Ehliyetsiz miras bırakanın taşınmaz devrinin geçersizliği talebinde bedel istemi ve satış bedelinin ödenmediği ispatı tartışması.
Özet: Dava, murisin fiil ehliyetinden yoksun olduğu dönemde gerçekleşen taşınmaz devrinin geçersizliği iddiasıyla bedel talebine ilişkindir; ilk derece mahkemesi, Adli Tıp Kurumu raporuyla murisin ehliyetsizliğini tespit ederek davayı kabul etmişken, bölge adliye mahkemesi davacının satış bedelinin alınmadığını ispat edemediği gerekçesiyle kararı bozarak davayı reddetmiş, Yargıtay ise ehliyetsizlik durumunda yapılan işlemlerin karşı tarafın iyi niyeti veya bedelin ödenip ödenmediği dikkate alınmaksızın geçersiz olduğunu belirten hukuki ilkeyi vurgulamıştır.
1. Hukuk Dairesi         2024/5387 E.  ,  2025/5209 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/225 E., 2024/1506 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 8. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/219 E., 2023/331 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; muris ...’in maliki olduğu 20 67... ve 59 parsel sayılı taşınmazları fiil ehliyetinin olmadığı bir dönemde davalıya devrettiğini, murisin yaşlı ve hasta olmasından yararlanılarak taşınmazların ele geçirildiğini ileri sürerek bedele karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı; davacının murisinin taşınmazların devri sırasında fiil ehliyetine sahip olduğunu, dosyaya sunulan hastane kayıtlarının sonraki tarihe ait olduğunu, satış bedelinin büyük bir kısmının kredi çektiği ... aracılığıyla murisin hesabına yatırıldığını, davanın zamanaşımına uğradığını belirterek reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve esası belirtilen kararı ile; murisin işlem tarihinde ehliyetsiz olduğunun Adli Tıp Kurumu raporu ile tespit edildiği, davalıya yapılan devrin geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 20.000 TL'nin dava tarihinden itibaren, 1.135.662,50 TL'nin ıslah tarihi olan 24.10.2023 tarihinden işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının, murisinin satış bedelini almadığını ispat etmesi gerektiği, resmi belge niteliğindeki tapu senedinin aksine satış bedelinin ödenmediğinin yazılı belgelerle davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1).b.2 maddesi gereğince başvurunun kabulü kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; murisin işlem tarihinde ehliyetli olmadığının tespit edildiğini, tescilin yolsuz olduğundan davanın kabulü gerektiğini, satış bedelinin alınmadığının ispatı gerekmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, ehliyetsizlik ve hile hukuki sebebine dayalı bedel istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden, muris 1932 doğumlu ...’in 19.01.2012 tarihinde ölümü ile geride davacı kızı ...’nın mirasçı olarak kaldığı, dava konusu 20 67... parsel sayılı 70... miktarlı arsa ve 20 67... parsel sayılı 70... miktarlı arsa nitelikli taşınmazların tamamı muris adına kayıtlı iken 23.09.2010 tarihinde davalı ...’a 126.800TL bedelle satış suretiyle devredildiği, onun da taşınmazları dava dışı şirkete 09.05.2012 tarihinde temlik ettiği, bilahare 27.07.2015 tarihinde dava dışı ...’na devredildiği, dosya arasına alınan Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 27.07.2022 tarihli ... nolu raporu ile murisin 23.09.2010 tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığının tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi ile şahsın hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış. 10. maddesi de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı Kanun’un 13. maddesinde “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu Kanun ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, TMK'nın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.6.19 41... /21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; davacı murisinin taşınmazları davalıya temlik tarihi olan 23.09.2010 tarihi itibariyle fiil ehliyetini haiz olmadığının Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun raporuyla tespit edilmesi karşısında ilk el konumundaki davalıya satış suretiyle yapılan temlik geçersiz olup davalının T.M.K.'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı kuşkusuzdur.
Öte yandan, temlik tarihinde ehliyetsiz olduğu tespit edilen murisin satış bedelini almadığını ispat etme yükümlülüğünün davacıya yüklenmesi de isabetli değildir.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.
VI. KARAR
Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,
Dosyanın kararı veren kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.