Ölümlü trafik kazasından doğan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, fiilin ceza gerektirmesi halinde ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğine ilişkin Yargıtay kararı.
Özet: Motosiklet kazasında vefat eden kişinin desteğinden yoksun kalan ailesinin açtığı tazminat davasında, ilk derece mahkemesinin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109. maddesindeki iki yıllık genel zamanaşımı süresi nedeniyle davayı reddetmesi üzerine Yargıtay, olayın cezayı gerektiren bir fiilden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve bu durumda Ceza Kanununda öngörülen daha uzun ceza zamanaşımı süresinin maddi tazminat talepleri için de geçerli olup olmayacağı hususunun incelenmediğini belirterek kararı bozmuş, böylece hukuki ve cezai zamanaşımı sürelerinin uyumlu bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
4. Hukuk Dairesi         2025/6526 E.  ,  2025/15975 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

SAYISI : 2024/803 E., 2025/65 K.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalı vekili ve davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacı ...'ın çocuğu ve diğer davacıların kardeşi olan ...'in davalıya sigortalı motosiklette üçüncü kişi konumunda iken 23.05.2010 tarihinde meydana gelen tek taraflı kazada vefat ettiğini, müteveffanın inşaatlarda yevmiyeli işçi olduğu ve aylık 1.678,60 TL geliri bulunduğunu, vefatı ile davacıların destekten yoksun kaldıklarını beyanla belirsiz alacak davası olarak ikame ettikleri davada şimdilik anne ... için 3.000,00 TL, özürlü kardeş ... için 3.000,00 TL, kardeş ... için 3.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 12.09.2022 tarihli talep artırım dlekçesiyle talebini davacı ... için 109.704,67 TL, davacı ... için 7.221,59 TL, davacı ... için 10.573,74 TL olmak üzere toplam 127.500,00 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı ve husumet yönünden davanın reddi gerektiğini, müteveffanın kazada kusurlu olduğunu bu nedenle tazminat istenemeyeceğini, müteveffanın ehliyetsiz ve koruyucu giysi olmaksızın motosiklet kullanmasının zararlandırıcı sonucun meydana gelmesinde tek etken olduğunu, 19 yaşında vefat eden ... ile davacılar arasında destek ilişkisi olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 13.09.2013 tarihli ve 2013/43 Esas, 2013/467 Karar sayılı kararıyla; davanın destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkin olduğu, kazanın 23.05.2010 tarihinde meydana geldiği, davanın ise 17.01.2013 tarihinde açıldığı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesi uyarınca davanın açılması için iki yıllık zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, desteğin tek taraflı kazada vefat ettiğinden uzamış zamanaşımı süresinin olayda uygulanma imkanı olmadığı gerekçesi ile davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 16.01.2014 tarihli ve 2013/21183 Esas, 2014/494 Karar sayılı ilamıyla;
"Dava trafik kazası nedeni ile Borçlar Kanunu'nun 45. maddesi (6098 sayılı BK m. 53) gereğince destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı kurumu bir maddi hukuk kurumu değildir. Bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır.
Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanışımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (Eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794).
Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 60 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmüne yer verilmiştir.
Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.20 01... /19-652-705 ve HGK'nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir)
Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması yönünden hukuk hakiminin tazminat davasını görürken, ceza hukuku kurallarıyla ve özellikle ceza mahkemesinin fail hakkında vermiş olduğu beraat veya mahkumiyet kararıyla bağlı olup olmadığı BK 53. maddesinde düzenlenmiştir. Sözkonusu maddede hukuk hakiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığı hükme bağlandığı gibi ceza mahkemesi kararlarıyla da bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Bununla birlikte suçun işlendiğine veya işlenmediğine ilişkin ceza mahkemesinin kesin kararı varsa, hukuk hakimi bu kararla bağlıdır. Görüldüğü gibi ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamış ise hukuk hakimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre karar verme yetkisi tanınmıştır.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza 23.05.2010 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda davacılar desteği dışında araçta bulunan ... adlı kişinin de yaralandığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere KTK'nın 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Sözkonusu trafik kazasında davacılar desteğinin vefatı ve ... adındaki kişinin yaralanması cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Buna göre eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK öngörülen ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu hale göre zamanaşımı süresinin dolmadığı dikkate alınmak suretiyle işin esasına girilip, tarafların delilleri toplanıp, sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Direnme Verilen Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 20.11.2014 tarih ve 2014/509 Esas, 2014/792 Karar sayılı kararı ile davanın destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkin olduğu, mahkemenin 13.09.2013 tarihli kararı ile davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verildiği, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 16.01.2014 tarihli kararı ile zamanaşımı süresinin dolmadığı gerekçesi ile bozma kararı verildiği, ancak 2918 sayılı KTK'nun 109/2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin sadece fiilin ceza kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlandığı, bu hükmün ancak kazada yaralanan kişi bakımından açılacak davada uygulanabileceği, kazada aracı süren ceza kanununa göre yaralanmadan cezai sorumluluğu bulunan sürücünün vefatı nedeniyle talep edilen tazminat ile ilgili belirtilen uzamış ceza zamanaşımı uygulanmayacağı, 2918 sayılı KTK'nun 109/1. maddesindeki 2 yıllık zamanaşımının uygulanması gerekeceğinden, davanın açıldığı tarih olan 17.01.2013 tarihi itibariyle 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan tüm dosya kapsamına göre eski kararda direnilenerek davanın zamanaşımı nedeniyle karar verilmiştir.
C. Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.04.2021 tarihli ve 2017/17-17093 Esas, 2021/428 Karar sayılı ilamıyla;
"12. Bilindiği üzere trafik kazaları bir haksız fiildir. Haksız fiil mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 41. maddesinde tanımlanmış, Kanun'un 60. maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir.
13. Belirtilmelidir ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) konuya ilişkin 49... . maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir.
14. Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK'nın 60 (TBK'nın 72). maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E. 2013/1457 K.).
15. Özel kanun niteliğinde olan KTK’nın 109. maddesinin ilk fıkrasında, yine bir haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin tabi bulunacağı zamanaşımı süresi yönünden BK'nın 60. maddesindeki düzenlemeden farklı, özel bir hüküm getirilmiştir.
16. KTK'nın “Zamanaşımı” başlıklı 109. Maddesi; “...Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.
Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.
Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur.
Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır.
Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.
Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır.” hükmünü içermektedir.
17. Buna göre madde ile BK’nın 60 (TBK'nın 72). maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi, trafik kazasından kaynaklanan tazminat davaları yönünden iki yıl olarak düzenlenmiş olup BK’nın 60. maddesi ile KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrası zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbiriyle uyumlu olmakla birlikte, zamanaşımı süresi yönünden birbirlerinden ayrılmaktadır.
18. Vurgulamakta yarar vardır ki KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrasına göre, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalarda uygulanabilmesi için, sadece eylemin “cezayı gerektiren fiilden” doğmuş olması gerekli ve yeterlidir. Diğer bir ifade ile tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için fail hakkında bir ceza davası açılması; mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı veya zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması aranmamaktadır. Sadece cezalandırılması kabil bir eylemin işlenmiş olması, bir diğer söyleyişle, haksız fiilin suç niteliğini taşıması yeterlidir.
19. Anılan madde uyarınca “eylemin” suç teşkil etmesi; cezai nitelik taşımasından hareketle mahkûmiyet veya takipsizlik kararı aranmaksızın ceza davası zamanaşımı uygulanacaktır.
20. Bundan başka, işlenen eylemin, kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç teşkil edip etmemesi de önemli değildir. Zira bu yön, ceza davasının açılabilmesinin bir şartıdır. Bu bakımdan şikâyet süresinin (mülga TCK m. 108) geçirilmesinden ötürü, ceza davasının açılamamış olması, bu davaya ilişkin zamanaşımı süresinin, tazminat davasına uygulanmasına engel değildir.
21. Belirtilmelidir ki KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenleme ile ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olabilmesi, sadece eylemin ceza kanunlarına göre suç sayılması koşuluna bağlanmıştır. Zira sonuçta haksız eylemin cezayı gerektiren bir fiil teşkil etmesi durumunda o fiil için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacaktır.
22. Kaldı ki TCK’da suç tanımı faile değil fiile göre yapıldığından, ceza kanunlarındaki zamanaşımı sürelerine atıf yapan 2918 sayılı Kanun’un 109. maddesinin 2. fıkrasındaki tarifin fiili tanımlaması ve maddenin bu yoruma göre değerlendirilmesi kanun sistematiği açısından da zorunludur. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki eylemin cezayı gerektiren bir fiil teşkil edip etmediği, kural olarak hukuk hâkimince belirlenecektir. Bununla beraber hukuk hâkimi, ceza tertibine ilişkin olarak ceza hâkimince verilen ve suçun işlendiğini ya da işlenmediğini kesinlikle tespit eden bir hüküm varsa, bununla bağlı olacaktır (BK m. 53).
23. Ayrıca ceza davası zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve işleten gibi diğer sorumlular arasında bir ayrım da yapılmamış; zamanaşımı süresinin hepsi için uygulanması öngörülmüştür.
24. Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’daki bir yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süre (TBK m. 72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise, o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 66 (mülga 765 sayılı TCK’nın 102 ). maddesine göre belirlenecektir.
25. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 23.05.2010 tarihinde ...’in sevk ve idaresindeki motosiklet ile yaşanan tek taraflı trafik kazasında sürücü vefat etmiş, motosiklette yolcu olarak bulunan ...’da yaralanmıştır. (Her ne kadar Özel Daire bozma kararının bir bölümünde sürücü ..., kaza tarihi de 31.07.2011 olarak yazılmış ise de, bozma kararında yer alan diğer anlatımlardan ve dosya kapsamından bu hususun sonuca etkili olmayan bir maddi hata olduğu anlaşılmaktadır). Olayın meydana geliş şekli itibariyle ölen sürücünün eylemi bir bütün olarak ele alındığında, eylem 5237 sayılı TCK’nın 85. maddesini değil, 89/2. maddesinde yer alan taksirle yaralama suçunu oluşturmaktadır. KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ceza davası zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. ...’in eyleminin TCK'nın 89/2. maddesinde düzenlenen ve taksirle yaralama olarak tanımlanan cezayı gerektiren eylem niteliğinde bulunması; bu eylemle ilgili ceza davasının TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; KTK'nın 109/2 maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden sekiz yıl geçmeden açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır.
26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; kişinin kendi kusuruyla ölmesi hâlinde ortada cezayı gerektiren bir fiilden bahsedilemeyeceğinden uzamış zamanaşımının söz konusu olamayacağı, iki yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinden yerel mahkeme kararının onanması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
27. Hâl böyle olunca, yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile direnme kararının bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 06.12.2022 tarihli ve 2022/23 Esas, 2022/957 Karar sayılı kararı ile; davanın destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olduğu, zamanaşımı nedeni ile ret kararının bozulması ile bozma kararına uyulduğu ve yargılamaya devam edildiği, Adli Tıp Kurumundan alınan kusur raporu ile davacıların murisinin kazada tam ve asli kusurlu olduğunun belirlendiği, aktüer rapor ile davacı ...'ın 109.704,67 TL, davacı ...'nın 10.573,74 TL, davacı ...'in ise 7.221,59 TL tazminat alacağının belirlendiği, yargılama sırasında davacı ...'nın vefat ettiği ve mirasçılarının eldeki davayı takip ettiklerini beyan ettikleri, her ne kadar destek tam kusurlu ise de kaza tarihi itibari ile yürürlükteki ZMSS Genel Şartları dikkate alındığında davacıların 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 53... maddelerine göre zararının tazmini gerektiği, davacıların desteğinin sürücü belgesinin olmadığının anlaşıldığı bu nedenle %20 müterafık kusur indirimi uygulanması gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, davacı ... yararına 87.763,74 TL, davacı ... ... ... yararına 5.777,27 TL destekten yoksun kalma tazminatının 18.01.2013 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacılara ve mirasçılarına verilmesine karar verilmiştir.
E. Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13.03.2024 tarihli ve 2023/6936 Esas, 2024/2742 Karar sayılı ilamıyla;
''1. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla tarafların aşağıdaki bentlerin dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2. Davacıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dava, trafik kazası sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma istemine ilişkindir.
Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı TBK md. 52 düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir.
Somut olayda; davacılar murisi olan motosiklet sürücüsünün sürücü belgesiz araç kullanması nedeniyle mahkemece % 20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmıştır. Davacılar murisinin ölüm nedeni otopsi raporuna göre künt travmaya bağlı olarak sağ batın bölgesinde ve sağ akciğer alanında iç kanamaya bağlı olduğu anlaşılmakla kask takılmaması ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı gibi kazada kusurun tamamının davacılar murisine ait olduğu anlaşılmaktadır. Davacılar murisi sürücü olmakla meydana gelen kazada ehliyetsiz olması kazaya etken değildir, bu itibarla müterafik kusur indirimi yapılması doğru görülmediğinden kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.
3. Davacılar ihtiyari dava arkadaşı olup, kabul edilen maddi tazminat yönünden her bir davacı yararına ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hükmedilen toplam tazminat miktarı üzerinden tek vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.
4. Davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde;
6100 sayılı HMK'nın 297. maddesi uyarınca; hüküm sonucu kısmında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak nitelikte belirtilmesi gerekir. Bu yön, kamu düzenine ilişkindir.
Davacılar vekili her bir davacı için ayrı ayrı destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunmuş, davacı ... için talebini 10.573,74 TL olarak artırmıştır. Davacı ...'nın yargılama devam ederken 23.02.2022 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakla davacı vekilinin 02.12.2022 tarihli dilekçesi ile ...'nın mirasçısı olan anne ... yönünden ... için davaya devam ettiklerini ancak baba yönünden vekaletname sunamadıklarını beyan ettiği görülmektedir. Mahkeme kararında ise ... ... yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden hüküm kurulması ayrıca bozmayı gerektirmiştir.'' gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
F. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın kısmen kabulü ile davacı ... yararına 109.704,67 TL, davacı ... ... ... yararına 7.221,59 TL destekten yoksun kalma tazminatının 18.01.2013 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacılara ve mirasçılarına verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davanın tam kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, gerekçeli kararda her ne kadar ''davanın kısmen kabulüne'' şeklinde hüküm kurulmuş olsa da davacı ... ve ... açısından davanın 12.09.2022 tarihli talep artırım dilekçesindeki haliyle tam kabul edildiğini, müteveffanın kardeşi ... yönünden ise mahkemenin 06.12.2022 tarihli celsesinde tefrik kararı verilmiş olup dosyanın mahkemenin 2022/803 Esas numarasına kaydedildiğini, mahkeme tarafından reddedilen hususların gerekçeli karar ile açıklanmadığını, tefrik kararı verilmesinin bir kısmen red sebebi olmadığını, davacıların alacaklarına işleyecek faiz türünün avans faizi olarak belirlenmesi gerekirken yasal faiz olarak belirlenmesinin hatalı olduğunu, davacıların zararının eksik hesaplandığını, müteveffanın kaza tarihinde asgari ücretin üzerinde gelir elde ettiği sosyal ekonomik durum araştırmasıyla sabit hale gelmesine karşın müteveffanın gelirinin asgari ücret olarak kabul edilerek zarar hesaplaması yapılıp karar verilmesinin hatalı olduğunu belirtmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacı tarafın destekten yoksun kalma zararından, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğu bulunmadığını, davacı yanın, murisin tam kusurlu olarak sebebiyet verdiği tek taraflı kazada murisin sevk ve idaresinde bulunan aracın ZMSS poliçesinden faydalanamayacağını, 19 yaşında hayatını kaybeden müteveffanın, davacı anne ve kardeşler yönünden destek olarak kabulünün mümkün olmadığını, davacıların murisinin ehliyetsiz, kask, dizlik vs. koruyucu tertibat olmaksızın motosiklet kullanması, geçerli ve yeterli sürücü belgesinin olmaması ölüme sebebiyet vermiş olup bu halde davanın reddi gerekirken, kısmen kabulüne karar verilmesinin haksız olduğunu, mahkemece belirlenen zarar miktarının gerçek zararın çok üzerinde olduğunu belirtmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı 23.05.2010 tarihli trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.
1.Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesinin hukukça mümkün olmadığı anlaşılmakla; davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2.Davacıların diğer temyiz temyiz itirazlarının incelenmesinde; mahkemece her ne kadar ''davanın kısmen kabulüne'' şeklinde hüküm kurulmuş ise de esasen davacı ... ve ... açısından davanın 12.09.2022 tarihli talep artırım dilekçesindeki haliyle tam kabul edildiği, davacılardan ... yönünden ise mahkemenin 06.12.2022 tarihli celsesinde tefrik kararı verilerek ayrı bir dosya üzerinden yargılamanın sürdürüldüğü anlaşılmakta olup bu itibarla hükmün 1 no'lu bendinde ''Davacı ... yararına 109.704,67 TL, davacı ... ... ... yararına 7.221,59 TL destekten yoksun kalma tazminatının 18.01.2013 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacılara ve mirasçılarına verilmesine,'' şeklinde karar verilmesi taraf sıfatı da gözetildiğinde yerinde olmadığı gibi davanın tam kabul ile neticelendirildiği nazara alındığında yargılama giderlerinin yanılgılı değerlendirmeyle kısmi red kararı verilmiş gibi oranlama yapılmak suretiyle taraflara yüklenmesine karar verilmesi ve davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacılara iadesine,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,
27.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.