Köşe yazısı nedeniyle kişilik haklarına saldırı iddiasıyla açılan manevi tazminat davasında, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin kararlarının temyizi üzerine Yargıtayın değerlendirmesi.
Özet: Bu hukuki evrak, bir gazete köşe yazısı ve internet haberindeki ifadeler nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla açılan manevi tazminat davasını ele almaktadır. Davacılar, ticari itibarlarının zedelendiğini ve yazının basın özgürlüğü sınırlarını aştığını savunurken, davalılar yazının görünür gerçekliğe uygun olduğunu ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtmiştir. İlk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi, yazının davacıları itibarsızlaştırma amacı taşıdığını ve basın özgürlüğü sınırlarını aştığını kabul ederek, davacılar lehine 10.000 TL manevi tazminata hükmetmiş, kararın yayınlanması talebini ise reddetmiştir. Tarafların temyiz başvurularını inceleyen yüksek mahkeme, davacıların tüm ve davalının da büyük ölçüde temyiz itirazlarını yerinde görmeyerek, alt mahkeme kararlarını onama eğiliminde olduğunu belirtmiştir.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/19 29... /2212İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2017/1 50... /309 KararBölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı ...'nın tüzel kişi temsilcisi, davalı ...'un eser sahibi olduğu... Gazetesi ve www.....com.tr internet sitesinde 10.02.2014 tarihinde yayınlanan köşe yazısı nedeniyle müvekkillerinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, gerçek dışı söz ve ifadelerle müvekkillerinin ticari itibarlarının sarsıldığını; infial yaratıcı süreçte doğruluğuna dair bilgi olmayan, kimler arasında geçtiği meçhul ses kayıtlarına dayanılarak müvekkiller hakkında haksız olgu isnat edildiğini, köşe yazısının basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek her bir davacı yararına ayrı ayrı 50.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili, hukuka aykırılığın tespiti ile hükmün yayınlanmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; köşe yazısının görünür gerçeğe uygun olduğunu, yazıda davacıların hedef alınmadığını, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.Davalı ... cevap dilekçesinde; Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunu, müvekkilinin olay tarihinde yazı işleri müdürü olduğunu bu nedenle kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, köşe yazısının somut delillere dayandığını, görünür gerçeğe uygun olduğunu, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu köşe yazısında kullanılan başlık, sarf edilen söz ve ifadelerin davacıları itibarsızlaştırmak amacı taşıdığı, basın özgürlüğü ve eleştiri sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceği, davacıların kişilik haklarının saldırıya uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalılardan tahsiline, kararın yayınlanması talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı ... vekili ile davalı ... tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu yayının görünür gerçekliğe uygun olmadığı, kaleme alınmasında kamu yararının bulunmadığı ve kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik olmadığı, basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığı; olayın gelişimi, tarafların konumu, olay tarihi, kullanılan ifadeler, eylemin davacılar üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğu, aradan geçen zaman dikkate alındığında kararın yayınlanmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacılar vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu köşe yazısının kamuoyunu davacılar aleyhine yönlendirmek amacı ile kaleme alındığını, kişilik haklarına ağır saldırı olduğunu, hükmedilen manevi tazminat miktarının saldırı ile orantılı olmadığını, zararın ağırlığı değerlendirilerek talepleri yönünden tam kabul kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu köşe yazısının fezlekelere dayandığını, bu nedenle güncel ve görünür gerçeğe uygun olduğunu, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, kişilik haklarına saldırı olmadığını, reddedilen meblağ yönünden yararlarına vekalet ücretine hükmedilmediğini, bu konuda bölge adliye mahkemesi tarafından bir karar verilmediğini, davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık;... Gazetesi ve www.....com.tr internet sitesinde 10.02.2014 tarihinde yayınlanan köşe yazısı nedeniyle davacıların kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat, hukuka aykırılığın tespiti ile hükmün yayınlanması istemine ilişkindir. 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacılar vekilinin tüm, davalı ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.2. Davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde; Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 10 uncu maddesinde manevi tazminat davalarında avukatlık ücretinin, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirleneceği, manevi tazminat davasının kısmen reddi durumunda ise karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği hükmü yer almaktadır.Aynı Tarifenin 13 üncü maddesinde, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla Tarifenin üçüncü kısmına göre belirleneceği ancak hükmedilen ücretin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceği hüküm altına alınmıştır.Dosya kapsamından; mahkemece manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verildiği, ancak reddedilen kısım yönünden kendisini vekil ile temsil ettiren davalı ... yararına vekalet ücretine hükmedilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, kendisini vekil ile temsil eden davalı ... yararına reddedilen manevi tazminat yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken vekalet ücretine karar verilmemesi doğru görülmemiş ise de bu yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 370/2. maddesi uyarınca uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.VI. KARAR1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin tüm, davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle, davalı ... vekilinin temyiz itirazının kabulü ile mahkeme kararına yeni bir bent eklenerek “5-Kendisini vekil ile temsil ettiren davalı ... yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı ...'a verilmesine” şeklinde yazılması suretiyle kararın bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacılardan alınmasına,Peşin alınan harcın istek halinde davalıya iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.12.2025 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.(Karşı Oy) KARŞI OY Dava konusu uyuşmazlık; Davalıların tüzel kişi temsilcisi ve eser sahibi oldukları gazete ile içerik sağlayıcısı oldukları internet sitesindeki 10.02.2014 tarihli yazının ifade özgürlüğü ya da kişilerin şöhret ve itibarına saygı gösterilmesini isteme haklarından hangisinin kapsamında kaldığına ilişkindir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015).İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08).Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001).Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. En geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır.Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; Gerçek veya tüzel kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından; dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili gerçek veya tüzel kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği nazara alınmalıdır (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B.No: 2015/1220, 18/7/2018).Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa; Davacılar bünyesinde yazılı ve görsel basını bulunduran bir medya grubudur. Davalılar ise dava konusu yazının yayınlandığı gazetenin temsilcisi, eser sahibi ve internet sitesinin içerik sağlayıcısıdır. Basın özgürlüğü kapsamında ifade özgürlüğünü en geniş şekilde kullanan ve kişilerin şöhret ve itibarı ile karşılaştırıldığında kendisi de diğer hukuk süjelerine göre imtiyazlı ve avantajlı bir konumda bulunan davacıların makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Yine bu konumundan dolayı davacı hakkında yapılacak haberlerde ve yazılacak yazılarda kamu yararı olacağı da açıktır.Davaya konu sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi ve kişilik hakları karşısında anılan sözlere üstünlük tanınabilmesi için olgusal temelinin bulunması gerektiği de izahtan varestedir. Davaya konu yazıdaki iddialar daha önce başka internet sitelerinde yayınlandığı gibi siyasiler tarafından da dile getirilmiştir. Buna göre doğruluğu kanıtlanmamış olsa bile davalıların bu konuyu gündeme getirip toplumsal bir tartışma başlatmasında yeterli olgusal dayanak bulunduğunun kabulü gerekmektedir.Son olarak belirtilmelidir ki, davaya konu paylaşımda özle biçim arasındaki dengede bozulmamıştır.Tüm bu açıklamalar ışığında; davaya konu ifadelerin, Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre; ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı, somut olay bağlamında davalıların ifade özgürlüğüne üstünlük tanınması gerektiği düşüncesinde olduğumdan istemin tümden reddi yerine kısmen kabulüne ilişkin mahkeme kararını onayan değerli çoğunluğun görüşüne iştirak edemiyorum.