İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesinden ticari komisyonculuk sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında ihtiyati haciz talebi ve itirazına ilişkin istinaf kararı.
Özet: Bu istinaf kararı, ticari komisyonculuk sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında davacının, bilirkişi raporlarıyla tespit edilen ve davalının mal kaçırma ihtimali nedeniyle talep ettiği 12.197.019,5 TLlik ihtiyati haciz kararının, ilk derece mahkemesince %20 teminat karşılığında kabul edilmesine davalının yaptığı itirazı incelemektedir; davalı, alacağın muaccel olmadığını, ticari geçmişi güçlü bir şirket olarak mal kaçırma riskinin bulunmadığını ileri sürerek ihtiyati haczin kaldırılmasını veya teminat mektubu karşılığında devam etmesini talep etmiş, ayrıca pasif husumet yokluğu ve zamanaşımı gibi savunmalar da sunmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
19. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/737
KARAR NO: 2026/1120
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/04/2026
NUMARASI: 2024/477 2026/364
DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Nitelikteki Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 20/05/2026
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/477 Esas, 2026/364 karar sayılı kararı dosyasında verilen karar istinaf incelemesi için dairemize tevzi edilmekle Dairemiz yukarıda belirtilen esas sırasına kaydı yapıldı.
Dosya incelendi.
Davacı vekilinin 06.02.2026 tarihli ihtiyati haciz talepli dilekçesinde özetle; dosya nezdindeki bilgi ve belgelerle birlikte, gerek işbu davanın öncesinde taraflar arasında yapılan harici görüşmeler, gerekse de zorunlu şekilde yapılan arabuluculuk toplantısına ve yazılı sözleşmeye rağmen ödenmeyen hizmet bedellerine ilişkin tespit daha ilk bilirkişi raporunda açıkça ortaya koyulduğunu, bu süreçte dava değeri 1000 TL iken ihtiyati haciz talep edilmişse de bu kez talep arttırım sonrası talep edilen 12.197.019,5 TL üzerinden ihtiyati haciz talep etme zorunluluğu doğduğunu, müvekkilin bu süreç zarfında açıkça hak ettiği bedeli tahsil edemediği, davalının süreci bilinçli şekilde geciktirmek için dosyaya delil ve gereği gibi açıklama sunmamasına rağmen davayı müvekkili ile hibir ilgisi bulunmayan üçüncü kişilere ihbar ettiğini, Davalı şirketin tahsilat sürecini ve davanın sonuçlandırılmasını geciktirmeye yönelik bu halleri mal kaçırma ihtimali bulunduğuna dair kuvvetli şüphe uyandırmış olup daha ilk bilirkişi raporunda net şekilde müvekkilin alacağı tespit edildiğinden müvekkil alacağının muaccel olduğu da sabit olduğunu, bununla birlikte, ek bilirkişi raporunun dayanağının da davalının sunduğu tutarlar olduğunu, bir başka deyişle, müvekkil satış bedellerini bilmediği için hak ediş tutarını da bilmediğini bu sebeple işbu davayı belirsiz alacak olarak açtığını beyan ettiği sırada davalı şirketin aslında müvekkilin hak ettiği tutarı bilebilecek durumda olduğu ortaya çıktığını, hal böyle olunca, mal kaçırma gayesiyle müvekkilin hak ettiği tutarın tahsilatını geciktirmeye çalışan ve bilirkişi raporlarıyla da ortaya çıktığı üzere müvekkilinin muaccel olan 12.197.019,50-TL alacağı için öncelikle teminatsız, mahkeme aksi kanaatte ise teminatla ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizin 10.02.2026 tarihli kararı ile ihtiyati haciz talebinin %20 teminat karşılığında kabulüne karar verildiği görülmüştür. İhtiyati haciz kararına itiraz eden vekilinin 11.02.2026 tarihli itiraz dilekçesinde özetle; Davacı vekili, ihtiyati haciz dilekçesinde, alacağının muaccel olduğunu ileri sürmüş ise de, dava henüz derdest olduğunu, davacının iddia ettiği alacağı muaccel olmadığını, bu nedenle İİK md.257/1’de hükme göre ihtiyati haciz kararı verilemeyeceğini, müvekkil ... AŞ, 28 yıllık ticari geçmişe sahip hisseleri Borsa İstanbul’da halka açık olarak işlem gören, Sermaye Piyasası Kurulu denetimine tâbi, .. yıllık geçmişi olan ... bünyesindeki son derece tanınmış ve muteber bir şirket olduğunu, müvekkil şirketin bugüne kadar temerrüde düştüğü görülmediğini, ödemediği hiçbir borcu söz konusu olmadığını, itirazların kabulü ile 10.02.2026 tarihli “İhtiyati Haciz Kabul Ara Kararı”nın kaldırılmasına,
İtiraz hakkında karar verilinceye kadar geçecek süre içerisinde müvekkil şirketin haciz tehdidi ile karşılaşmaması adına 12.196.019,50-TL tutarlı teminat mektubu karşılığında ihtiyati haciz kararının İİK md.266 uyarınca kaldırılmasına karar verilmesini, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil şirkete husumet düşmeyeceği için pasif husumet yokluğu ile davanın usulden reddine karar verilmesini, taraflar arasındaki sözleşme klasik bir yazılı emlak simsarlığı sözleşmesi olmadığını, her türlü hizmetin verildiği bir Alım Satıma Aracılık Sözleşmesi olduğunu, müşteri ...’a 22.12.2022 tarihinde satılıp tapu tescili gerçekleştirilen, İstanbul İli ....... İlçesi ...Mahallesi ... Ada .... Parselde bulunan ........ numaralı dairelerin hizmet bedeli yönünden müvekkil şirketin hiçbir sorumluluğu bulunmadığını, müşterinin kendi rızası ve arzusu ile Acente değiştirmek suretiyle işbu dairelerin alımı için farklı bir Acenteden hizmet aldığını, müşteri, davacıdan aldığı hizmeti beğenmeyerek ya da istemeyerek Acente değiştirmiş olup müvekkilin bu kapsamda hiçbir şey yapamayacağınında sabit olduğu ,açıklanan nedenlerle her türlü talebin muhatabı davacının müşterisi ...olup, müvekkilin bu kapsamda herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı, dolayısıyla da müvekkil şirketin, davacının talep ettiği hizmet bedelinden sorumlu olmadığı, huzurdaki davada müvekkilin hiçbir sorumluluğu ve kusuru bulunmadığından öncelikle davanın müvekkil şirket yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini, davacının talepleri zamanaşımına uğradığından zamanaşımı itirazında bulunduklarını, ayrıca davacı hak düşürücü süre içinde dava açmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının hukuka uygun olmadığını, dava konusu somut olayda müşteriye satışı gerçekleştirenin aracı davacı olmadığı, yine 5. Fıkra kapsamında davacının direkt müvekkil ... A.Ş. ile bizzat kurmuş olduğu bir irtibat da bulunmadığı, Ayrıca, davacının dava konusu satışlar kapsamında hiçbir emek ve mesaisi bulunmadığı, sadece taraflar arasındaki Alım Satıma Aracılık Sözleşmesi davacının her halükarda alacağa hak kazanacağı anlamına gelemeyeceğini, yine diğer acentenin de dava konusu satışlar kapsamında müşteriyi ikna etmiş olabileceği hususu değerlendirildiğinde dava konusu satışları tetikleyenin davacı olamayacağı, kendi üzerine düşen edimleri yerine getirmeyen davacının müvekkilden ücret talep etmesi hukuka açıkça aykırıdır. Tüm sözleşme şartları değerlendirildiğinde davacının ücrete hak kazanamayacağı, çünkü dava konusu 22.12.2022 tarihli satışlar için davacının müvekkil şirkete farklı bir acente ile ulaştığı, yine, sözleşme kapsamında davacının münhasır yetkisinin olmadığı ve kabul anlamına gelmemek üzere müşterinin istediği kişiden acentelik hizmeti alabileceği, Bu kapsamda, dava konusu türdeki alım satımların alelade bir alım satım olmadığı, müşterinin yatırım amaçlı olarak bu tarz bir işlemler yaparken kendisi için yabancı dil bilen, hukuki danışmanları olan, vergi hukuku, vatandaşlık hukuku bilen ve müşteri memnuniyeti sağlayabilecek başka bir acente tercih etmesinin mümkün olduğu, davacı taraf dilekçesinde açıkça ikrar etmiş olduğu üzere, daha evvel taraflar KDV hariç satış bedelinin %9’u oranında anlaşmışken KDV hariç satış bedelinin %10’u oranında hizmet bedeli talep edilmesi de dürüstlük kuralına aykırı olmakla birlikte usul ve hukuka aykırı olduğu, TMK md. 2 kapsamında belirtilen 2 farklı satış arasında aradan geçen zaman çok fazla olduğunu, müvekkilimiz şirket ... A.Ş. Türkiye’nin en büyük inşaat ve proje geliştirme şirketlerine sahip bir Holdingin grup şirketi olmakla binlerce konut satışı ve onlarca projesi bulunduğu, bu hususlar dikkate alındığında müvekkilimiz şirket ...’nun kimin, hangi müşterinin hangi acenteyle çalıştığını bilmesi mümkün olmayıp nitekim Hayatın Olağan Akışına aykırı olduğu, aradan çıkarma için müvekkilin bir haksız kazanç sağlama gayesinde olması gerekmekte olup böyle bir şart da sağlanmadığı, kabul anlamına gelmemek üzere; kesinlikle aradan çıkarma olmamakla birlikte müvekkilimiz ...’nun zaten iyi niyetle davacının alması gereken kadar bir komisyon ödediği, müvekkilimizin, davacıyı aradan çıkarmasına gerek bulunmamakta olup bu durumda bir menfaatinin olmadığı da aşikardır. İşbu savunmamızın kabul edilmemesi halinde ise davacının en fazla aradaki fark kadar bir talepte bulunabilmesi mümkün olabileceği, davanın esastan reddini talep etmiştir. İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi 13/02/2026 tarih, 2024/477 Esas sayılı "İhtiyati hacze itirazın REDDİNE" ara kararı davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, ilk derece mahkemesinin 13/02/2026 tarihli ihtiyati haciz kararına itirazın reddine ilişkin karar usul ve yasaya aykırı olduğu, bilirkişi raporunun eksik inceleme ile hatalı düzenlendiği anılan rapora istinaden ihtiyati haciz kararı verilemeyeceğinden bahisle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dosya incelendiğinde, davanın alım satım aracılık sözleşmesine dayanan alacağın tahsiline ilişkin olduğu, alacağın tahsilini teminen ihtiyati haciz talebinde bulunduğu görülmüştür. İlk derece mahkemesince "...Davalı vekili, Mahkememizin 10.02.2026 tarihli ihtiyati haciz kabul ara kararına itiraz ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İtiraz dilekçesinde özetle; davacının iddia ettiği alacağın muaccel olmadığı, davanın henüz derdest olduğu, İİK m.257/1 koşullarının oluşmadığı, İİK m.257/2'deki vadesi gelmemiş alacaklar bakımından öngörülen özel koşulların da bulunmadığı, müvekkil şirketin 28 yıllık ticari geçmişe sahip, hisseleri Borsa İstanbul'da işlem gören, SPK denetimine tabi köklü bir şirket olduğu, bugüne kadar temerrüde düşmediği ve herhangi bir mal kaçırma girişiminin söz konusu olmadığı ileri sürülmüştür.İtiraz dilekçesi, dosya kapsamı ve mevcut deliller birlikte değerlendirilmiştir.Davalı vekilinin alacağın muaccel olmadığına yönelik itirazı yerinde görülmemiştir. İhtiyati haciz, kesin bir alacak hükmü gerektirmeyip, yaklaşık ispat ölçüsünde alacağın varlığının ve muacceliyetinin ortaya konulmasını gerektirir. İhtiyati haciz müessesesi, nihai bir yargılama değil, geçici hukuki koruma niteliğinde olup, alacaklının alacağına kavuşmasını tehlikeye düşürecek durumların önlenmesini amaçlamaktadır.Davacı tarafça dosyaya sunulan sözleşme, fatura, ihtarname, yazışmalar ve sair belgeler ve de kök ve ek rapor ile birlikte değerlendirildiğinde, talep konusu alacağın varlığı ve muacceliyeti yaklaşık ispat ölçüsünde yeterli görülmüştür. Davanın derdest olması, alacağın muaccel olmadığı anlamına gelmemektedir. Muacceliyet, alacağın ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eden maddi hukuk kavramı olup, yargılamanın devam ediyor olmasından bağımsızdır.Davalı vekilinin İİK m.257/2'deki koşulların gerçekleşmediğine yönelik itirazına gelince; Mahkememizce ihtiyati haciz kararı İİK m.257/1 kapsamında, yani muaccel alacak temelinde verilmiş olup, İİK m.257/2'deki vadesi gelmemiş alacaklara ilişkin özel şartların bu dosya bakımından tartışılması gerekmemektedir. Zira yukarıda açıklandığı üzere alacağın muacceliyeti yaklaşık ispat düzeyinde ortaya konulmuş olduğundan, karar İİK m.257/1 hükmüne dayanmaktadır. Davalı vekilinin İİK m.257/2 kapsamında ileri sürdüğü ikametgâhın belli olması, mal kaçırma girişiminin bulunmaması gibi itirazlar, kararın hukuki dayanağı bakımından konuyla ilgisizdir ve bu nedenle yerinde değildir.Davalı vekilinin, müvekkil şirketin köklü bir ticari geçmişe sahip olduğu, hisselerinin Borsa İstanbul'da işlem gördüğü, SPK denetimine tabi bulunduğu ve bugüne kadar temerrüde düşmediği yönündeki beyanları ihtiyati haciz kararının kaldırılması için tek başına yeterli ve belirleyici bir gerekçe oluşturmamaktadır.İhtiyati haciz kararı verilmesinde asıl kriter, alacağın varlığının ve muacceliyetinin yaklaşık ispat düzeyinde ortaya konulup konulmadığıdır. Borçlunun mali gücü ve ticari itibarı, İİK m.257/1 kapsamında ihtiyati haciz kararı verilmesine engel teşkil eden yasal bir koşul olarak düzenlenmemiştir. Kanun koyucu, muaccel bir alacağın rehinle temin edilmemiş olması halinde ihtiyati haciz kararı verilebileceğini öngörmüş olup, borçlunun mali durumunu veya kurumsal yapısını bir engel olarak belirlememiştir.Mahkememizin 10.02.2026 tarihli ara kararında, ihtiyati haciz kararının talep edilen 12.196.019,50-TL alacak tutarı üzerinden ve davacıdan %20 oranında (2.439.203,90-TL) teminat alınması kaydıyla verilmiş olması, kararın orantılılık ilkesine uygun olduğunu göstermektedir. Teminat şartı, ihtiyati haczin haksız çıkması halinde davalının olası zararlarının karşılanmasını temin etmekte olup, taraflar arasındaki menfaat dengesi gözetilmiştir.Tüm bu açıklamalar ışığında; davacının alacağının varlığı ve muacceliyeti dosyadaki delillerle yaklaşık ispat ölçüsünde ortaya konulmuş olup, İİK m.257/1'deki yasal koşullar gerçekleşmiştir. Davalı vekilinin ileri sürdüğü itiraz sebepleri, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını gerektirir nitelikte ve ağırlıkta görülmemiştir. Bu nedenlerle, davalı vekilinin 10.02.2026 tarihli ihtiyati haciz kabul ara kararına yönelik itirazının reddine .." gerekçesiyle ihtiyati haciz isteminin kabulüne karar verildiği görülmüştür. İİK nun " İhtiyati haciz şartları" başlıklı 257. Maddesinde, " Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:
1 – Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;
2 – Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa;Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder." "İhtiyati haciz kararı" başlıklı 258. Maddesinde, " İhtiyati hacze 50 nci maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur. Mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbesttir. (Ek fıkra:17/7/2003-4949/60 md.) (Değişik üçüncü fıkra:22/7/2020-7251/50 md.) İhtiyati haciz talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilir ve bu karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati haciz kararı verilen taraf da istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruları öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir." şeklinde düzenlenmiştir.Dosyada toplanan deliller, tarafların iddiaları göz önünde bulundurulduğunda, dosya kapsamında ihtiyati haciz şartlarının oluştuğu, ihtiyati haczin koşulları oluştuğundan bahisle teminat mukabilinde talebin kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup istinaf talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesisi usul ve yasalara uygun görülmüştür.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle:
Dairemiz ilk derece mahkemesi kararını hem maddi olay hem de hukuka uygunluk bakımından incelemeye tabii tutarak yapmış olduğu istinaf incelemesinde; İstinafa konu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından HMK 353/1-b maddesi gereğince davalı ... Anonim Şirketinin istinaf kanun yolu başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
İstinaf kanun yolu başvurusu için davalı ... Anonim Şirketi tarafından alınması gereken harç peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, Davanın ve dosya üzerinde yapılan yargılamanın niteliği ve avukatlık asgari ücret tarifesi göz önünde bulundurularak aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulan için vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,İstinaf kanun yoluna başvuru için yapılan yargılama giderlerinin kanun yoluna başvuran davalı ... Anonim Şirketi üzerinde bırakılmasına, artan kısmın talep halinde ilk derece mahkemesince yatırana iadesine,
Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile KESİN olarak karar verildi. 20/05/2026