Yargıtay 3. Hukuk Dairesi içtihadında, düğün salonu işletmesi ortaklık anlaşmasının feshi, hileli tahliye iddiaları ve hem ortak hem de işçi sıfatıyla işçilik alacakları taleplerinin çelişkili olarak incelendiği temyiz davası.
Özet: Davacılar, davalı ile bir düğün salonunu işletmek üzere yaptıkları adi ortaklık anlaşmasının davalı tarafından hileli bir tahliye süreciyle sona erdirilerek kendilerine menfaat sağlandığı iddiasıyla ortaklık hisselerine karşılık tazminat talep ederken, aynı zamanda davacılardan birinin düğün salonunda işçi olarak çalıştığı ve iş akdinin haksız feshedildiği iddiasıyla kıdem, ihbar ve çeşitli işçilik alacakları talep etmiş; davalı ise ortaklık anlaşmasının hiç uygulanmadığını, iş yerinin kendisine ait olduğunu ve iddia edilen işçi-işveren ilişkisinin bulunmadığını savunarak her iki davanın da reddini istemiştir.
3. Hukuk Dairesi         2025/2401 E.  ,  2025/6036 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1601 E., 2025/556 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/170 E., 2023/432 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Asıl davada davacılar vekili; tarafların 22.03.2012 tarihli ortaklık anlaşması başlıklı sözleşme ile davaya konu düğün salonunu birlikte işletmek üzere anlaştıklarını, bu iş yerinde müvekkili ...'ın %25, müvekkili ...'un %50, davalının ise %25 hisseye sahip olduğunu, sözleşme gereği iş yerini işletme ruhsatının davalı adına, yönetiminin ise müvekkillerinden ...'a bırakıldığını, ancak ruhsat adına olduğundan kira sözleşmesinin de davalı adına yapıldığını, müvekkillerinden ...'un ise davalı yanında sigortalı çalışan olarak bildirildiğini, yine sözleşme gereği; iş yerinin işletilmesi, kapatılması, gibi işletmenin devamı veya devri hususlarında oy birliği ile karar alınması şartı getirildiğini, kiraya veren mülk sahibi dava dışı ...'ın ise davalının babası olduğunu, davalının ortaklığı bitirerek iş yerini üçüncü kişilere devretmek istediğini, müvekkillerinin bu teklifi kabul etmediklerini, bu nedenle davalı ile aralarında sorun yaşandığını, sonrasında davalının müvekkillerinden ...'un işine son verdiğinden bahisle ihtarname gönderdiğini, ancak müvekkilinin iş yerinin çalışanı değil hissedarı olduğunu, sonrasında hileli bir şekilde tahliye taahhütnamesi ile bahse konu iş yerinin icra marifetiyle tahliye edildiğini, davalının sözleşmenin feshi yerine hileli bir şekilde iş yerini tahliye ederek ortaklığı fiilen bitirip kendisine menfaat sağladığını ileri sürerek; manevi tazminata ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkillerinden ... için 25.000,00 TL, ... için 50.000,00 TL'nin sözleşme tarihi olan 22.03.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacı vekili; müvekkilinin davalıya ait düğün salonunda 27.11.2013 tarihinden 17.09.2016 tarihine kadar asgari ücretle çalıştığını, müvekkilinin iş akdinin 17.09.2016 tarihinde işveren olan davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 100,00 TL kıdem tazminatı, 100,00 TL ihbar tazminatı 13.000,00 TL fazla mesai ücreti alacağı, 15.000,00 TL ücret alacağı, 1.000,00 TL asgari geçim indirimi alacağı, 1.300,00 TL ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı, 5.000,00 TL hafta tatili ücreti alacağı, 500,00 TL yıllık ücretli izin alacağı olmak üzere toplam 36.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalı vekili; davacı ile müvekkili arasında yapılan ortaklık sözleşmesinin uygulamaya konulmadığını, davaya konu edilen ve müvekkilinin babası olan dava dışı ... tarafından ve vekili marifetiyle, tahliyesi gerçekleştirilen taşınmazda düğün salonu olarak işletilen yerin müvekkiline ait olduğunu, davacıların söz konusu düğün salonunun işletmesinde bir payları olmadığı gibi salonda ve demirbaşlarda da hak sahiplikleri bulunmadığını, düğün salonu olarak kullanılan yerin öncesinde dava dışı .....'a kiraya verildiğini, sonrasında kira sözleşmesi ile dava dışı .... ve davacılardan .....ın kiracı olarak bulunup 2013 yılında işletme hakkını devrederek taşınmazı tahliye ettiklerini, bunun üzerine müvekkilinin düğün salonunu işletmeye karar verdiğini ve dava dışı babası .... ile kiracı olarak anlaşmaya vardığını, 04.02.2013 tarihinde dava dış.... ve müvekkilinin katılımı ile noter onaylı işletme devir sözleşmesi yaptıklarını, davacılardan ... 'un hiç bir şekilde düğün salonunda hak sahibi ve kiracı olmadığını, düğün salonunun demirbaş malları, içerisindeki tüm malların da dava dışı mülk sahibi olan babası ...'a ait olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
2.Birleşen davada davalı vekili; maaş alacağı, genel tatil alacağı, fazla mesai ve .... alacaklarının zamanaşımına uğradığını, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi olmadığını, davacının hem müvekkilinin ortağı olduğu iddiasıyla asıl davayı açıp eldeki davada da işçisi olduğu iddiasında bulunduğunu, hayatın olağan akışı içerisinde bir kişinin hem işçi hem ortak olamayacağını, davacının davaya konu düğün salonunun önünde seyyar satıcılık yaptığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; asıl dava yönünden, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı öncesi ve sonrasında alınan raporlar ile taraflar arasındaki adi ortaklık sözleşmesinin fesih şartlarının oluştuğunun sabit olduğu, 24.05.2023 tarihli tasfiye raporunda ortakların birbirlerinden olan alacak miktarlarının tespit edildiği, bu rapordaki değerlendirme ve hesaplamaların denetime elverişli olduğundan hükme esas alındığı, birleşen davaya konu işçilik alacağı talepleri yönünden ise, taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığı, ortaya çıkan ihtilafların adi ortaklık ilişkisinden kaynaklandığı, asıl ve birleşen dosyada davacı olan ...'un iş ilişkisine dayalı olarak çalışmasının da bu vakıayı ortadan kaldırmayacağı, her üç ortak arasında cereyan eden olaylar çerçevesinde tasfiyesine hükmedilen ortaklık ile alakalı olarak iş hukukuna dair bir uyuşmazlık bulunmadığı gerekçesiyle; asıl davanın kısmen kabulü ile taraflar arasındaki 22.03.2012 tarihli ortaklığın fesih ve tasfiyesine, davacı ... yönünden 6.482,34 TL, davacı ... yönünden ise 12.964,69 TL'nin asıl dava tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline, davalı ... yönünden 6.482,34 TL'nin asıl dava tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; asıl davada dosyaya ibraz edilen "Ortaklık Anlaşması" başlıklı, taraflarca altındaki imzaları itiraza uğramayan yazılı sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesinin unsurlarını taşıdığı, taraflar arasında bir adi ortaklık kurulduğunun dosya kapsamı itibariyle sabit olduğu, bu nedenle Mahkemece hükme esas alınan 23.05.2023 tarihli tasfiye raporuna göre ortaklığın fesih ile tasfiyesine hükmedilmesinde usul ve hukuka aykırılık bulunmadığı, birleşen davada ise, davacı tarafından işçilik alacakları dava konusu edilmiş ise de, adi ortaklık sözleşmesinin içeriği ve davacının kendi iddiaları dikkate alındığında, davacının adi ortaklardan birisi olduğu, adi ortaklık ile işçi işveren ilişkisi bulunmadığından Mahkeme kabul ve değerlendirmesinin yerinde bulunduğu, her ne kadar birleşen dava ile ilgili olarak Mahkemece vekalet ücretine ilişkin hüküm bölümünde "birleşen dava bakımından 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesi" şeklinde yazılmış ise de, esasen birleşen davada tek davacı bulunduğu ve vekalet ücretinden birleşen dosya davacısı ...'un sorumlu olduğu, söz konusu hüküm kısmındaki yazım şeklinin maddi hataya dayalı bulunduğu açık olduğundan, bu yönden hükmün düzeltilmesini gerektirir bir yön bulunmadığı gerekçesiyle; istinaf taleplerinin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
Davacılar vekili; davanın ortaklığın tasfiyesine ilişkin olmadığını, bu nedenle tasfiye memuru atanarak rapor alınmasının hatalı olduğunu, asıl davada davalının müvekkillerini uğrattığı zararın tazmininini istediklerini, alınan tasfiye raporunun da denetime elverişli olmadığını, dava konusu düğün salonunun tüm dekorasyonu ve içindeki menkullerle birlikte davalının dava dışı babasının maliki olduğu taşınmazda bulunduğunu, hüküm altına alınan miktarları kabul etmediklerini, düğün salonunun dekorasyonu müvekkillerince yaptırıldığından yapılan tadilat ve dekorasyon bedelinin müvekkillerine ödenmesi gerektiğini, düğün salonundaki menkuller ve yediemine kaldırılan menkullerin alınan bilirkişi raporları ile tespit edildiğini, tasfiye memurunun da raporunda daha önceden alınan bilirkişi raporlarına atıf yaparak ortaklık demirbaşlarının 81.810,00 TL olduğunu belirttiğini, ancak tespit edilen 81.810,00 TL'lik bedelin düşük olduğunu, yine demirbaşların o günkü değerlerinin dahi eksik belirlendiğini, Vergi Dairesinden gelir ve mali tablolarının celbi gerektiğini, işyerinin zarar ettiği düşünülse dahi tespiti yapılan 81.810,00 TL'lik demirbaş mevcut iken tüm yıllarda oluşan zararların demirbaşlardan mahsubunun hatalı olduğunu, birleşen dava yönünden ise, Mahkemece işçilik alacaklarının hesaplanması için dosya bilirkişiye tevdi edilmeden karar verildiğini, müvekkili ...'un ortaklıkta iş ilişkisi içinde çalıştığını, müvekkilinin SGK kaydının yapıldığını, ortaklığa emeğini koyduğunu, iş akdinin ise ihtarname ile feshedildiğini, bu nedenle işçilik alacaklarını talep etmesinin yerinde olduğunu, yine davalının müvekkillerine yönelik açtığı bir dava bulunmamasına rağmen davalı yönünden de 6.482,34 TL'nin müvekkillerinden müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesinin hatalı olduğunu, birleşen davada müvekkillerinden ... davacı olmamasına rağmen ''birleşen dava yönünden 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline'' karar verilmesinin de hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, asıl davada; adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi ile alacak; birleşen davada ise, işçilik alacağı istemine ilişkindir.
1.Asıl davada; taraflar arasında kurulan ortaklığın haklı sebeplerin bulunması nedeniyle feshedilmiş olmasına, ortaklığın gelir, giderleri ile ortaklığa ait öz varlıkların değerinin belirlenmiş ve tasfiyenin usulüne uygun şekilde yapılmış olmasına; birleşen davada ise adi ortaklık sözleşmesinin içeriği ve davacı iddiaları da dikkate alındığında, davacının ortaklardan biri konumunda olup davalı ile işçi ve işveren ilişkisi bulunmadığının sabit olmasına göre, davacılar vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) “taleple bağlılık ilkesi” başlıklı 26/1 maddesinde, hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu ve talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda Mahkemece; ortaklığın tasfiyesine ilişkin asıl davada, hükme esas almaya yeterli nitelik ve nicelikteki 23.05.2023 tarihli tasfiye raporuna göre hüküm tesisi yoluna gidilmiş ise de, davalı tarafça açılan bir dava bulunmamasına rağmen '' davalı ... yönünden , 6.482,34 TL'nin, asıl dava tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine'' şeklinde taleple bağlılık kuralına aykırı şekilde davalı hakkında da tasfiye payına hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
3.Ayrıca aynı Kanunun 297. maddesinde, hükümde, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerinin yer alacağı belirtildikten sonra, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir.
Bu kapsamda; birleşen davada tek davacı bulunmasına rağmen birleşen dava yönünden kurulan hükmün 11. bendinde birden fazla davacı bulunuyor algısı yaratacak şekilde ''birleşen dava bakımından; davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden , 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine'' denilerek hüküm kurulması da yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1. Davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacılar yararına usulden BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.