İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinden akreditif teyit bankasının belge inceleme ve eksik bildirim yükümlülüklerini yerine getirmemesi sonucu oluşan ihracatçı zararının tazmini davasına ilişkin istinaf kararı.
Özet: Bir ihracat akreditifinde teyit bankası olan davalı bankanın evrakları eksik incelemesi ve zamanında bildirim yapmaması sonucu gümrükte gecikme ve ek masraflar yaşandığı iddiasıyla 38.491 USD tazminat talep eden davacı, davalı bankanın sigorta poliçesiyle ilgili yanlış bilgilendirme yaparak gerçek eksikliği belirtmemesi nedeniyle zarara uğradığını savunurken; davalı banka, evrak eksikliklerini süresinde bildirdiğini, davacının evrakları geç teslim ettiğini, sorumluluğu üstlenerek rezervli gönderim talebinde bulunduğunu ve ödemenin sorunsuz gerçekleştiğini belirterek basiretli tacir olarak sigortasız gönderim yapılmayacağının davacı tarafından bilinmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/559 Esas
KARAR NO:2026/712
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:23/09/2025
NUMARASI:2024/347 Esas, 2025/658 Karar
DAVANIN KONUSU: KAYIT KABUL
KARAR TARİHİ:14/05/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Sivas'ta yerleşik bir firma olduğunu, kendi ürettiği malları ihraç ettiğini, bu sevkiyatlardan 19.11.2012 tarih ve ...referanslı ve karşı muhabir referansı ... - olan akreditifte davalı bankanın ... Şubesi'nin akreditif teyit bankası olarak görevlendirildiğini, davalı bankanın bu vesile 17.12.2012 tarihinde teyidini eklediğini davacıya bildirdiğini, davalı bankanın eksik inceleme yaparak eksikleri zamanında bildirmemesinden dolayı, malların gümrükte fazladan kaldığı günler nedeniyle 38.391-USD bedel ödemek zorunda kaldığını, davalının kusuru nedeniyle poliçe düzenlemekte gecikildiğini, bu nedenle nakliye ve depo ücretlerinin arttığı ve belirtilen bedellerin davacının müşterisine (alıcıya-ithalatçı) fatura edildiğini,“416 maddede 46A/4,5,6 no.lu evraklar hazırlanmamıştır” denildiğini, oysaki akreditif metninde 46/A diye bir madde olmadığını, davalı bankanın sigorta poliçesi ile ilgili talebini davacıya iletmediğini, bunun yerine küşat metninde hiç olmayan yukarıda belirtilen maddeyi ilettiğini, bu açıdan sigorta poliçesinin yanlış bilgilendirmeden dolayı yapılamadığını ve evrakların eksik gönderildiğini, müşterinin uyarısı üzerine poliçe hazırlanıp gönderilmiş ise de, bu gecikme nedeniyle nakliye ve depolama şirketi'nin bekleme parasını müvekkilin müşterisine yansıttığını, müşterinin de daha sonra müvekkiline rücu ettiğini, akreditif açıldığı andan itibaren amir bankanın geri dönülemez yükümlülük üstlendiğini ve ödemeyi garanti ettiğini, lehtar banka eğer bu güvenceyi yeterli görmez ise amir bankaya ilave olarak bir başka bankanın daha akreditife ödeme garantisi vermesini isteyebileceğini, yani teyit bankası amir banka ile birlikte akreditifte ödeme sorumluluğu taşıyan 2. Banka olarak tanımlandığını, davalı teyit bankası sıfatıyla ibraz edilen belgeleri inceleyerek, eksiklikleri zamanında davacıya bildirmek asli yükümlülüğü altında bulunduğunu, davalı bankanın lehtarın ibraz ettiği belgeleri şekli anlamda belgeye bağlılık esası çerçevesinde küşat mektubuna uygunluğunu incelemekle yükümlü olduğunu, yani akreditif süresi içinde uygun belgelerin ibrazı halinde akreditif bedelini ödemekle yükümlü olduğunu, davalının eksik istediği belgelerden kaynaklanan gümrükteki gecikme sebebiyle müvekkilinin 38.491.-USD fazla bedel ödediğini, bu nedenle davalının kusuru ile fazladan ödenen 38.491,-USD 01.03.2013 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya 17.12.2012 tarihinde ihracat akreditifine teyidin eklendiğinin bildirildiğini, davacının 19.12.2012 tarihinde 154.986 $ tutarlı vesaiki sunduğunu, eksiklerin 20.12.2012 tarihinde bildirildiğini, davacının düzeltilen evrakı 24.12.2012 tarihinde vereceğini bildirdiğini, bu tarihin belge sunmak için son gün olduğunu, davacının bu tarihte evrakı vermediğini, davacının 3.1.2013 tarihinde vesaikin rezervli olarak amir bankaya gönderilmesini istediğini, bankanın teyit sorumluluğunun ortadan kalktığını kabul ettiğini, sorumluluğu kendisinin üstlendiğini, evrakın 3.1.2013 tarihinde amir bankaya gönderildiğini, amir bankanın sigorta poliçesi talebinden sonra davacının 10.1.2013 tarihinde sigorta poliçesini kendilerine verdiğini, 14.1.2013 tarihinde amir bankasına gönderildiğini, ödemenin 4.3.2013 tarihi itibariyle ... bankasından alınacağının bildirildiğini, 4.3.2013 tarihinde gelen bedelin davacıya ödendiğini, teyit bankası olarak sorumlulukları bulunmadığını, malların sigortası olmadan gönderilemeyeceğinin davacı tarafından basiretli bir tacir olarak bilinmesi gerektiğini, ileri sürüp davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesinin 2015/358 Esas 2023/63 Karar sayılı 02/02/2023 tarihli ilamı ile; davalının İstanbul 1. ATM'nin 2017/41 sayılı dosyası gereği 16/11/2017 tarihinde iflas ettiği, davalı banka UCP600 sayılı uluslararası kuralların 14. Maddesi gereğince beş iş günü içerisinde ibraz edilen vesaikleri inceleyip sonuçlandırmak durumunda olduğu, davalı bankanın bu süre içerisinde rezerv bildirim formunu mail ile davacıya bildirdiği (20.12.2012), bildirilen eksikliğin 24.12.2012 tarihine kadar bankaya ulaştırılamadığı, akreditif vadesi 30.12.2012 olmasına rağmen 03.01.2013 tarihinde davacı tarafından eksik vesaiklerin bankaya ibraz edildiği, akabinde amir bankadan 06.01.2013 tarihinde 2. kez eksik vesaik (sigorta poliçesinin eksik olduğu) mesajının geldiği, davacıya söz konusu durum bildirildiğinde 10.01.2013 tarihinde sigorta poliçesinin de davalıya ibraz edildiği, davalı bankaca amir bankaya 14.01.2013 tarihinde gönderdiği, alıcının amir bankasının ise 21.01.2013 tarihinde sigorta poliçesinin geç gönderildiğine ilişkin rezerv mesajının davalı bankaya bildirildiği, ancak tüm bunların yanında davalı banka tarafından her ne kadar küşat mektubu ile karşılaştırılmak suretiyle incelenip eksiklikler davacıya 20.12.2012 tarihinde bildirilmiş ise de davacıya bildirilen eksik vesaik arasında sigorta poliçesinin bulunmadığı, dolayısıyla davalı tarafından ilk karşılaştırmada sigorta poliçesinin eksikliğinin davacıya bildirilmediği anlaşıldığından davalı bankanın dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek kusurlu kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle davacının maruz kaldığı zarardan davalının teyit bankası olarak sorumluluğunun bulunduğu, dosyada alınan tüm raporların da aynı doğrultuda olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile, 38.391-USD'nin 01.03.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanun'un 4/A maddesi gereği işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.Karara karşı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı ekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE 12. HUKUK DAİRESİNİN 2023/2146 E-2024/636 K SAYILI 02/05/2024 TARİHLİ KARARI İLE;davalı banka iflas idaresi tarafından davacı alacağı nizalı alacak olarak müflisin sıra cetveline kayıt edildiği, ancak davalı bankanın davadan sonra yargılama sırasında iflas ettiği bilindiği halde davanın kayıt kabul davasına dönüştüğü dikkate alınmadığı, bu yolda bir inceleme yapılmadığı, davaya kayıt kabul davası olarak bakılıp sonuçlandırılması gerektiği gerekçesi ile her iki taraf vekillerinin istinaf nedenleri incelenmeksizin kararın kaldırılmasına, dava yeniden görülmek üzere dava dosyasının kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesinin 2024/347 E-2025/658 K sayılı 23/09/2025 tarihli kararı ile; İstinaf ilamı doğrultusunda ek rapor için dosya bilirkişi heyetine tevdi edildiği, bilirkişi heyetinin 25/04/2025 tarihli raporunda özetle; Davacının; müflis bankanın 16/11/2017 iflas tarihi itibariyle "adi alacak" statüsünde iflas masasına kaydettirebileceği alacağın 188.633,26 TL olabileceği yönünde görüş ve rapor ibraz ettiği, tüm dosyanın incelenmesinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde davacının iflas tarihi itibariyle alacağının 48.412,19 USD olduğu, ancak taleple bağlı kalınarak davanın kabulü ile davacının 38.491,00 USD alacağının davalının iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; davacının verdiği ... ile müflis bankanın teyitten kaynaklı hiç bir sorumluluğunun bulunmadığını, davacının bu taahhütnameyi imzalayarak müflis bankanın teyit sorumluluğunun kalktığını açıkça kabul ettiğini, dava konusu edilen zarardan müflis bankanın sorumlu tutulmasının mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müflis Banka; UCP600 sayılı kuralların 14. maddesi gereğince, inceleme süresi 5 iş günü olmasına rağmen incelemeyi 1 iş günü içinde yaptığını, dosyada mübrez belgelerde görüleceği üzere; davacı firma evraklarını 19.12.2012 tarihinde sunmuş Müflis Banka tarafından sunulan evraklar 1 iş günü içinde incelenerek incelenen belgelerde eksik olan belgeler 20.12.2012 tarihinde davacı firmaya "Rezerv ve Red Bildirim Formu" ile iletildiğini, ancak davacı firma evrakları 24.12.2012 tarihine kadar sunması gerektiği halde süresi içerisinde evrakları tamamlayamamış olup bu konuda kusurlu olan tarafın davacı taraf olduğunu, Müflis Bankanın inceleme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi gibi bir durum olmadığı gibi 1 iş günü gibi kısa sürede inceleme yapıp geri dönüş yapmasına rağmen haksız ve mesnetsizce sorumlu tutulmasının hiçbir açıklamasının bulunmadığını, davacının bir tacir olarak CIF/CIP teslim şekillerinde veya akreditif şartlarında poliçesinin zorunlu olduğunu bilmekle yükümlü olduğunu, UCP600 kurallarının 8. maddesi gereğince; belgelerini ibraz yükümlülüğünü süresinde ve usulüne uygun yerine getirmeyen davacı tarafın iddia ettiği zararını müflis bankadan talep edemeyeceğini, UCP600 kurallarının 8. maddesi gereğince; lehtarın ibraz yükümlülüğünü yerine getirmiş kabul edilebilmesi için süresinde ve usulüne uygun belge ibraz etmiş olması gerektiğini, süresinde ve usulüne uygun olarak belge ibraz edilmemesi halinde, bankanın ret hakkı doğacağını, davacı taraf süresi içerisinde usulüne uygun olarak da belge teslim etmediği için Müflis Bankanın dava konusu oluştuğu iddia edilen zarardan sorumlu tutulması mümkün olmadığını, somut olayda da davacının eksiklikleri gidermek yerine rezervli gönderim talimatı verip riski üstlendiğinden, bu aşamadan sonra doğan zararlardan müvekkili bankanın sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığını belirtilerek davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde; dilekçesinde bildirdiği nedenlerle davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, davalının kusuru ile uğranılan davacı zararının tazminine karar verilmesi talebine ilişkin olup, yargılama sırasında davalı bankanın iflas etmesi sebebiyle dava kayıt kabul davasına dönüşmüştür. İlk derece mahkemesince; davacının 38.491,00 USD alacağının davalının iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmiştir. Anayasanın 141/III maddesi uyarınca mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde ayrıntılı bir şekilde hükmün kapsamı düzenlenmiş, hükmün hangi hususları kapsayacağı maddeler halinde ve açıkça belirtilmiştir. HMK.nun 297/1- c bendinde "Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin hükümde gösterilmesi" gerektiğine yer verilmiştir. Gerekçe, hakimin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak (m.33), hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. Hakim hükmün gerekçesini hazırlarken yargı kararlarından (içtihatlardan) ve bilimsel görüşlerden yararlanır (TMK m.1). Gerekçe çok önemli olduğundan, Anayasa'ya "bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı" hakkında açık hüküm konulmuştur (Anayasa m.141/3) (Prof.Dr.Baki Kuru, Prof.Dr.Ramazan Arslan, Prof. Dr.Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku 22. Baskı,sayfa 472)."...Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir. HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece bozma üzerine verilen kararda davacı iddiası ile davalı savunması yazılmış, Dairemizin bozma kararı özetlenmiş, gerekçe olarak aynen “Yargıtay bozma kararına uyularak yapılan yargılama doğrultusunda başka bir bilirkişi heyeti oluşturularak banka müdürü ve insan kaynakları uzmanından rapor aldırılmış, bilirkişi kurulunun raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere her ne kadar davalı tarafça davacının iş akdi 06.01.2012 tarihinde işletmesel nedenlerle feshedilmiş ise de bu kararın yerinde ve isabetli olmadığı anlaşılmıştır”açıklaması yapılmıştır. Mahkemece davanın kabulünün gerekçesi hiçbir bir şekilde açıklanmamış, içeriği dahi yazılmayan bilirkişi kurulunun raporuna atıf ile yetinilmiştir. Bilirkişi raporuna atıf kararın gerekçeli olduğunu göstermez. Mahkemenin kararı T.C. Anayasası’ nın 141 ve HMK. nun 297. maddesinin amaçladığı anlamda gerekçe taşımamaktadır. Gerekçesiz karar yazılması, adil yargılanma hakkının ihlali olup, kararın salt bu nedenle bozulması gerekmiştir..." (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2016/16428 Esas 2016/12347 Karar sayılı ilamı).Somut uyuşmazlıkta; gerekçeli kararda davanın kabulüne dair herhangi bir gerekçe açıklanmamıştır. Gerekçeli kararda sadece bilirkişi tarafından sunulan rapor ile yetinilmiştir. Oysa bilirkişi raporuna atıf kararın gerekçeli olduğunu göstermez. Kararda, bilirkişi raporuna hangi nedenle itibar edildiği, tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi yönünden hangi tarafın haklı yada haksız olduğu ve sonuç olarak davanın kabul veya reddine dair kanaate ne şekilde varıldığı hususları tartışılmalıdır. Başka bir deyişle kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantıda ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde kararların doğruluğunun denetlenmesi mümkün olacaktır. Bu nedenle Mahkemenin, belirtilen yasal düzenlemelerin aksine, gerekçesiz şekilde oluşturduğu karar usul ve yasaya uygun değildir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 07.09.2022 tarih, 2021/5287 esas, 2022/39131 karar sayılı kararı"Dava kayıt kabul istemine ilişkindir. Yabancı para alacaklarının iflas masasına kayıt şekli konusunda İcra ve İflas Kanunu'nda açık bir hüküm yoktur. Sadece İcra ve İflas Kanunu'nun 198. maddesinin 1. fıkrasında, konusu para olmayan alacakların, ona eşit bir kıymete para alacağına çevrileceği öngörülmüştür Öğretide, konusu yabancı para olan alacakların da anılan yasa hükümlerine göre iflasın açıldığı andaki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek iflas masasına yazdırılacağı kabul edilmiştir (Kuru: B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2013, 2. Baskı, Ankara, sf.1244). İcra İflas Kanunu'nun 195. maddesinde iflasın açılması ile müflisin borçlarının muaccel olacağı ve iflasın açıldığı güne kadar işlemiş faiz ve takip masraflarının ana paraya ilave edilerek masaya kaydedileceği öngörülmüştür.Bu hükmün amacı, iflas tarihinde masanın aktif ve pasiflerinin eşit şekilde ve aynı zamanda belirlenerek müflisin tüm alacaklılarına eşit ödeme yapılmasıdır. Bunu sağlamak için de yabancı para alacakların aynı paraya (Türk Parasına) çevrilmesi gerekir. Çeviri zamanı ise, yabancı para alacakları ve konusu para olmayan alacaklar için iflas kararının verildiği tarih olmalıdır. Diğer taraftan yabancı para alacağının aynen kaydı, alacaklılar arasında eşitliği ön planda tutan İflas Hukukunun bu prensibini de zedelemiş olacaktır. Zira, iflasta imtiyazlı alacaklar İİK'nın 206. maddesinde ilk beş sırada sayılmış olup, yabancı paranın masaya aynen kaydedilmesi halinde, yabancı para alacakları lehine kanunda öngörülmeyen bir imtiyaz yaratılmış olur. Bu durumda ise, aynı sırada bulunan ülke parası alacaklısı ile yabancı para alacaklısı arasında eşitsizlik meydana gelecektir. Bu sonuç ise, her sıradaki alacaklıların eşit hakka sahip olduğunu belirten İİK'nın 207. maddesine aykırılık teşkil eder.Dairemizin istikrarlı içtihatlarında da belirtildiği üzere, iflas davalarının kamu düzenini ilgilendiren davalardan olması ve mahkemece kayıt kabulüne karar verilecek miktarın diğer alacaklıların alacak miktarlarını ve haklarını da etkileyecek olması sebebiyle, davacının müflis şirketten olan alacağının iflasın açıldığı tarihteki Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilerek masaya kayıt ve kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yabancı para cinsinden hüküm tesisi doğru olmamıştır."şeklindedir.Kabule göre de; dava kayıt kabul istemine ilişkin olup, yabancı para alacaklarının iflas masasına kayıt şekli konusunda İcra ve İflas Kanunu'nda açık bir hüküm bulunmamaktadır.Doktrinde yabancı para alacaklarının da konusu para olmayan alacaklara kıyasen (İİK.mad.198) iflasın açıldığı tarihteki kur üzerinden Türk Parasına çevrileceği kabul edilmektedir. ( Hacizde ve İflasta Sıra Cetveli, Dr.Adnan Deynekli, Sedat Kısa 2. Bası, , Ankara 2002, s.661 vd.).Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 bendi gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa dair hususlar incelenmeksizin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kaldırma ilamına uygun şekilde yargılama yapılmak ve istinafa gelenin sıfatına göre taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine iadesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davalının istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,
2-İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/347 Esas, 2025/658 Karar sayılı ve 23/09/2025 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE,
4-Davalı taraf harçtan muaf olduğundan harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
5-Davalı tarafından karşılanan istinaf harç ve yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a.6 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.14.05.2026