İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, haksız fiilden kaynaklanan tazminat talepli munzam zarar davasında, ilk derece mahkemesinin istinaf başvurusunu parasal kesinlik sınırı nedeniyle reddetme kararını değerlendiriyor.
Özet: Davacı, trafik kazası kaynaklı hasar bedelinin enflasyon nedeniyle alım gücünü kaybetmesi sonucu oluşan munzam zararının tazminini istemiş, ancak ilk derece mahkemesi davanın reddine karar vermiş; davacının bu karara ve ardından ilk derece mahkemesince parasal kesinlik sınırı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine dair ek karara yönelik istinaf başvuruları, Bölge Adliye Mahkemesince Hukuk Muhakemeleri Kanununun parasal sınırlar ve kesinlik hükümleri çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin istinaf başvurusunu reddeden ek kararının usul ve yasaya uygun olup olmadığı yönünden incelenmektedir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ9.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AK A R A R ESAS NO: 2023/1400 KARAR NO : 2026/1284İNCELENEN DOSYANINMAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİKARAR TARİHİ: 03/04/2023NUMARASI : 2022/675 Esas - 2023/248 KararDAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)KARAR TARİHİ: 22/05/2026Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 03/09/2019 tarihinde meydana gelen trafik kazası nedeniyle davalı tarafından trafik sigortalı ... plakalı araç sürücüsünü kusuru olduğu iddiası ile meydana gelen kaza nedeniyle hasar bedelinin tanzimi için Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulduğunu, başvurularının kabul edildiğini, 01/06/2021 tarihinde tahsil edebildiğini, müvekkilin davalıdan talep ettiği tazminatının temerrüde düşürdüğü tarihteki alım gücü ile tahsil edeceği tarihteki alım gücü de aynı olmayacağını ve müvekkilinin zarara uğrayacağını, dosyada tahsil edilen tutarın yasal faizi ile alacaklı müvekkilinin zararını karşılar nitelikte bir bedel olmadığını, bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; "davanın reddine" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından davalı yanın kusurlu olup olmadığı hususu incelemeksizin karar verilmesi adil yargılama hakkına aykırı düştüğünü, munzam zarara faizi aşan bir taleptir ve enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği hususu mahkeme tarafından göz ardı edildiğini, mahkeme kararına dayanak teşkil eden Yargıtay kararı sonrası Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş olan karar ile adeta ortadan kalkmış ve kişilerin ekonomik değişkenlik karşısındaki maddiyatı korunmak amacı ile soyut ispat hususunun kabul edildiğini, açıklanan nedenler ile somut olarak delil talebinize paranın alım gücünün zaten somut ibare olduğu, müvekkilin kredi çekmesi durumunda somut zararın olacağı lakin kredi yerine cebinde ki aktif varlığını kullandığında ise somut munzam zararın olmayacağı düşüncesi dürüstlük, açıklık ve eşitlik ilkesiyle hukuka aykırı olacağını, müvekkilinin aktifinde ki azalmanın ortada olduğu, mahkemelerin davayı aydınlatma yükümlüğünün olduğu göz önünde bulundurularak dosyanın esasına girilerek adil dengenin kurulması amacıyle bilirkişi atanmasını, bilirkişiye atandıktan sonra müvekkilin uğradığı zararın tespit edileceğini, mahkemenin görevli olmadığını belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.İlk Derece Mahkemesince 04/05/2026 tarihli ek karar ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş, davacı vekili bu ek karara karşı da istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Dava, menfi tespit istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair ek karara karşı yaptığı istinaf başvurusunun incelenmesinde;HMK'nın 346/1. maddesine göre İlk Derece Mahkemesi süresinde verilmeyen veya kesin olan bir karara karşı verilen istinaf dilekçesinin reddine karar verir. Anılan yasa hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesince kararın miktar itibarıyla kesin olup olmadığını inceleyerek bu konuda bir karar vermiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Bu nedenle öncelikle istinaf dilekçesinin reddine dair 04/05/2026 tarihli ek karara karşı davacı vekilince HMK'nun 344/2 maddesine göre yasal sürede yapılan istinaf itirazının incelenmesi gerekir. HMK'nın 341/2. maddesinde; "Miktar veya değeri Üçbin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir." hükmü mevcuttur. Ayrıca HMK'nın ek 1. maddesinin 1. fıkrasında; "HMK'nın 341. maddesindeki parasal sınırın her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 04/01/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298'inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların on Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz." hükmünün yanı sıra, aynı maddenin 2. fıkrasında; "HMK'nın 341. maddesindeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarın esas alınacağı" düzenlenmiş bulunmaktadır.Yeniden değerleme oranındaki artış sonucu, davanın açıldığı 2022 yılı için HMK'nın 341/2. maddesindeki kesinlik sınırı 8.000,00 TL olmuştur.Dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup, davacının bedel artırım dilekçesi ve ıslah dilekçesi sunma hakkı olduğu dikkate alındığında, davanın reddine dair verilen İlk Derece Mahkemesi kararının kesin olmadığı gözetilmeden ek karar ile istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan incelenmesinde ise; Dosya kapsamından, 03/09/2019 tarihli maddi hasarlı trafik kazası nedeni ile davacı tarafından 05/09/2019 tarihinde davalı sigorta şirketine başvurduğu tarihten 8 iş günü içerisinde ödeme yapılmadığı, Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulduğu, ödemenin 01/06/2021 tarihinde yapıldığı iddiasıyla, TBK 122. maddesi gereğince aşkın (munzam) zararın tahsili talep edilmiştir.Yargıtay 4 . Hukuk Dairesinin 08/05/2023 tarih ve 2023/1888Esas - 2023/6062 Karar sayılı ilamında "...Davacı vekili, müvekkilinin yaralanmasından kaynaklanan zararının karşılanması için davalıya başvurulduğu, ancak davalı tarafından başvurunun sürüncemede bırakıldığı, bu nedenle müvekkilinin munzam zararının olduğunu belirterek munzam zarar nedeniyle tazminat talep etmiş; İtiraz Hakem Heyetince bilirkişi raporu ile belirlenen munzam zarar miktarı hüküm altına alınmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 121. maddesi "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklindedir.Munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Yine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında somut vakalarla ispatlaması gerekir. Somut olayda; davacı vekili yalnızca davalıya başvuru yapılmasına rağmen ödeme yapılmadığını ve başvurunun sürüncemede bırakıldığını belirterek munzam zararı olduğunu iddia etmiştir. Ancak davalı tarafından zamanında ödeme yapılmış olsaydı ödenen miktarın ne şekilde değerlendirileceği hususunda açıkça bir beyanda bulunulmamıştır. Yine davacı vekili, davalı tarafından ödeme yapılmaması nedeniyle müvekkilinin somut olarak ne şekilde bir zarara uğradığını da açıklamamıştır. Bu hali ile davacı vekilinin munzam zarar talebi soyut iddialara ilişkin olup davacının zamanında ödeme yapılmaması nedeniyle munzam zararının doğduğu somut delillerle ispat edilememiştir. Açıklanan nedenlerle İtiraz Hakem Heyetince ispatlanamayan munzam zarar isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir." belirtilmiştir.6098 sayılı TBK'nın 122. maddesinde: "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklinde düzenlenmiştir. Munzam zarar, borçlunun temerrüdü nedeniyle uğranılmış olan ve temerrüt faizini aşması nedeniyle borçlu tarafından karşılanmayan zararlar olması, alacaklının temerrüt nedeniyle uğradığı ve temerrüt faizini aşan bakiye zararının borçludan tahsilini talep edebileceği ve munzam zararın olduğu hususunun alacaklı tarafından ispatlanması gerektiğinden Borçlar Kanununda karşılanması öngörülen, faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durumdur.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, munzam zararın borçlunun temerrüdü nedeniyle uğranılmış olan ve temerrüt faizini aşması nedeniyle borçlu tarafından karşılanmayan zararlar olması, alacaklının temerrüt nedeniyle uğradığı ve temerrüt faizini aşan bakiye zararının borçludan tahsilini talep edebileceği ve munzam zararın olduğu hususunun alacaklı tarafından ispatlanması gerektiğinden 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 122. maddesinde karşılanması öngörülen, faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukları (enflasyon oranı) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durum olduğundan mahkemece davacı tarafça ispat külfeti yerine getirilemediğinden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.Davalı sigorta şirketi ile kusurlu olduğu iddia edilen ... plakalı araç arasında ZMMS poliçesi mevcut olup, sigorta hukukunun TTK'da düzenlenmesi dikkate alınarak davaya Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından bakılmasında da bir isabetsizlik yoktur.Bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:1-Davacı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Yasası'na göre alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine hitaben verilecek temyiz dilekçesi ile temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.22/05/2026