İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, hissedar tarafından şirket yöneticilerinin usulsüz harcamaları ve görev sorumluluğunu ihlalleri nedeniyle açılan tazminat davasının istinaf incelemesini sürdürüyor.
Özet: Davacı hissedar, şirket müdürü olan davalıların, şirketin mali kaynaklarını kişisel harcamalar, çalışmayan kişilere araç ve sigorta gibi menfaatler tahsis etme, karşılığı olmayan faturalar düzenleme ve mali bilgi paylaşmaktan kaçınma gibi yollarla kötüye kullanarak şirketi zarara uğrattığını iddia ederek müdürlerin görevlerinden azlini, şirkete verilen zararın tazminini ve kayyım atanmasını talep etmiş; davalılardan biri ise, yönetimsel kararlarla doğrudan ilişkili olmadığını, imza yetkisinin bulunmadığını ve azlin şirkete zarar vereceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1126 Esas
KARAR NO : 2026/1039 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2018/764 Esas - 2022/1063 Karar
TARİHİ: 29/12/2022
DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 21/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'nun, davalı şirket .... Ltd. Şti.'de (“Şirket”) %10 oranında hissedarı olduğu, Şirketin 13.11.1998 tarihinde kurulduğu, 17.03.2011 tarihli ortaklar kurulu kararıyla onaylanan devir sonucunda müvekkilinin esas sermaye payı oranının %10'a yükseltildiği, Davalıların ... ve ... ise %30'ar oranla şirket ortağı oldukları, 01.06.2010 tarihli Ortaklar Kurulu kararı uyarınca aynı zamanda şirketi münferiden temsile yetkili şirket müdürleri olduğu, beş ortaklı Şirket'in diğer ortaklarının ise dava dışı ... ve ... olduğu, Şirket nezdinde ortakları dikkate almayan ve müdürlerin hesap vermeksizin ve hesap verme zorunluluğu hissetmeksizin şirket kaynaklarını kullanır hâle geldiklerini, Para çıkışlarının kontrol edilemez olduğunu, davalı müdürler tarafından istismar edildiği, bu sebeple kendilerinin Şirket'e verdiklerini zararın tazminini, davalı müdürlerin görevlerinden azlini talep etmek zarureti hâsıl olduğu, Şirketin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'ne gerçekleştirdiği son tescilinin, 2011 tarihli hisse devri olduğu geçen yedi yılda Türk Ticaret Kanunu'na uygun tek bir genel kurul toplanmadığı, müdürlerin yükümlülükleri yerine getirilmediği, rapor hazırladıklarına da rastlanılmadığı, beş ortağa otomobil tahsis edildiği, ayrıca müdürlerden ...'in eşi ...'e, kızları ... ve ...'e de Şirket tarafından satın alınan birer araç tahsis olunduğu, (... ... 2014 model, ... ... 2013 model ..., ... ... 2016 model ...), Şirket'te çalışmayan kişilerin çalışıyor gösteriliği, sigorta primlerinin Şirket kasasından ödendiğini, Şirket müdürü ...'in eşi ... ve oğlu ... ile ... ailesinin özel teknik servis elemanı ... bu kişilerden olduğu, Şirket tarafından yapılan ödemeler sayesinde emekli edildiği, bu kişilerin şirket bünyesinde hiç çalışmadıklarını, Müdürlerin kişisel harcamalarının, mesai saatleri dışındaki lüks yemek vb. giderlerini, kişisel ulaşım giderlerini, Şirket'e fatura ettirdikleri ve ödemeleri Şirket kasasından gerçekleştirdikleri, Şirket tarafından tüm ortaklara aylık ödemelerin yapıldığını, davalı müdürlerin şirket defterlerine karşılığı olmayan faturalar tanzim ettirdiğini, Müvekkilinin, Şirket'in işleyişi ve mali durumu hakkında bilgi almak istediğini, davalılar tarafından reddedildiğini, İhtiyati tedbir taleplerinin kabulüne, Davalıların, .... Ltd. Şti'deki görevinden kaynaklanan yönetim ve temsil yetkilerinin yargılama sonuna kadar durdurulmasına ve şirkete idare kayyımı atanmasına, Davanın HMK 61. maddesi hükmünce .... Ltd. Şti'ye ihbarına, Davanın kabulüne, Davalıalr ... ... ve ve ...'ın şirketteki müdürlük görevlerinden azline, ... ... ve ...'ın şirket'i uğratmış oldukları zararların, dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte şimdilik 60.000 TL'lik kısmını farklılaştırılmış teselsül hükümleri çerçevesinde sorumlu oldukları oranda davalı Şirket müdürlerinden alınıp Şirket'e ödenmesine karar verilmesini, Yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 22/11/2022 tarihinde harçlandırılmış bedel artırım dilekçesi ile; davaya konu şirket zararına ilişkin talebini 1.621.118,05 TL. Olarak artırdığını ve tamamlama harcını yatırdığını beyan ederek artırdığı miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının iddialarının aksine müvekkili tarafından şirketin ve ortakların zararına yol açacak davranışların söz konusu olmadığını, müvekkili ...'in, imza yetkisine sahip olmakla birlikte, şirketin yönetimsel kararları ile doğrudan ilişkili halde olmadığını, uzun yıllardır şirkete genel kurul vb durumlar dışında gitmeyen müvekkilinin, fiili duruma bakıldığında diğer yöneticilerin karar ve eylemlerinden sorumlu tutulması da gerçeğe uygun olmayacağını, zira kendisine imza sirküleri dahi çıkartılmamış olup, şirket yönetimi ile ilgili herhangi bir fiili olmadığını, davacının şirketin kasasının boşaltılmakta olduğu, ortakların kar paylarının ve alacaklıların alacaklarının güvenceleri olan şirket özvarlıklarından mahrum bırakıldığı yönündeki iddiaların asılsız olduğunu, şirket müdürlerinin görevlerinden azlini gerektirecek şartların oluşmadığı gibi aksine azil şirketin geri dönülmesi imkansız zararlara uğramasına sebebiyet vereceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Vekili cevap dilekçesinde özetle; .... Ltd. Şti.'de Davalı müvekkili ...'in şirketin %30 oranla şirket ortağı, 2010 yılından bu yana şirket müdürlerinden olduğu, Müvekkilinin kızı ...'in şirkette fiilen çalışma yaptığını, diğer kızı ...'in şirket bünyesinde herhangi bir çalışma yapmadığını, ...'in ise davacı yanın ortaklığı bulunmadığı dönemde şirkette fiilen çalışmış olduğu, davacının ablası ...'nun 01.10.2016- 31.12.2013 ile 08.10.2015-31.05.2016 tarihleri arasında şirkette sigortalı olarak görüldüğü halde, fiili bir çalışmasının olmadığı, Şirket tarafından satın alma ve ilgili mühendis kadrosunun her sene ihracatçı firmaya, Almanya' ya teknik eğitimler amacı ile götürüldüğü, Ürün alıcısı ve kullanıcısı olan bu kişilere ürün çeşitleri ve uygulamaları hakkında teknik eğitimler verilerek bilgi sahibi olmaları, ayrıca şirket ile de ilişkilenmeleri sağlandığı, Şirket tarafından şirket ortaklarına her ay düzenli olarak kar payı ödendiği, bunun yanında şirkette bir fiil mesai yapan ortaklara ödenen maaş ödemeleri yapıldığı, Davacının da kar payından %10 olan hissesi oranında yararlandırıldığı, 2009 yılında hisselerini şirket ortaklarına kendi isteği ve Sgk / Bağkur ile olan problemlerini çözmek için devrettiği, şirket ortağı olmadığı dönem dahi, davacının Eşi (eski eşi) ...'nun hesabına 01.07.2009-02.05.2013 tarihleri arasında her ay düzenli olarak ATM'lerden para yatırıldığı, davacının kendi arzusu ile banka kartını şirkete teslim ettiğini, kendisine ödemelerin ATM'lerden banka kartına yatırılmasını talep ettiğini, 05.06.2013-09.10.2013 tarihleri arasında davalının kendi hesabına ATM'lerden para yatırıldığı, 09.10.2013 tarihinden sonra davacının kendi isteği ile banka kartını şirkete teslim ettiği ve her ay teslim edilen banka kartı ile davacının hesabına kar payı ve maaşına ilişkin para yatırılmaya devam edildiği, banka dekontlarının açıklamalarında şirket muhasebecisinin ...'un adının yer aldığı, TTK'ya uygun olarak genel kurullar yapıldığı, TTK'nın ilanının zorunlu kıldığı hallerde ticaret sicil gazetesine ilanlar yapıldığı, Davacının Antalya'da ikamet etmekte olduğu için haberdar edilmesine rağmen genel kurullara katılmadığı, Davacının ihtiyat-i tedbir taleplerinin reddine, Şirket müdürü olan müvekkili ...'ın şirketteki müdürlük görevlerinin azli yönündeki taleplerin reddine, Şirket müdürü olan müvekkili ...'in şirketi uğratmış olduğu iddia edilen zararların tazmi indeki taleplerin reddine, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 29/12/2022 tarih ve 2018/764 Esas - 2022/1063 Karar sayılı kararında;
"......Şirket kaynaklarının kontrolsüzce kullanılıp muhtelif işlemlerle şirketin kasasının boşaltıldığı iddiası yönünden şirket defterleri üzerinde yaptırılan inceleme sonucu düzenlenen 24/06/2022 tarihli bilirkişi raporu ve dosya kapsamından; davalı ...'in şirkete borçlandığı ancak davalının şirkete borçlandığı tutarları gider göstermek suretiyle sildiği ayrıca söz konusu borçlara faiz işletmeyerek özen ve bağlılık yükümlülüğüne ,şirketin menfaatlerine aykırı davranmak suretiyle şirketi 1.010.067,52 TL zarara uğrattığı, diğer davalı ...'ın münferiden yetkili müdür olmasına ve istifa etmemesine rağmen şirkete karşı özen yükümlülüğünü ihlal ederek diğer davalının menfaat elde etmesine pasif hareketlerle neden olduğu , meydana gelen zararın tamamından davalının da sorumlu olduğu anlaşılmakla 1.010.067,52 TL zararın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile ...'ne ödenmesine, ispat edilemeyen hususlarla ilgili fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalıların münferiden yetkili müdür sıfatı ile görev yaptıkları dönemde özen ve bağlılık yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettikleri sabit olup TTK nun 630/2 -3 madde kapsamında davalıların yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılması için gereken koşulların oluştuğu dikkate alınarak Davalı ...'in ...'nin müdürlük görevinden azledilmesine, karar kesinleşinceye kadar dava dışı şirkete yönetim ve temsil kayyımı atanmasına, davalılardan ...'ın dava tarihinden sonra müdürlük görevi sona erdiğinden konusuz kalan azil talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesi ile,
''1-Davanın kısmen KABÜLÜ ile;
1.010.067,52 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile ...'ne ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Davalı ...'in ...'nin müdürlük görevinden azledilmesine, karar kesinleşinceye kadar dava dışı şirkete yönetim ve temsil kayyımı olarak SMMM ...'un tayin edilmesine, kayyım için aylık 4.000,00 TL ücret takdirine, masrafın dava dışı şirketten tahsil edilmek üzere davacı tarafından karşılanmasına,
Kararın tescil ve ilanına, masrafların dava dışı şirketten tahsil edilmek üzere davacı tarafından karşılanmasına,
Davalılardan ...'ın dava tarihinden sonra müdürlük görevi sona erdiğinden konusuz kalan azil talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına,'' karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkil ...'ın imza yetkisine sahip olmadığını ve şirketin yönetimsel kararları ile doğrudan ilişkili olmadığını, uzun yıllardır şirkete dahi gitmeyen müvekkilin, fiili duruma bakıldığında diğer yöneticilerin karar ve eylemlerinden sorumlu tutulmasının da gerçeğe uygun olmayacağını, TTK 553/3’e göre eğer sorumluluk doğuran olay o kimsenin kontrolü dışında kalıyorsa kişinin gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilmek kayıt ve şartıyla olsa dahi kişi sorumlu tutulamayacağını, farklılaştırılmış teselsül gereğince, müvekkilin kontrolünde olmayan iddia konusu zararların tazmininin müvekkile yükletilmesinin herhangi bir dayanağı olmayacağını,
Davacı yanın şirket kaynaklarının, kontrolsüzce ve hesap verilmeden kullanıldığı, ayrıca muhtelif işlemler ile şirket kasasının boşaltıldığı iddiasının hiçbir somut delile dayandırılamadığını ve bu hususta inceleme yapılamadığını, nitekim söz konusu iddianın bilirkişi raporunda; somut olarak yasal defter ve kayıtlarda tespit edilebilmesinin mümkün olmadığı bu nedenle inceleme yapılamadığının defaatle belirtildiğini, müvekkil ...'in imza yetkisine sahip olmakla birlikte şirketin yönetimsel kararları ile doğrudan ilişkili halde olmadığını, uzun yıllardır şirkete dahi gitmeyen müvekkilin fiili duruma bakıldığında diğer yöneticilerin karar ve eylemlerinden sorumlu tutulmasının da gerçeğe uygun olmayacağını, zira kendisine imza sirküleri dahi çıkartılmadığını, şirket yönetimi ile ilgili herhangi bir fiilinin de olmadığını,
Davacının şirketin kasasının boşaltılmakta olduğu, ortakların kar paylarının ve alacaklıların alacaklarının güvenceleri olan şirket özvarlıklarından mahrum bırakıldığı yönündeki iddialarının asılsız olduğunu, davacı tarafından hak edilen kar paylarının ödenmediği, bunun yerine ortaklara “sus payı” olarak bazı düzensiz ödemelerin yapıldığının iddia edildiğini, müvekkil tarafından bu iddialarla ilişkili olarak şirketten bilgi talep edildiğini, bu talebi üzerine davacının kar payından mahrum bırakılmadığı hatta Antalya’da yaşaması nedeniyle şirket çalışmalarına katılmamasına rağmen kendisine maaş dahi ödendiği bilgisini edindiğini, işbu hususların dahi davacının kötü niyetini ortaya serdiğini, davacı yanca müdürler tarafından geçen yıllar boyunca ortakların yönetime dahil olmasını engelleyen bir tutum içinde olunduğunu, şirket aleyhine hareketlerle şirketin kasasının boşaltılmakta olduğunun iddia edildiğini, bu sebeplerle şirket müdürlerinin azlinin talep edildiğini, bunun yanında davanın sonuçlanmasına kadar geçecek zamanda mevcut müdürlerin görevde kalmasının ciddi tehlikeler oluşturacağı sebebiyle ihtiyati tedbir talep edildiğini,
29/12/2022 tarihli gerekçeli kararda yerel mahkemece müvekkil ...'ın münferiden yetkili müdür olmasına ve istifa etmemesine rağmen şirkete karşı özen yükümlülüğünü ihlal ederek diğer davalının menfaat elde etmesine pasif hareketlerle neden olduğu, meydana gelen zararın tamamından müvekkilin de sorumlu olduğu, işbu sebeple 1.010.067,52 TL zarardan diğer davalı ile birlikte sorumlu olduğu kararı verildiğini, işbu karar hakkaniyet kuralları çerçevesinde değerlendirildiğinde haksız ve hukuka aykırı olduğunu, böyle bir durum olduğu bir an için kabul edilse dahi müvekkilin diğer davalı ile aynı şekilde sorumlu tutulmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkilin şirketin yönetimsel kararlarında etkili olmadığını, hatta ve hatta müvekkile imza sirküleri çıkarılmadığını, müvekkil ile diğer davalının aynı şekilde sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olacağını, bu husus kapsamında dahi kararın bozulması gerektiğini,
Şirketin kaynaklarının kontrolsüzce ve hesap evrilmeden kullanıldığı, ayrıca muhtelif işlemler ile şirket kasasının boşaltıldığı iddiasının hiçbir somut delile dayanmadığını, şirket tarafından tüm ortaklara aylık ödemeler yapıldığı, bu ödemelerin yöneticilerin kontrolünde olduğu, dağıtılan bu paraların kar payı niteliğinde olmadığının iddia edildiğini, şirket tarafından şirket ortaklarına her ay düzenli olarak kar payı ödendiğini, bunun yanında şirkette bir fiil mesai yapan ortaklara ödenen maaş ödemeleri yapıldığını, davacı tarafından sus payı olarak nitelendirilen bu ödemenun ortakların şirketin işleyişi için harcadığı mesainin karşılığı olduğunu, maaş niteliği taşımadığını, bütün şirket ortakları hisseleri oranında bu kar payından almış olmakla beraber davacının da kar payından hissesi oranında yararlandırıldığını, davacının her ay düzenli olarak hisse kar payını ve maaşını tediye makbuzlarına attığı imzaları karşılığında aldığını, davacı tarafça müvekkil ve diğer davalının iddia edildiği şekilde şirketin kasasının boşaltıldığı, şirketin zararına hareket edildiği beyanlarının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, şirketin zararına hareket eden bir kişi varsa bu kişinin davacı ... olduğunu, işbu hususa ilişkin yerel mahkemede defaatle tanık dinletme taleplerinde belirttiklerini, ancak mahkemece bu taleplerinin kabul edilmediğini, tanık olarak şirket %15 hissesine sahip müdürle beraber dava dışı şirkette tam gün mesai yapan ... ve %15 hisseye sahip ...’un dinlenilmediği gibi ayrıca şirketin kurulduğu günden itibaren çalışan şirket muhasebe elamanı ...'un da dinlenilmediğini, kaldı ki karar sonrasında ...'un müştekinin de onayıyla yerel mahkeme tarafından şirkete Kayyım atandığını, işbu hususla ilgili Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde davacı aleyhine alacak davası açılmış olduğunu, yargılamanın halen devam etmekte olduğunu, işbu mahkeme esasında tanıklarının dinlenmiş olduğunu, dinlenen tanık beyanlarının işbu dilekçe ekinde sunulduğunu,
Davacı yanın şirketi ve şirket müdürlerini itham eden davalar açtığını, davacı yanın şirketin aracını almasından 1 yıl sonra şirkete gelmeyi bıraktığını, akabinde hemen şirkete ve ortaklara bir kısım davalar açtığını, davacı taşınmış olmasına rağmen şirket hissesine isabet eden hakların kendisine ödendiğini ve ödenmeye de devam edilmekle birlikte, şirket iş ve işleyişine katılmayan davacının işbu süreçte şirketi yıpratmak adına şirket ve ortaklar aleyhine bir çok dava açtığını ve davaların ikisini kaybettiğini, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/379 E. Sayılı dosyası ile bir kısım genel kurul kararlarının iptali için dava açan davacının davası yerel mahkemece reddedildiğini, yine müvekilden huzur hakkı istemiyle İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/74 E. sayılı dosyası ile açmış olduğu davanın reddedildiğini, davacı tarafın şirketi zarara uğratmak, şirketi yıpratmak adına bir çok eylem gerçekleştirirken dava açtığı tarafları bu ithamlarla suçladığını,
Şirketi asıl zarara uğratan eylemlerde bulunanın davacı taraf olduğunu, davacı yanın şirketi ve müdürleri yukarıda bahsi geçen ithamlarla suçlarken kendisinin 04/10/2017 tarihinde iş için kullanacağından bahisle almış olduğu şirkete ait ... Marka, ... plakalı aracı bir süre sonra iş amaçlı kullanmadığının tespit edildiğini, davacı tarafa ilk olarak Beyoğlu 20. Noterliği’nin 01.08.2019 tarih, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile aracı teslim etmesı konusunda ihtarname çekilmiş olmasına rağmen şirkete ait aracı teslim etmediği gibi konuyla alakalı şirkete dönüş dahi yapmadığını, işbu süreçte davacı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 2020/29606 Soruşturma numarası ile başvurulmuşsa da bu dosyada konunun cezai değil de hukuki olması sebebi ile alacak davası niteliği taşıdığından bahisle takipsizlikle sonuçlandığını,
Yine davacı tarafın 24.12.2021 tarihine kadar ... Marka, ... plakalı aracı şirkete teslim etmediğinin tespit edildiğini, işbu durum akabinde davacı tarafa yeniden Bakırköy 26. Noterliği'nin 26.12.2021 tarih, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile ihtarnamesi çekildiğini, ancak buna rağmen aracın şirkete iade edilmediğini, davacı tarafın iş gereği süreli olarak aldığı aracın, veriliş amacı dışında kullanılması ve mezkur ihtarnamenin davacıya tebliğine rağmen şirkete iade edilmemesinin şirketi mağdur konumuna getirdiğini ve şirketin işbu süre içerisinde davacı yana ait araçla ilgili sigorta ödemesi, trafik cezası ödemeleri vs. birçok ödeme yapmak dışında o süreçte aracın satılarak şirket sermayesi olarak kullanılması imkanı varken, şirket borçlarını ödemek adına krediler kullanmak zorunda kalındığını, buna ilişkin o dönemde kullanılan kredilerin de ekte yer aldığını, defterlerin incelenmesi ve bankalara yazılacak müzekkereler ile kredilerin akıbetinin incelenebileceğini, ayrıca davacı tarafa ... Marka, ... plakalı aracı ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren 3 gün içerisinde şirkete teslim etmediği taktirde tebliği tarihinden itibaren geçerli olmak üzere günlük 400,00 TL + KDV’den faturalandırılacağı ihtar edilmiş olduğunu, davacı tarafın buna rağmen aracı teslim etmediğini, ardından bu ihtarın gereği olarak kendisine 02.02.2022 tarihli araç kullanım ve hasar bedeli olarak 265.500,00 TL tutarında fatura kesildiğini, bahsi geçen faturayı ihtarname ile iade eden davacı yan yine de aracı teslim etmekten imtina ettiğini, davacı yanın 19.01.2022 tarihinde araç ile kaza yaptığını, kazayı müteakip aracı .... 1. Blok N: ...Kadıköy/İSTANBUL adresinde ... Oto-...servisine bıraktığını ve yine şirkete hiçbir biçimde haber verme gereği dahi duymadığını, aracın tamiri ile ilgili ... Sigorta şirketinin ödeme ile ilgili şirket yetkilisi imzasına ihtiyaç duyması sonucu şirkete ulaşılmış olduğunu, şirketin kazadan Sigorta şirketi ve servis aracılığı ile haberdar olduğunu, işbu hususların dahi şirketi asıl zarara uğratanın davalı müvekkil değil davacının kendisi olduğunu ispatladığını,
Davacı müvekkilin şirket içinde kendi şahsi dolar hesabını ve hesabında bulunan USD cinsinden parasını teminat olarak gösterdiğini ve müvekkilin şahsi hesabına şirket için ipotek konulduğunu, şirketin zarara uğratılması hususunda gerekli dikkat ve özen yükümlülüğü göstermediği nedeniyle müvekkil hakkında da karar kurulmasında müvekkilin şahsi hesabını şirket için ipotek ettirmesinin göz önüne alınması ve şirketi zarara uğratacak eylemde bulunan birisinin kendi şahsi hesabını şirket lehine ipotek ettirmeyeceğini, davacının tazminat taleplerinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemece 1.010.067,52 TL'nin davalılardan alınarak ...'ne ödenmesi yönünde kurulan hükmün haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI ... VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; şirket tarafından usulüne ilişkin genel kurullar yapılmış olduğunu, davacının iddialarının aksine bu hususların müdürlerin insiyatiflerine bırakılmadığını, iddiaların aksine genel kurulların TTK’ya uygun olarak yapıldığını, yine TTK’ nın ilanı zorunlu kıldığı hallerde ticaret sicil gazetesine ilanlar yapıldığını, davacının ise Antalya’da ikamet etmekte olduğu için haberdar edilmesine rağmen genel kurullara katılmadığını, şirketin gidişatına ilişkin hususları takip dahi etmediğini, davacı tarafından iş ve işlemlerin takip edilmemiş olması nedeniyle, şirketin olağan işlerinin durmasının ticari hayatın akışı içinde mümkün olmadığını, böyle bir beklentinin karşılanmasının şirketi zarara uğratacak nitelikte olduğunu,
Davacı şirketin işleyişi ve mali durumu hakkında bilgi talep etmesine rağmen dürüst resim ilkesine aykırılık teşkil edilecek şekilde kendisine bilgilendirme yapılmadığı iddiasında bulunduğunu, şirketin işleyişi ve mali durumuna ilişkin kayıtların şeffaf, güvenilir ve hisse sahipleri ile müdürler gibi yetkililer tarafından ulaşılabilir durumda olduğunu, davacının işbu dava süreci haricinde mali kayıtlarla ilgilenmediğini ve işleyişe dair herhangi bir katkı veya özen göstermediğini,
Davacı tarafın şirket müdürlerinin fiilleri ile şirketten hukuka aykırı şekilde kaynak çıkışında bulunmaları, özen ve sadakat borcuna aykırı, öz varlıkları tüketici hareket etmeleri nedenleriyle müdürlerin görevlerinden azledilmeleri ve bu talebi ile ilişkili olacak şekilde ihtiyati tedbir talebinde bulunduğunu, şirket müdürlerinin özensiz ve sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğinden bahsedilemeyeceğini, şirketin öz kaynaklarının tüketildiği, şirketin zararına sebebiyet verildiği yönündeki iddiaların tamamıyla mesnetsiz olduğunu, şirket cirosu ve ortaklara ödenen kar payları incelendiğinde özellikle şirket müdürlerinden ve ortaklarından olan müvekkilin beceri ve özverisi ile şirketin mali durumunun iddiaların aksine kötü durumda olmadığının görüleceğini,
TTK’nın 644/I. maddesinde yer alan kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen anonim şirketlere ilişkin TTK’nın 553. maddesinin limited şirketlere de uygulanacağının ifade edildiğini, yapılan atıf dolayısıyla Kanunun 553/I. maddesine göre limited şirket müdürlerinin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacakların, davacının yalnızca tümüyle varsayımlara dayalı ve kötüniyetli iddiaları ile ihtiyati tedbir kararı verilmesinin şirket müdürlerinin görevden alınması faal olarak ticari hayatta yer alan şirket için geri dönüşsüz zararlara sebep olabilir nitelikte olduğunu,
Davacı yanın şirket kaynaklarının kontrolsüzce ve hesap verilmeden kullanıldığı ve ayrıca muhtelif işlemler ile şirket kasasının boşaltıldığı iddiasının hiçbir somut delile dayandırılamadığını, bu nedenle inceleme yapılamadığını, şirket tarafından tüm ortaklara aylık ödemeler yapıldığı, bu ödemelerin yöneticilerin kontrolünde olduğu, dağıtılan bu paraların kar payı niteliğinde olmadığının iddia edildiğini, şirket tarafından şirket ortaklarına her ay düzenli olarak kar payı ödendiğini, bunun yanında şirkette bir fiil mesai yapan ortaklara ödenen maaş ödemeleri yapıldığını, davacı tarafından sus payı olarak nitelendirilen bu ödemenin ortakların şirketin işleyişi için harcadığı mesainin karşılığı olduğunu, maaş niteliği taşıdığını, davacının da davalının da diğer ortaklar gibi hissesi oranında yararlandırıldığını, davacının her ay düzenli olarak hisse kar payını ve maaşını tediye makbuzlarına attığı imzaları karşılığında aldığını,
Davacı tarafından şirket kaynaklarının kontrolsüz, hesap verilmeden kullanıldığı ve şirket kasasının boşaltıldığı iddiasında bulunulmuş ise de; bu iddianın varsayımdan öteye gidemediğini, nitekim bilirkişi raporunda söz konusu iddianın somut olarak yasal defter ve kayıtlarda tespit edilebilmesinin mümkün olmadığı ve bu nedenle inceleme yapılamadığının defaatle belirtildiğini, müvekkil ...'in imza yetkisine sahip olmadığını, şirketin yönetimsel kararları ile doğrudan ilişkili halde olmadığını, uzun yıllardır şirkete dahi gitmeyen müvekkilin fiili duruma bakıldığında diğer yöneticilerin karar ve eylemlerinden sorumlu tutulmasının da gerçeğe uygun olmayacağını, zira kendisine imza sirküleri dahi çıkartılmamış olduğunu, şirket yönetimi ile ilgili herhangi bir fiilinin de olmadığını,
İddia konusu olay ve olguların mevcudiyetine ilişkin belge ve delillerin davacı tarafından tamamlanması halinde zarar tespiti yapılabileceğinin bilirkişi tarafından açıkça izah edildiğini, davacının Antalya’da yaşaması nedeniyle şirket çalışmalarına katılmadığı ve şirket işleyişi veya mali durumu ile herhangi bir şekilde ilgilenmediği buna rağmen kendisine düzenli olarak maaş ödenerek, %10 olan hissesi oranında kar payından yararlandığının cevap dilekçesi ekinde sunulan deliller ile sabit olduğunu, hal böyleyken davacı yanın şirketin kasasının boşaltılmakta olduğu, şirketin zararına olacak şekilde kararlar verildiği yönündeki iddialarını hangi somut vakıaya dayanarak ileri sürdüğünün anlaşılamadığını,
Davacı tarafça müvekkil ve diğer davalının iddia edildiği şekilde şirketin kasasının boşaltıldığı, şirketin zararına hareket edildiği beyanlarının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, şirketin zararına hareket eden bir kişi varsa bu kişinin davacı ... olduğunu, işbu hususa ilişkin yerel mahkemede defaatle tanık dinletme taleplerini belirttiklerini, ancak mahkemece bu taleplerinin kabul edilmediğini, tanık olarak şirket %15 hissesine sahip müdürle beraber dava dışı şirkette tam gün mesai yapan ... ve %15 hisseye sahip ...’un dinlenilmediği, ayrıca şirketin kurulduğu günden itibaren çalışan şirket muhasebe elamanı ...'un dinlenilmediğini, karar sonrasında ...'un müştekinin de onayıyla yerel mahkeme tarafından şirkete Kayyım atandığını, işbu hususla ilgili Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde davacı aleyhine alacak davası açılmış olduğunu ve yargılamanın devam ettiğini, işbu mahkeme esasında tanıklarının dinlenmiş olduğunu, dinlenen tanık beyanlarının işbu dilekçe ekinde sunulduğunu,
Davacı yanın şirketi ve şirket müdürlerini itham eden davalar açtığını, şirket aracını almasından 1 yıl sonra şirkete gelmeyi bıraktığını, akabinde hemen şirkete ve ortaklara bir kısım davalar açtığını, davacı taşınmış olmasına rağmen şirket hissesine isabet eden haklarının kendisine ödendiğini ve ödenmeye devam edildiğini, şirket iş ve işleyişine katılmayan davacının işbu süreçte şirketi yıpratmak adına şirket ve ortaklar aleyhine bir çok dava açtığını, davaların ikisini kaybettiğini, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/379 Esas sayılı dosyası ile bir kısım genel kurul kararlarının iptali için dava açan davalının davasının yerel mahkemece reddedildiğini, yine davalı müvekillden huzur hakkı istemiyle İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/74 Esas sayılı dosyası ile açmış olduğu davanın reddedildiğini, davacı tarafından şirket aleyhine açılan davalara ilişkin kararlarla da görüleceği üzere davacı taraf şirketi zarara uğratmak, şirketi yıpratmak adına bir çok eylem gerçekleştirirken dava açtığı tarafları bu ithamlarla suçladığını,
Şirketi asıl zarara uğratan eylemlerde bulunanın davacı taraf olduğunu, şirketi ve müdürleri suçlarken kendisinin 04.10.2017 tarihinde iş için kullanacağından bahisle almış olduğuşirkete ait ... Marka, ... plakalı aracı bir süre sonra iş amaçlı kullanmadığının tespit edildiğini, davacı tarafa ilk olarak Beyoğlu 20. Noterliği’nin 01.08.2019 tarih, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile aracı teslim etmesı konusunda ihtarname çekilmiş olmasına rağmen şirkete ait aracı teslim etmediği gibi konuyla alakalı şirkete dönüş dahi yapmadığını, işbu süreçte davacı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına 2020/29606 Soruşturma numarası ile başvurulmuşsa da bu dosyada konunun cezai değil de hukuki olması sebebi ile alacak davası niteliği taşıdığından bahisle takipsizlikle sonuçlandığını, yine davacı tarafın 24.12.2021 tarihine kadar ... Marka, ... plakalı aracı şirkete teslim etmediğinin tespit edildiğini, işbu durum akabinde davalı tarafa yeniden Bakırköy 26. Noterliği' nin 26.12.2021 tarih, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile ihtarname çekildiğini, ancak buna rağmen aracın şirkete iade edilmediğini, davacı tarafın iş gereği süreli olarak aldığı aracın, veriliş amacı dışında kullanılması ve mezkur ihtarnamenin davacıya tebliğine rağmen şirkete iade edilmemesinin şirketi mağdur konumuna getirdiğini ve şirketin işbu süre içerisinde davacı yana ait araçla ilgili sigorta ödemesi, trafik cezası ödemeleri vs. bir çok ödeme yapmak dışında o süreçte aracın satılarak şirket sermayesi olarak kullanılması imkanı varken, şirket borçlarını ödemek adına krediler kullanmak zorunda kalındığını, buna ilişkin o dönemde kullanılan kredilerin de ekte yer aldığını, defterlerin incelenmesi ve bankalara yazılacak müzekkereler ile kredilerin akıbetinin incelenebileceğini, ayrıca davacı tarafa ... Marka, ... plakalı aracı ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren 3 gün içerisinde şirkete teslim etmediği taktirde tebliği tarihinden itibaren geçerli olmak üzere günlük 400,00 TL + KDV’den faturalandırılacağının ihtar edilmiş olduğunu, davalı tarafın buna rağmen aracı teslim etmediğini, ardından bu ihtarın gereği olarak kendisine 02.02.2022 tarihli araç kullanım ve hasar bedeli olarak 265.500,00 TL tutarında fatura kesildiğini, bahsi geçen faturayı ihtarname ile iade eden davacı yanın yine de aracı teslim etmekten imtina ettiğini,
Davacı yanın 19.01.2022 tarihinde araç ile kaza yaptığını, kazayı müteakip aracı .... 1. Blok N:.. Kadıköy/İSTANBUL adresinde ... Oto-...servisine bıraktığını ve yine şirkete hiçbir biçimde haber verme gereği dahi duymadığını, aracın tamiri ile ilgili ... Sigorta şirketinin ödeme ile ilgili şirket yetkilisi imzasına ihtiyaç duyması sonucu şirkete ulaştığını, şirketin kazadan Sigorta şirketi ve servis aracılığı ile haberdar olduğunu, işbu hususların dahi şirketi asıl zarara uğratanın davalı müvekkil değil davacının asıl kendisi olduğunu ispatlar nitelikte olduğunu,
Davalı müvekkilin şirket için kendi şahsi dolar hesabına ve hesabında bulunan USD cinsinden parasını teminat olarak gösterdiğini ve müvekkilin şahsi hesabına şirket için ipotek konulduğunu, şirketin zarara uğratılması hususunda gerekli dikkat ve özen yükümlülüğü göstermediği nedeniyle müvekkil hakkında da karar kurulmasında müvekkilin şahsi hesabını şirket için ipotek ettirmesinin göz önüne alınması gerektiğini, şirketi zarara uğratacak eylemde bulunan birisinin kendi şahsi hesabını şirket lehine ipotek ettirmeyeceğini, davacının tazminat taleplerinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemece 1.010.067,52 TL'nin davalılardan alınarak ...'ne ödenmesi yönünde kurulan hükmün haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, TTK'nın 644/1-a maddesinin atfı ile 553 ve devamı maddeleri uyarınca limited şirket müdürlerinin hukuki sorumluluğu nedeniyle şirketin uğradığı doğrudan, ortağın uğradığı dolaylı zararın tazmini ve TTK'nın 630. maddesi uyarınca şirket müdürlerinin görevinden azli taleplerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
TTK'nın 644/1-a maddesinin atfı ile 553. maddesi uyarınca limited şirket müdürünün sorumluluğundan bahsedilebilmesi için müdürün, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüğünü kusuruyla ihlal ettiği, bu nedenle şirketin zarara uğradığı ve zararın miktarının somut olarak ispat edilmesi gerekir. Yine TTK'nın 630. maddesi uyarınca şirket müdürünün görevden azli için haklı sebeplerin gerçekleştiğinin ispat edilmesi gerekir. Aynı Kanunun 555/1. maddesi uyarınca; şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilir. Şirket yöneticilerinin ortaklık mal varlığını kötüleştiren davranışları, ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zarar görmelerine yol açar. Bu itibarla, şirketin mal varlığının eksilmesinin giderilmesi kural olarak ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararlarını da telafi etmektedir.
TMK'nın 2. maddesinde, herkesin, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu genel bir ilke olarak düzenlenmiş ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmayacağı kabul edilmiştir. Bunun anlamı, kötüye kullanılan hakka dayalı talep ya da savunmaların kabul edilmeyeceğidir. Hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı her somut olayda ve yargılamanın her aşamasında hakim tarafından, karşı tarafça ileri sürülmemiş bile olsa re'sen değerlendirilir.
Davacının iş bu dava ile şirket ortağı olarak TTK'nın 555. maddesi ile kendisine tanınan dava açma hakkını kullandığı, şirketin zararının şirkete ödenmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
Dava dışı .... Ltd. Şti'nin 5 ortaklı olduğu, şirket ortaklarından davacının %10, davalıların ayrı ayrı % 30, dava dışı ...'in %15, dava dışı ...'un %15 pay sahibi olduğu, 01/06/2010 tarihli Ortaklar Kurulu Kararı ile davalılar ... ve ...'ın 10 yıl süre ile şirketi münferiden temsil ve ilzam etmek üzere müdür olarak seçildikleri, yargılama sırasında davalılardan ...'ın müdür sıfatının sona erdiği , diğer davalı ...'in 02.06.2025 tarihine kadar şirketi münferiden temsile yetkili müdür olarak seçildiği, şirketin 300.000 TL olan sermayesinin tamamı ortaklar tarafından ödenmiş olup, hissedarlar tarafından ödenmemiş sermaye bulunmadığı tespit edilmiştir.
Mahkemece, 03/11/2022 tarihli duruşmanın ara kararı ile, uyuşmazlığın çözümünde etkili olmayacağı gerekçesi ile hisselerine düşen kısımların alındığına ilişkin beyanların tespiti istenen davalı tanıklarının dinlenmesine yer olmadığına karar verilmiş, mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davalı tarafın tanıklarının dinlenilmediğine ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 2022/268/Esas sayılı dosyası ile açılan dava, dava dışı şirket tarafından eldeki davanın davacısına karşı açılan kira alacağı davası olduğu, eldeki davadan sonra açıldığı gibi dava konuları da farklı olduğundan o dava ile ilgili dinlenen tanıklar eldeki dava yönünden sonuca etkili değildir.
Davacı tarafça dava dışı şirket hakkında İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/379 Esas sayılı dosyası ile açılan genel kurul kararının iptali davası ile İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/74 Esas sayılı dosyası ile açmış olduğu şirket sermaye artırımına iştirak, kar payı ile huzur hakkının ödenmesi talepli davalar eldeki davalardan sonra açıldığı, her davanın açıldığı tarihteki delillere göre değerlendirilmesi gerektiği ve eldeki davayada etkili olmadığı anlaşılmıştır.
Mahkemece, taraf delilleri toplanmış, 3 ayrı bilirkişi heyetinden rapor alınmış ve 3. Bilirkişi heyet raporundaki tespitler doğrultusunda istinafa konu karar verilmiştir.
HMK 282 maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir," yasal düzenlemesi yer almaktadır. Davalılar tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında verilen itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi heyetinden alınan raporda ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiştir.
İlk derece mahkemesine sunulan deliller, bilirkişi rapor içeriğindeki tespitler gözetildiğinde; Davalı şirket müdürü ... 2015 yılında Şirketten 485.000 TL tutarında nakit çekilişi yaptığı ve şirkete 485.000 TL borçlandığı, diğer bir ifadeyle, Şirket kaynaklarından 485.000 TL tutarında bir paranın kullanımı yapıldığı, aynı yıl içinde, Maliye Bakanlığı(Gelir İdaresi Başkanlığı)'nın 23.08.2016 tarih 29810 Mükerrer Sayılı RG. Yayımlanan 1.Seri No.lu Tebliği) Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin 6736 sayılı Kanun Gereğince, 1.010.067,52 TL'lık tutarın “6736 sayılı Kanun gereği Düzeltilmesi Vergi KKEG (kanunen Kabul Edilmeyen Gider) Aktifleştirilmesi” açıklaması ile 18.10.2016 tarih ... yevmiye kaydı ile 689.01.002 nolu Diğer Olağandışı Gider ve zararlar hesabı üzerinden Giderleştirilip Dönem Karından düşüldüğü tespit edilmiştir. Dolayısıyla, Şirketin 6736 sayılı yasa kapsamında, Şirketin dönem faaliyetlerinden sağlaması gereken gerçek karının 1.010.067,52 TL daha az gerçekleşmesine neden olduğu ve hissedarların da hisseleri oranın kardan mahrum kaldıkları değerlendirilmiştir.
Dava dışı şirketin ortağı ve yetkili müdürü davalı ... 2017 yılında da, şirketten 553.749,25 TL kaynak kullanımı yaptığı, işbu tutarın 2017 yılında geri ödenmediği ve 2018 yılına devrettiği, 2018 yılında Şirket varlıklarından 1.480.000.00 TL daha yeni kullanım yapıldığı ve 2018 yılı içinde Şirketten kullanılan varlığın 2.033.749.25 TL'sına ulaştığı, 2017 yılından devreden 553.749,25 TL. tutarın 25.07.2018 tarihinde 7143 Sayılı Kanun düzeltmesi ile Kanunen Kabul Edilmeyen Gider hesabına aktarılmak suretiyle kapatıldığı, 31.12.2018 işbu dava tarihinden sonra 1.480.000 TL borç bakiyesi olduğu bilirkişilerce tespit edilmiştir.
Davalı ...'in, şirket hesaplarından çektiği bu paraları şirket işlerinde kullandığına ilişkin delil sunmadığından kusurunun olmadığını ispatlayamadığı, bu tespitlere göre davalı ...'in şirkete borçlandığı ancak davalının şirkete borçlandığı tutarları gider göstermek suretiyle kapatıldığı, ayrıca söz konusu borçlara faiz işletmeyerek özen ve bağlılık yükümlülüğüne, şirketin menfaatlerine aykırı davranmak suretiyle şirketi zarara uğrattığı, dava dışı şirketin dava konusu eylemlerin yapıldığı döneme ilişkin genel kurul toplantılarının yapılıp davalı müdürlerin ibra edildiğine ilişkin dosya kapsamı itibariyle delil olmadığı tespit edilmiştir.
Diğer davalı ...'ın ise TTK'nın 625. maddesinde düzenlenen şirket müdürlerinin devredilemez ve vazgeçilemez hak ve görevlerini yerine getirmediği, münferiden yetkili müdür olmasına ve istifa etmemesine rağmen şirkete karşı özen yükümlülüğünü ihlal ederek diğer davalının menfaat elde etmesine neden olduğu, meydana gelen zararın tamamından bu davalının da sorumlu olduğu yönündeki mahkeme tespiti usul ve yasaya uygundur.
TTK'nın 630. maddesinin ikinci fıkrasında; her ortağın haklı sebeplerin varlığı halinde yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını mahkemeden talep edebileceği, aynı maddenin üçüncü fıkrasında; yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmiş olması haklı sebep olarak kabul edilmiştir. Elbette haklı sebepler maddede sayılanlar ile sınırlı değildir. Her somut olayın özelliğine göre davacı tarafça ileri sürülen sebeplerin haklı sebep olup olmadığı mahkemece değerlendirilecektir.
Somut olayda; Davalıların münferiden yetkili müdür sıfatı ile görev yaptıkları dönemde özen ve bağlılık yükümlülüklerini ihlal ettikleri tespit edilmiş ve TTK nun 630/2 -3 madde kapsamında davalıların yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılması için gereken koşulların oluştuğu anlaşılmıştır. Bu tespitler doğrultusunda mahkemece yukarıdaki gerekçe ile davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, mahkemenin kabul ve gerekçesine yönelik davalılar vekillerinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Sonuç olarak, davalıların istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalıların istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 68.997,71 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı ... tarafından peşin olarak yatırılan 17.249,43 TL harcın mahsubu ile bakiye 51.748,28 TL'nin bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 68.997,71 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı ... tarafından peşin olarak yatırılan 17.249,43 TL harcın mahsubu ile bakiye 51.748,28 TL'nin bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davalılar üzerinde bırakılmasına,
6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 21/05/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.