Mala zarar verme suçunda, Bölge Adliye Mahkemesinin duruşma açmadan beraat kararı vermesinin usul hukuka aykırılığı ve adil yargılanma hakkı ihlali.
Özet: Mala zarar verme suçundan ilk derece mahkemesince mahkum edilen sanık hakkında istinaf mahkemesinin, olayın hukuki niteliği ve inşaatın taşan kısmının yıkımı gerekçesiyle yasal sınırlar dışında dosya üzerinden duruşma açmaksızın verdiği beraat kararı, Yargıtay tarafından Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-e maddesinde belirtilen bozma nedenlerine uymadığı ve sanığın adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim ile sözlü yargılanma haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle hukuka aykırı bulunarak bozulmuştur.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/3030 E., 2024/4615 K.SUÇ : Mala zarar vermeHÜKÜM : Esastan reddi ile onama ile İlk derece mahkemesi mahkûmiyet kararının kaldırılması suretiyle beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanmasıYapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2024 tarihli, 2022/668 Esas, 2024/104 Karar sayılı kararıyla; sanık hakkında mala zarar verme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 151/1, 62/1, 51 maddeleri uyarınca erteli 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. B. İstinaf İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi 03.12.2024 tarihli 2024/3030 Esas ve 2024/4615 Karar sayılı ilamı ile sanık müdafiisinin istinaf itirazları yerinde görülerek; suça konu tek katlı binanın katılanların murisinden miras yoluyla katılanlara intikal ettiği, ruhsatının bulunmadığı, suç tarihinden önce yapılan imar uygulaması sonucunda binanın bir kısmının ... isimli kişinin taşınmazı içerisinde kaldığı, sanık ise mütahit olup suça konu yerde bina yapma işini ... isimli kişiyle anlaşarak üstlendiği, imar uygulamasıyla inşaat yapılacak arsa içerisinde kalan müştekilere ait binanın taşan kısmının yıkılması hususunu sanık tarafından müştekinin yakınlarına bildirildiği ancak yıkılmadığı bu nedenle sanığın inşaat yapmak amacıyla suça konu binanın taşan kısmını suç tarihinde yıktığı anlaşılan olayda; olayın hukuki mesele niteliğinde olup suç teşkil etmediği bu nedenle sanığın unsurları oluşmayan atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi, bozmayı gerektirdiğinden bahisle bozma kararı vermiştir.II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Katılan Vekilinin Temyiz İstemi Hükmün hukuka aykırı olduğu, sanığın ilgili suçu işlediğini kolluk ifadesinde de açıkça ikrar ettiği ve kasıtlı olarak yaptığını beyan ettiği, kasti eylem sonucunda katılanın 5237 sayılı Kanun'un kapsamında korunan haklarının zedelendiği, maddi ve manevi zarara uğradığı, sanık tarafından bu zararların giderilmediği, ilk derece mahkemesi tarafından verilen cezanın 10 aya düşürülmesi haksız ve hukuka aykırı iken İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi tarafından sanığın beraatine hükmedilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğu, hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2024 tarihli, 2022/668 Esas, 2024/104 Karar sayılı dosyası mala zarar verme suçuna yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi 03.12.2024 tarihli 2024/3030 Esas ve 2024/4615 Karar sayılı kararında belirttiği gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bu bozma kararının 5271 sayılı Kanunu’nun 280/1-e. maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde sanığın temyiz hakkını ortadan kaldırılmasına yol açabildiği, Bölge Adliye Mahkemesince yasal olmayan bir bozma ilamı sanığın temyiz hakkının ortadan kaldırılmasına sebep olabilmektedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında Bölge Adliye Mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak Bölge Adliye Adliye Mahkemesinin yasaya aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen Adil Yargılanma Hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir (Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. ..........Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197). Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi 03.12.2024 tarihli 2024/3030 Esas ve 2024/4615 sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün bozulmasına karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmuştur.III. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden diğer yönleri incelenmeyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2 maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,17.12.2025 tarihinde karar verildi.