İşveren tarafından döviz kurundaki değişimler sebebiyle revize edilmek istenen iş sözleşmesinin işçi tarafından kabul edilmemesiyle oluşan fesih sonrası ihbar tazminatı farkı, ilave tediye ve sözleşmesel cezai şart alacakları hususunda işveren vekilinin temyiz incelemesi.
Özet: Davacı işçinin, davalı işveren tarafından sözleşme koşullarında değişiklik teklifini reddetmesi üzerine iş sözleşmesinin feshedilmesi sonrası ödenmeyen ilave tediye, eksik hesaplanan ihbar tazminatı ve sözleşmede yer alan 6 aylık net ücret tutarındaki cezai şart alacaklarının tahsili talebiyle açtığı davada; ilk derece mahkemesi, işverenin 6772 sayılı Kanun kapsamında olduğu ve sözleşmedeki cezai şart hükmünün geçerli olduğu gerekçeleriyle bu alacakların kısmen kabulüne karar vermiş; davalı işverenin istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi de ilk derece mahkemesi kararını usul ve esas yönünden hukuka uygun bularak istinaf başvurusunu esastan reddetmiş olup, dava dosyası davalı tarafın temyizi ile Yargıtay önüne gelmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2025/6162 E.  ,  2025/8122 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2023/4394 E., 2025/1081 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 43. İş Mahkemesi
SAYISI: 2021/1313 E., 2023/468 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işveren nezdinde 08.05.2006-14.11.2016 tarihleri arasında sağlık emniyet ve çevre direktörü olarak görev yaptığını, işveren tarafından sözleşme ile belirlenen çalışma koşullarında işçi aleyhine değişiklik yapılmak istendiğini, davacının bunu kabul etmemesi üzerine iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından sona erdirildiğini, ancak taraflar arasında imzalanan sözleşme ile ihbar süresinin 52 hafta olacağının ve işçiye tüm yasal hakları dışında ayrıca 6 aylık net ücreti tutarında tazminat ödeneceğinin düzenlenmiş olmasına rağmen bu ödemelerin yapılmadığını belirterek iki aylık ilave tediye alacağı, ihbar tazminatı ile 6 aylık net ücret tutarında tazminat (cezai şart) alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkili Şirkette en son Genel Müdür yardımcısı olarak çalıştığını, 01.11.2016 tarihli Yönetim Kurulu toplantısında, döviz kurlarında yaşanan değişimler ve ücret politikası gereğince Genel Müdür yardımcılarının sözleşmelerinin Türk lirası olarak revize edilmesine karar verildiğini, davacının alınan bu kararı üye olarak kabul edip ihtirazı kayıtsız imzaladığını, 14.11.2016 tarihinde davacıya revize iş sözleşmesi gönderildiğini ancak davacının değişikliği kabul etmediğini bildirdiğini, iş sözleşmesinin bu sebeplerle geçerli nedenle sona erdirildiğini, davacının ihbar tazminatı ve tüm yasal haklarının ödendiğini, müvekkili Şirketin 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun (6772 sayılı Kanun) kapsamında olmadığını, sözleşmede düzenlenen 6 aylık ücret tutarında cezai şartın geçersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı tarafça davacıya fesihten sonra ihbar tazminatı ödendiği göz önüne alındığında, iş sözleşmesinin davacının ihbar tazminatına hak kazancağı şekilde sona erdiği hususunun ihtilaf dışı olduğu, hükme esas alınan 24.04.2023 tarihli bilirkişi ek raporu doğrultusunda davacının 153.625,98 USD fark ihbar tazminatı alacağı bulunduğunun kabul edildiği, taleple bağlılık ilkesi gözetilerek davacı yararına 10,00 USD fark ihbar tazminatına hükmedilmesi gerektiği, Yargıtay denetiminden geçen yerleşik içtihatlar uyarınca davalının 6772 sayılı Kanun kapsamında olduğu, buna göre davacının ilave tediye alacağı talebinin kabulü gerektiği, taraflar arasında imzalanan 08.05.2006 tarihli iş sözleşmesinin 8.3 maddesinde " İşveren tarafından sözleşmenin ihbarlı ve ihbarsız feshi halinde işçiye Türk İş Mevzuatının gerektirdiği tazminatlar ve diğer tüm hakların yanında 6 aylık net ücreti kadar tazminat ödeyecektir." düzenlemesine yer verildiğinin anlaşıldığı, bu durumda davacının cezai şart talebinin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hâkiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davacıya ihbar tazminatı ödemesinin eksiksiz yapıldığını,
2. Müvekkili Şirketin özel hukuk tüzel kişisi olduğunu, buna göre davacının ilave tediye alacak hakkı bulunmadığını,
3. Belirsiz süreli iş sözleşmelerinde düzenlenen cezai şartın geçersiz olduğunu, dava konusu sözleşme ve şartları dikkate alındığında sözleşmenin cezai şartı düzenleyen 8/3 hükmünün Yargıtayın yerleşik içtihatları ve yasal mevzuat karşısında geçerliliğinin bulunmadığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi hâlde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Nitekim Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas 1992/4 Karar sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta İlk Derece Mahkemesince 21.09.2023 tarihli celsede davacı vekiline tefhim edilen kısa kararda "davanın kabulüne" dair karar verilmiş olup gerekçeli kararın hüküm fıkrasında "davanın kısmen kabulüne" dair karar verilmiştir. Bu şekilde gerekçeli karar ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması başlı başına bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.