Adi ortaklık iddiasıyla yatırım, makine ve tesis payı talep eden davacının, davalı tarafça ortaklık ve erişim engeli iddialarının reddi üzerine açtığı davanın temyiz incelemesi.
Özet: Davacının, davalı ile madencilik faaliyetleri üzerine 2016da başladığını iddia ettiği ve 2018 ile 2019 tarihli protokollerle desteklediği adi ortaklığın, kendisinin tesise alınmamasıyla fiilen sona erdiğini ve bu sebeple oluşan alacak ve tazminat taleplerini içeren davasında, ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi, davacının maden sahasına girişinin engellendiği, ortaklığın feshedildiği ve payının verilmediği iddialarını somut delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, davacı vekili bu kararı temyiz etmiştir.
3. Hukuk Dairesi         2025/2191 E.  ,  2025/5902 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1118 E., 2024/1351 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Taşköprü Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi
SAYISI : 2022/259 E., 2024/156 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin, davalının yıkama eleme tesisine 2016 Şubat ayında ortak olduğunu, yatırımlarıyla 03.01.2018 tarihli sözleşme ile kırma eleme tesisi de kurulduğunu, bu sözleşme kapsamında kırma eleme makinesi, yıkama eleme makinesi, trafo ve kantar aldığını, davalının sözleşmeye aykırı davranarak alınan makinelere el koyduğunu, adi ortaklığın konusunun yıkama eleme tesisi işi yapmak olduğunu, adi ortaklığa ilişkin yazılı sözleşmenin bulunmadığını, ancak ortak olduklarına ilişkin olarak kartvizit bastırdıklarını, facebook isimli sosyal medya sitesinde ortak olduklarını alenen ilan ettiklerini, adi ortaklığa sermaye olarak 2016 yılında değeri 120.000,00 TL olan taşınmaz ile 30.000,00 TL nakit para koyduğunu, ayrıca işletmenin malzemelerinin de müvekkili tarafından satın alındığını, ortaklığın şubat ayında faaliyete geçeceğinin ve %50 ortaklık şeklinde sürdürüleceğinin kararlaştırıldığını, aralarında anlaşma kurulurken köy muhtarı ....'ın da yanlarında bulunduğunu, işe başlarken davalıda 3 kamyon ve 1 kepçe, müvekkilinde 1 ekskavatör ile 1 kamyon bulunduğunu, müvekkili ile davalı arasında 16.05.2019 tarihinde yapılan protokole göre; 30.000 m³ taşın müvekkili tarafından kuma çevrilmesine karar verildiğini, ancak müvekkilin tesise alınmadığını, ortaklığın tasfiyesi sonucunda müvekkilin payının verilmediğini ileri sürerek; 16.05.2019 tarihli sözleşme hükümlerine göre müvekkilin payına düşen 10.000 m³ kumun bedelinin, müvekkili tarafından işlenmesi istenen 30.000 m³ taşın işlenmemesinden doğan zararın, 03.01.2018 tarihli sözleşmenin 5. maddesinde göre ödenmesi gereken cezai şartın, ortaklık kapsamında alınan makinelerin iade edilmemesi nedeniyle doğan zararın ve makinelerin bedellerinden, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 12.500,00 TL'nin 12.02.2020 (arabuluculuk son tutanak tarihi) tarihinden itibaren değişen oranlarda ticari temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacı ile 2017 yılında 6 aylık rödovans usulü sözleşme yapıldığını, 6 ayın sonunda da beceremediği için bu işi sonlandırdığını, bu süreç içerisinde de elektrik, mazot gibi borçların tamamının ödendiğini, davacı ile başka bir ortaklığının bulunmadığını, davacının sermaye olarak verdiğini iddia ettiği taşınmazı müvekkilinin kardeşine bedeli karşılığında sattığını, 30.000,00 TL nakit para vermediğini, davacı ile malzeme üretimi için 16.05.2019 tarihli protokol yapıldığını, saha girişine izin verilmediği iddiasının doğru olmadığını, kum ocağındaki malzemelerin adına kayıtlı olduğunu, davacının hiçbir hakkının bulunmadığını, iddia ettiği şekilde makine almadığını, davacı tarafça kırma eleme tesisi kurulmadığını, davacının alacağının bulunmadığını, davacının 16.05.2019 tarihinde iş makinesini müvekkiline devrettiğini, cari hesap hareketlerinden de anlaşılacağı üzere olay tarihinden sonra kum aldığını ve borcunun bir kısmını ödediğini, davacının daha borcunun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında imzalanan 03.01.20 18... .05.2019 tarihli protokoller ile adi ortaklık sözleşmesinin bulunduğu hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, ancak davacı tarafça; bu ortaklığın maden sahasına girmesinin engellenmesi ile son bulduğu, davalı tarafından maden sahasına alınmadığı ileri sürülmüş ise de; davacı tarafın maden sahasına alınmadığına dair bir belgenin dosya içerisinde mevcut olmadığı, davacının maden sahasına alınmadığı, adi ortaklık sözleşmesinin son bulduğu ve sözleşmeye aykırı paylaşım yapıldığına dair iddiasını ispatlayamadığı, taraflar arasındaki adi ortaklığın ayakta ve geçerli olduğu gerekçesiyle, ispat olunmayan davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında ortaklık 2016 yılı Şubat ayında yıkama eleme tesisi şeklinde kurulduğunu, adi ortaklığın kuruluşu esnasında sözleşme akdedilmemiş ise de dava konusu alana ilişkin davalı ile müvekkili arasında kira akdinin yapıldığını, söz konusu işletmenin malzemelerinin müvekkili tarafından alındığını, işe başlarken davalının elinde 3 kamyon, bir kepçe, müvekkilinin mülkiyetinde ise ekskavatör ile kamyon bulunduğunu ve ortaklık ilişkisi içinde söz konusu araçların çalıştığını, ortaklık öncesinde ve ortaklığın ilk yıllarında maden ocağı yıkama eleme tesisi iken müvekkilinin yaptığı yatırım ile kırma eleme tesisinin de kurulduğunu, bu sayede tesiste yıkama-eleme ve kırma-eleme işlemlerinin yapıldığını, müvekkili tarafından davalı ile kurulan ortaklık kapsamında 03.01.2018 tarihli sözleşmede belirlenen 280.000,00 TL karşılığında kırma eleme makinesi, 135.000,00 TL yıkama eleme makinesi, 13.000,00 TL'ye trafo ve 30.000,00 TL'ye kantar alındığını, sözleşmede davalının mal sahibi sıfatıyla yer aldığını, adi ortaklığın davalının taahhüt ettiği yükümlülükleri yerine getirmemesi sebebiyle zarar gördüğünü, 16.05.2019 tarihli protokole göre müvekkilinin dava konusu maden ocağından 10.000 m³ işlenmiş kum alması gerektiğini, dönem şartlarında taşın kuma dönüştürülmesi işlemi sonucunda müvekkilinin her bir m3 kumdan tüm giderler düşüldükten sonra net kârının 40,00 TL olduğunu, 16.05.2019 tarihli protokolden sonra müvekkilin 30.0 00... taşın kırma işlemlerine başladığını, 12.07.2019 tarihi itibariyle davalının müvekkilini kum ocağına almamaya başladığını, müvekkilinin de bunun üzerine mahkemeye başvurarak 19.07.2019 tarihinde ihtiyati tedbir kararı aldığını, bu tarih itibariyle ortaklığın sona erdiğini, bilirkişi raporunun hükme esas alınacak nitelikte olmadığını, bilirkişilerin hâkim yerine geçerek karar verdiğini, taleplerinin davalının sözleşme hükümlerine aykırı davranması sonucunda dört farklı alacak kalemlerinin hesaplanarak tahsili istemine ilişkin olduğunu, buna göre 16.05.2019 tarihli protokol ile müvekkile 10.000 m³ kum verilmesi, 03.01.2018 tarihli sözleşmenin 5. maddesi uyarınca cezai şartın ödenmesi, davalı ile kurulan ortaklık kapsamında ve 03.01.2018 tarihli sözleşme ile alındığı belirlenen kırma eleme makinesi, yıkama eleme makinesi, trafo, kantarın müvekkile iade edilmemesi nedeniyle makinelerin bedelinin ödenmesinin gerektiğini, davalı cevap dilekçesi sunmadığı halde tanıkların dinlenmesinin ve tespit edilen beyanları doğrultusunda hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir.
Derece Mahkemelerinin de kabulünde olduğu üzere, taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesi kurulduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Adi ortaklık doktrinde, “emeklerini veya araçlarını herhangi bir müşterek amaç doğrultusunda birleştirerek, bu amaca ulaşma konusunda birlikte çaba göstermeyi sözleşmeyle birbirlerine karşı yükümlenen kişilerce oluşturulan, tüzel kişiliği bulunmayan bir kişi topluluğudur.” şeklinde tanımlanmıştır.
Adi ortaklığın sona ermesinin en önemli sonuçlarından biri ortaklığın tasfiye aşamasına girmesidir. Zira, sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle birlikte, adi ortaklık hemen ortadan kalkmaz; sadece sona erme sebeplerinin varlığı ortaklık bünyesinde bir takım değişiklikler meydana getirerek, ortaklığın tasfiye aşamasına girmesine neden olur. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiyenin tamamlanması ile ortadan kalkar. Bu bağlamda tasfiye; ortaklar arasındaki ilişkinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülür, borçlar ödenir, sermaye değerleri ortaklara iade edilir ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kâr ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılır.
Ortaklar tasfiyeyi istememiş olsalar bile, ortaklık sona ermekle kendiliğinden tasfiye aşamasına girer.
Somut olayda, davacı; davalı tarafından tesise alınmadığını, ortaklığın tasfiyesi sonucunda payının verilmediğini iddia etmiş, davalı ise adi ortaklığın devam ettiği iddiasında bulunmamıştır. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince; ortaklar arasındaki ilişkinin tamamen sona erdirilmesine yönelik işlemlerin yapılması kanuni bir zorunluluktur. Tasfiyede sözleşme özgürlüğü esasının benimsenmesinin bir sonucu olarak ortaklar; ortaklığın tasfiyesi bakımından kanundaki hükümlere uygun tasfiyeyi kendi aralarında anlaşarak gerçekleştirebilirler. Ancak tasfiye husunda ortaklar anlaşamazlar ve tasfiye istemi ile mahkemeye başvururlarsa, bu durumda tasfiyenin mutlaka mahkeme tarafından bizzat gerçekleştirilmesi gerekir.
Tasfiyenin ne şekilde yapılacağını düzenleyen 6098 sayılı Kanunun 644. maddesinin ilgili bölümü şöyledir; "Ortaklığın sona ermesi halinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dahil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar tasfiye işlemlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları halinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hakim tarafından atanması isteminde bulunabilirler." denilmiştir.
O halde adi ortaklığın tasfiyesi ya ortakların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Bunun dışında bir olanak yoktur.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde düzenlenmemiş olması nedeniyle ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hâkim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 634 ve devamı maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse,değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre, tarafların hak ve yükümlülükleri belirlenip, tasfiye işleminin sonuçlandırması ve bu doğrultuda hüküm oluşturulması gerekmektedir.
Buna göre, İlk Derece Mahkemesince; taraflar arasındaki ortaklığın fiilen sona erdiği tarihin tespit edilmesi ve taraflar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik tasfiyenin, yukarıda açıklandığı üzere gerçekleştirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.