İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görülen, ticari şirket pay devri sözleşmesinin aldatma/hile iddiasıyla iptali ve şirket tasfiye sürecinin durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir talepli dava.
Özet: Davacı, limited şirket pay devir sözleşmesinin davalı tarafından aldatma/hile ile yapıldığını, davalıya devrettiği payların tescil edilmemesi nedeniyle kendisine borç yüklendiğini, davalının şirketi kötü niyetle tasfiyeye götürmesi ve hatta sahte imzayla tasfiye kararı alması üzerine, sözleşmenin iptali ile şirketin tasfiye sürecinin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1027 Esas
KARAR NO : 2026/1031 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2019/508 Esas-2025/828 Karar
TARİH: 22/10/2025
DAVA: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)
KARAR TARİHİ: 14/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; .... Ltd. Şti. 29.07.2011 tarihinde kurulduğunu, Davalı şirket, kendisi ve ... ile birlikte devir tarihinde 2 ortaklı bir şirket olduğunu, davalı ... ile kendisine ait hisselerin devri konusunda anlaştım ve bu anlaşma neticesinde Sultanbeyli 3. Noterliğinin 07.01.2019 tarih ... yevmiye nolu limited şirket pay devri sözleşmesi ile şirketteki tüm hisselerimi davalı ...'e devrettiğini, ancak bu payları ...'in ticaret sicil müdürlüğüne tescil ettirmediğini, bu yüzden zarara uğradığını, Davalı ... ile yaptığım görüşmede devir yapmayacağını açıkça belirttiğini, şirket ile bir bağım kalmamasına rağmen davalı tarafça haksız olarak tescil işlemi yapılmadığını, şirkette ortak olması sebebiyle sigorta ve vergi dairesinden bir çok borç ile ilgili tarafına işlem yapıldığını, bu sebeplerle .... Ltd. Şti. şirketinde olan ortaklığımın davalıya devir tarihi olan 07.01.2019 tarihinden itibaren şirket ortaklığımın iptali ile tüm sonuçları ile birlikte ticaret sicil kayıtlarının bu şekilde düzeltilmesine, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili tam ıslah dilekçesi sonrası dava dilekçesinde özetle; Davayı, 29.06.2021 tarihli dilekçeleri ile tamamen ıslah ederek, müvekkilinin .... Ltd. Şti.'nde olan payının davalı ...'e devri konulu Sultanbeyli 3. Noterliğinin 07.01.2019 tarih ve ... Yev. Nolu Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesinin aldatma/hile nedeniyle iptalinin talep edildiğini, davalı ...'in halihazırda şirketin yetkilisi olduğunu, ...'in ve şirketin eski ortaklarının iştirak halinde bedelsiz ve muvazaalı olarak şirkete ait taşınmazları kendi adlarına tescil ettirerek şirketi ve dolayısıyla müvekkilini zarara uğratmaları nedeniyle TTK m. 555 uyarınca aleyhlerine İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/264 E. sayılı dosyasıyla dava ikame edildiğini, müvekkilinin işbu kişilerce aldatıldığını ve şirket mal varlıklarının muvazaalı olarak davalı ve diğer dava dışı kişilerce kendi adlarına tescil edildiğini öğrenmesi akabinde hukuki yollara başvurduğunu, bunun üzerine davalı ...'in kötü niyetli olarak .... Ltd. Şti. isimli şirket için tasfiye sürecini başlattığını, Sultanbeyli 2. Noterliğinin 08.03.2021 tarihli ve ... Yev. Nolu Ortaklar Kurulu Kararı isimli belgede, müvekkilinin imzası taklit edilerek, şirketin tasfiye haline girmesine ilişkin sözde karar alındığını, işbu belgede sahtecilik suçu hakkında suç duyurusunda bulunduklarını, soruşturmanın İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2021/71120 Sor. nolu dosyasıyla devam ettiğini, işbu davanın müvekkili lehine sonuçlanacağının kuvvetle muhtemel olması ve şirketin tasfiyesi sonucunda mahkeme kararının infazının imkansız hale gelecek ya da güçleşecek olması nedenleriyle, .... Ltd. Şti. İsimli şirketin tasfiye sürecinin durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilerek, işbu tedbir kararının İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne bildirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 22/10/2025 Tarih ve 2019/508 Esas-2025/828 Karar sayılı kararında;"...Somut Olayda; Davacı kendisine ait olan hisselerin tamamını Sultanbeyli 3. Noterliğinin 07.01.2019 tarihli Pay Devir Sözleşmesi ile diğer ortağa devir etmiş olup, devir işleminde kendisinin şirketin mali durumu hakkında TBK'nın 36. Maddesi uyarınca aldatma eylemi sonucu bahse konu hisseleri devir etmesi nedeniyle sözleşmenin iptalini istemiştir. Limited şirket pay devir sözleşmesinin geçerli olabilmesi için ilk şart TTK 595/1 maddesi uyarınca limited şirket esas sermaye payının devir işleminin yazılı bir şekilde yapılması ve tarafların imzalarının noterce onaylanması gerekir. Diğer bir geçerlilik şartı ise imzaladığı noterlikçe onaylanmış pay devir sözleşmesinin şirket genel kurulu tarafından onaylanması gerekir ancak genel kurul onay işlemini makul bir sürede yapmaz ise, TTK'nın 595/7 maddesi uyarınca üç ay içerisinde reddetmediği takdirde onay verilmiş sayılır maddesi uyarınca üç ayın sonunda zımni olarak onaylanmış sayılır. Bu işlemden sonra pay devir işlemi geçerlilik kazanmış olur. TTK'nın 598. Maddesinde yer alan tescil işlemi ise kurucu bir işlem değil açıklayıcı bir işlemdir.Somut olayda, noterlikçe pay devir sözleşmesi onaylanmıştır. Ancak dosya içerisine TTK'nın 595/2 maddesi uyarınca genel kurul tarafından onaylandığına ilişkin herhangi bir belge sunulmamıştır. Zaten taraflar arasında da genel kurulda onaylanmadığı veya ticaret siciline tescil edilmediği konusunda da bir ihtilaf yoktur. Yani TTK'nın 595/7 maddesi uyarınca ''Üç ay içerisinde genel kurul tarafından reddedilmediği takdirde onay verilmiş sayılır.'' maddesi gereği noterlikteki işlemin yapılma tarihi 07.01.2019 olup üç aylık sürenin bitim tarihi olan 07.04.2019 tarihi itibariyle davacının, davalı şirketteki ortaklığının sona erdiği kabul edilmiştir. Davacının talebi ise yapılan ''Pay Devir Sözleşmesinin'' TBK'nın 36. Maddesinde yer alan ''Aldatma'' kastı nedeniyle iptalini talep etmektedir. TBK'nın 39(1) '' Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutma sonucu sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.'' maddesi uyarınca işlemi iptal etmek için bir yıllık hak düşürücü süre tanımıştır.
Somut olayda, işlemin yapıldığı tarih 07.01.2019'dur. Davacının ıslah dilekçesinin incelenmesi sonucu davalı şirketin, ekonomik durumunun kötüye gittiği ve şirketin piyasaya birçok borcunun olduğuna ilişkin beyanların tamamı 2019 yıllarının sonuna aittir. Kaldı ki davacı şirketin iki ortağından biri olup istediği zaman şirketin mali kayıtlarını inceleme yetkisi bulunmaktadır. Yani, her zaman şirketin bilanço kayıtlarının incelenmesi sonucu kar veya zarar ettiğini öğrenebilecek konumdadır. Diğer ortağın söylemleri ile şirketin borca batık durumda olduğuna itibar edilmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Davacının şirket ortağı olması nedeniyle şirketin mali kayıtlarını bilebilecek konumda olması nedeniyle esas itibariyle şirketin borca batık olduğu söylemlerine itibar ederek şirketteki payını devrettiğini beyan etmesine mahkememizce itibar edilmemiştir. Ancak bir an olsun davacının bu beyanları kabul görse dahi bu defa şirketin mali durumuna ilişkin yanıltıcı beyanların 2019 senesinin sonları içerisinde olduğunu, tam ıslah dilekçesinde beyanlardan anlaşıldığı bu durumda da hisse payının 07.04.2019 tarihinde sona erdiği 2019 yılının sonlarına doğru olan işlemlerden dolayı iradesinin sakatlanmasının mümkün olmayacağı aksinin de ispat edilemediği anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmek gerekmiştir..."gerekçesi ile,
''1-Açılan Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının şirket faaliyetinde sermaye koyan işi yöneten bir ortak değil; bedenen çalışması karşılığında ortak yapılmış, mesleği itibariyle PVC ustası olan ve şirketin idari mali işleyişine hiçbir zaman fiilen dâhil edilmeyen bir emekçi olduğunu, buna rağmen davacının, şirket merkezinden ve kayıtlardan uzak tutulduğunu; şirketin gerçek mali durumunun kendisinden gizlendiğini; nihayet “şirket batıyor, SGK vergi borçlarından şahsen sorumlu olursun, elinde ne var ne yok gider” şeklindeki yoğun telkin ve baskı altında pay devrine zorlandığını, üstelik devrin ivazlı olduğu iddia edilse dahi, herhangi bir ödeme yapıldığı ispat edilemediğini, davacının kayıt ve belgelere erişimi ise “bilgisayar kasası çalındı” gibi gerekçelerle engellenerek delillerin ortaya konulması fiilen imkânsızlaştırıldığını, bu yönleriyle somut olay; irade fesadı (hile ve korkutma), bedelsizlik ve dürüstlük kuralına aykırılık başta olmak üzere, eksik inceleme ile hüküm kurulamayacak nitelikte ve kararın kaldırılmasının zorunlu olduğunu, davalıların açıkça tespit edilmiş eylemlerine rağmen ilk derece mahkemesince müvekkile karşı gerçekleştirilmiş olan hileli işlemlere herhangi bir gerekçe sunmaksızın sadece hayatın olağan akışına aykırı olduğu savı ile itibar edilmemiş olmasının kabul edilemeyeceğini, yerel mahkemece müvekkilin hile ile hisse devri yaptığı iddiası “hayatın olağan akışına aykırılık” gerekçesiyle kabul görmezken; ayrıntılı biçimde ortaya konulan ve davalının şirket malvarlığını azaltmaya yönelik somut eylemleri hakkında sanki hayatın olağan akışına uygunmuşçasına herhangi bir açıklama getirmeksizin davanın reddine karar vermiş olmasının abesle iştigal olduğunu, davacının sonraki araştırmalarında şirketin aslında batmakta olmadığı, buna sebebiyet verenlerin bizzat davalı ve diğer şirket ortakları olduğunu, şirket içinin boşaltılmasında aktif rol oynadıklarının ortaya çıktığını, bahse konu kişiler şirket ile ilgili hiçbir bilgiyi davacı ile paylaşmadığını, eylem ve fikir birliği içerisinde şirkete ait mal varlıklarını bedelsiz ve muvazaalı olarak kendi aralarında paylaştıklarını, davalının davacıyı yanıltılarak ve aldatılarak hisseni devretmesini sağladığını, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını ve iradesi yanıltılarak şirket hissesini devretmesi sağlandığını, bu husus İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2021/264 e. sayılı dosyasında toplanan deliller özellikle alınan bilirkişi raporu ile sübut bulduğunu izah edilen dosyada alınan raporlarda şirketin içinin nasıl yağmalandığı ortaya çıkartıldığı halde huzurdaki dosyada yerel mahkemece yapılan hileli işlemlere itibar edilmemesinin kabul edilemeyeceğini, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında izah edilen İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/264 E. Sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporlarının incelenmediğini ve açıkça hukuka aykırı tespitler içeren raporlar tanzim edildiğini, huzurdaki istinafa konu dava dosyasında alınan bilirkişi raporlarında her ne kadar davalı şirketin defterlerinin usulüne uygun olduğuna ve şirketin borca batık olduğu şeklinde tespitlerde bulunulmuşsa da işbu tespitlerin hatalı olduğunu, ... şirketin malvarlığı muvazaalı olarak azaltıldığını, bu hususta devam eden yargılama bulunduğunu, İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinde devam eden dosya yerel mahkemece usulüne uygun bir şekilde incelenseydi bu şekilde subjektif rapor yazmalarının mümkün olmayacağını, yerel mahkeme gerekçeli kararında davacı hakkında her ne kadar "mali kayıtlarını inceleme yetkisi" ve "her zaman şirketin bilanço kayıtlarının incelenmesi sonucu kar veya zarar ettiğini öğrenebilecek konumda" olduğu şeklinde tespitlerde bulunarak davanın reddine karar vermişse de; davacının şirket defter ve bilgisayar muhasebe kayıtlarını incelemek istediğinde, ... ve şirket eski ortakları ise başta dava dışı ... olmak üzere ağız birliği yaparak şirket merkezine hırsız girdiğini, bilgisayar kasasının çalındığını, tüm şirket kayıtlarının da kasa ile birlikte yok olduğunu müvekkile bildirdiklerini, şirket merkezine giren "sözde" hırsızlar bilgisayar monitörünü ya da diğer değerli eşyaları çalmadığını, yalnızca şirketteki bilgisayar kasasını çaldığını, bu hususla ilgili İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığında savcılık şikayeti yapıldığını, yerel mahkemeden dosyanın celbi talep edilmiş olmasına rağmen toplanmasını talep etmiş olduğu delillerinin toplanmadığını ve eksik inceleme, hatalı değerlendirme neticesinde müvekkilin şirket hakkında bilgi sahibi olabileceği gerekçesi ile beyanlarının hiç birine itibar etmediğini, izah edildiği üzere davalıların hileli davranışları müvekkilin kendi çabası ile şirketin mali durumu hakkındaki gerçeğe erişmesini engelleyecek şekilde gerçekleştiğini, yerel mahkeme kararı gerekçesi kendi içerisinde açık bir çelişki barındırdığını, ayrıca iktisadi yönden herhangi bir tahsili olmayan müvekkilin tek başına şirketin tüm mali durumunu analiz etmesinin mümkün olmadığını, yerel mahkemenin toplumun gerçeklerinden uzak olarak sanki her ortağın mali tabloları anlayacak seviyede eğitim, bilgi ve tecrübeye sahip olabileceği yanılgısıyla vermiş oldukları kararın gerçeklikten uzak olduğunun izahtan vareste olduğunu, limited şirket ortağının TTK M. 614 kapsamında bilgi alma ve inceleme hakkının bulunması tek başına şirket ortağının iradesinin fesada uğradığına ilişkin yapmış olduğu beyanlarına itibar edilmemesi sonucu doğurmayacağını, salt inceleme hakkının varlığı, somut davasında olduğu gibi hile iddiasını bertaraf etmeyeceğini, Mahkemece gerekçeli kararına mesnet oluşturmaya çalıştığı kanun hükmünün ilk fıkrasında; "Her ortak, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir." denildiğini, kanun hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere hisse sahibi ortak bilgi talebini ancak şirket müdüründen talep etmek sureti ile kullanabildiğini, bu kapsamda somut davası değerlendirildiğinde davacının, ... şirket müdüründen bilgi talep ettiğini ve bizzat bilgi vermekten sorumlu şirket müdürü tarafından iradesinin sakatlandığını, davacı bilgi almak istediğinden de ... tarafça engellendiğini, 29.06.2021 tarihli tam ıslah dilekçesi ile hileli işlemlerin gerçekleştiği tarihin izahında açık bir maddi hata yapıldığını, yerel mahkeme bu hususta herhangi bir inceleme yapmaksızın davanın reddine karar vermiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, gerekçeli kararda "şirketin mali durumuna ilişkin yanıltıcı beyanların 2019 senesinin sonları içerisinde olduğunu, tam ıslah dilekçesinde beyanlardan anlaşıldığı" şeklinde tespitlerde bulunulmuşsa da tüm dosya kapsamındaki beyanları, celp edilen kurum ve kuruluş yazıları, şirket yöneticisin sorumluluğu hakkında açmış olduğu İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/264 E. Sayılı dava dosyası, dava konusu izah edilen tüm olaylar, sebep sonuç ilişkileri ve dosya kapsamında diğer tüm deliller incelendiğinde; izah edilen hileli işlemlerin 2018 yılı sonunda gerçekleşmiş olduğu, ıslah dilekçesi ile açıkça maddi hata yapıldığı görüleceğini, gerekçeli kararda da tespit edildiği ve ihtilaf konusu olmayan devir işlemleri 07.01.2029 tarihinde gerçekleştiğini, somut olayımızında herhangi bir irade yanılması gerçekleşemeden hisselerin devredilmeyeceği bu şekliyle irade sakatlığına konu hukuka aykırı eylemlerin devir tarihinden önce gerçekleştiğini, aksi düşünülecek olması halinde dahi -aleyhe hususları kabul anlamına gelmemek kaydıyla- tam ıslah öncesi dava dilekçesinde izah edilenler kapsamında davacının devir tarihinden önce iradesinini etkileyen somut vakaların olduğu ve bu itibarla dava açıldığı sabit olduğunu, Mahkemece bu hususlar değerlendirilmeksizin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; davacının ... şirketteki hisselerinin ... ...'e devrine ilişkin hisse devir sözleşmesinin aldatma/hile irade sakatlığı sebebiyle iptaline karar verilmesi talebine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
... ...'nin yargılama sırasında tasfiyeye girdiği ve tasfiye sonucunda ticaret sicilinden terkin edildiği, bu hususun 03/01/2022 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayımlandığı, ticaret sicilinden terkin edilen şirketin tüzel kişiliği ve dolayısıyla taraf ehliyetinin sona erdiği anlaşılmıştır. Buna rağmen Mahkemece terkin kararından sonra dahi ... şirkete dosya kapsamındaki bir kısım belgelerin Tebligat Kanunu'nun 35 maddesi uyarınca tebliğine devam edildiği, bir kısım belgelerin, gerekçeli kararın ve istinaf dilekçesinin ise hiç tebliğ edilmediği, davacı vekili tarafından karar duruşmasında ... şirketin ticaret sicilinden terkin edildiği ve usulen ihya edilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen söz konusu beyanlara itibar edilmeyerek yargılamanın sonlandırıldığı anlaşılmakla taraf teşkili sağlanmaksızın yargılamanın yürütülmesi ve karar verilmesi, yine davacının adli yardım talebinin kabul kararının kaldırıldığı gözetilerek ve ıslah dilekçesi dikkate alınarak peşin karar ve ilam harcının tamamlattırılmaması usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, Harçlar Kanunu 16 ve 30 maddeleri uyarınca dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcının davacı tarafa tamamlattırılması, tamamlanmaması halinde Harçlar Kanunu 30. maddesi uyarınca işlem yapılması ve taraf teşkilinin sağlanması için davacı vekiline, ticaret sicilinden terkin edilen ... şirketin ihyası için dava açması yönünde süre verilerek, şirketin ihya edilmesi halinde şirketin terkin edildiği tarihten sonra dosya kapsamında bulunan ve tebliğ edilmesi gereken bilirkişi kök ve ek raporları, ara kararlar, duruşma tutanakları, ıslah ve yeni dava dilekçesi ile tüm belgelerin tebliği sağlandıktan ve tarafların tüm delilleri toplandıktan sonra iddia ve savunmalar değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesinden ibarettir.
Sonuç itibariyle; davacının istinaf başvurusunun usulen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 355 ve 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, davacı vekilinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına, dosyanın yukarıda belirtildiği şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine iadesine karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;
İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/10/2025 tarih ve 2019/508 Esas-2025/828 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,
4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 14/05/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.