İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, ticari satımdan kaynaklanan alacak ve icra takibine itirazın iptali davasında ilk derece kararının istinaf incelemesini gerçekleştiriyor.
Özet: Dava, ticari alım satımdan doğan alacakların tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle açılmış olup, davacının ödenmeyen faturalar nedeniyle başlattığı takibe davalı itiraz etmiştir; ilk derece mahkemesi, davayı kısmen kabul ederek davalının 87.057,44 TL asıl alacak yönünden itirazının iptaline ve %20 icra inkar tazminatına karar vermiş, davalı vekili ise tebligat eksikliğiyle hukuki dinlenilme hakkı ihlali, borcun var olmadığı iddiası, dosyanın eksik incelenmesi ve vekalet ücretine ilişkin gerekçelerle istinafa başvurmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1617
KARAR NO:2026/612
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:02/06/2022
NUMARASI:2021/480 Esas - 2022/464 Karar
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasındaki ticari alım satım nedeniyle 29.319,63 TL bedelli 07/11/2019 tarihli - 1.045,15 TL bedelli 27/11/2019 tarihli - 659,99 TL bedelli 27/11/2019 tarihli - 6.591,61 TL bedelli 28/11/2019 tarihli - 49.441,06 TL bedelli 15/12/2019 tarihli faturaların düzenlendiğini, davalı tarafın edimini yerine getirmemesi nedeniyle İstanbul Anadolu 13. İcra Müdürlüğü ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itiraz ederek takibi durdurduğunu, cari hesaplar ve ticari defterlerin incelenmesi neticesinde borcun varlığının sübuta ereceğini, alacağın likit olduğunu iddia ederek, icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...davacı/takip alacaklısının davalı/takip borçlusu hakkında faturaya dayalı olarak takip başlattığı, davalı/takip borçlusunun tebliğ edilen ödeme emri üzerine takibe süresinde itiraz ettiği ve takibin durduğu, eldeki itirazın iptali davasının süresinde açıldığı, taraflar arasındaki ihtilafın sözleşme ilişkisi bulunup bulunmadığı, var ise takip dayanağı belgeye konu mal ve hizmetin teslim edilip edilmediği hususundan kaynaklandığı, uyuşmazlığın halli ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin tespiti için defter incelemesine karar verildiği, davacının ticari defterlerine göre davalıdan takip tarihi itibariyle 99.915,99 TL alacaklı olduğu, inceleme gün ve saatinde ticari defterlerin davalı tarafından ibraz edilmediği, defterlerin ibraz edilmemesi nedeniyle davacı defterlerinin içeriğinin delil olarak değerlendirilebileceği, HMK. 221. maddesi gereği (BA) formlarının resen dosyaya kazandırılması gerektiği (Yargıtay 19. HD. 2013/17556 E. 2014/14166 K.), davalının BA bildirimlerine göre takibe konu faturaların davalı tarafından vergi dairesine bildirildiği, borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği (Yargıtay 23. HD. 10/02/2016 tarih ve 2015/4576 Esas - 2016/621 Karar sayılı ilam), davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtların aleyhine delil teşkil edeceği (Yargıtay 19.HD'nin 09/11/2016 tarih ve 2016/3391 Esas - 2016/14472 Karar sayılı ilam), davalının kendi ticari defter kayıtlarının aksini yazılı delille ispatlaması gerektiği, BA formunun aksinin yazılı delil ile ispatlanamadığı, fatura düzenlenmesinin davalıyı temerrüde düşürmediği, işlemiş faiz talebinin yerinde olmadığı, taleple bağlı kalınarak 87.057,44 TL asıl alacak yönünden takibin devamına karar verilmesi gerektiği, alacağın likit ve belirlenebilir olduğu anlaşıldığından..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile İstanbul Anadolu 13. İcra Müdürlüğünün ...sayılı takip dosyasında davalı borçlu tarafından yapılan itirazın 87.057,44 TL asıl alacak yönünden iptaline, takibin anılan tutar için devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda ticari avans faizi uygulanmasına, kabul edilen 87.057,44 TL'nin %20'sine tekabül eden 17.411,49 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Dava dilekçesinin müvekkili şirkete tebliğ edilmediğini, dava konusuyla ilgili herhangi bir bilgi ve belge iletimi yapılmadığını, müvekkili davalı şirketin davanın içeriği, davacı şirketin iddia ve delilleri hakkında bilgi sahibi olmadığını, bu sebeple hukuki dinlenilme hakkının ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini, davacı şirkete karşı müvekkili davalı şirketin herhangi bir borcunun bulunmadığını, yapılan evrak incelemelerinin usule aykırı olduğunu ve eksik inceleme ile karar verildiğini, davalı vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin usulsüz olduğunu iddia ederek; istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, davanın reddine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, ticari satıma ilişkin faturadan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Uyuşmazlık, davalı tarafa usulüne uygun şekilde tebligatın yapılıp yapılmadığı, kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir.Davacı vekili, dava dilekçesinin davalı şirkete tebliğ edilmediğini, dava konusuyla ilgili herhangi bir bilgi ve belge iletimi yapılmadığını, davalı şirketin davanın içeriği, davacı şirketin iddia ve delilleri hakkında bilgi sahibi olmadığını iddia ederek bu konuyu istinaf sebebi yaptığından, usule dair istinaf nedeninin öncelikle incelenmesi gerekmiştir.Dava dilekçesinde davalı şirket adresi olarak gösterilen adrese mahkemece dava dilekçesi ve ekli belgeler tebliğe çıkarılmıştır. Tebligat tutanağına, 06.08.2021 tarihi ile birlikte, görevlinin adı ile adreste daimi çalışan "...'a tebliğ edildi." notu şerh düşülmüştür. Yargılamanın sonraki aşamalarında çıkarılan tebligatlar ise şirketin taşınmış olduğundan bahisle iade edilmiştir. Mahkemece, İstanbul Ticaret Odasından yapılan inceleme ile "... Pendik/İstanbul" adresine 7201 sayılı Tebligat Kanun'un 35. maddesine göre tebligat yapılmak suretiyle yargılamanın davalı şirketin yokluğunda devam ettirildiği anlaşılmıştır. Davalı şirket, ilk kez 29.04.2022 tarihli dilekçesi ile yargılama sürecine dâhil olmuş ve öncesinde davadan haberdar olmadığını belirtmiştir. Mahkemece bu konuda bir karar verilmemiştir. Davalı şirkete yapılan tebligatlar, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 12. ve 13. maddeleri ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 20 ve 21. maddelerine uygun değildir. Şöyle ki; tüzel kişilere tebligat, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 12. ve 13. maddeleri ile Yönetmeliğin 20 ve 21. maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun'un 12. maddesinde ''Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır. Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir'', 13. maddesinde ise; ''Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler her hangi bir sebeple mutat iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.'' hükümleri yer almaktadır.Tebligat Yönetmeliğinin 21. maddesinde ise, tüzel kişi adına tebligatı kabul edecek kişi herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde bulunmadığı veya o sırada evrakı bizzat alamayacak durumda olduğu takdirde tebliğin, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılacağı, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin tüzel kişinin o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle tüzel kişinin yetkilisinden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle vazifelendirilmiş biri olması gerektiği, bunların da bulunmadığı tebliğ mazbatasında tespit edilmek şartıyla, o yerdeki diğer memur veya müstahdemlerinden birine yapılacağı belirtilmiştir.Somut olayda, dava dilekçesi, 06.08.2021 tarihinde tebliğ edilmiş olup tebligat tutanağı incelendiğinde, tebligatın adreste daimi çalışan olarak belirtilen "..." isimli şahsa yapılmıştır. Tebligatı alan kişinin tebliğ almak konusunda yetkilendirilmiş olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Bu durumda yapılan tebligatın usulsüz olduğunun kabulü gerekecektir.Bununla birlikte, elektronik tebligat, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 7/a. maddesi ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 12. maddesinde düzenlenmiş, anılan maddelere dayanılarak hazırlanan ve 06.12.2018 tarihli ve 30617 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, elektronik ortamda yapılacak tebligata ilişkin usul ve esasları düzenleyen Elektronik Tebligat Yönetmeliği 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 7201 sayılı Tebligat Kanununun 7/a.-7. Maddesi ile Elektronik Tebligat Yönetmeliği’nin 5/f maddesinde tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu olanlar arasında "Kanunla kurulanlar da dâhil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri" gösterilmiştir.Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/455 E., 2025/123 K. Sayılı ilamında;"Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinde yer alan ilk düzenleme;"Tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilir. Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur. Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir.” şeklinde olup elektronik tebligat yapma zorunluluğu sadece anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından mevcut iken daha sonra 7101 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle elektronik tebligata tâbi olacakların kapsamı genişletilerek bazı gerçek ve tüzel kişiler yönünden elektronik tebligat yapılması zorunlu hâle getirilmiştir. Bu değişiklik sonrası 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesi; "Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur... Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri....Birinci fıkra kapsamı dışında kalan gerçek ve tüzel kişilere, talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilir. Bu durumda bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur. Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır. Anılan maddeye dayanılarak hazırlanan ve 06.12.2018 tarihli ve 30617 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, elektronik ortamda yapılacak tebligata ilişkin usul ve esasları düzenleyen Elektronik Tebligat Yönetmeliği 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Elektronik Tebligat Yönetmeliği’nin 5/f maddesinde tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu olanlar arasında "Kanunla kurulanlar da dâhil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri" gösterilmiştir.Yine Yönetmeliğin 16. maddesinde Kanun'un 7/a maddesindeki düzenlemeyle paralel şekilde elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde Tebligat Kanunu'nda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılacağı düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere muhataba elektronik yolla tebligat yapılabilmesi için onun kayıtlı elektronik tebligat adresinin olması gerekir. Elektronik tebligat adresi bulunan muhataplara elektronik tebligat adresi aldıktan sonra klasik yolla tebligat yapılamayacak doğrudan elektronik yolla tebligat yapılması gerekecektir. Bu durumun istisnası elektronik tebligatın zorunlu sebeple yapılamaması hâlidir. Muhatabın, elektronik adresi bulunmuyorsa ya da zorunlu bir sebepten ötürü elektronik yolla tebligat yapılamıyorsa tebligat kural olarak 7201 sayılı Kanun'un 10. maddesine göre PTT aracılığıyla fiziki ortamda yapılır." ifadelerine yer verilmiştir.Davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesi gereğince özel hukuk tüzel kişisi olan davalı şirkete, eğer e tebligat adresi varsa tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu olup, dosyada tüm tebligatlar davalı şirketin elektronik tebligat adresi bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın normal yolla ve yanlış yapılmıştır.Bu durumda, şirketin tebligat yapılan tarihlerde elektronik tebligat adresinin bulunup bulunmadığının araştırılması, gerekli araştırmanın yapılmasının ardından şirketin elektronik tebligat adresinin bulunmadığının tespit edilmesi hâlinde şirkete 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinin 3. fıkrası gereğince tebliğ işleminin klasik usulle yapılması gerekecektir. Somut olayda şirkete doğrudan klasik usulle tebligat çıkarılmış olup yukarıda açıklandığı üzere davalı şirkete klasik usulle yapılan tebligatın da 7201 sayılı Tebligat Kanununun 12. ve 13.maddeleri ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 20 ve 21. maddelerine aykırı olduğu anlaşılmıştır.Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde tarafların hukuki dinlenilme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur (Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2016/2354-24522 E.K.sayılı emsal kararı).Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, işin esası incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,
2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,
4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,
5-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 02.04.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a hükmü uyarınca karar kesindir