlinde herhangi bir zarar oluşmasa da taşıma ücreti gecikme süresi ile orantılı olarak indirilir; meğerki, taşıyıcı her türlü özeni gösterdiğini ispat etmiş olsun.II - Sorumluluktan kurtulma1. Genel olaraka) Taşıyıcının özeniMADDE 876- (1) Zıya, hasar ve gecikme, taşıyıcının en yüksek özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı ve sonuçlarını önleyemeyeceği sebeplerden meydana gelmişse, taşıyıcı sorumluluktan kurtulur.b) Araç arızası ve kiraya verenin kusuruMADDE 877- (1) Taşıyıcı, taşıma aracındaki arızaya, taşıtı kiraladığı kişinin onun temsilcilerinin veya çalışanlarının kusuruna dayanarak sorumluluktan kurtulamaz.2. Özel hâllerMADDE 878- (1) Zıya, hasar veya teslimdeki gecikme, aşağıdaki hâllerden birine bağlanabiliyorsa taşıyıcı sorumluluktan kurtulur:a) Sözleşme veya teamüle uygun olarak üstü açık bir aracın kullanılmış olması yahut güverteye yükleme yapılması.b) Gönderen tarafından yapılan yetersiz ambalajlama.c) Eşyanın gönderen veya gönderilen tarafından işleme tabi tutulması, yüklenmesi veya boşaltılması.d) Eşyanın; özellikle kırılma, paslanma, bozulma, kuruma, sızma, olağan fire yoluyla kolayca zarar görmesine yol açan doğal niteliği.e)Taşınacak paketlerin gönderen tarafından yetersiz etiketlenmesi.f) Canlı hayvan taşıması.g) 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu ile diğer kanun ve düzenlemelerde yer alan hükümlerin taşıyıcının sorumluluktan kurtulmasını haklı gösterdiği hâller.(2) Herhangi bir zararın hâl ve şartlara göre birinci fıkrada öngörülen bir sebebe bağlanmasının muhtemel bulunduğu durumlarda, o zararın bu sebepten ileri geldiği varsayılır.Birinci fıkranın (a) bendinde öngörülen olağanüstü zıya veya hasar hâlinde bu karine geçerli olmaz.(3) Zıya, hasar veya gecikme, gönderenin eşyanın taşınmasına ilişkin özel talimatlarına taşıyıcının uymamasından ileri gelmişse, taşıyıcı birinci fıkranın (a) bendine dayanarak sorumluluktan kurtulamaz.(4) Taşıyıcı, sözleşme uyarınca eşyayı sıcağa, soğuğa, ısı değişikliklerine, neme, sarsıntılara ya da benzer etkilere karşı özel olarak koruma yükümlülüğü altında ise, birinci fıkranın (d) bendine ancak, hâl ve şartlara göre, özellikle de gerekli donanımın seçimi, bakımı ve kullanımına ilişkin kendisine düşen tüm önlemleri almış ve özel talimatlara uygun davranmış bulunması hâlinde dayanabilir.(5) Taşıyıcı birinci fıkranın (f) bendine ancak hâl ve şartlara göre kendisine düşen tüm önlemleri almış ve özel talimatlara uygun davranmış bulunması hâlinde dayanabilir.III - Yardımcıların kusuruMADDE 879- (1) Taşıyıcı;a) Kendi adamlarının,b) Taşımanın yerine getirilmesi için yararlandığı kişilerin,görevlerini yerine getirmeleri sırasındaki fiil ve ihmallerinden, kendi fiil ve ihmali gibi sorumludur.IV - Tazminatta esas alınacak değerMADDE 880- (1) Taşıyıcı, eşyanın tamamen veya kısmen zıyaından dolayı tazminat ödemekle sorumlu tutulduğunda, bu tazminat, eşyanın taşınmak üzere teslim alındığı yer ve zamandaki değerine göre hesaplanır.(2) Eşyanın hasara uğraması hâlinde, onun taşınmak üzere teslim alındığı yer ve zamandaki hasarsız değeri ile hasarlı değeri arasındaki fark tazmin edilir. Zararı azaltmak ve gidermek için yapılacak harcamaların birinci cümleye göre saptanacak değer farkını karşıladığı karine olarak kabul edilir.(3) Eşyanın değeri piyasa fiyatına göre, bu yoksa aynı tür ve nitelikteki malların cari değerine göre tayin edilir. Eşya, taşımak üzere teslimden hemen önce satılmışsa, satıcının faturasında taşıma giderleri mahsup edilerek gösterilen satış bedelinin piyasa fiyatı olduğu varsayılır.V- Zarar saptama giderleriMADDE 881- (1) Taşıyıcı, eşyanın zıyaı veya hasarı hâlinde, 880 inci madde uyarınca ödenmesi gereken tazminattan başka, zararın saptanması için yapılması zorunlu olan giderleri de tazminle yükümlüdür.VI - Sorumluluk sınırlarıMADDE 882- (1) Gönderinin tamamının zıyaı veya hasarı hâlinde, 880 ve 881 inci maddeler uyarınca ödenecek tazminat, gönderinin net olmayan ağırlığının her bir kilogramı için 8,33 Özel Çekme Hakkını karşılayan tutar ile sınırlıdır.(2) Gönderinin münferit parçalarının zıyaı veya hasarı hâlinde taşıyıcının sorumluluğu;a) Gönderinin tamamı değerini kaybetmişse tamamının,b) Gönderinin bir kısmı değerini kaybetmişse, değerini kaybeden kısmının, net olmayan ağırlığının her bir kilogramı için 8,33 Özel Çekme Hakkını karşılayan tutar ile sınırlıdır.(3) Taşıyıcının, taşıma süresinin aşılmasından doğan sorumluluğu, taşıma ücretinin üç katı ile sınırlıdır.(4) Özel Çekme Hakkı, eşyanın taşıma amacıyla taşıyıcıya teslim edildiği tarihteki veya taraflarca kararlaştırılan diğer bir tarihteki, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca belirlenen değerine göre Türk Lirasına çevrilir.VII - Diğer giderlerin tazminiMADDE 883- (1) Taşıyıcı, zıya veya hasardan sorumlu olduğu hâllerde, 880 ilâ 882 nci maddelere göre ödenmesi gereken tazminatı ödedikten başka, taşıma ücretini geri verir ve taşıma ile ilgili vergileri, resimleri ve taşıma işi nedeniyle doğan diğer giderleri de karşılar. Ancak, hasar hâlinde, birinci cümle uyarınca yapılacak ödemeler 880 inci maddenin ikinci fıkrasına göre saptanacak bedel ile orantılı olarak belirlenir. Başkaca zararlar karşılanmaz.VIII - Diğer zararlarda sorumluluğun en yüksek tutarıMADDE 884- (1) Taşıyıcı, taşıma işinin yapılmasında, sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyle meydana gelen ve eşyanın zıyaından, hasarından veya taşıma süresinin aşılmasından kaynaklanmayan ve eşya veya kişi zararları dışında kalan zararlardan, tam zıya hâlinde ödenmesi gereken tazminat miktarının üç katı ile sınırlı olmak üzere sorumludur.IX - Sözleşme dışı istemlerMADDE 885- (1) Bu Kısımda öngörülen sorumluluktan kurtuluş hâlleri ve sınırlamaları, gönderen veya gönderilenin, zıya, hasar veya gecikme nedeniyle taşıyıcıya yöneltebileceği, sözleşme dışı istemleri için de geçerlidir.(2) Taşıyıcı, eşyanın zıyaından veya hasarından dolayı, üçüncü kişilerin sözleşme dışı istemlerine karşı, sorumluluktan kurtulma sebeplerine ve sınırlamalara dayanabilir. Ancak, bunlar;a) Üçüncü kişi taşımaya onay vermemişse ve taşıyıcı, gönderenin eşyayı gönderme konusunda yetkili olmadığını biliyorsa veya bilmesi gerekiyorsa,b) Eşya, taşıma için teslim alınmadan önce, üçüncü kişinin veya ondan zilyetliği elde etmiş olan kişinin onayı olmaksızın elinden çıkmışsa,ileri sürülemez.X - Sorumluluğu sınırlama hakkının kaybıMADDE 886- (1) Zarara, kasten veya pervasızca bir davranışla ve böyle bir zararın meydana gelmesi ihtimalinin bilinciyle işlenmiş bir fiilinin veya ihmalinin sebebiyet verdiği ispat edilen taşıyıcı veya 879 uncu maddede belirtilen kişiler, bu Kısımda öngörülen sorumluluktan kurtulma hâllerinden ve sorumluluk sınırlamalarından yararlanamaz.XI - Yardımcı kişilerin sorumluluğuMADDE 887- (1) Taşıyıcının yardımcılarından birine karşı, eşyanın zıyaı, hasarı veya geç teslimi sebebiyle, sözleşme dışı sorumluluktan doğan istemler ileri sürülmüşse, o kişi bu Kısımda öngörülen sorumluluktan kurtulma sebeplerine ve sorumluluk sınırlamalarına dayanabilir. Zarara, kasten veya pervasızca bir davranışla ve böyle bir zararın meydana gelmesi ihtimalinin bilinciyle işlenmiş bir fiille veya ihmalle sebebiyet verilmişse birinci cümle hükmü uygulanmaz.XII - Fiilî taşıyıcıMADDE 888- (1) Taşıma, kısmen veya tamamen üçüncü bir kişi olan fiilî taşıyıcı tarafından yerine getirilirse, bu kişi eşyanın zıyaı, hasarı veya gecikmesi nedeniyle kendisi tarafından yapılan taşıma sırasında ortaya çıkan zarardan asıl taşıyıcı gibi sorumludur. Asıl taşıyıcının gönderen veya gönderilen ile, sorumluluğun genişletilmesi için yaptığı sözleşmeler, fiilî taşıyıcıya karşı, bunları yazılı olarak kabul etmesi şartıyla geçerlidir.(2) Fiilî taşıyıcı, taşıma sözleşmesinden doğan asıl taşıyıcıya ait bütün def’ileri ileri sürebilir.(3) Asıl taşıyıcı ve fiilî taşıyıcı müteselsilen sorumludurlar.(4) Fiilî taşıyıcının yardımcılarına başvurulursa 887 nci madde hükmü uygulanır.(5) Fiilî taşıyıcı taşıma senedinde veya diğer bir belgede kendisine teslim olunan eşyanın ne hâlde bulunduğunu tespit ettirebilir. Bu hükme uyulmadığı takdirde 858 inci maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.XIII -BildirimMADDE 889- (1) Eşyanın zıyaı veya hasara uğramış olduğu açıkça görülüyorsa, gönderen veya gönderilen en geç teslim anına kadar zıyaı veya hasarı bildirmezlerse, eşyanın sözleşmeye uygun olarak teslim edildiği varsayılır. Bildirimde, zararın gerekli açıklıkla belirtilmesi ve nitelendirilmesi şarttır.(2) Birinci fıkradaki karine, zıya veya hasarın açıkça görünmemesi ve eşyanın tesliminden sonra yedi gün içinde bildirilmemesi hâlinde de geçerlidir.(3) Gönderilen, taşıyıcıya, teslim süresinin aşıldığını, teslimden itibaren yirmibir gün içinde bildirmezse, gecikmeden kaynaklanan hakları sona erer.(4) Teslimden sonra yapılan bildirimin yazılı olması şarttır. Bildirim, telekomünikasyon araçları yardımıyla da yapılabilir. Bildirimde bulunanın kim olduğu herhangi bir şekilde anlaşılıyorsa, imzaya gerek yoktur. Sürenin korunması için bildirimin zamanında gönderilmiş olması yeterlidir.(5) Zıya, hasar veya gecikme teslim sırasında bildirilirse, bu bildirimin yukarıdaki hükümlere uygun olarak eşyayı teslim edene yapılması yeterlidir.Öncelikle, uluslararası karayolu ile taşımanın Edirne-Macaristan arasında olması, dolayısıyla yükleme ve teslim yerinin iki ayrı ülke olması sebebiyle uyuşmazlığa "Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi (CMR)" hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti açısından 1995 yılından itibaren bir iç hukuk normu haline gelen CMR 1. maddesine göre, yükün teslim alındığı yer ile yükün teslim edildiği yerin ayrı ülke ve bu ülkelerden birinin sözleşmeye taraf ülke olması halinde tarafların ikametgahı ve milliyetine bakılmaksızın CMR hükümlerinin uygulanacağını belirtmiştir. Taşıyıcının mesuliyeti, CMR'nin 17 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. CMR Konvasiyonu’nun 17. maddesi uyarınca, taşıyıcı yükü teslim aldığı andan, teslim edilinceye kadar malların kısmen veya tamamen kaybından veya hasarından veyahut da gecikmesinden dolayı sorumlu olup, taşıyıcı, taşımasını üstlendiği malları alıcısına tam ve sağlam olarak teslim etmek zorundadır. Aksi halde, sorumluluğu esastır. Ancak, CMR 17/2. maddesine göre, “Eğer kayıp, hasar veya gecikme istek sahibinin hatası veya ihmalinden, taşımacının hatasından değil de, istek sahibinin verdiği talimattan, yüke has bir kusurdan yahut da taşımacının önlemesine olanak bulunmayan durumlardan ileri gelmiş ise, taşımacı sorumlu tutulamaz”. Taşıyıcının anılan madde uyarınca sorumluluktan kurtulabilmesi için hasarın önlenmesine imkan bulunmayan bir halden meydana geldiğini kanıtlaması gerekir. Zira, taşıyıcının sorumluluğu ispat külfeti ters çevrilmiş bir kusur sorumluluğudur. Hasardan kaynaklı zarar nedeniyle sorumlu olmadığını savunan taşıyan, bu hasar sebebiyle kendisine atfı kabil bir kusurun bulunmadığını ispat etmelidir. Deneyimli ve basiretli bir taşımacının göstermesi gereken özen ve tedbire rağmen bu sonuç ortaya çıkacak ise taşıyıcının sorumlu olmadığı kabul edilebilecektir. Doktrinde bir görüşe göre basiretli bir tacirin göstereceği özenin üzerinde, hatta basiretli bir taşımacıdan beklenen dikkat ve özenin ötesinde en üst düzeyde özenin gösterilmesine ihtiyaç duyulur. (Arıkan Sabih, Karada Yapılan Eşya Taşımalarında Taşıyıcının Sorumluluğu, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayın No:40, Ankara, 1982, Sh 44). TTK’nın 20. maddesi uyarınca basiretli bir taşıyıcının göstermesi gereken dikkat ve özeni yerine getirmediği taktirde taşıyıcı, kusurlu sayılacaktır. Taşıyıcının, genel olarak gerekli dikkat ve özeni gösterdiğini kanıtlaması yeterli değildir. Ziya ve hasara neden olan olayın doğumunda kusurlu olmadığını da kanıtlaması gerekecektir. Ayrıca CMR' in 34. maddesine göre 'Tek bir mukaveleyle düzenlenen taşıma, karayolu taşımacıları tarafından ortaklaşa yapıldığında, bunların her biri, tüm taşımanın yapılmasından sorumludur.' Hasar ve ziyanın CMR 30. maddesinde belirtilen sürelerde ihbar edilip edilmediği de dikkate alındıktan sonra CMR Konvansiyonu’nun sınırlı ve sınırsız sorumluluk hallerinin somut olay bakımından tartışılması gerekmektedir. Meydana gelen hasar ve ziyadan dolayı istenebilecek tazminat ve tazminatın hesaplanma şekli CMR'nin 23-28. maddelerinde hükme bağlanmıştır. Buna göre, CMR’de temel ilke taşıyıcının gerçek zararı aşmamak üzere sınırlı, sorumlu olmasıdır. Meydana gelen gerçek zararın anılan maddelerde belirlenen sınırlı sorumluluk miktarını aşması halinde taşıyıcı sınırlı sorumluluk miktarı kadar sorumlu olacaktır. CMR Konvansiyonu’nun 29’ncu maddesinde taşıyıcının sınırlı sorumluluğunun hangi hallerde uygulanmayacağı gösterilmiş olup, buna göre taşıyıcının kendi fena hareketinin veya kasdi fena harekete denk tutulan kusurundan meydana gelen hasar halinde, taşıyıcının sorumluluğunu sınırlayan veya ispat yükünü karşı tarafa yükleyen hükümlerin uygulama kabiliyeti kalmamaktadır. Konvansiyon’un 29’ncu madde hükmü koşullarının varlığı halinde taşımacının sorumluluğu sınırlı olmayıp, gerçek zararın tamamından sorumluluğu söz konusudur. Bu madde hükmünün değerlendirilmesi sonucunda taşıyıcının herhangi bir kasti veya fena hareketinin bulunmadığı, sınırsız sorumluluğa tabi olmadığı, sınırlı sorumlu olduğunun anlaşılması halinde ise CMR'nin 23. maddesinde hükme bağlanan sınırlı sorumluluk esas ve kuralları ile emtianın yükleme için kabul edildiği yerdeki değeri gözetilerek, açık ve anlaşılır biçimde, emtianın kg başına SDR üzerinden sorumluluk sınırı belli tazminat hesabının yapılması gerekir. (Bknz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15.06.2021 tarih ve 2020/2120 Esas 2021/5104 Karar sayılı, 30.03.2021 tarih ve 2020/7871 Esas 2021/3067 Karar sayılı, 02.12.2020 tarih ve 2020/1038 Esas 2020/5640 Karar sayılı, 01.10.2020 tarih ve 2019/236 Esas 2020/3732 Karar sayılı İlamları)Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında, davacı taşıyıcı tarafından davalıya ait yaş meyvelerin uluslararası karayolu ile Edirne-Macaristan arasında taşınması işinde yükleme ve teslim yerinin iki ayrı ülke olması sebebiyle uyuşmazlığa "Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi (CMR)" hükümlerinin uygulanmasının gerekmesine, davacının taşıma işinden dolayı bakiye alacağının olduğu iddiası ve davalının taşımalardan birinin geç yapıldığı ve bir diğerinde de taşınan mal/ürün(taze meyve)lerin hasara uğradığı ve bundan dolayı dava dışı alıcı firmaya reklamasyon faturası adı altında bedel ödediği, ödenen bedelin taşıma ücretinden takas ve mahsus edilmesi gerektiği savunmaları yönünden ve bu yönde davalı tarafından davacı aleyhine Hatay İcra Müdürlüğü nün 2021/41108 Esas sayılı takip dosyasında yapılan icra takibine davacının vaki itirazının iptali için açılan dava dosyası celbedilip, tarafların varsa toplanmayan tüm delilleri de toplanarak uluslararası karayolu ile taşıma, taşımaya konu taze meyveler ve hesap alanında uzman 3 kişilik yeni bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine esas, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve sadece hesap alanında uzman bilirkişi raporuna dayalı olarak yukarıda yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir.Bu itibarla, bu yönlere ilişkin davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile istinaf incelemesine konu ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf yoluna başvuran davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile, Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/03/2026 tarih ve 2021/1335 Esas 2022/1290 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,2-Dosyanın HMK'nın 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,3-Kararın kaldırılma neden ve şekline göre davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına 4-Kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davalıya iadesine,5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına,6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,7-İİK 36. maddesi gereğince istinaf aşamasında davalı tarafından tehiri icra talebi uyarınca yatırılan teminatın davalıya İADESİNE,8-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme ve harç iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 26/03/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.