Ankara Bölge Adliye Mahkemesinde, kredi sözleşmesine dayalı kefalet ve ipotek geçersizliği iddiasıyla açılan borçlu olunmadığının tespiti ile ipoteğin fekki davasının istinaf incelemesi.
Özet: Davacı, dava dışı asıl borçlunun kredi sözleşmesine istinaden aleyhine başlatılan icra takibine konu müteselsil kefaletin ve buna dayalı ipoteğin geçersiz olduğunu, imzasının sahte olduğunu ve davalıya borçlu olmadığını iddia ederek, borçlu olmadığının tespiti, ipoteğin fekki, cebri icra ile tahsil edilen paranın iadesi ve davalının kötü niyeti nedeniyle tazminat talepleriyle dava açmış; yerel mahkemenin davayı reddetmesi üzerine bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2023/1577 Esas 2026/721 Karar
T.C.ANKARABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ21.HUKUK DAİRESİESAS NO : 2023/1577 KARAR NO : 2026/721TÜRK MİLLETİ ADINAKARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : 07/06/2023NUMARASI : 2021/213 Esas 2023/460 Karar DAVA : GKS'den borçlu olmadığının tespiti ve İpotek (İpoteğin Kaldırılması (Fekki))DAVA TARİHİ : 25/01/2018KARAR TARİHİ : 10/06/2026GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 18/06/2026 Taraflar arasındaki GKS'den borçlu olmadığının tespiti ve ipoteğin fekki istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı asıl borçlu ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile davalı arasında 23.07.2012 tarihli ve 2.500.000,00 TL bedelli kredi sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşmeye müteselsil kefil olduğu gerekçesiyle aleyhine Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 2017/2 esas sayılı dosyası ile 2.244.782,98 TL tutarlı alacak talebiyle ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, 23.07.2012 tarihli kredi sözleşmesinde müteselsil kefaletinin olmadığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 583 ve 584. maddelerindeki koşulların yerine getirilmediğini, sözleşmede imzanın atıldığı tarihlerin mevcut olmadığını, Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 2017/2 esas sayılı dosyasında alacak mevcut olmadığından ipotek tescilinin yolsuz olduğunu, davalının dayandığı 27.12.2020 tarih ve 49771 yevmiye numaralı ipotek senedinde de imzasının olmadığını, ipoteğin geçersiz olması ve davalıya borcunun olmaması karşılığında ipoteğin geçersiz olduğunu, ayrıca takip konusu ipoteğin had ipoteği olup İİK m.149 uyarınca icra emri gönderilmesinin hatalı olduğunu, davalı bankanın kredi sözleşmesini huzurda imzalatması ve bu konuda basiretli davranması gerekirken bu yükümlülüklerine uymayarak basiretsiz davranmakla kötü niyetli ve ağır kusurlu olduğunu iddia ederek 23.07.2012 tarihli kefalet sözleşmesinin geçersizliğinin tespitine, davalıya borçlu olmadığının tespiti ile 27.12.2010 tarihli ve 49841 yevmiye numaralı ipoteğin iptaline ve kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 28/03/2022 tarihli dilekçe ile, kefalet sözleşmesinin geçerliğinin tespiti ile iptaline, 23.07.2012 tarihli ve 2.500.000-TL bedelli kredi çerçeve sözleşmesine istinaden başlatılan Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 2017/2 Esas sayılı dosyasına konu edilen 2.244.782,98-TL tutarındaki alacağın takipte tahsil edilmeyen tutarı olan 1.347.782,98-TL'den dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine (menfî tespit talebi), 23.07.2012 tarihli ve 2.500.000-TL bedelli kredi çerçeve sözleşmesine istinaden başlatılan Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 2017/2 Esas sayılı dosyasına konu edilen 2.244.782,98-TL tutarındaki alacaktan takipte cebrî icra tehdidi altında (03/08/2017 tarihli birinci açık arttırmayla alacağa mahsuben) tahsil edilen 897.000,00-TL'nin, tahsil tarihinden itibaren işletilecek T.C.M.B'nin kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiziyle birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıyla ödenmesine (istirdat talebi), taşınmazın satışı sebebiyle konusuz kalan, davalı lehine Ankara Yenimahalle Tapu sicilinde mevcut 1. derece 2.500.000,00-TL bedelli, 27.12.2010 tarih ve 49841 yevmiye sayılı ipoteğin iptali talebimizin dava ikame tarihinde haklılığı nazara alınarak, bu tutar üzerinden davacı lehine nispî vekâlet ücretine hükmedilmesine (menfî tespit talebi), taşınmazın satışı sebebiyle konusuz kalan, davalı lehine Ankara Yenimahalle Tapu sicilinde mevcut 2. derece 1.500.000,00-Euro bedelli, 27.12.2010 tarih ve 49841 yevmiye sayılı ipoteğin iptali talebimizin dava ikame tarihinde haklılığı nazara alınarak, bu tutar üzerinden davacı lehine nispî vekâlet ücretine hükmedilmesine (menfî tespit talebi), geçersiz olduğunu bildiği kredi çerçeve sözleşmesindeki müvekkilemin müteselsil kefaletine ve ipotek senedine dayanarak davacı aleyhinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapan davalının kötü niyeti veya ağır kusuru sabit olduğundan, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere davacıya tazminat ödemeye mahkûm edilmesine, fazlaya ilişkin talep haklarımız ile bilirkişi raporu geldikten sonra ıslah yaparak müddeabihi arttırmak hakkımız saklı kalmak kaydıyla, konut nitelikli taşınmazını kaybeden davacının temerrüt faizini aşan zarar miktarının görülmekte olan davada belirlenerek, sonradan miktarı arttırılmak kaydıyla (şimdilik) 100.000,00-TL munzam zararın, temerrüt tarihinden itibaren işletilecek T.C.M.B'nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiziyle birlikte esas hakkında karar verirken davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine (eda talebi) karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 22/03/2023 tarihli ıslah dilekçesiyle konut nitelikli taşınmazını kaybeden davacının TBK'nın 122,2 gereğince temerrüt faizini aşan munzam zararına mahsuben talep ettikleri 100.000,00 TL'nin kısmen ıslahla 7.353.000,00 TL tutarında arttırılarak toplam (gayrimenkul alım bedeli 897.000,00 TL hariç) 7.453.000,00 TL munzam zarar alacağının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ... A.Ş. ile dava dışı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi arasında 23.07.2012 tarihli 2.500.000,00 TL'lik kredi çerçeve sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye istinaden adı geçen firmaya kredi kullandırıldığını, davacının bu kredi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, davacının kendisine ait ... parselde kain 17 numaralı bağımsız bölümü dava dışı ... firmasının davalı bankadan kullandığı/kullanacağı tüm krediler için 1. dereceden 2.500.000,00-TL, 2. dereceden 1.500.000,00 EURO bedelle ipotek verdiğini, bu nedenle davacının hem müteselsil kefil hem de ipotekli taşınmaz maliki sıfatıyla müvekkiline borçlu olduğunu, borçlunun krediye ilişkin yükümlülüklerini zamanında yerine getirmediğinden hem borçluya hem müteselsil kefile ve ipotekli taşınmaz malikine Beşiktaş 17. Noterliği aracılığıyla 23.03.2016 tarihinde ödeme yapılması için ihtarname keşide edildiğini, ödeme yapılmaması üzerine Ankara 7. İcra Müdürlüğü'nün 2017/2 esas sayılı dosyasından ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile, 2017/995 esas sayılı dosyasından genel haciz yolu ile takip işlemlerine başlandığını, her iki takibin de kesinleştiğini, davacının kefil olarak sorumlu olduğu azami miktarın, kefalet tarihinin, kefalet beyanının sözleşmede davacı tarafından yazılıp imzalandığını, sözleşmede TBK' nın aradığı şekil şartlarının eksiksiz olarak yer aldığını, davacının davayı açmakta kötüniyetli olduğunu, zira 2017/2 esas sayılı icra dosyası üzerinden yürütülen ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte davacıya ait taşınmazın müvekkiline ihale olduğunu, davacının ihalenin feshi davası açıp ilk duruşmadan önce davadan feragat ettiğini, tüm bu hususların müvekkilinin alacağının tahsilini geciktirmeye yönelik olduğunu beyanla davanın reddi ile kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, davacının dava dilekçesinde ileri sürmediği ve talep kalemleri arasında yer almayan munzam zarar talep kaleminin davaya kısmi ıslah yoluyla ithaline ve dosyamızda dava konusu talep kalemleri arasında değerlendirilerek karara bağlanmasına hukuken olanak bulunmadığı, kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu, davacının ipotek akit tablosunda imzasının bulunduğu, dava dilekçesinde ve yargılama sürecinde davacının ipotek akit tablosunda imzası mevcut olmasına rağmen sahte olduğu veya ipotek akdinin kurulması sırasında irade sakatlığı hallerinin bulunduğu yönünde iddia ileri sürülmediği, davacının davalıya borçlu bulunduğu gerekçeleriyle davacının munzam zarar talep kalemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, diğer talepler yönünden davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; munzam zararı 28/03/2022 tarihli dilekçe ile talep ettikleri, ıslahla da taleplerini arttırdıklarını, bu nedenle ilk derece mahkemesinin ıslaha ilişkin değerlendirmelerinin hatalı olduğunu, munzam zarar talebinin iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağına da tabi olmadığını, bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, ipotek belgesinde davacının imzasının bulunmasının ipoteğin mevcut ve geçerli olduğunu göstermeyeceğini, borç yoksa ipoteğin de geçersiz olduğunu, kefaletin geçersizliğinin otomatik olarak ipoteğin de geçersizliği ve iptali sonucunu doğuracağını, davalının dayandığı ipotek senedinde de davacının imzasının bulunmadığını, davalının kefalet sözleşmesini kandırarak imzalattığını, davacısının yapılandırma sözleşmesinde imzasının bulunmadığını, dava konusu borcun davacının eskiden ortağı olduğu şirkete ait olup, davacı ile ilgisi bulunmadığını, davacıya ipotek veren sıfatıyla bir ihtarname gönderilmediğini, kefalette huzurda atılmış bir imzanın da bulunmadığını, kamera kayıtlarının celbi taleplerinin değerlendirilmediğini, müvekkiline ihtarname tebliğ edilmediğini, davalının kötüniyetli olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibi nedeni ile borçlu olunmadığının tespiti, ipoteğin iptali ve kefalet sözleşmesinin geçersizliği istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Genel kredi sözleşmeleri, tapu kaydı ve ipotek akit tabloları, ihtarnameler ve tebliğ belgeleri, Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 2017/2 esas sayılı takip dosyası, Ankara 7. İcra Dairesi'nin 2017/995 sayılı takip dosyası, bilirkişi heyeti asıl ve ek raporları vs belgeler dosya arasında mevcuttur. Ankara 7. İcra Dairesi'nin 2017/995 sayılı icra dosyasının incelenmesinde; takip alacaklısı ... A.Ş. tarafından dosyamız davacısı ... ile dava dışı takip borçluları ... ve ... aleyhine 23/07/2012 tarihli kredi çerçeve sözleşmesi, hesap ekstresi ve hesap kat ihtarnamesine dayanarak asıl alacak ve işlemiş faizi birlikte toplam 2.291.517,16 -TL tutarlı genel haciz yolu ile takip başlatıldığı anlaşılmıştır. Ankara 7. İcra Dairesi'nin 2017/2 sayılı ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip dosyası incelenmesinde; ipotek alacaklısı ... A.Ş. tarafından .... Ltd. Şti ve ... aleyhine, 27.12.2010 tarih 49771 ve 49841 yevmiyeli resmi senetlere dayanarak alacak ve işlemiş faiz toplamı ile birlikte toplam 2.244.782,98-TL alacağın tahsiline yönelik olarak ilamsız takip başlatıldığı anlaşılmıştır. 22/03/2022 tarihli bilirkişi heyeti raporunda özetle; dava dışı asıl borçlu ile davalı ... Bankası A.Ş. arasında 23/07/2012 tarihli kredi çerçeve sözleşmesi akdedildiği, davacı ... için “Kefalet Sözleşmesi” düzenlendiği, kefalet türü-tutarı ile tarihinin el yazısı ile yazıldığı, kredi sözleşmesinin imzalandığı tarih itibariyle 6098 sayılı T.B.K. ‘nun yürürlükte olduğu, davacının akdettiği 23.07.2012 tarihli kefalet sözleşmesi kapsamında ortaya koyduğu kefalet taahhüdünün yasal koşullarının oluştuğu ve geçerli olduğu hususunun mahkemenin takdirinde olduğu, davacı banka tarafından T.C. Beşiktaş 17. Noterliği aracılığı ile 23/03/2016 tarihli 26414 yevmiye numaralı ihtarname keşide edildiği, söz konusu ihtarnamede; muhataplardan borçlu; ... San. ve Tic. Ltd. Şirketi ile banka arasında akdedilen kredi sözleşmelerine istinaden adı geçene kredi kullandırıldığı, ekli hesap özetlerinde görüleceği üzere söz konusu krediler nedeniyle 18/06/2016 tarihi itibariyle toplam 1.439.059,83-TL nakit, 49.020,00-TL gayrinakdi (1262-0038ÇEK) borçların işbu ihtarnamenin tebliğini izleyen 1 gün içinde ödenmesinin ihtaren bildirildiği, ihtarnamenin davacı ...’a tebliğ ile temerrüt tarihinin 27/03/2016 olduğu, ihtarname sonrası, 02/01/2017 tarihinde T.C. Ankara 7. İcra Dairesi 2017/2 E, sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile 18/01/2017 tarihinde T.C. Ankara 7. İcra Müdürlüğü’nün 2017/995 E, sayılı dosyası ile dava dışı asıl borçlu ve davacı aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığı, değerlendirildiğinde, Sözleşmenin temerrüt maddesi gereği temerrüt faiz oranı ise tarafımca dava dosyasına kazandırılan davalı banka tarafından T.C.M.B. ye bildirilen en yüksek faiz oranı olan yıllık %36’nın %100 fazlası olan yıllık %72,00 olarak tespit edildiği, dava dosyasında mevcut ve tarafımca kazandırılan belgeler incelendiğinde, davalı banka tarafından dava dışı asıl borçlu ve kefillere keşide edilen ihtarnameye konu nakit kredilerin (ihtarnameden sonra tazmin edilen çek yükümlülük bedelleri dahil) 1.476.418,26-TL üzerinden yıllık %17,00 faiz oranı ile yapılandırıldığı buna göre Yargıtay içtihatı doğrultusunda temerrüt faiz oranının %34,00 olarak kararlaştırıldığı belirtilerek alternatifli olarak yıllık %34,00 faiz oranı ile yapılan hesaplama neticesinde; davalı bankanın takip tarihi itibariyle davacıdan talep edebileceği alacağının; 1.454.787,26-TL asıl alacak, 327.797,48-TL işlemiş temerrüt faizi, 376,99-TL masraf toplamı olmak üzere 1.782.961,73-TL nakit , 16.770,00-TL gayrinakit alacak talep edebileceği, yıllık %72,00 faiz oranı ile yapılan hesaplama neticesinde ise; 1.454.787,26-TL asıl alacak, 694.159,38-TL işlemiş temerrüt faizi , 376,99-TL masraf toplamı olmak üzere 2.149.323,63-TL nakit, 16.770,00 TL gayrinakit tutarına ulaşıldığı belirtilmiştir. 06/11/2022 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; ipotekli taşınmazın takibe konu alacağa mahsuben ve icraen satışının gerçekleştirildiği 03/08/2017, icra ihalesinin feshine yönelik şikayet başvurusu üzerine verilen Ankara 10. İcra Hukuk Mahkemesi kararının istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği 06/01/2018 ve dava tarihi olan 25/01/2018 tarihleri itibariyle değerinin belirtilen ayrı ayrı tespit edildiği ve davacının munzam zararının hesaplanmıştır. Dosya kapsamından, davalı banka ile ... San. Tic. Ltd. Şti arasında 23/07/2012 tarihli 15818936 müşteri numaralı 2.500.000,00 TL tutarlı kredi sözleşmesi akdedildiği, ..., ... ve davacı ...'ın sözleşmede müteselsil kefil sıfatıyla imzalarının bulunduğu, davacının kefalet sözleşmesine ek olarak, 27.12.2010 tarih 49771 ve 49841 yevmiyeli resmi senetlere imza attığı, ipotek senedi ile, davacı adına kayıtlı ... parselde A-TİP-PRJ/17 bağımsız bölüm için ... Bankası A.Ş. lehine 2.500.000,00 TL bedelli ve 1.500.000 EURO bedelli iki adet ipotek tesis edildiği, borcun ödenmemesi nedeniyle davalı bankaca hesabın katedilerek asıl borçlu ve kefillere gönderilen ihtarnamenin asıl borçlu ile davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, yine borcun ödenmemesi üzerine davalı tarafından davacı ile asıl borçlu şirkete karşı Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 2017/2 esas sayılı dosyasında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla, davacı ile dava dışı asıl borçlu ve diğer kefillere karşı da Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 2017/995 sayılı dosyasında ilamsız takip başlatıldığı, ipotekli taşınmazın icra takibinde 897.000,00-TL bedel ile alacaklı T.... A.Ş.'ye alacağa mahsuben ihale edildiği, mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporunda tespit edildiği üzere davalı bankanın takip tarihi itibariyle davacıdan %34 temerrüt faiz oranı esas alındığında 1.454.787,26-TL asıl alacak, 327.797,48-TL işlemiş temerrüt faizi, 376,99-TL masraf toplamı olmak üzere 1.782.961,73-TL nakit, 16.770,00-TL gayrinakit alacak talep edebileceği, yıllık %72,00 faiz oranı esas alındığında ise 1.454.787,26-TL asıl alacak, 694.159,38-TL işlemiş temerrüt faizi, 376,99-TL masraf toplamı olmak üzere 2.149.323,63-TL nakit, 16.770,00 TL gayrinakit alacak talep edebileceği anlaşılmıştır. Uyuşmazlık kefalet sözleşmesi ve ipotek senedinin geçerli olup olmadığına, geçerli iseler davalının davacıdan alacağının bulunup bulunmadığına ve davacının munzam zarara talep edip edemeyeceğine ilişkindir. Yukarıda açıklandığı üzere davacının, davalı banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında akdedilen 23/07/2012 tarihli 15818936 müşteri numaralı 2.500.000,00 TL/USD/EURO tutarlı kredi sözleşmesinde müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, aynı zamanda 27.12.2010 tarih 49771 ve 49841 yevmiye nolu ipotek resmi senedi ile davacı adına kayıtlı ... parselde A-TİP-PRJ/17 bağımsız bölüm için ... Bankası A.Ş. lehine 2.500.000,00 TL bedelli ve 1.500.000 EURO bedelli iki adet ipotek tesis edildiği anlaşılmakta olup, davacının kefil sıfatıyla ve ipotek veren sıfatıyla sorumlu tutulup tutulamayacağını öncelikle tespiti gereklidir. Türk Borçlar Kanunu'nun; “Şekil” başlıklı 583. maddesinde; “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz. ” hükmü düzenlenmiştir. Buna göre kefalet sözleşmesinin geçerliliği , yazılı şekilde yapılması, kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi ile müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şartına bağlıdır. Somut olayda ise, dava konusu borcun dayanağını oluşturan 23/07/2012 tarihli 15818936 müşteri numaralı 2.500.000,00 TL/USD/ EURO tutarlı kredi sözleşmesinin ekinde davacının el yazısı ile yazıp imzaladığı belgede "yukarıda yer alan kefalet sözleşmesi kapsamında ... sanayi ve ticaret limited şirketinin asaleten/kefaleten kullandığı, kullanacağı tüm kredilere 2.500.000 TL/USD/EURO tutarına kadar müteselsil kefil olmayı kabul ediyorum " yazılı olup, davacı kefilin sorumlu olacağı azami miktar " 2.500.000 TL/USD/EURO" şeklinde belirtilmiştir. Kefaletin geçerli sayılması için kefilin kefil olduğu miktarın belirli/belirlenebilir olması gerekir. Ne var ki, bedel olarak yazılı olan " 2.500.000 " miktarının " TL" mi, "USD" mi yoksa "EURO" mu olduğu anlaşılamadığından TBK'nun 583.maddesinde kefaletin geçerliliği için öngörülen "kefilin sorumlu olduğu azami miktar" ın bulunduğundan söz edilemeyeceğinden belirlilik/belirlenebilirlik ilkesi kapsamında kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu kabul edilmesi gerektiğinden davacının kefalet sözleşmesinin geçersizliğinin tespitine ilişkin davası yerinde olduğundan davacının bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının kabulü gerekmiştir. İpoteğin iptali ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti ve munzam zararın tahsili talepleri yönünden yapılan değerlendirmede ise; Davacı dava dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında davalı adına yapılan ipotek tescilinin yolsuz bir tescil olduğunu, ipotek belgesinin ipotekli alacağın varlığını ve miktarını değil sadece tescilin yapıldığını ispata yarayan bir belge olduğunu, ipotek senedinde imzasının bulunmadığını, davalının ibraz ettiği 2 adet ipotek resmi senedinde sadece tapu müdürünün imzası ve mührü bulunduğunu, tapu kayıtlarındaki senetler asıl ve geçerli olmakla birlikte davacıya verilen suretlerin de tam olarak imzalı olması gerekirken davalı banka yetkilisinin imzasının bulunmadığı suretlerin davacıya verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia etmiş, ipotek akit tablolarındaki imzanın sahteliği yönünden iddia ve delil ileri sürmediğinden ve ipotek akit tablolarının sahteliğine ilişkin açılan bir davanın varlığı da iddia edilmediğinden dava konusu ipotek senetlerinin geçerli olduğunun kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Yine mahkemece alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere borçlarının teminatını teşkil etmek üzere ipotek tesis edilen dava dışı ... San. Tic. Ltd. Şti'nin dava ve takip tarihi itibariyle davalı bankaya kredi borçlarının bulunduğu ve böylelikle dava tarihi itibariyle dava konusu ipoteklerin teminat işlevini devam ettirdikleri anlaşılmakla ilk derece mahkemesince bu yöndeki taleplerin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu hususlara ilişkin istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Öte yandan, TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Somut olayda ise, davacı munzam zarar talebini ipotekli taşınmazın haksız olarak ve cebri icra yoluyla rayiç bedelin altında bir fiyata satılması nedeniyle satış bedeli olan 897.000,00 TL'nin avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilinin davacının zararını karşılamaya yetmeyeceği, bu tutarla aynı taşınmazın alınmasının mümkün olmadığı iddiasına dayandırmakta olup, yukarıda açıklandığı üzere ipoteğin geçerli olarak düzenlenmiş olması ve teminatını teşkil ettiği borcun mevcut ve geçerli olması karşısında esasen davacının munzam zarar talep etme hakkı bulunmamakla birlikte davalı yanca istinaf kanun yoluna başvurulmamış olması ve istinafa sadece davacı tarafça başvurulmuş olması karşısında ilk derece mahkemesinin munzam zarar ve munzam zararın ıslahına yönelik gerekçeleri yönünden TBK 122.maddesi gözetilerek eleştirmekle yetinilmiş, aleyhe hüküm yasağı gereğince ilk derece mahkeme kararı yeniden kurulmuştur. Tüm bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, Ankara 4.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/06/2023 gün ve 2021/213 Esas 2023/460 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, B) 1-Davanın kısmen kabulüne, 2-Davacının davalı banka ile dava dışı asıl borçlu ... San. Tic. Ltd. Şti arasında akdedilen 23/07/2012 tarihli 15818936 müşteri numaralı 2.500.000,00 TL tutarlı genel kredi sözleşmesindeki kefaletinin geçersiz olduğunun tespitine, 3- İpoteğin ve ipotekli takibin iptaline yönelik davanın reddine, 4- Munzam zarar talebine yönelik dava yönünden karar verilmesine yer olmadığına, 4- Alınması gerekilen 170.775,00 TL ilam ve karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 5- Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükteki AAÜT gereğince 367.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6- (Reddine karar verilen alacak kalemleri yönünden) Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükteki AAÜT gereğince nispi 211.239,10-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Bu dava kapsamında adli yardım kararı gereğince suç üstü ödeneğinden karşılanan ve aşağıda dökümü gösterilen toplam 5.764,00-TL yargılama giderinin HMK 339.m. gereğince davacıdan alınarak maliye hazinesine gelir kaydına, 8-HMK 333.m. gereğince artan gider avansının karar kesinleştiğinde İADESİNE, B)1- İstinaf aşamasında alınması gerekilen alınması gerekilen 170.775,00 TL ilam ve karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 2-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan 40,00-TL posta ve tebligat giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 10/06/2026 Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -