Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi tarafından, ticari hizmet sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap alacağına ilişkin itirazın iptali davasında ilk derece ret kararının istinaf incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının davalıdan ticari hizmet sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap alacaklarının tahsili amacıyla başlattığı icra takiplerine davalının haksız borç itirazı üzerine açtığı itirazın iptali davalarının ilk derece mahkemesince reddedilmesi ve davalının kötü niyet tazminatı talebinin de kabul edilmemesi kararına karşı, davacı vekili tarafından eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme iddialarıyla istinaf yoluna başvurulduğunu özetlemektedir.

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1094 - 2026/997

T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/1094
KARAR NO : 2026/997
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...)
ÜYE :... (...)
ÜYE :... (...)
KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/04/2025
NUMARASI : 2021/611 Esas - 2025/262 Karar
ASIL DAVA
DAVACI : ES ENDÜSTRİYEL YAPI MALZEMELERİ VE İNŞAAT TURİZM MADENCİLİK SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : GÜNFALT İNŞAAT ASFALT NAKLİYAT TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - ...
VEKİLİ : Av. ...
BİRLEŞEN DAVA :Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/612 Esas sayılı dosyası
DAVACI : ES ENDÜSTRİYEL YAPI MALZEMELERİ VE İNŞAAT TURİZM MADENCİLİK SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : GÜNFALT İNŞAAT ASFALT NAKLİYAT TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 25/11/2014
KARAR TARİHİ : 21/05/2026
KR. YAZIM TARİHİ : 21/05/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı taraf aleyhine cari hesap alacağının ödenmemesi nedeniyle Körfez İcra Müdürlüğü'nün 2014/2397 Esas sayılı dosyası ile 7 günlük örnek 7 icra takibi yapıldığını, davalı 06.11.2014 tarihli dilekçe ile yetkiye ve borca itiraz ederek takibin durmasına sebep olduğunu, davalı taraf itiraz dilekçesinde müvekkiline hiçbir borcu olmadığını iddia ettiğini, davalı taraf kötü niyetli ve tamamen zaman kazanmak amacıyla borca itiraz ettiğini, alacaklarının muhasebe kayıtlarında sabit olduğunu, yargılama sırasında tarafların defter ve kayıtları üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesinde bu durumun ortaya çıkacağını, davalı-borçlu ile müvekkili arasında uzun yıllardır devam eden bir ticari ilişki mevcut olduğunu, bu durum muavin defter dökümlerinden, taraflar arasındaki faturalardan, çeklerden, banka havalelerinden ve cari hesap dökümlerinden de açıkça görüleceğini, iş bu dava ile davalının icra dosyasındaki yapmış olduğu haksız itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini ve davalı aleyhine %20 İcra tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili dava dilekçesi ile davalı aleyhine Kocaeli 4. İcra Müdürlüğünün 2015/13707 esas sayılı dosyası ile başlattıkları icra takibine davalı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edildiğini belirterek, itirazın iptaline, takibin devamına ve %20'den aşağı olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Açılan dava her yönden haksız ve mesnetsiz olduğunu, kesin olarak reddi gerektiğini, müvekkili firmanın davacıya borcu olmadığını, anılan borcun kaynağının ve mesnedinin ne olduğu da gerek takipte gerekse açılan dava ve sunulan delillerde açık ve tespit edilebilir olmadığını, müvekkili firmanın davacıya böyle bir borcu olmadığı aksine davacı taraftan alacağı olduğunu, bu sebeple de davacı firma aleyhine Kocaeli 4.İcra Müdürlüğünün 2014/10560 sayılı icra takibi başlatıldığını, davacı tarafın delil olarak sunduğu çek ve dekontlar da esasen bu davayla ilişiği olmayan, davaya mesnet teşkil etmeyen evraklar olduğunu, 2010 yılına ait fatura ve ödenmiş, tahsil olunup kapanmış dosyalara ait çek örneklerine dahi dosyada yer verilerek dosya şişirilmiş ve gerçekte var olmayan bir borç izlenimi yaratılmış olduğunu, buna rağmen sunulan evraklarda da esasen müvekkili firmanın alacaklı olduğu açıkça görüldüğünü, davacı tarafın tek taraflı olarak düzenleyerek oluşturduğu muavin defteri ve tek yönlü kayıtlar bu davada delil teşkil edemeyeceğini, davacının ayrıca ve bizatihi davaya konu borcun kaynağını ve miktarını kesin olarak yazılı delillerle açıklaması ve ispat etmesi gerektiğini, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "... 1-Asıl ve birleşen mahkememizin 2021/612 Esas sayılı davalarının ayrı ayrı REDDİNE,
2-Birleşen 2021/612 esas sayılı davada davalı vekili tarafından talep edilen kötü niyet tazminat talebinin şartları oluşmadığından REDDİNE,..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile tanzim olunan 11.02.2025 tarihli tasfiye memuru raporunun hükme esas alınarak karar verilmiş olmasının usule ve yasaya aykırılığı sonucunu doğurduğunu, mahkeme tarafından, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi 01/04/2021 tarihli 2020/1112 E. 2021/675 K. Sayılı kararı ışığında uyuşmazlığın, tasfiye işlemine ilişkin belirtlen sıra ve yöntem izlenerek hasıl olacak sonuç dairesinde hüküm tesis edilmesi gerekirken, bu şekilde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile tanzim olunan Tasfiye Memuru Raporu doğrultusunda yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru olmadığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.
DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30/04/2025 tarih, 2021/611 Esas - 2025/262 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Asıl ve birleşen dava itirazın iptaline ilişkindir.
İlk derece mahkemesince asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı asıl ve birleşen dosya davacısı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.
İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; taraflar arasında Kocaeli 3.Noterliğince 05.03.2009 tarih ve ... yevmiye numarası ile onaylı Kütahya Bölgesi Sıhhi Atık Gömme Sahaları ve Kent Atık Merkezi Yapım işine yönelik adi ortalıklık ilişkisinin kurulduğu, adi ortaklık tarafından üstlenilen işin tamamlandığı, adi ortaklık ilişkisinden kaynaklanan stopaj ve vergi iadesi, kasa geliri, kar payı, sermaye payı, ortaklığa verilen avansın tahsiline yönelik Kocaeli 4. İcra Müdürlüğünün 2015/13705 esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibe yönelik davalı Günfalt İnşaat Asf. Nak. Tic. Ltd. Şti'nin itirazı üzerine eldeki davanın açıldığı, ayrıca ortaklığa ait hafriyat işi nedeniyle dava dışı hafriyat firmasına ödenen 28.787,56-TL rücu alacağının tahsiline yönelik Günfalt İnşaat Asf. Nak. Tic. Ltd. Şti aleyhine Kocaeli 6. İcra Müdürlüğünün 2016/4861 esas sayılı takip dosyası üzerinden başlatılan takibe yönelik itiraz üzerine eldeki birleşen davanın açıldığı, mahkemece davaların kısmen kabulüne dair verilen kararın Dairemizin 2020/1112 esas 2021/675 karar sayılı ilamı ile “…O halde, mahkemece; bütün bu açıklamalar ışığında, birleşen davalara yönelik uyuşmazlığın; yukarıda açıklanan maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözüme kavuşturulması suretiyle hasıl olacak sonuç dairesinde hüküm tesis edilmesi gerekirken, bu şekilde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle kaldırıldığı, kaldırma ilamı sonrasında yapılan inceleme sonunda asıl ve birleşen davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulduğu görülmüştür.
1-Asıl dava yönünden: 6100 sayılı HMK.'nun 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen 6100 sayılı HMK'nın 341/2 maddesinde; "miktar veya değeri Üçbin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir." hükmü mevcuttur. Ayrıca, 6100 sayılı HMK'nın Ek 1. maddesi 1. fıkrasında; HMK'nın "341. maddesindeki parasal sınırın her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca; Maliye Bakanlığı'nca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların On Türk Lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz." hükmünün yanı sıra, aynı maddenin 2. fıkrasında; HMK'nın "341. maddesindeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı" düzenlenmiş bulunmaktadır.
6100 sayılı HMK'nın Ek 1. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerindeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır" hükmü 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanunun 20. maddesi hükmü ile; "341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır" şeklinde değiştirilmiştir.
Parasal sınırlara ilişkin olan 6100 sayılı HMK'nın Ek 1/ 2. Maddesinin 7550 sayılı Kanunun 20. maddesi hükmü ile değiştirilen ve parasal sınırlarda dava tarihini esas alan düzenlemenin 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe girdiği, eldeki davaya konu kararın ise anılan yasal düzenlemeden önce 30.04.2025 tarihi olduğu, dolayısıyla eldeki olayda parasal sınırlarda 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanunun 20. maddesi hükmünün uygulanamayacağı, parasal sınırlar yönünden yasanın anılan düzenlemeden önceki düzenlemesinin uygulanması gerekmekte olup, eldeki olayda parasal sınırların tespitinde karar tarihi olan 30.04.2025 tarihinin esas alınması gerekmektedir.
Yeniden değerleme oranındaki artış sonucu yerel mahkeme hükmünün verildiği 2025 yılı için HMK'nın 341/2 maddesindeki kesinlik sınırı 40.000,00-TL olmuştur.
Mahkemece; reddedilen ve istinaf incelemesine konu edilen 28.787,56-TL'nin karar tarihi itibarı ile HMK'nın 341/2 maddesinde düzenlenen kesinlik sınırının altında olup, ilk derece mahkemesince verilen karar kesin niteliktedir.
Miktar olarak kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince, karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesi sonuca etkili değildir.
Açıklanan nedenlerle; karar tarihi itibariyle miktar olarak kesin olan mahkeme kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulamayacağından, davacı vekilinin asıl dava yönündeki istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
2-Birleşen dava yönünden; 6098 sayılı Kanun'un 620 nci maddesinin birinci fıkrasına göre; adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Adi ortaklık sözleşmelerinde "şekil serbestisi" ilkesi uygulanmakta olup, ortaklık ilişkisinin sözlü olarak da kurulabilmesi mümkündür. Adi ortaklık sözleşmesinde şekil, ispat açısından önem arz etmektedir.
Taraflar arasında ortaklık ilişkisinin varlığına dair ihtilaf çıktığında, ispat yükü, ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer.
Adi ortaklık ilişkisi, 6098 sayılı Kanun'un 620 nci maddesinde de tanımlandığı gibi sözleşme temeline dayanmakta olup, aynı zamanda bir hukuki işlemdir. Bu nedenle, 6100 sayılı Kanun'un 200 üncü maddesinde düzenlenen parasal sınırın üzerindeki ortaklık ilişkisinin varlığının ispatında, kural olarak, senetle ispat zorunluluğu geçerlidir.
Adi ortaklığın sona ermesi ile birlikte ortaklık tasfiye aşamasına girer. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiye tamamlanmadan ortadan kalkmış kabul edilemez. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, sermaye değerleri ortaklara iade edilecek ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kar ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılacaktır.
Adi ortaklığın tasfiyesi ya tarafların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Taraflar tasfiye konusunda anlaşmadığı takdirde ortaklığın tasfiyesinin Mahkemece 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 642 vd. madde hükümlerine uygun olarak yapılması gerekir. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2022/7419 esas 2023/2989 karar sayılı ilamı)
Davacının sermaye payının iadesi talebi aynı zamanda adi ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsamaktadır. Davanın bu şekilde hukuki nitelendirmesinin yapılmasının gerekliliği karşısında mahkemece adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmelidir. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2011/5962 esas 2011/12753 karar sayılı ilamı, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2014/16281 esas 2015/9224 karar sayılı ilamı)
Ortaklardan birinin sermaye payını istemesi nedeniyle uyuşmazlığın; adi ortaklığın tasfiyesi hükümleri (TBK'nun 620 ve devamı maddeleri) gereğince ve 642.maddelerindeki tasfiye hükümlerinin somut olaya uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir.
Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nın 639. maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir.
Tasfiye, ortaklığın bütün mal varlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır.
Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, ortaklığın faaliyetlerinden dolayı uğradığı zararın veya kâr payının talep edilmesi, aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyeyi de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır.
Bu durumda, mahkemece; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir.
Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oy birliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık mal varlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık mal varlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.".
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise "Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.) Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm mal varlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği mal varlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın mal varlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK'nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2014/16281 esas- 2015/9224 karar sayılı ilamı)
Somut olayda; Yukarıda ve Dairemizin kaldırma kararında da açıklandığı üzere; adi ortaklığın tasfiyesi işlemelerinin 3 aşamalı şekilde yapılması gerekmekte olup, 6098 sayılı yasanın 644.maddesi gereği öncelikle tarafların anlaştıkları bir veya uyuşmazlığın niteliğine göre birkaç tane tasfiye memuru atanmasını sağlamak, eğer taraflar anlaşamazlarsa tasfiye memuru/memurlarının mahkemece atanması ile 3 aşamalı sisteme göre tasfiyenin sağlanması gerekmektedir.
Dairemizin kaldırma kararından sonra atanan tasfiye memurunun dosyaya sunduğu raporda adi ortaklık ilişkisinin başladığı 2009 yılından adi ortaklık ilişkisinin fiilen sona erdiği 2013 yılına kadar olan adi ortaklığa ilişkin defterlerin dosyada olmadığından hesaplamanın net bir şekilde yapılamadığı, 2013 yılına ait dosyaya sunulan kayıtlardan ve taraflar arasındaki diğer davalardaki bilirkişi raporlarından faydalanılmaya çalışılarak rapor hazırlandığının belirtildiği, anılan raporun bu haliyle yukarıda belirtilen ilkelere uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar Mahkemece; dosya kapsamında alınan tasfiye raporu hükme esas alınmak suretiyle davacının, davalı ortaktan bir alacağının bulunmadığı, davacı ortağın tasfiye sonucuna göre davalı ortaktan alacaklı olmadığının tespitine yönelik değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de; daha önce dosyada olan ancak 26.09.2018 tarihli tutanak ile iade edilen 2009-2013 yıllarına ait ticari defter ve kayıtların yeniden dosyaya kazandırılmasının gerektiği, yine adi ortaklığın yaptığı Sıhhi Atık Gömme Sahaları Yapım İşine ait tüm belgeler ile hak edişlerin dosyaya alınması, ayrıca adi ortaklığın Kütahya Çinili Vergi Dairesinde vergi kaydının da olduğu dikkate alınarak anılan vergi dairesinden adi ortaklığın 16.03.2009-30.09.2013 yıllarına ait ortaklığın gelir vergisine esas gelir-giderlerini gösteren kayıtların dosyaya kazandırılarak, ortaklığın tasfiye aşamasına girdiği belirtilen 30.09.2013 tarihi itibariyle; ortaklığın tasfiyesi kapsamında öncelikle, ortaklığın aktif ve pasifinin anılan kayıtlara ve taraflarca sunulan diğer kayıtlara göre belirlenmesi, bundan sonra ortaklığın malvarlığının paraya çevrilmesinin gerektiği, varsa ortaklığın malvarlığı değerlerinin belirlenerek paraya çevrilmesi ve aktifinin belirlenmesi, bu aşamadan sonra ortaklığın pasiflerinin tespiti, defterlerde yapılan işe ait masraf olmaması halinde yine ortaklığa konu işin gerçekleştirilmesi amacıyla masraf yapıldığının şüphesiz olduğundan yapılan bu masrafların ispatı bakımından yazılı delil sunulamasa bile, ortaklığın faaliyeti alanında uzman tasfiye memurları tarafından yapılan masrafların tespit edilebileceği göz önünde bulundurularak, taraflar arasındaki ortaklık sözleşmesi, ortaklık konusu işle ilgili bilgi ve belgeler, ortaklarca yapıldığı iddia edilen gider ve masraflara dair belgeler üzerinde inceleme yapılıp, özellikle defterlerin sunulamaması halinde belgelendirilemeyen masraflar yönünden ise, işin mahiyeti gereği yapılması beklenilen giderlerin piyasa rayiçlerine (yapıldığı tarihteki) göre tespit edilmesi, anılan masraflardan anlaşmaya göre tarafların sözleşmede belirlenen oranlarda sorumlu olduklarının gözetilmesi; ayrıca ortaklığın üçüncü kişilere ve kurumlara(vergi dairesi, SGK vs) borcunun olup olmadığı hususunun da belirlenmesi suretiyle, ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle aktif ve pasif değerleri hesaplanarak, (Benzer yönde Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/3152 esas 2024/1093 karar sayılı ilamı) ortaklar tarafından yapıldığı iddia ve ispat edilen masraflar ve varsa verilen avans ve tarafların ortaklığa koyduğu sermayenin iade edilmesi, bu aşamadan sonra bir şey artarsa bu kazancın 6098 sayılı yasanın 621.maddesi gereği sözleşmedeki belirlenen oranlarda ortaklar arasında paylaştırılması, ortaklığın taraflarca yapılan giderler (anlaşmadaki orana göre) ödendikten sonra kalan varlığı, davacının koyduğu sermaye payını ödemeye yetmezse zararın paylaştırılması suretiyle tasfiyenin tamamlanması gerekirken, (benzer yönde Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2020/9800 esas 2020/8006 karar sayılı ilamı)bilanço hesabında anılan hususlara uyulmadan yapılan hesaplamaya göre karar verilmesi hatalıdır.
O halde mahkemece yapılacak iş; öncelikle adi ortaklığa ait 2009-2013 yıllarına ait defter ve kayıtların yeniden dosyaya kazandırılması, adi ortaklığın yaptığı işe ilişkin tüm kayıtların ve hak edişlerin dosyaya eklenmesi, adi ortaklığın pasifinin tespiti amacıyla SGK ve vergi borcu olup olmadığının tespiti, taraflarca bildirilen masraf ve alacaklara ait kayıtların getirtilmesi, yukarıda belirtildiği şekilde dosyaya atanan tasfiye memuruna gerekirse adi ortaklığın yaptığı iş alanında uzman bir tasfiye memuru daha eklenerek, yukarıda belirtildiği şekilde 3 aşamalı şekilde değerlendirme yapılması, yukarıda belirtilen hususlara uyularak rapor tanziminin sağlanması ve netice olarak davacının davalıdan tasfiye payı, kar payı vs alacağının kalıp kalmadığı, kalmış ise miktarının hesaplanmasından ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesinden ibarettir.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacının istinaf talebinin kabulü ile kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Asıl dava yönünden davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun USULDEN REDDİNE,
2-Birleşen dava yönünden davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE,
3-Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30/04/2025 tarih, 2021/611 Esas ve 2025/262 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
4-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,
6-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
7-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
8-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
9-İİK'nın 36/5 maddesi gereğince İstanbul 26. İcra Dairesinin 2026/638 Esas sayılı dosyasına sunulan teminatın yatıran tarafa iadesine,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.21/05/2026
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*