Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde KDV hariç belirlenen konut bedelinin, oran değişikliği sonrası sözleşmeye aykırı faturalandırılmasına ilişkin menfi tespit davası istinaf kararı.
Özet: Bu menfi tespit davası, taraflar arasında imzalanan ön ödemeli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde KDV hariç olarak belirlenen konut bedelinin, sözleşme sonrası yürürlüğe giren ve alıcı lehine KDV oranını %18den %8e düşüren mevzuat değişikliğine rağmen, satıcılar tarafından KDV farkının konut bedeline yansıtılarak faturalandırılması sonucu oluşan ek bedele davacının borçlu olmadığının tespiti, fazladan kesilen faturaların iptali ve sözleşmeye uygun yeni faturaların düzenlenmesi talebine ilişkindir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ43. HUKUK DAİRESİDOSYA NO: 2022/1917 KARAR NO: 2026/757T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: 04/03/2022NUMARASI: 2018/1155 Esas - 2022/196 KararDAVA: Menfi TespitİSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/04/2026Taraflar arasındaki Menfi Tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili .... A.Ş. ile Muhatap Şirketler ... ...A.Ş. ve ...A.Ş. ... A.Ş. arasında 26.04.2018 tarihli ve ...sayılı .... Noterliği tarafından tasdikli Ön Ödemeli Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi imzalandığını, işbu Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi hükümleri uyarınca, sözleşmenin imzalandığı tarihteki KDV oranı %18 hariç, Konut Bedeli peşin + banka kredili ankastre hariç toplam 3.045.542,37 TL olarak belirlendiğini, Konut bedeli dışında Ankastre bedeli olarak 5.000,00 TL, Ankastre %18 KDV bedeli olarak 900,00 TL ve Konut ve Ankastre KDV Toplamı olarak da 549.097,63 TL tutar üzerinden taraflar mutabık kaldığını, ilgili sözleşmenin imzalandığı tarih olan 26.04.2018 tarihinden sonra 05.05.2018 tarihinde Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Karar uyarınca, mevzuat değişikliği olduğunu ve alıcılar yararına bir düzenleme getirilerek KDV oranı taşınmaz alımlarında %18 KDV oranından %8 oranına düştüğünü, İlgili KDV oranının da fatura düzenlendiğini, hal böyle iken Muhatap Şirketler ... ....A.Ş ile ...A.Ş. ... A.Ş., sözleşmeye konu konuta ilişkin faturada KDV oranını, %8’e indirmekle birlikte aradaki farkı 26.04.2018 tarihli sözleşmeye aykırı olarak Konut bedeline eklemek suretiyle faturalandırdığını, bu kapsamda toplam Konut Bedeli Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesinde açıkça KDV hariç 3.045.542,37 TL olarak belirlenmesine rağmen, sözleşmede taraflarca belirlenen anlaşma şartlarına aykırı olarak Muhataplarca 3.327.537.04 TL belirtilmek ve bu tutar eşit 2 ayrı fatura tutarında olmak üzere ... ....... A.Ş tarafından 1.663.768,52 TL + %8 KDV ve aynı şekilde ...A.Ş. ....... A.Ş tarafından 1.663.768,52 TL + %8 KDV üzerinden kesildiğini,Müvekkili Şirkete 25.09.2018 tarihinde fatura kopyaları olarak e-mail ile akâbinde 29.09.2018 tarihinde fatura asılları elden olmak üzere Şirket yetkililerine tebliğ edildiğini, Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi kapsamında tanımlanan ve sözleşmenin sair birçok hükümlerinde yer alan Satış Bedelinin tek taraflı olarak Muhataplarca değiştirilmesi mümkün olmadığını, Bu kapsamda bir değişiklik müvekkilince kabul edilmediği gibi, bu yönde sözleşme hükümlerince belirlenen ve taraflarca mutabık kalınan Satış Bedeline aykırı olarak düzenlenen 20.09.2018 Tarih ve ... Seri Nolu fatura içeriğinde belirtilen 1.663.768,52 TL +KDV villa bedeli ile ... ....A.Ş tarafından kesilen 20.09.2018 Tarih ve ... seri nolu faturaların içeriğinde Villa Bedeli olarak ifade edilen 1.663.768,52 TL +KDV tutarın, toplamda 3.327.537,04 TL tutarın konut bedeli olarak faturalandırılması sözleşme hükümlerine doğrudan aykırılık oluşturduğunu, işbu suretle, fatura asılları, öncelikle kanuni 8 günlük süre içerisinde ilgili Muhataplara ayrı ayrı olarak sözleşmeye uygun kapsamda düzeltilmek üzere ihtarname ile gönderildiğini, TTK Md. 23 ve sair hükümleri ile VUK ve sair mevzuat çerçevesinde faturaların içeriğine itiraz ettikleri bidirildiğini ve gerekli düzeltme yapılarak Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesine uygun olarak kesilecek faturaların müvekkili şirketlere gönderilmesi talep edildiğini, Bu ihtarnamelerine karşılık muhataplar tarafından gönderilen ihtarname ile sözleşme ile sağlanan mutabakatın KDV dahil fiyat olduğu ve bu kapsamda KDV deki değişimi alıcıya yani davacıya yansılamayacağı bildirildiğini ve faturalar tekrar geri gönderildiğini, anlaşmazlığın taraflarca imzalı Ön Ödemeli Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul / Satış Vaadi Sözleşmesinde açıkça KDV hariç fiyatı ve KDV tutarı ayrı ayrı olarak belirlenen konut bedelinin, daha sonra KDV tutarının alıcılar lehine gayrimenkul satışlarını arttırmak amacıyla kanunen düşürülmesine rağmen davalılar tarafından eski KDV tutarı üzerinden uygulanarak aradaki fark bedelinin konut bedeline yansıtılarak davacı aleyhine kesilip kesilmeyeceğine ilişkin olduğunu, davalılar aleyhine açtıkları faturalarda konut bedeline ilişkin KDV hariç fazladan kesilen 281.994,67 TL(KDV Dahil 548.197,51 TL ) tutara yönelik herhangi bir borcun olmadığının tespitini, dava konusu davalılarca 2 ayrı olarak kesilen faturaların iptaline ve fazladan kesilen tutar iptal edilerek faturaların sözleşmeye uygun olarak yeniden düzenlenmesi suretiyle davacı müvekkiline ibrazını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirketler üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacıya satılan konutun tek bir fiyatı olduğunu: bu da 3.599.640,00TL olup; davacının cebinden 1 kuruş fazladan para çıkmadığını, davacı, kendisine beyan edilen tek ve net fiyat olan 3.599.640,00 TL'yi değerlendirmiş ve konutu satın alma kararı verdiğini, artık bu aşamadan itibaren davacının fiyat ve vergi ile hiçbir ilişkisi kalmadığını, artık bu aşamadan sonra vergi artsa da, demirin fiyatı 100 katına çıksa da, inşaat yapan şirketlere yeni vergiler konsa da bunlar davacıyı etkilemeyeceğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 7.maddesinin 5.fıkrası “(...) Satıcı tarafından Alıcı adına fatura düzenleninceye ve/veya bağımsız bölümün Alıcı’ya teslimi yapılıncaya kadar, Katma Değer Vergisi (KDV) oranında bir değişiklik olursa, bu değişiklik Satıcı tarafından Alıcıya yansıtılmayacaktır. ” hükmünü havi olduğunu, KDV oranı artsa da azalsa da davacının sözleşme ile ödemeyi üstlendiği borcunda hiçbir değişiklik olmayacağı açıkça belirlendiğini, bu durumda KDV oranındaki artma ya da azalma halinde davacının yaptığı ödemenin bundan etkilenmeyeceği yani KDV'deki artma ya da azalma sebebiyle konutun satış fiyatının değişmeyeceği açıkça belli olduğunu, KDV oranının %18’den %8’e indirilmesinin amacı, yenikonut satışlarının artması ve bu yolla ekonominin canlandırılması olduğunu, KDV indiriminin amacı yeni konut satışlarının ve dolayısıyla konut inşa ve imalinin artırılması yoluyla ekonomik canlanma sağlanması olduğunu,buradaki asıl hedef, kredi faizleri ve KDV'nin indirilmesi ile konut fiyatlarının düşmesinin sağlanması ve bu suretle de halkın tasarruflarının konut alımına yönlendirilmesi olduğunu, bahse konu Bakanlar Kurulu Kararı'ndan faydalanması gereken kesim, kararın yürürlüğe girmesinden sonra konut alanlar olduğunu, davacının konut alma iradesi Bakanlar Kurulu Kararı'ndan daha önce olduğunu, Bakanlar Kurulu Kararı'nın yürürlük tarihi olan 05.05.2018 itibariyle davacı zaten konut alma fikrini gerçekleştirdiğini, bu nedenle de 2018/11674 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile sağlanan KDV avantajından davacının yararlanması mümkün olmadığını, davacı ile imzalanan sözleşmede yer alan; "Satış bedeli: Konutun ve ankastre ürünlerin satış bedeli KDV dâhil 3.599.640,00TL'dir" şeklindeki ibare teknik bir terim olarak yazılmış olup, buna bağlanan hukuksal sonuç da davacı alıcının artık KDV ile hiçbir ilişkisinin kalmaması,KDV artsa da azalsa da bunun sonuçlarına ...A.Ş.-... 'nın katlanması olduğunu, bu nedenle davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...taraflar arasında imzalanan 26/04/2018 tarihli sözleşmede kararlaştırılan konutun fiili teslim tarihinin 20/09/2018 olduğu, Bakanlar Kurulu kararıyla 05/05/2018-31/10/2018 tarihleri arasında yapılan konut teslimleri için KDV oranının %18'den %8'e düşürüldüğü, anılan düzenleme doğrultusunda davacıya teslimi yapılan konut nedeniyle davalı satıcıların davacı alıcıya konut teslim tarihi itibariyle %8 KDV üzerinden fatura düzenlenmesi gerekmesine rağmen %8-18 KDV farkı satış fiyatına eklenmek suretiyle fatura düzenlendiğinin tespit edildiği, mer'i mevzuat bakımından katma değer vergisinin Devlet'e intikalinde aracı konumunda olan davalı satıcıların davacı alıcıdan fazladan tahsil etmiş olduğu ve bu davaya konu olan KDV tutarını Maliye'ye ödediğine dair herhangi bir iddianın da ileri sürülmediği, bu doğrultuda fazladan tahsil edilen KDV tutarınca davalıların sebepsiz zenginleştiği nazara alınarak davacının yapmış olduğu fazladan ödeme nedeniyle istidat isteminin yerinde olduğu kanaatine varılarak davanın kabulü ile ıslah dilekçesi doğrultusunda davacı tarafından davalılara yapılan toplam 304.554,24 TL 'lik tutarın fazla ödemenin yapıldığı 04/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının herhangi bir tehdit altında olmadığını, aynı şekilde menfi tespit davasında tedbir kararı alınmadığı için ödeme yapılması ve davanın konusuz kalması gibi bir durum da olmadığını, davacının davayı ıslah ile istirdat davasına çevirmesinin hukuki dayanaktan veya faydadan yoksun olduğunu, davanın14.07.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile menfi tespit davasından istirdat davasına dönüştürüldüğünü, akabinde İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında sebepsiz zenginleşmenin varlığını incelediğini, lakin dava konusu talep sebepsiz zenginleşmenin şartlarını taşımadığından davanın istirdat davası olarak görülmesinin hatalı olduğunu, davacının yaptığı ödemenin, sözleşmede yer alan ediminin ifası niteliğinde olduğu ve dolayısıyla ortada hiçbir surette sebepsiz zenginleşmeden bahsedilemeyeceğini, bir an için sebepsiz zenginleşme olarak niteleme yapılabileceği düşünülse bile, bu durumda da davacının tâcir olduğu olgusu karşısında, davacının müvekkili kesin ve koşulsuz olarak ibra ettiği dikkate alınarak davanın reddi gerekirken kabulünün hatalı olduğunu, eksik, yanlı ve hatalı düzenlenen bilirkişi raporunun hükme esas alınması kararın kaldırılması sebebi olduğunu, dosyanın İlk Derece Mahkemesi’nin kararı uyarınca bilirkişi’ye bağımsız denetçi mali müşavir sıfatıyla teslim edildiğini, Bilirkişinin, dosyayı inceleme süresince kendisinden beklenen tarafsızlık ve objektiflikten uzak davrandığını,taraflarınca ileri sürülen itiraz ve belgeleri değerlendirmediğini, yetki sınırlarını aşarak davanın esasına ilişkin hukuki değerlendirmede bulunduğunu,Sözleşmenin herhangi bir yerinde kdv hariç fiyatın yazılı olmadığını, davacının önüne KDV dahil tek bir satış bedeli konulduğunu, davacınnı da kabulünü buna göre yaptığını, taraflar arasındaki sözleşmenin tek bir fiyat üzerinden kurulduğunu, iki tarafın da tek ve net olan satış bedeli üzerine, alıcının KDV 'den etkilenmeyeceği şekilde anlaştığını, davacı ve davalının, dava konusu taşınmazın satışını tek ve net olan satış bedeli üzerinden gerçekleştirmekte anlaştığını, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 7.maddesinin 5.fıkrası “(…) Satıcı tarafından Alıcı adına fatura düzenleninceye ve/veya bağımsız bölümün Alıcı’ya teslimi yapılıncaya kadar, Katma Değer Vergisi (KDV) oranında bir değişiklik olursa, bu değişiklik Satıcı tarafından Alıcıya yansıtılmayacaktır.” hükmünü havi olduğunu, KDV oranı artsa da azalsa da davacının sözleşme ile ödemeyi üstlendiği borcunda hiçbir değişiklik olmayacağının açıkça belirlendiğini, bu durumda KDV oranındaki artma ya da azalma halinde davacının yaptığı ödemenin bundan etkilenmeyeceğini, davacı tacir olup, basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümü altında olduğunu, Bakanlar Kurulu Kararı ile KDV oranının 18%den 8%’e düşürülmesindeki amaç yeni konut satışlarının artması ve bu yolla ekonominin canlandırılması olduğunu,buradaki asıl hedefin, kredi faizleri ve KDV’nin indirilmesi ile konut fiyatlarının düşmesinin sağlanması ve bu suretle de halkın tasarruflarının konut alımına yönlendirilmesi olduğunu, hal böyleyken, Bakanlar Kurulu Kararı’nın hedeflediği kitlenin kararın yürürlüğe girmesinden sonra konut alanlar olduğunu, Bakanlar Kurulu Kararı’nın amacı yeni alıcıları piyasanın içine çekmekken İlk Derece Mahkemesi’nin dava konusu satış işlemini Kararın kapsamı içine almasının doğru olmadığını, karar yayınlandığında davacı alıcının satın alma iradesi halihazırda tamamlandığını, taraflar arasında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzalandığını, artık, kararın kapsamına giren bir durumun söz konusu olmadığını,20.09.2018 tarihli konut teslim tutanağına “Tutarlara yönelik fazlaya ilişkin haklarımız ve diğer kanuni haklarımız saklı kalmak kaydıyla ev tarafımızca teslim alınmıştır.” şeklindeki genel bir ifade ile koyduğu şerh kabul edilemeyeceğini, KDV’nin hem sorumlusu hem de yükümlüsü müvekkil şirketler olduğunu, müvekkil şirketlerin, KDV oranı ve tutarı kaç olursa olsun, tahakkuk eden KDV’yi ödemekle yükümlü olduklarını, müvekkilleri ile davacı arasındaki sözleşme tarafların iç ilişkisi niteliğinde olup yasanın emredici hükmüne etkili olmadığını, satın aldığı taşınmazın fiyatının, KDV dahil, net 3.599.640 TL olduğundan davacının haberdar olduğunu, bu bilgiye sahip davacı alıcının, satın alma kararı verdiği an KDV ile herhangi bir bağı kalmadığını, yani artık bu aşamadan sonra vergi artması da dahil herhangi bir değişiklikten alıcının etkilenmeyeceğini, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydıyla, müvekkili şirketlerin faturada KDV oranını %8 olarak belirtmesi artık davacının kontrolü dışında bir durum olup, kendisinin imzaladığı sözleşme koşullarına bire bir uygun olduğunu, bunun sebepsiz zenginleşme olarak değerlendirilmesinin ise hukukun yanlış uygulanması olduğunu, açıklanan nedenlerle usul, yasa ve Yargıtay içtihatlarına aykırı Mahkeme’nin 2018 / 1155 E. 2022/196 K. sayılı kararının duruşmalı olarak incelenmesini, yapılacak duruşma ve incelemesi neticesinde haksız ve hukuka aykırı kararın “kaldırılmasını” ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda “davanın reddine”, tüm yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE :Dava, taraflar arasında yapılan konut satış sözleşmesi kapsamında, KDV'nin Bakanlar Kurulu Kararı ile % 18'den % 8'e düşürülmesi sebebiyle konut bedeline ilişkin KDV tutarına yönelik borcunun olmadığının tespiti; davalılarca kesilen faturaların iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Uyuşmazlık, davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı, davacının davayı istirdat davasına dönüştürmesinde hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı, davanın ispatlanıp ispatlanmadığı noktasında toplanmaktadır.Menfi tespit davası İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi icra takibinden sonrada ileri sürülebilir. Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması halinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Somut olayda davalıların taşınmaz satış bedelinden kaynaklı bakiye alacağı isteme ve dava açma tehdidi altında bulunması nedeniyle davacının menfi tespit davasını açmakta hukuki yararı bulunmaktadır. Eldeki dava, menfi tespit davası olarak açılmış olmakla birlikte satış bedelinden bakiye kalan alacağın yargılama sırasında ödenmesi nedeniyle dava, resen istirdat davasına dönüşmüştür. Mahkemenin bu yöndeki kabulü yerinde olup, davalıların aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Taraflar arasında düzenlenen .... Noterliğinin 26.04.2018 tarihli ve ...sayılı Gayrimenkul Satış Vaadi ve İnşaat Yapım Sözleşmesinde ...nolu bağımsız bölüm şeklindeki konutun satışı ve teslimin öngörülmüş, sözleşmenin "satış bedeli ödeme şekli ve şartları" başlıklı 4/2.maddesinde "Bu Sözleşmede Satış Bedelinden ayrı olarak Alıcıya ait olacağı. Başka bir ifade ile Alıcı tarafından Satış Bedeli dışında ayrıca ödeneceği belirlenen vergi, harç, masraf ve diğer ödemeler hariç olmak üzere: Konutun Peşin+Banka Kredili KDV dahil Satış Bedeli 3.044.643,37 TL’dır.Konut ile birlikte Alıcı’ya teslim edilecek olan ankastre ürünlerin Peşin+Banka Kredili satış bedeli KDV hariç 5.000,00 TL ve Sözleşme tarihinde yürürlükteki mevzuat uyarınca % 18 oranındaki KDV dahil ankasrtra ürünlerin peşin satış bedeli 5.900,00 TL’dır. Buna göre Konut’un, ankastre ürünler dahil olmak üzere Peşin+Banka Kredili KDV dahil Satış Bedeli 3.599.640,00 TL'dir" hükmüne, sözleşmenin 7/5.maddesinde "sözleşmenin imza edildiği tarihten itibaren her ne isim altında olursa olsun yeni harç ve vergiler ihdas edildiği takdirde yeni ihdas edilen bu vergiler alıcı tarafından stıcıya ayrıca ödenecektir. Öte yandan satıcı tarafından alıcı adına fatura düzenleninceye ve veya bağımsız bölümünü alıcıya teslimi yapılıncaya kadar KDV oranında bir değişiklik olursa bu değişiklik satıcı tarafından alıcıya yansıtılmayacaktır" hükmüne yer verilmiştir. Satış sözleşmesinin eki niteliğindeki taşınmazın satış bilgisi ve ödeme planı başlıklı belgede, satış bedeli hanesinde "%18 KDV hariç, ankastre hariç konutun peşin+banka kredili satış fiyatı 3.045.542,37 TL, %18 konut ve ankastre KDV toplamı 549.097,63 TL" ibaresi yazılıdır.Taraflar arasında satışa konu ...numaralı villanın davacı tarafından tam ve eksiksiz olarak teslim alındığına ilişkin dosyaya sunulu 20.09.2018 tarihli konut teslim tutanağında davacı kaşesi altında "tutarlara yönelik fazlaya ilişkin hakları ve diğer kanuni hakları saklı kalmak kaydıyla ev tarafımca teslim alınmıştır" şeklinde ihtirazı kayıt; tutanağın en alt kısmında ise "konut bedelinin 3.327.537,04 TL +%8 KDV, davalı ... firmasının 1.663.768,52 TL + %8 KDV, davalı ...A.Ş. firmasının 1.663.768,52 TL + %8 KDV" şeklinde açıklama bulunmaktadır.Türk vergi sistemi, katma değer vergisini mal ya da hizmetin üretiminden tüketiciye intikaline kadar her el değiştirme aşamasında alınan genel bir tüketim vergisi olarak düzenlemek suretiyle satış işlemlerinde bu verginin alıcı tarafından ödenmesini öngörmüştür. Buna göre, alıcı, satış bedelini ve o bedel üzerinden devlete ödenmesi gereken katma değer vergisi tutarını satıcıya verecek; satıcı ise kendisine ait satış bedeliyle birlikte katma değer vergisini alıcıdan tahsil edecek; satış bedelini kendisinde tutup, katma değer vergisini Devlet'e ödeyecek, bu yönde bir aracılık yapacaktır. Eş söyleyişle, alıcının ödediği katma değer vergisini onun asıl sahibi durumundaki Devlet'e intikal ettirmekle yükümlü olan; kısaca bu verginin Devlet'e karşı yükümlüsü durumunda bulunan, satıcıdır. Alıcıya düşen, satış bedelinden ayrı olarak gösterilmesi ve bu şekilde kendisinden istenmesi halinde bedele ek olarak vergi tutarını da satıcıya vermekten ibarettir. Alıcı, sözkonusu verginin yükümlüsü veya sorumlusu değildir. Başka bir ifadeyle katma değer vergisini Devlet'e ödenmek üzere satıcıya vermek alıcıya ait bir görev; bunu satış bedeliyle birlikte alıp, daha sonra Maliyeye yatırmak ise satıcıya ait bir yükümlülüktür (HGK, 13.10.2004 tarih, 2004/19-456 Esas-2004/531 Karar).30.04.2018 Tarih ve 2018/11674 Karar Sayılı 05.05.2018 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu Kararıyla, Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin 24.12.2007 tarih 2007/13033 Kararın Geçici 2.maddesinden sonra gelmek üzere eklenen geçici 3.maddede "Bu Kararın 1. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen vergi oranına tabi konutların, 31.10.2018 tarihine kadar (bu tarih dahil) teslimlerinde, aynı fıkranın (c) bendinde belirtilen vergi oranı uygulanır" şeklinde karar alınmış; anılan kararın 1.maddesinde "Mal teslimleri ile hizmet ifalarına uygulanacak katma değer vergisi oranları; a) Ekli listelerde yer alanlar hariç olmak üzere, vergiye tabi işlemler için, %18 Karar ile, konut teslimlerinde uygulanmakta olan %18 KDV, 05.05.2018 - 31.10.2018 tarihleri arasında % 8 olarak uygulanmıştır " şeklinde düzenleme yapılmıştır . Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda, sözleşme kapağında ve sözleşmede gayrimenkulün satış fiyatının KDV hariç 3.045.542,37 TL olarak belirlendiği, satış fiyatı üzerinden hesaplanan ve sözleşmenin düzenlendiği tarihte yürürlükte olan %18 KDV oranına göre hesaplanan 548.197,63 TL'nin ayrıca belirlendiği, gayrimenkul satış fiyatının % 8 KDV üzerinden hesaplanması halinde satış bedelinin 3.289.185,76 TL olacağı, davalıların düzenlediği faturalar toplamının 3.593.740 TL olmasına göre davalıların, fazladan 304.554,24 TL talepte bulunduğu belirtilmiştir.Taraflar arasında imzalanan sözleşmeye göre davacıya satılan taşınmazın satış bedeli 3.045.542,37 TL, %18 KDV'si olan 548.197,62 TL iken 30.04.2018 tarih ve 2018/11674 karar sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla KDV oranının %8'e düşürülmesiyle kararlaştırılan satış bedeline göre KDV tutarı 243.643,38 TL olmaktadır. Ancak davalı taraflarca satış bedeli 3.327.537,04 TL, %8 KDV 266.202,96 TL şeklinde 20.09.2018 tarihli iki fatura düzenlenmiş olup, davacı tarafça sunulan ödeme belgelerine göre dava öncesinde 2.080.174,36 TL, yargılama sırasında " tüm fazla öd.dair yasal hak.sak.kal kaydıyla " açıklamasıyla 1.530.271 TL olmak üzere davalılara toplam 3.610.445,36 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Somut olayda davalı satıcılar katma değer vergisinin Devlet'e intikalinde aracı konumunda olup, mer’i mevzuat kapsamında davalılar tarafından %8 üzerinden KDV ödenecek olmasına rağmen sözleşmede belirlenen satış bedeline aykırı olarak fazla satış bedeli gösterilerek KDV indiriminden kaynaklanan tutarın, konutun satış bedeline eklendiği gözetildiğinde davalıların davacı aleyhine zenginleştiklerinin kabulü gerekir.Türk Borçlar Kanunu'nun 132. maddesindeki;'' Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir,'' düzenlemesi bulunmaktadır. Somut olayda davacı alıcının imzaladığı konut teslim tutanağında satın aldığı bağımsız bölümü tam ve eksiksiz olarak teslim aldığının yazılı olması, bağımsız bölümün ayıplı veya eksik teslim edilmesinden kaynaklanabilecek haklarından feragat ettiği şeklinde yorumlanabilecek olup, davacı alıcının 30.04.2018 tarih ve 2018/11674 karar sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile % 18'den % 8'e düşürülmesi sebebiyle oluşan % 10 KDV farkı olan alacağından feragat ettiği anlamı taşımamaktadır. Ayrıca konut teslim tutanağına davacı tarafça tutar bakımından ihtirazi kayıt koyulduğuna göre davalıların bu tutarın iadesini talep hakkı olmadığına dair savunması da yerinde değildir.Diğer yandan dava konusu satış işleminin Bakanlar Kurulu Kararı kapsamında olmadığı ileri sürülmüş ise de davalıların davacıya düzenlemiş olduğu 20.09.2018 tarihli faturaların dahi KDV oranının Bakanlar Kurulu Kararına dayalı olarak indirimli oran üzerinden düzenlenmiş olduğu ve bu işlem ile ilgili olarak vergi makamlarınca bir usulsüzlük tespitine dair herhangi bir bilgi veya belge dosyaya sunulmadığı gözetildiğinde davalıların bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir .Eldeki uyuşmazlıkta KDV indiriminden kaynaklanan farkın, davacıya iade edilmesi gerektiği anlaşılmakla davalıların davacı alıcıdan fazladan tahsil etmiş olduğu ve bu davaya konu olan KDV tutarını Maliyeye ödediklerine dair dosyada herhangi bir delil ve ispat bulunmamasına göre mahkemece davacı tarafından fazladan ödenen 304.554,24 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş, davalıların aksi yöndeki istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştirHMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı ... tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 5.282,70 TL harcın, alınması gerekli olan 10.402,05 TL harçtan mahsubu ile bakiye 5.119,35 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı ... tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 5.282,70 TL harcın, alınması gerekli olan 10.402,05 TL harçtan mahsubu ile bakiye 5.119,35 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,4-Davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 16/04/2026