İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin şirket yöneticisinin azli davasında, yöneticinin kötü yönetimi gerekçesiyle istenen ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik istinaf incelemesi.
Özet: Şirket yöneticisinin azli davasında, ilk derece mahkemesinin, davalı yöneticinin şirketi zarara uğratan eylemleri (şirket hesaplarından kişisel harcamalar, ödenmeyen borçlar, hacizler, tahliye davaları, işlenen suçtan ötürü işletmenin kapatılması) nedeniyle talep edilen temsil ve yönetim yetkisinin kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir talebini, davanın esasını çözecek nitelikte olması ve yaklaşık ispat koşulunun sağlanamaması gerekçeleriyle reddetmesine karşı davacı vekili, telafisi imkansız zararların önüne geçmek amacıyla kararın bozulması ve tedbirin kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/866
KARAR NO:2026/945
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:16/02/2026 tarihli ara karar
NUMARASI:2026/124 Esas
DAVA:Şirket yöneticisinin azli
Taraflar arasındaki şirket yöneticisinin azli davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sırasında ara kararda yazılı nedenlerle ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen ara karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı ...Şti.'nin 3/4, davalının ise 1/4 hissesine sahip olduğunu, her iki ortağın şirketin münferit yetkili müdürleri olduğunu, müdürler kurulu başkanının bulunmadığını ve davalının katılmaması nedeniyle müdürler kurulunun toplanarak genel kurula davet yapılamadığını, davalının şirket gelirlerini amaca aykırı kullandığını, çalışanların ücretleri ile alınan hizmet ve tedarikçi ücretlerini ödemediğini, müvekkilinin durumu öğrenmesi üzerine borçları ödediğini, ancak bu durumun şirketin zararına neden olduğunu, davalının uzun süredir şirket merkezine uğramadığını ve şirket hesaplarından kişisel harcamaları için para çektiğini, davalının ihmali ile oluşan borçlar yüzünden şirket araçlarına haciz uygulandığını, kira bedellerinin düzenli ödenmemesi nedeniyle tahliye davaları açıldığını, kira sözleşmesinin davalı tarafından imzalanması nedeniyle müvekkilinin tahliyeleri durduramadığını, şirketin kapanma aşamasına geldiğini, davalının eylemleri nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğunu ileri sürerek, davalının temsil ve yönetim yetkisinin önlenmesine, şirket hesaplarının davalı tarafından kullanılmasının tedbiren önlenmesine, davalının şirket müdürlüğünden azline aksi halde şirketin genel kurul sürecinin yürütülmesi, gündemin hazırlanması ve ilanların yapılması için müvekkiline yetki verilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Mahkemece, davanın açıldığı tarihte ihtiyati tedbir talebi değerlendirilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında 16.02.2026 tarihi ara karar ile ; "...Davacı tarafça ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile davalının temsil ve yönetim yetkisinin tedbiren kaldırılması talep edilmiş ise de, tüzel kişilerde asıl olanın tüzel kişiliğin seçilmiş yöneticileri tarafından yönetilmesi olduğu, davada verilecek nihai karar ile ulaşılacak sonuca ihtiyati tedbir kararı ile ulaşılamayacağı, başka bir ifadeyle 6100 sayılı HMK m. 389 vd. hükümleri uyarınca mahkemenin davanın esasını çözümleyecek veya böyle bir sonuç doğuracak biçimde (nitelikte) ihtiyati tedbir kararı veremeyeceği, "yaklaşık ispat" koşulunu sağlayacak delil ve belgelerin sunulmadığı, ihtiyati tedbir koşullarının oluşmadığı..." gerekçesiyle, ihtiyati tedbir talebinin reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Telafi imkansız zararlarının oluşmasının önlenmesi için tedbir istendiğini, tarafların şirketi münferiden temsile yetkili olduğunu, davalının katılmaması nedeniyle müdürler kurulunun toplanarak genel kurula çağrı yapamadığını, davalının müdürlük görevini şirketin menfaatlerine aykırı kullanarak şirketi zarara uğrattığını, çalışanların ücretleri ile alınan hizmetler ve tedarikçilerin ücretlerinin ödemediğini, müvekkilinin haberdar olması ile bunları ödediğini, ancak şirketin bu nedenle zarara uğradığını, davalının kasti davranışları sebebiyle şirketin nakit akışının bozulduğunu, davalının uzun zamandır müdürlük görevini yapmadığını ve şirket merkezine uğramadığını, kişisel harcamaları için şirket hesabından para çektiğini, açılan davalardan müvekkilinin haberdar edilmediğini, şirket çalışanlarının davalıya ulaşamadığını, davalının kusuru ile şirket aleyhine bir çok icra takibi başlatıldığını ve şirket araçlarına haczedildiğini, kira bedellerinin düzenli ödenmemesi sebebiyle kiraya verenler tarafından takip yapılarak Büyükçekmece 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2025/712 Esas sayılı dosyasında dava açıldığını ve tahliye kararının kesinleştiğini, kira sözleşmesinin kiracı sıfatıyla davalı tarafından imzalanması nedeniyle müvekkili veya şirketin tahliyeye karşı çıkamadığını, davalının 2828 Sayılı Kanun'un 35/b maddesi uyarınca Büyükçekmece 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2025/155 Esas, 2025/454 Karar sayılı ilamı ile ceza aldığını ve bu nedenle şirketin işlettiği ... Evi'nin ilgili bakanlıkça kapatıldığını, bu suçun ön ödemeye tabi olduğunu, davalının ön ödeme yapmadığı gibi soruşturma veya kovuşturmanın herhangi bir aşamasında savunma dahi yapılmadığını, karara karşı istinaf yoluna başvurmadığını, davalı hakkında güveni kötüye kullanma suçu sebebiyle Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu,Engelli Bireylere Yönelik Özel Bakım Merkezleri Yönetmeliğinin 57.maddesine göre bankada açılan harçlık hesabının sadece engelli bireylerin zorunlu ihtiyaçları için kullanılacağını, ancak bunların belgesiz olarak harcandığını, bu nedenle davalının para çekme yetkisinin engellenmesi gerektiğini, müvekkilinin pay oranına göre davalının yetkilerinin ivedilikle kısıtlanması gerektiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca yöneticinin azli ile kayyım atanması ve tazminat istemine; istinaf, davalının dışı şirketteki temsil ve yönetim yetkisinin kaldırılmasına ve banka hesaplarını kullanmasının engellenmesine, olmadığı takdirde şirketin genel kurulunun toplanması için davacıya yetki verilmesi talebinin reddine dair 16.02.2026 tarihli ara karara ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ihtiyati tedbir isteminin reddine dair 16.02.2026 tarihli ara karar verilmiş; bu ara karara karşı davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, dava dışı ... Şirketinin %75 payına , davalı ise %25 oranında payına sahiptir. Davacı, davalı yöneticinin müdürler kuruluna katılmadığı, şirketin çalışanları ve tedarikçilerinin borçlarını ödemediği, takiplere karşı süresinde hukuki yollara başvurmadığı, şirketin parasını kişisel amaçla kullandığı, şirketin kullandığı merkezin davalı adına kiralanması ve borçlarının ödenmemesi nedeniyle tahliye edildiğini, sözlemeye taraf olmayan şirketin karara karşı kanun yoluna başvuramadığı, ceza soruşturması veya kovuşturmasında teklif edilen ön ödemenin yerine getirilmemesi nedeniyle şirketin işlettiği bakım merkezinin kapatılmasına sebep olduğunu iddia edilmiştir. Azil davası içinde tedbiren, davalının yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılması ve şirket hesaplarına erişiminin kısıtlanması istenmiştir. Mahkemece cevap dilekçesi sunulmadan davanın açılış tarihinden kısa bir süre sonra tedbir talebinin reddine karar verilmiş olup; uyuşmazlık, somut olayda ihtiyati tedbir şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. TTK'nın 630/2 maddesi; ''Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir.'' hükmünü, maddenin 3.fıkrası ise, ''Yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur'' hükmünü haizdir.TTK'nın 630. maddesi uyarınca açılan yöneticinin azli davası yönünden özel bir geçici hukuki koruma öngörülmediğinden, bu davada ihtiyati tedbir talep edilmesi halinde bu konuda HMK'nın 389 vd. maddelerinin uygulanması gerekir. Buna göre, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesinin en önemli şartı bir ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmış olup mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği belirtilmiştir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi halinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hale gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir. Ancak, ihtiyati tedbir verilebilmesi için HMK'nın 390/3.maddesi uyarınca, davacının, yaklaşık ispat koşulunu yerine getirmiş olması gerekir.Somut olayda, davacı ve davalının dava dışı şirkete ortak oldukları ve genel olarak davalı yöneticinin, dava dışı şirketi kötü yönettiği ve şirkete uğramadığı, şirket işleriyle ilgilenmediği ileri sürülmüştür. Bu tür bir iddia ancak şirketin mali kayıtları ve defterlerinin incelemesi ile ortaya çıkarılabilecektir. Dava dilekçesi ekinde bir kısım ihtarlar ve sicil kayıtları sunulmuş ise de her iki tarafın şirketin münferit temsile yetkili müdürleri olması karşısında, davalının iddia edilen eylemlerinin yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlanması gerekmektedir. Ancak dosyada bulunan delillerden, yaklaşık ispatın sağlanamadığı, tedbir için yaklaşık ispat ölçüsünde kanaat oluşmamıştır. Şirketler hukukunda asıl olanın şirketin seçilmiş yöneticileri eliyle yönetilmesi olup, bu ilkenden ayrılmak için somut kanıtlarla yöneticinin görevini suiistimal ederek şirket veya ortaklarını zarara uğrattığının yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlanması gerekmektedir. İlk derece mahkemesince talebin değerlendirildiği aşamada davacının soyut iddialarını destekler bir kanıt dosyada bulunmamaktadır.Yargılamanın ilerleyen aşamalarında sunulacak deliller ışığında yaklaşık ispatın gerçekleşmesi halinde, yeniden ihtiyati tedbir talep edilmesi ve mahkemece yapılacak değerlendirme sonucu verilen karara karşı kanun yolunun açık olması karşısında, mahkemenin bu aşamada tedbirin reddine ilişkin ara kararı yerinde olup,davacı vekilinin 16.02.2026 tarihli ara karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle,HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 ve İİK'nın 258/3 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 14.05.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.f ve 391/3 maddeleri uyarınca karar kesindir.