İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin, bayilik sözleşmesinin haksız feshi, yoksun kalınan kar ve kesilen ceza faturaları tazminatı istinaf uyuşmazlığı hakkında kararı.
Özet: Bu hukuki belgede, davacı şirket tarafından bayilik sözleşmelerinin haksız ve usulsüz feshedildiği, bu nedenle önemli yatırımların karşılıksız kaldığı, 7 günlük fesih süresinin yetersiz olduğu ve haksız kesilen cezai faturaların iadesi ile yoksun kalınan karın tazmini talep edilirken; davalı şirketler ise sözleşmelerin davacı tarafından imzalanan ibranamelerle tasfiye edildiğini, davanın dört yıl sonra ve kötü niyetli olarak açıldığını, dolayısıyla hukuki menfaat yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini savunarak, davacının tüm alacaklarından vazgeçtiğini ileri sürmektedir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1829 Esas
KARAR NO : 2026/1047 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2018/943 Esas - 2023/407 Karar
TARİHİ: 22/05/2023
DAVA: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 21/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 20.05.2013 tarihli Bayilik Sözleşmesi akdedildiğini, müvekkili şirketin sözleşmesi haksız bir şekilde tazminat ödenmeksizin feshedildiğini, müvekkili şirket sorumluluğunda tüm faaliyetlerini, sözleşme ve yasal düzenlemelerden doğan yükümlülüklerine uygun olarak, davalıların bilgisi ve kontrolü altında yürüttüğünü, bu konuda, davalı şirketlerin, müvekkili şirkete hiçbir uyarı, bildirimi olmadığını, şimdi bu aşamada gizli bilgilerin ihlal edildiğini ispat külfeti davalı tarafta olduğunu, belirtilen sebeple fesih haksız, usulsüz ve geçersiz olduğunu, bayilik sözleşmeleri nitelikleri gereği büyük yatırımlar yapılması gereken sözleşmeler olduğunu, fesih süresinin de makul bir süre olarak belirlenmesi gerektiğini, bu sebeple, işin, büyüklüğü ve yapılan yatırımlar nazara alındığında 7 gün öncesinde yapılan fesih geçerli kabul edilemeyeceğini, ister haklı sebeple fesih ister süreli fesih olarak değerlendirilsin her durumda fesih geçersiz olduğunu, teminat mektupları davalı şirketlere önceden verildiğinden sözleşme hükümlerinin müzakere hakkı ortadan kaldırıldığını, müvekkili şirketin aylık hakediş bedeli olarak kesmiş olduğu faturalar ve davalı şirketlerin ödemelerini gösterir, kayıtlar, bilanço ve mizanlar bilirkişi incelemesi sırasında sunulacağını, bu zarar kalemine ilişkin talebin kesin miktarın belirlenmesiyle artırmak kaydıyla belirsiz alacak olarak her bir müvekkili açısından 1.000-TL olduğunu,müvekkili şirkete haksız olarak kesilen ceza faturalarının (eksik evrak veya fraud adı altında) bedellerinin tespiti suretiyle, müvekkiline yükletilen ceza bedellerinin iadesini, müvekkilinden haksız olarak tahsil edilen ceza faturalarının da hükümsüz olduğunun tespitine karar verilmesini, tüm bu açıklanan nedenlerle taraflar arasındaki 20/05/2013 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin davalı şirketler tarafından haksız olarak feshedildiğinin tespitini, davalı şirketin Sözleşmeyi haksız feshi yüzünden Sözleşmesi'nin haksız olarak feshedildiği 30.04.2014 tarihinden sözleşmenin en az 10 yılı kapsar biçimde devam edeceğinin tespitini, bu zarar kalemine yönelik olarak 1.000TL maddî tazminatını (yoksun kaldığı kârın), haksız fesih tarihinden itibaren işleyecek ticarî temerrüt (avans) faizi ile birlikte davalı şirketten tahsil edilerek, müvekkili şirkete ödenmesini, müvekkili şirkete kesilen ceza faturalarının haksız ve hukuka aykırı olduğunun tespiti ile ödenen ve hakedişlerden kesilen bedellerin müvekkili şirkete iadesine, ceza faturalarından dolayı davalı şirkete herhangi bir borcunun olmadığının tespit edilmesini, bu zarar kalemine ilişkin belirsiz alacak olarak HMK m.107/2 uyarınca arttırılmak üzere 500,00-TL'nin davalı şirketten tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile davalı ... A.Ş. arasında 05/04/2013 tarihinde, davalı ...Anonim Şirketi arasında 20/05/2013 tarihinde ayrı ayrı bayilik sözleşmeleri imzalandığını, Beşiktaş 6. Noterliğinin 03/06/2014 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacının davalı ... ile imzalanmış olan sözleşmenin feshedildiğini ve fesih akabinde 4/11/2014 tarihinde ibraname imzalandığını, Beşiktaş 6. Noterliğinin 30/04/2014 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacının davalı ... A.Ş. ile imzalanmış olan sözleşmenin 12/06/2014 tarihinde feshedildiğini ve fesih akabinde ibraname imzalandığını, davacı ile müvekkili şirketler arasında imzalanan sözleşmelerin feshedilerek ibraname imzalandıktan ve ibranamelerin üzerinden 4 yıl geçtikten sonra haksız ve kötüniyetli olarak ikame edilen huzurdaki dava ile sözleşmelerin müvekkili şirketler tarafından feshedildiği iddia edilerek fesih nedeniyle yoksun kalınan kar iddiasıyla şimdilik 1.000-TL ve haksız olarak kesildiği iddia edilen cezaların tespiti ile şimdilik 500-TL tazminat talep edildiğini, işbu dava, belirsiz alacak davası için gerekli şartlar oluşmadan açıldığından, hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketler ile imzaladığı sözleşmelerden doğan tüm hak ve alacaklarına ilişkin müvekkili şirketleri ibra ettiğinden işbu davanın reddi gerektiğini, davacının, basiretli tacir olarak hüküm ve sonuçlarını bilerek müvekkili şirketleri ayrı tarihlerde ve ayrı ibranameler ile ibra ettiğinden ibranın tüm sonuçlarından sorumlu olduğunu, her ne kadar davacı taraf fesihten önce feshe konu ihlalin düzeltilmesi için süre verilmesi gerektiğini belirtmiş ise de ceza sistematiğine göre belirtilen ihlalin sonucunun sözleşmenin feshi olduğu hususu hüküm altına alındığını, davacı şirketin, Sözleşme’nin imzalanmasının üzerinden 5 yıla yakın bir süre geçtikten sonra ve sözleşmesel yükümlülükler ifa edildikten sonra sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğunun ileri sürmesi, hakkın kötüye kullanılması olduğunu, davacının yoksun kalınan kar kaybı talebinin reddi gerektiğini, Yargıtay kararları gereğince sözleşmenin devamı esnasında ödenen cezalar yönünden itirazda bulunmayan davacının, sözleşmenin feshi ile birlikte ödediği cezalara itiraz edemeyeceğini, tüm bu açıklanan nedenlerle huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 22/05/2023 tarih ve 2018/943 Esas - 2023/407 Karar sayılı kararında;
".....Davacı her ne kadar sözlemenin 10 yıla kadar uzayacağını, bu kapsamdaki zararının gözetilmesi gerektiğini belirterek mahrum kalınan karını her iki davalı yönünden bilirkişi raporunda hesaplanan tutarlardan daha fazla olacak şekilde ileri sürmüş ise de sözleşmenin tek taraflı feshine dair sürenin kısa tutulması bu hakkın varlığını doğrudan ortadan kaldırmayacağından 6 aylık makul süreye göre hesaplanan tutarlara göre karar vermek gerekmiş, her iki davalı yönünden toplam talebin 208.241,83 TL, kabul edilen toplam miktarın ise 171.621,79 TL olduğu gözetilerek fazlaya ilişkin talep reddedilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesi ile,
''1-Davanın Kısmen Kabulü ile;
a-18.038,51 TL Mahrum kalınan kar alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...A.Ş.'den tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin Reddine,
b-145.341,45 TL Mahrum kalınan kar alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... A.Ş.'den tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin Reddine,
c-8.241,83TL haksız kesintiye dair alacağın davalı ... A.Ş.'den tahsili ile davacıya verilmesine,
d-Davacının davalı ...A.Ş.'den haksız kesintiye dair alacak talebinin Reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; bahse konu kararın usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, söz konusu dava belirsiz alacak davası için gerekli şartlar oluşmadan açıldığından hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu hususa ilişkin itirazları değerlendirilmeden karar verildiğini,
Davacı şirketin dava konusu alacak iddialarının müvekkil şirketlerden tazmini için toplamda 1.500,00 TL tutarında belirsiz alacak davası ikame ettiğini, ancak HMK’nın belirsiz alacak davasının düzenleyen 107. maddesi uyarınca, belirli şartların sağlanması halinde belirsiz alacak davası açılabileceğini, davacının haksız uygulandığını iddia ettiği cezalara ilişkin taleplerini ve tazminat taleplerini tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumda olduğunu, zira ceza miktarının likit olduğunu ve davacıya fatura edildiğini, dolayısıyla davacının kendisine ne kadar ceza uygulandığını açık ve net bir şekilde bilmekte olduğunu, davacının diğer talepleri bakımından da yoksun kaldığı kar tutarını da hesaplayabileceğini, bu nedenle taleplerini tam ve kesin bir şekilde belirleyebilecek olmasına rağmen bu yöndeki iddialarını belirsiz alacak davası şeklinde açmasında hukuki yararının bulunmadığını, hukuki yarar şartı eksikliği tamamlanamaz nitelikte olduğundan süre dahi verilmeden doğrudan davanın reddinin gerektiğini, buna ilişkin itirazlarının yerel mahkemece dikkate alınmadığını,
Taraflar arasında imzalanmış olan bayilik sözleşmesi hükümlerinin, basiretli tacir ilkesi gereği sözleşmenin her iki tarafının tacir olması nedeniyle genel işlem koşullarına tabi olmadığını, bu nedenle geçerli ve yürürlükte olan sözleşme hükmüne göre yapılan feshin de haklı ve geçerli olduğunu, müvekkil şirketlerce haklı nedenle yapılan fesih işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu, müvekkil şirketler ile davacı arasındaki ilişkinin bayilik sözleşmesini konu eden ticari bir ilişki olduğunu, her bayinin bulunduğu konum ve işin kapsamı gereği farklı tür ve koşullarda bayilik sözleşmeleri imzalanmakta ve her bir bayi için farklı yükümlülükler öngörülmekte olduğunu, dolayısıyla davacı şirketin, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü kapsamında hareket ederek müvekkil şirketler ile sözleşmesel ilişki kurmakta olduğunu, bu nedenle de sözleşmeye ilişkin olarak genel işlem koşullarının uygulanamayacağını, bu kapsamda davacı ile imzalanan sözleşme hükümleri değerlendirildiğinde;
Davacıya sözleşmede yer alan hüküm ve yükümlülükleri kapsamında gerekli bilgilendirmenin yapıldığını,
Sözleşmede tarafların yükümlülükleri dışında olan, şaşırtıcı hükümler bulunmadığını,
Sözleşmenin her hükmünün açık ve anlaşılır olduğunu,
Tarafların edimleri arasında bir dengesizlik yaratmadığını ve şartları ağırlaştırmadığını,
Dolayısıyla davacı şirketin müvekkil şirketler karşısındaki konumunun, sözleşme hükümlerinin genel işlem koşulu oluşturduğunun kabulü için yeterli olmadığını, ancak yerel mahkeme tarafından açıklanan hususların aksi yönünde değerlendirme yapılarak karar verildiğini, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırılık teşkil etmekte olduğunu,
İbranamelerdeki mevcut imzalara ilişkin alınan adli tıp raporu, hükme elverişli olmamasına rağmen yerel mahkemece hükme esas alınarak karar verildiğini, mahkemenin dosyada hükme elverişli olmayan adli tıp raporuna göre karar verdiğini açıkladığını, müvekkil şirketlerden ... ile 04.11.2014 tarihinde imzalanan ibraname ve ... ile 09.02.2015 tarihinde imzalanan ibraname ile davacı müvekkil şirketlerce gerçekleştirilen feshin haklı olduğunu, bayilik sözleşmesi nedeniyle müvekkil şirketler nezdinde doğmuş ve doğacak tüm hak ve alacaklarını aldığını, her ne ad altında olursa olsun herhangi bir talep, hak ve alacağının kalmadığını kabul, beyan ve taahhüt ettiğini, müvekkil şirketleri gayri kabili rücu ve kesin olarak ibra ettiğini,
Adli Tıp Kurumunca hükme esas alınabilecek bir rapor tanzim edilmediğini, kısıtlı belgeler üzerinden hazırlanan raporun yerel mahkemece eksik inceleme yapılmasına sebep olduğunu, hazırlanan raporun kuşkuya yer bırakacak şekilde, temelsiz ve gerekçesiz şekilde hazırlandığını, hal böyle olunca yerel mahkeme tarafında hükme elverişsiz adli tıp raporu esas alınarak karar verildiğini, bu sebeple 07.10.2020 tarihli raporda, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından yapılan incelemenin, incelemeye konu belgelerin tarihi itibariyle eksik nitelikte olduğunu, bu belgeler dayanak gösterilerek imzaya ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığını, inkâr edilen imzaların atıldığı tarih ile davacının 06.11.2019 tarihinde atmış olduğu imza arasında yaklaşık 6 yıl fark olduğunu ve bu süreçte davacının, imzayı atış şeklinde bazı değişikliklerin gerçekleşmiş olabileceğini, kaldı ki imza incelemesinin fotokopi üzerinden yapıldığını, fotokopi belgeler üzerinden imza incelemesi yapılmasının mümkün olmadığını, ilgili belgelerin asıllarının getirtilerek incelemelerin asıl belgeler üzerinden yapılması, imzaya ilişkin değerlendirme bu belgeler üzerinden gerçekleştirilmesi gerektiğini, Adli Tıp Raporunun sonuç bölümünün gerekçesiz ve dayanaksız olarak hazırlanmış olduğunu, yapılan incelemede hangi grafolojik ve grafometrik yöntemlerin kullanıldığının gösterilmediğini, incelemelerin somut verilere dayandırılmadığını, bu sebeple Adli Tıp Kurumu raporunun usule aykırılık teşkil etmekte olduğunu, ayrıca değerlendirmeye konu imza örneklerine de yer verilmediğini, tüm bu nedenle eksik inceleme sonucu alınan Adli Tıp Kurumu raporunun hükme esas alınması mümkün değilken esas alınarak karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,
Davacıya uygulanan ceza kesintilerinin davacı bayi tarafından imzalanan ve davacının kabulünde olan sözleşmeye, sözleşmenin eki niteliğindeki ceza sistematiğine ve ilgili diğer eklere uygun olduğunu, davacıya uygulanan cezaların davacının sözleşmesel yükümlülüklerine aykırılıkları nedeniyle sözleşmelere, sözleşmenin eki olan Ceza Sistematiğine uygun olarak kesilmiş cezalar olduğunu, davacının ihlalleri ve müşterilerden gelen şikâyetlerden de davacının sözleşmesel yükümlülüklerine aykırılıklarının açık ve net olduğunu, söz konusu cezaların, sözleşmeye ve eklerine uygun iş ve işlemler yapılabilmesi adına uygulanmakta olduğunu, bu kapsamda davacının haksız olduğunu ve yasal dayanağının bulunmadığını iddia ettiği eksik evraklara ilişkin cezanın, Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği ve Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu’nun aldığı kararlar kapsamında öngörülmekte olduğunu, öte yandan sözleşme süresince kesilen cezalar yönünden itirazda bulunmayan davacının, sözleşmenin feshi ile birlikte kesilen bu cezalara itiraz edemeyeceğini, davacı bayinin sözleşmelere, eklerine ve mevzuata aykırılıklarının bulunduğunun tespit edilmesi halinde, söz konusu tespite ilişkin davacıdan savunma talep edildiğini, savunmasına ilişkin yapılan değerlendirme sonucunda bayinin haklı bulunmaması halinde ceza uygulandığını ve bu cezaya davacının itiraz edebilme imkânı bulunmadığını, ancak davacının uygulanan cezalara itiraz etmediğini, TTK madde 21/2 uyarınca da öngörülen itiraz süresi içinde itiraz edilmeyen cezalara ilişkin faturaların kabul edilmiş sayılacağını,
Davacının sözleşmedeki yükümlülüklerini ihlal etmesi sebebiyle sözleşmenin müvekkil şirketlerce haklı nedenlerle feshedildiğini, bu nedenle davacının yoksun kalınan kar talebinde bulunabilmesinin mümkün olmadığını, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin, davacı bayinin sözleşmenin 6 nolu maddesi ile 8.4 nolu maddesinde yer alan hükümleri ihlal etmesi nedeniyle haklı nedenlerle feshedildiğini, sözleşme fesihlerinin haklı olduğu hususunda davacı şirket ile müvekkil şirketlerin mutabık kalmış olduğunu ve ibranamelerin bunun açık delili olduğunu, her ne kadar yerel mahkeme tarafından ibranamelerin geçersiz olduğu kanaatine varılmış ise de ilk derece mahkemesi kararının hatalı olduğununun ibranamelerin davacıya ait olduğu hükme elverişli bir rapor alınsaydı tespit edileceğini, bu kapsamda sözleşmeler haklı nedenle feshedildiğinden ve davacı tarafından imzalanan ibranameler mevcut olduğundan davacı tarafın yoksun kalınan kar talebinde bulunamayacağını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi'nin davalı tarafça haksız olarak feshedildiğinin tespiti ve belirsiz alacak davası olarak kar mahrumiyetinden kaynaklı maddi tazminat ile ceza faturalarının haksız ve hukuka aykırı olduğunun tespiti ile ödenen ve hakedişlerden kesilen bedellerin iadesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı taraf dava dilekçesi ile, taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi'nin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği iddiasıyla kar mahrumiyetinden kaynaklı maddi tazminat ile ceza faturalarının haksız ve hukuka aykırı olduğunun tespiti ile ödenen ve hakedişlerden kesilen bedellerin iadesi talep edilmiş, davacının tazminat talepleri yargılama sırasında yaptırılacak bilirkişi incelemesi belirleneceği, alacak miktarı belirli olmadığından davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki menfaati olduğundan bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Davacı ile davalı ... Şirketi arasında 05.04.2013 tarihli Bayilik Sözleşmesi akdedilmiş sözleşmenin süresinin düzenlendiği 19. Maddesinde;'' İşbu sözleşme'nin süresi, sözleşme'nin imza edildiği tarihten itibaren 1(bir) yıldır. Sözleşme, taraflar'dan birinin sözleşme süresinin sona ermesinden 1 (bir) ay önce yazılı bildirimi ile sona erdirilmediği takdirde, aynı koşullarla gelecek her yıl için yürürlükte kalır. işbu sözleşme'nin süresinin otomatik olarak uzaması halinde, sözleşme süresi hiçbir şekilde 5 (beş) yıldan fazla olamayacak ve taraflar, 5 (beş) yılın sonunda sözleşme konusu işe devam etmek istedikleri takdirde aralarında anlaşarak yeni bir bayilik sözleşmesi imzalayacaklardır,'' hükmü düzenlenmiş, Sözleşmenin 20.2. Maddesinde ise;'' Sözleşme'nin devamı süresince herhangi bir zamanda, ..., 7 (yedi) gün önceden, BAYİ ise 1 (bir) ay önceden noter kanalı ile ihbarda bulunmak koşulu ile işbu sözleşme 'yi herhangi bir sebep göstermeksizin sona erdirebileceği,'' düzenlenmiştir.
Davalı ... tarafından davacı muhataba Beşiktaş 6 Noterliğinden gönderilen 30/04/2014 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname ile;'' taraflar arasındaki 20/05/2013 tarihli Bayilik Sözleşmesini, davacı/bayinin Sözleşmenin 6 nolu maddesi ile 8.4 nolu maddesinde yer alan hükümleri ihlal ettiği gerekçesiyle sözleşmeyi fesih bildirimini tebliğ aldığı tarihi izleyen 7 günlük sürenin sonunda geçerli olmak üzere feshedildiği belirtilmiştir.
Davacı ile davalı ... Şirketi arasında 20/05/2013 tarihli Bayilik Sözleşmesi akdedilmiş sözleşmenin süresinin düzenlendiği 26. Maddesinde;'' İşbu sözleşme'nin süresi, sözleşme'nin imza edildiği tarihten itibaren 1(bir) yıldır. Sözleşme, taraflar'dan birinin sözleşme süresinin sona ermesinden 1 (bir) ay önce yazılı bildirimi ile sona erdirilmediği takdirde, aynı koşullarla gelecek her yıl için yürürlükte kalır. işbu sözleşme'nin süresinin otomatik olarak uzaması halinde, sözleşme süresi hiçbir şekilde 5 (beş) yıldan fazla olamayacak ve taraflar, 5 (beş) yılın sonunda sözleşme konusu işe devam etmek istedikleri takdirde aralarında anlaşarak yeni bir bayilik sözleşmesi imzalayacaklardır,'' hükmü düzenlenmiş, Sözleşmenin 38.a. Maddesinde ise;'' ..., 7 (yedi) gün önceden, bayi ise 1 (bir) ay önceden noter kanalı ile ihbarda bulunmak koşulu ile işbu sözleşme'yi her zaman sona erdirebileceği,'' düzenlenmiştir.
Davalı ... tarafından davacı muhataba Beşiktaş 6 Noterliğinden gönderdiği 03/06/2014 tarih ve ... sayılı ihtarname ile;'' Taraflar arasındaki Bayilik Sözleşmesi'nin “Sözleşme'nin Sona Ermesi” başlıklı 38.a. Maddesin de;'' ..., 7 (yedi) gün önceden, BAYİ ise 1 (bir) ay önceden noter kanalı ile ihbarda bulunmak koşulu ile işbu SÖZLEŞME 'yi her zaman sona erdirebilir,'' hükmü uyarınca, taraflar arasında 20 Mayıs 2013 tarihinde imzalanmış bulunan Bayilik Sözleşmesi'ni 7 günlük sürenin sonunda geçerli olmak üzere feshedildiği belirtilmiştir.
Davalı tarafça, taraflar arasındaki sözleşmelerden doğan hak ve borçlar yönünden 04/11/2014 ve 09/02/2015 tarihlerinde davacı yanca ibraname imzalandığı belirtilmiş ise de bu ibranamelerdeki imzaların davacı tarafça kabul edilmediğinden, İstanbul ATK. Fizik İhtisas Dairesinden alınan raporda; İbranamelerdeki imzaların davacı şirket temsilcisine ait olmadığı belirtilmiş, söz konusu rapora davalılar vekili tarafından itiraz edilmiş, mahkemece 07/04/2021 tarihli duruşmanın ara kararı ile; Mevcut ATK raporu yargıtayın işaret ettiği şekilde ilgili evrakın tanzim tarihinden önceki resmi kurumlar nazarında atılmış ıslak imzalar ve huzurda isticvap yoluyla alınan mukayese evrakları değerlendirilerek düzenlendiğinden yerinde görülmeyen itirazların reddine, karar verilmiş, inceleme konusu belge tarihlerinden önce resmi kurumlar huzurunda atılmış yeterli miktarda mukayese belgeler üzerinde inceleme yapıldığından mahkemece verilen ara karar usul ve yasaya uygun olup davalılar vekilinin grafoloğ rapora yönelik istinaf sebepleri yerinde değildir.
Davacının dayandığı, davalılar tarafından sunulan davacı ile davalı ...AŞ arasında imzalanan ''... Bayilik Sözleşmesi''nin 38/a maddesi ile davacı ile davalı ... AŞ arasında düzenlenen ''... Bayilik Sözleşmesi''nin 20/2.maddesinde, bayilik verenin sözleşmenin devamı süresince herhangi bir zamanda 7 gün öncesinden, bayinin ise bir ay önceden noter aracılığıyla ihbarda bulunmak şartıyla herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeyi feshedebileceği kabul edilmiştir.
Her iki sözleşmede taraflara bildirim ile fesih hakkı tanınmış olup, bayilik verenin 7 gün önceden, bayinin ise bir ay önceden ihbarda bulunarak her zaman sözleşmeyi feshetme imkanı bulunduğu, davacı ile davalı şirketler arasında imzalanan sözleşmeler tacirler arasında düzenlenmiş olup, düzenlenen sözleşmelerin tacir olan taraflarca müzakere edilerek imzalanması ve uygulanması sırasında da bir çekince ileri sürülmemesi karşısında, tarafların sözleşme ile bağlı olduğu ve sözleşmenin genel işlem koşulu barındırdığı iddiası dinlenemeyecektir. Bu tespitler doğrultusunda mahkemenin, davalı şirketlere tanınan 7 günlük sebepsiz fesih hakkının genel işlem koşuluna aykırı olduğu gerekçesi ve kabulü yerinde görülmemiştir.
Kar mahrumiyeti, bir tarafın kusuruna bağlı olarak sözleşmenin devam ettirilememesi nedeniyle elde edilemeyen net gelir olup, kâr mahrumiyeti talep edilebilmesi için davalının borca aykırı davranması ve bu borca aykırı davranış nedeniyle davacının sözleşmeyi feshetmesi ya da davalının haklı sebep olmadan sözleşmeyi feshetmiş olması gerekmektedir. Kâr kaybı zararının müspet zarar kapsamında bulunduğu şüphesizdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.05.2010 gün ve 2010/14-244-260 sayılı ilamı).
Yukarıdaki açıklamalar gözetildiğinde; Davalı ... tarafından davacı muhataba Beşiktaş 6 Noterliğinden gönderdiği 03/06/2014 tarih ve ... sayılı ihtarname ile, sözleşmenin 38/a maddesi gereğince ihtarnamenin tebliğini izleyen yedinci günün sonunda feshedildiği bildirilmiş ve sözleşmenin 38/a maddesi uyarınca feshin geçerli olduğu, davalı ... tarafından ise davacı muhataba Beşiktaş 6 Noterliğinden gönderilen 30/04/2014 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname ile;'' taraflar arasındaki 20/05/2013 tarihli Bayilik Sözleşmesini, davacı/bayinin Sözleşmenin 6 nolu maddesi ile 8.4 nolu maddesinde yer alan hükümleri ihlal ettiği gerekçesiyle sözleşmeyi feshettiğini bildirmiş, bu durumda mahkemece, sözleşmedeki haklı neden olarak ileri sürülen sebeplere ilişkin delillerin değerlendirilerek davalı ...'in sözleşmeyi haklı olarak feshedip etmediğinin değerlendirilmesi, haklı olarak feshetmediği kabul edildiği taktirde ise davacının yeni bir bayilik sözleşmesi yapıp yapmadığı, yeni bir bayilik ilişkisi kurulmamış ise davacının sözleşmenin feshinden sonra aynı şartlarda aynı bölgede davalı şirketlere benzer tanınırlıkta başka bir bayi ile ne kadar makul süre içerisinde sözleşme yapabileceğinin tespit edilmesi ve brüt kâr değil net kâr dikkate alınarak hesaplanması gerekirken bu hususların dikkate alınmaksızın yapılan hesaplamanın hükme esas alınması isabetli olmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi, yukarıda belirtildiği şekilde inceleme ve değerlendirme yapılması için mahkemesine iadesine, davalıların sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalıların istinaf başvurusunun KABULÜ ile;
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/05/2023 Tarih ve 2018/943 Esas - 2023/407 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf talep eden davalılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalılara iadesine,
4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminat var ise talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,
7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 21/05/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.