Telefon dolandırıcılığı sonucu iradesi fesada uğrayan yaşlı davacının komşusuna yaptığı taşınmaz devrinin tapu iptali ve tescili talepli davanın istinaf incelemesi.
Özet: Kendilerini başkomiser olarak tanıtan dolandırıcılar tarafından mallarına el konulacağı ve devlete yardım ettikleri inancıyla aldatılan yaşlı davacı, sahip olduğu evi davalıya devretmek zorunda kaldığını, gerçek bir satış iradesinin bulunmadığını, akli melekelerinin aldatılmaya müsait olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve adına tescilini talep ederken; davalı, taşınmazı emlakçılar aracılığıyla piyasa değerinde ve iyi niyetle satın aldığını, davacının aldığı satış bedelini dolandırıcılara aktardığını savunarak davanın reddini istemiş, ilk derece mahkemesi ise davacının iradesinin telefon dolandırıcılığı sonucu fesada uğratıldığı ve satış sözleşmesinin geçersiz olduğu gerekçesiyle davayı kabul etmiştir.
1. Hukuk Dairesi         2024/5666 E.  ,  2025/5062 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1603 E., 2024/2129 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/437 E., 2024/308 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; 83 yaşında olduğunu, kendilerini başkomiser olarak tanıtan kişilerin kendisini ve eşini arayıp bilgilerinin FETÖ tarafından ele geçirildiğini ve mallarına el konulacağını, bir an evvel devretmeleri gerektiğini söyleyerek dolandırdıklarını, Devlete yardım etmelerinden sonra mallarının kendilerine geri verileceğini söylediklerini, dava konusu 236 66... parsel sayılı taşınmazda yer alan evini davalıya devrettiğini, ayrıca altınlarını ve birikimlerini de verdiklerini, bu husus hakkında suç duyurusunda da bulunduklarını, akli melekeleri yönünden aldatılmaya müsait olduğunu, tapu devrinde doktor raporu istenilmediğini, davalının aynı sitede komşuları olmasına rağmen taşınmazın ona devredildiğini bilmediklerini, davalının işlemi vekili aracılığıyla yaptığını, taşınmazın satışa çıkarılmadan devredildiğini, emlakçı olduğunu söyleyen kişinin dolandırıcılar tarafından yönlendirildiğini, eve dikkatli bakmadığını, fiyatı oğlunla konuşuruz deyip gittiğini, emlakçı ile bakmaya gelen kişinin evi alan kişi olmadığını, dolandırıldıklarını anladıklarında eşinin davalı ile konuşup dolandırıldıklarını söylediğini, eve gelip gidenlerin tespiti için kamera kaydını istediklerini ancak görüntüleri hazırlayıp harici diske kaydetmesini söyleyerek vermediği gibi taşınmazı kendisinin aldığını da söylemediğini, satış iradesinin olmadığını, bedelin çok düşük olduğunu, taşınmaz için pazarlık yapılmadığını, Devlete yardım edildiği düşüncesi ile bedel de söylenilmediğini, davalının komşu ile hiç görüşmeden evini almasının normal olmadığını, evi kendisinin kullandığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı; taşınmazın 570.000,00 TL’ye satın alındığını, dolandırıcı olmadığını, taşınmazı değerinde, iyi niyetli olarak edindiğini, taşınmaz için ödediği bedeli alan davacının kendi birikimlerini de ekleyerek Şanlıurfa’ya gittiğini ve bu paraları dolandırıcılara verdiğini, taşınmazı emlakçı aracılığı ile aldığını, davacının evinde gayrimenkul alım satım sözleşmesi akdettiklerini, dolandırıcıların davacının oğlu Fikri olarak emlakçı ...’ı aradıklarını, İzmir’de ev alındığı için evin acil satılması gerektiğini söylediğini, davacının hem emlakçı ...’ın yanında hem de diğer emlakçı ...’ın yanında devamlı olarak telefonda oğlum diyerek konuştuğunu, ... ve ...’ın arkadaş olduklarını, ...’ın taşınmazı kendisine önerdiğini, bunu öğrenince komşusu konumunda olan davacının duyulmasını istemedikleri aile içinde bir sıkıntıları ya da gizlenmesi gereken bir durum olduğunu düşünerek taşınmazı yatırım amaçlı aldığını, aynı sitede iki tane taşınmazı olduğunu, ...’ın kaparo talebi üzerine 09.06.2021 tarihinde 20.000,00 TL verdiğini, davacının oğlu olduğunu bildiren dolandırıcının tapu resmini ve davacının e-Devlet şifresine kadar ...’a gönderdiğini, davacının oğlu olduğunu bildiren kişinin paranın acil alınması gerektiğini, İzmir’deki taşınmaz işinin iptal olacağını söylemesi üzerine davacının keşide ettiği eşinin de kefil olduğu senet düzenlenilmesi halinde devirden önce bedeli ödeyebileceklerini söylediğini, 11.06.2021 tarihinde 52.500,00 Euro’nun ...’a teslim edildiğini, ...’ın da bu parayı ...’a verdiğini, ...’ın parayı davacıya verdiğini, caymaması için de 60.000,00 TL fazla bedelle senet düzenlenildiğini, kendisi yurt dışında ticaret ile uğraştığı için emlak işlerini genelde ...’ın yaptığını, komşusunun satışı gizlediğini düşündüğünden komşuluk hukuku nedeniyle vekaletle işlem yapılmasını istediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafın telefon dolandırıcılığı yöntemi ile iradesi fesada uğratılarak dolandırıldığı, davacının dava konusu taşınmazını satma yönünde bir iradesinin bulunmadığı, üçüncü kişinin aldatması neticesinde davalı ile sözleşme yapıldığı, davacının uğradığı irade fesadı hali sebebiyle satış yönünde iradesinin doğmadığı, taşınmazın davalı tarafa satışına dair sözleşmenin geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; soruşturma dosyasında davacının müşteki konumunda olmadığı, davacının eşi ...’ın müşteki olduğu ancak davalının dosyada şüpheli olarak adına rastlanmadığı, davacının evine gelen emlakçı aracılığı ile taşınmazın satışı için ön sözleşme yaptığı, bu ön sözleşmede davalının adının alıcı olarak satış bedeli ile birlikte belirtildiği, bu satış bedelinin tapunun devrinden birkaç gün önce tahsil edildiği, bedelin davacının eşi tarafından Şanlıurfa ili, ... ilçesine götürüldüğü ve dolandırıcıların talimatı ile istenen yere bırakıldığı, tapu devrinin bedelin tahsilinden sonra gerçekleştiği, davacının devirden önce vazgeçebilecek süresinin mevcut olduğu, satışı 550.000,00 TL karşılığı gerçekleştirdiği, davalının bahse konu dolandırıcılarla iş birliği halinde olduğu ve olaydan bilgisi bulunduğu ileri sürülmüş ise de toplanan delillerle davalının üçüncü kişilerle birlikte hareket ettiğinin ve/veya davacının dolandırıcıların etkisi altında satış yaptığının davalı tarafından bilindiğinin ispat edilemediği gerekçesiyle başvurunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; üçüncü kişilerin hilesinin çok açık olduğunu, davalı tarafın da tavır ve uygulamalarının iyi niyet dışı olduğunu, davalının kendisini gizleyerek taşınmazı aldığını, müvekkilinin dolandırılmasına ilişkin kamera kayıtlarının istenilmesine rağmen kamera kayıtlarını vermediğini, davalının komşu malını ucuz bir şekilde ele geçirdiğini, emlakçıyım diye gelen kişinin evi gezmediğini, evin satılık dahi yapılmadığını, davalının geri planda kalıp vekaletname ile taşınmazı aldığını, müvekkilinin sunulan doktor raporuna göre kandırılabilir biri olduğunu, satış iradesi olmadığını, Devlete yardım amaçlı hareket ettiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, hile hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden; davacının 236 66... parsel sayılı taşınmazdaki B Blok 1 numaralı bağımsız bölümünü 14.06.2021 tarihinde davalı ...’ye 200.000,00 TL bedelle temlik ettiği, davalı ... adına işlemi ... 9. Noterliğinin 09.06.2021 tarihli ve 8194 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile yetkilendirdiği dava dışı ...’nin yaptığı görülmüştür.
Bilindiği üzere; hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1 hükmünde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Hemen belirtmek gerekir ki, üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir (TBK 36/2).
Hile, her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olayda; dinlenilen tanık beyanlarından davacının, bilgilerinin FETÖ tarafından ele geçirildiğini ve mallarına el konulacağını, bir an evvel devretmeleri gerektiğini söyleyerek hileye uğratıldığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmadığı gibi anılan husus Bölge Adliye Mahkemesinin de kabulündedir.
Uyuşmazlık, üçüncü kişinin hilesi nedeniyle davacının sözleşme ile bağlı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı ve davalı tarafın beyanlarından tarafların dava konusu taşınmazın bulunduğu sitede komşu oldukları, tapuda taşınmazın 200.000,00 TL bedelle temlik edildiği, davacının 50.000,00 Euro (yaklaşık 506.000,00 TL), davalı tarafın ise 570.000,00 TL ödeme yapıldığını beyan ettiği, taşınmazın keşfen saptanan temlik tarihindeki değerinin 850.000,00 TL olduğu, taşınmazın satılık olduğuna dair ilanın bulunmadığı, taşınmazın satışına aracılık ettiği belirtilen emlakçı ...’ın davalı adına işlem yapan ...’nin arkadaşı olduğu, sözleşmenin yapıldığı sırada davalının aldatmayı bilmesinin şart olmadığı, davalının aldatmayı bilecek durumda olması halinde de davacının sözleşmeyle bağlı olmayacağı, bu durumda aynı sitede iki evi bulunan ve davacının ikamet ettiği evi satın alan davalının, davacı ile konuşması halinde davacının kandırıldığını bilecek durumda olduğu ve komşusundan taşınmaz alırken onu mahcup etmemek adına vekille işlem yaptığı yönündeki savunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu hususları bir arada değerlendirildiğinde davalı taraf TBK’nın 36/2 hükmü uyarınca davacının kandırıldığını bilecek durumda olduğundan davacının sözleşme ile bağlı olduğunu söylemek mümkün değildir.
Hâl böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
17.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi