Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin, işçinin yurt dışı şantiyesinde organik bağ ile çalıştığı iddiasıyla açtığı işçi alacakları davasında işveren sorumluluğunun değerlendirildiği temyiz kararı.
Özet: Davacının yurt dışı şantiyelerinde kalıpçı ustası olarak çalıştığı dönemde iş sözleşmesinin haksız feshedildiği ve fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmediği iddiasıyla ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarının tahsilini talep ettiği davada; davalı, kendi işçisi olmadığını, husumet itirazında bulunarak organik bağ ve alt/asıl işveren ilişkisi olmadığını, ücret ödemesi yapmadığını ve Türk hukukunun uygulanamayacağını savunmuştur. İlk derece mahkemesi ise davalı şirket yetkilileri ile dava dışı şirket kurucularının aynı kişiler olması, sosyal medya paylaşımları ve emsal dosyalardaki tanık beyanları gibi delillere dayanarak davalı ile dava dışı şirketler arasında fiilî ve organik bağ bulunduğunu tespit etmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2025/5230 E.  ,  2025/7270 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

SAYISI : 2024/247 E., 2025/58 K.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 10.09.2020-09.07.2021 tarihleri arasında kesintisiz şekilde dava dışı .... Ltd. Şti. (... Şirketi) ile aralarında fiilî ve organik bağ bulunan davalı ... Acentesi Ltd. Şti.'ne ait yurt dışı şantiyelerinde ve alt işverene bağlı şekilde kalıpçı ustası olarak çalıştığını, aylık ücretinin net 2.000,00 Amerikan doları (USD) olduğunu, iş sözleşmesinin işveren tarafından gerekçe gösterilmeksizin bildirimsiz şekilde feshedildiğini, davacının haftanın 7 günü sabah 07.00 ile akşam 19.00 saatleri arası ancak iş yoğunluğuna göre kimi zaman gece 23.00 saatlerine kadar çalıştığını, buna karşın fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek ihbar tazminatı ve eksik ödenen ücret alacağı yönünden davanın kısmi dava; fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri alacakları yönünden davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirtmek suretiyle sözü edilen alacakların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, davalı Şirketin davacının asıl işveren veya alt işvereni olmadığını, husumet itirazında bulunduklarını, davacının dava dışı ... merkezli ... Şirketinin işçisi olduğunu ve davacının çalıştığını iddia ettiği ... şantiyesinin anılan Şirkete ait olduğunu, davalı Şirketin bu işyerinde hiçbir ad altında mal veya hizmet üretim faaliyetinin bulunmadığını, yine organik bağın da söz konusu olmadığını, davacı işçi ile davalı Şirket arasında herhangi bir resmî bağlantının bulunmadığını, davalı Şirket ile dava dışı ... Şirketi arasında birlikte çalışma hususunda bir kısım ön görüşmeler yapıldığını, bu sebeple ... Turizm Merkezi projesinin davalının internet sitesine devam eden proje olarak eklendiğini, ancak anlaşma yapılamadığından neticede projede yer alınmadığını, davacıya; davalı Şirket tarafından ücret ödemesi yapılmadığını, davacıya banka hesabına ilişkin hesap hareketlerinde bu durumun belli olduğunu, davalı Şirketin davacının çalıştığını iddia ettiği zaman dilimi içinde faaliyet değişikliğine gittiğini, uyuşmazlığın çözümünde Türk hukukunun uygulanamayacağını ve Türk mahkemelerinin yetkili olmadığını, davacının işvereni olan dava dışı ... Şirketinden davacı ile yapılan iş sözleşmesinin ve istifa beyanının temin edildiğini, istifa eden davacının ihbar tazminatı talep edemeyeceğini, uyuşmazlığa Özbekistan hukukunun uygulanması gerektiğini, ayrıca davanın dava dışı ...İklimlendirme Şirketlerine ihbar edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2. İhbar olunan ... Şirketi vekili dilekçesinde; husumet itirazında bulunarak davacı ile herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını savunmuştur.
3. İhbar olunan ... Şirketi vekili dilekçesinde; husumet itirazında bulunarak davacı ile herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını savunmuştur.
4. İhbar olunan ... Şirketi vekili dilekçesinde; husumet itirazında bulunarak davacı ile herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 24.08.2023 tarihli kararı ile; dosya kapsamında yer alan beyan ve deliller ile davalı Şirkete karşı ... mahkemelerinde açılmış olan seri mahiyetteki dosyalardaki tanık beyanları bütün olarak incelendiğinde; davalı Şirketin ortak ve yetkilileri ile dava dışı ... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin kurucularının ... ve .... olarak aynı kişiler olduğu, yine dava dışı ...Danışmanlık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi kurucularının ise ...., .... ve .... olduğu, davalı Şirket yetkilisi ...'nın sosyal medya hesaplarında davacının Özbekistan’da çalıştığı ... Şirketi projesinde yer alındığına dair isim ve amblemli görseller paylaştığı, başka mahkemelerde açılan emsal dosyalarda dinlenen tanıklarca davalı Şirket yetkilisi .... tarafından yönlendirildikleri ve ...'nın iş boyunca kendilerinin başında olduğuna ilişkin beyanları ile buna ilişkin ...'ya ait sunulan sosyal medya görsellerinde ... Şirketine ait logolu kıyafet ile .../Özbekistan paylaşımları, whatsapp grup mesajlarında ismi yer alan .... isimli kişiye ait ... hesabından yapılan paylaşımlar incelendiğinde ise; ...'nin görselinin altında ... Şirketinin adının yer aldığı ve davalı Şirket yetkilisi .... ile ... Şirketinde yönetici sıfatıyla yer alan ...'nin faaliyet konuları tümüyle aynı olan ... Danışmanlık San. ve Tic. Ltd. Şti.nin kurucu ortakları olduğu, davacının çalıştığı ve davalı ile organik bağı bulunmadığı iddia olunan ... Şirketinin internet sitesi incelendiğinde, "Projeler" başlığı altında yer alan projeler ile davalı Şirketin internet sitesinde yer alan projelerin aynı olduğu, her iki Şirketin birlikte faaliyette bulunduğu ve davalı Şirket ile davacının çalıştığı ... Şirketi arasında fiilî organik bağ bulunduğu, davacının her iki Şirket tarafından birlikte istihdam edildiği ve davalının husumet itirazının yerinde olmadığı kanaatine varıldığı, davacı işçi ile ... Şirketi arasında İngilizce/Rusça dilinde hazırlanmış yurt dışı iş sözleşmesi sunulduğu, ancak Türkçe tercümesinin sunulmadığı, tercümesi ibraz olunan iş sözleşmesinin ise davacı işçiye değil başka bir işçiye ait olduğu, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından davanın tarafları arasında imzalanmış yurt dışı iş sözleşmesine rastlanılmadığının bildirildiği, davacının İngilizce/Rusça dillerini bildiğinin ileri sürülüp kanıtlanamadığı, bu nedenle taraflarca bir hukuk seçimi yapıldığının kabul edilemeyeceği, davacının davalı Şirket tarafından yurt dışında çalışmak üzere gönderildiği, yurt dışı işyerinde davalının organik bağ içerisinde bulunduğu ve o yer mevzuatına göre kurulmuş Şirkette çalıştırıldığının sabit görüldüğü, bu nedenle Türk hukukunun uygunlanması gerektiği, davacıya ait yurda giriş çıkış kayıtları dikkate alınarak benimsenen bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere davacının davalı işyerinde 10.09.2020-09.07.2021 tarihleri arasında 10 ay hizmet süresinin bulunduğu, en son aylık ücretinin net 2.000,00 USD olduğu, aylık sosyal yardımların 150,00 USD kabul edildiği, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin davalı işveren tarafından ispat olunmadığı, davacının fazla çalışma yaptığı, ayda iki defa hafta tatillerinde ve dinî bayramların ilk günü hariç geri kalan ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının ancak karşılığı ücretlerin ödenmediğinin anlaşıldığı ve taleple bağlı kalındığı belirtilerek ihbar tazminatı, bakiye ücret alacağı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 24.08.2023 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 07.03.2024 tarihli kararı ile; dosyada yer alan deliller, tanık beyanları gözetildiğinde davalı Şirketin davacının işçilik alacaklarından sorumlu olduğu, dosyaya geçerli şekilde hukuk seçimi yapıldığına dair Türkçe çevirisi yapılmış iş sözleşmesi sunulmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 07.03.2024 tarihli kararının süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece; iş sözleşmesinin kurulması ve devamı sırasında davalı Şirket tarafından davacı işçi üzerinde yurt dışında kendilerince sürdürülen inşaat projelerinde çalıştırılacağı ve dolayısıyla işçilik alacaklarının kendilerince karşılanacağı hususunda söz ve davranışlarla güven oluşturulduğu, bu itibarla güven teorisi ilkesi gereği davalı ile dava dışı ... Şirketinin (iş sözleşmesinin işveren olarak tarafı olan) birlikte işverenliğinin kabulü gerektiğinden davacının alacaklarından davalı Şirketin sorumlu tutulmasının dosya kapsamına uygun olduğu, ancak bununla birlikte davacının Özbekistan'da bulunan ... Turistik Merkezi projesinde çalıştırılması için yapılan iş sözleşmesinin Rusça ve İngilizce düzenlenmiş olduğu, davacının bu dilleri bildiğine dair delil sunulmadığı, bu nedenle sözleşmenin hukuk seçimine ilişkin hükümlerinin geçerli olmadığı, daha sıkı ilişkili hukukun da Türk hukuku olmadığı, buna göre ise uyuşmazlığa tüm çalışma dönemi için 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/2 hükmü gereği mutad işyeri hukuku olan Özbekistan hukukunun uygulanması gerektiği gözetilmeksizin Türk hukuku uygulanmak suretiyle sonuca gidilmesinin hatalı bulunduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay bozma ilâmına uyularak devam olunan yargılamada, Rusça ve İngilizce düzenlenmiş olan iş sözleşmesindeki hukuk seçimine ilişkin hükümlerin davacının bu dilleri bildiğine dair delil sunulmaması nedeniyle geçerli olmadığı ve daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olmadığı anlaşılan tüm çalışma dönemi için 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmü uyarınca mutad iş yeri hukuku olan Özbekistan Hukuku uygulanması gerektiği, davalı vekilince süresi içerisinde sunulan cevap dilekçesinde zamanaşımı def'i ileri sürülmemiş ise de bozma ilâmı sonrasında cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı def'inde bulunulmakla bozmanın mahiyeti ve emsal Yargıtay ilâmları da dikkate alınarak davalı tarafça usule uygun şekilde zamanaşımı def'inde bulunulmuş olunduğunun kabulü gerekmekle davacı vekilinin aksi yöndeki itirazlarının yerinde görülmediği, bozmadan sonra davalı vekilince noter onaylı olarak Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu tercümesinin dosyaya sunulmuş olduğu Özbekistan İş Kanunu'nun 270. maddesinin: “İş uyuşmazlıklarının çözümü için son başvuru tarihleri mahkemeye veya iş uyuşmazlık komitesine başvurmak için son tarihler aşağıdaki şekilde belirlenmiştir:
-İşi geri alınması ile ilgili anlaşmazlıklar için çalışanla iş sözleşmesini feshetme kararın fotokopisi çalışana teslim tarihinden itibaren bir ay;
-İşverenin neden olduğu maddi zararın çalışan tarafından tazminine ilişkin anlaşmazlıklarda işverenin neden olduğu zararı keşfettiği tarihten itibaren bir yıl;
-Diğer iş uyuşmazlıkları için çalışanın hakkının ihlal edildiğini öğrendiği veya öğrenmesi gerektiği günden itibaren üç ay.
-İşbu Maddede belirtilen son tarihlerin geçerli nedenlerle kaçırılması halinde, mahkeme veya iş uyuşmazlık komisyonu tarafından süre eski haline getirilebilir.
-Çalışanın sağlığına verilen zararın tazminine ilişkin anlaşmazlıklarda, mahkemeye başvurma süresi belirlenmemiştir” şeklinde düzenlenmiş olduğu, sürelerin düzenlenme şekli ve madde metninin lafzı itibarıyla hak düşürücü nitelikte olduğu kanaatine varıldığı, dosya kapsamına göre yapılan incelemede; işçilik alacaklarının tahsili için açılan davada Özbekistan hukukuna göre hak düşürücü sürenin 3 ay olduğu, davacının iş sözleşmesinin 09.07.2021 tarihinde feshedildiği, davanın ise davacının davalı ile iş ilişkisi sona erdikten ve hak düşürücü süre geçtikten sonra 12.04.2022 tarihinde açılmış olduğu, ayrıca davacı tarafın hak düşürücü nitelikteki üç aylık sürenin kaçırılması hususunda geçerli bir mazeretinin bulunduğunu ileri sürmediği gibi dosyaya sürenin kaçırılmasının haklı nedenlere dayandığını ispata yarar herhangi bir somut delil de sunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Uyuşmazlığa Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı kararında bahsi geçen kriterler dikkate alınarak Türk hukukunun uygulanması gerektiğinin gözetilmemesinin hatalı olduğu,
2. 5718 sayılı Kanun'un 27/4 hükmünde hâkime mutat işyeri hukuku ile daha sıkı ilişkili hukukun hangisinin uygulama alanı bulacağı hususunda takdir yetkisi tanındığını, Anayasa Mahkemesinin kararında vurgulandığı üzere uygulanacak hukukun tespitinde işçiyi korumasının Anayasal bir zorunluluk olduğunu,
3. Bahsi geçen karardaki kriterler dikkate alındığında; uyuşmazlığın her iki tarafının da tabiiyetinin Türk olduğu, tarafların yerleşim yerlerinin Türkiye olduğu, ödemelerin Türk Bankasına yapılmış bulunduğu ve işçi lehine yorum yapılması gerektiği gözetilerek uygulanması gereken hukukun Türk hukuku olduğunu,
4. ... 560. maddesinde 6 ay içinde dava açılması gerektiğinin düzenlenmiş olduğunu, bunun zamanaşımı değil, başvuru bakımından dava şartı olduğunu ve dava şartının usule ilişkin bir kavram olmakla yokluğunda davanın usulden reddedilmesi gerektiğini, Özbek kanun metnindeki düzenlemenin usule ilişkin olmakla bu davada uygulanamayacağını, ayruca Özbekistan Kanunu'nda zamanaşımı müessesesi de olmadığından davanın zamanaşımına uğramadığını, hâkimin uyuşmazlığa kendi hukukunu uygulaması gerektiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, mahkemeye başvuru süresinin geçip geçmediği, başvuru süresinin niteliği ile zamanaşımı konularına ilişkindir.
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir (Vahit Doğan, Milletlerarası Özel Hukuk, ..., 2022, s.315; Gülin Güngör, Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., 2021, s.127). Buna göre Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu'nun bu konudaki hükümlerinin uyuşmazlıkta uygulanması, 5718 sayılı Kanun'un 2. ve 8. maddelerinin bir gereğidir. Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu'nun bireysel iş uyuşmazlığının çözümü için mahkemeye başvurma sürelerinin düzenlendiği 270. maddesinde sözü edilen sürelerin zamanaşımı süresi niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Diğer taraftan yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda kamu düzeni, 5718 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca uygulama alanı bulmakta olup söz konusu hüküm “Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hallerde Türk hukuku uygulanır.” şeklindedir.
Türk kamu düzeninin ihlali sonucunu doğuracak hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlali hâlinde söz konusu olmaktadır. Ancak her emredici hükmün ihlalinin veya her emredici hükmü ihlal eden bir (yabancı) kuralın, Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Öyleyse iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi; Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda (Anayasa) yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir.
Zamanaşımı süresi, kamu düzenine ilişkin olmadığından dava konusu uyuşmazlığa uygulanan yabancı hukuktaki zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmiştir. Nitekim iç hukukumuzda işe iade davalarında 1 aylık arabulucuya başvuru süresi, işe iade davalarında arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabileceğine ilişkin süre, yine idare mahkemesinde dava açmak için öngörülen 60 günlük dava açma süresi daha kısa olup iç hukukumuzdaki 3 aydan daha kısa sürelerle yapılan uygulamaların kamu düzenine aykırı olmadığı kabul edildiğinden, dava konusu uyuşmazlığa uygulanan Özbekistan hukukundaki 3 aylık zamanaşımı süresinin kamu düzenini ihlal eder nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, dava tarihi itibarıyla Kanun'da yer alan zamanaşımı süresinin dolduğu ve davalı tarafından da süresinde verilen cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla usulüne uygun şekilde zamanaşımı def'inde bulunulduğu anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince söz konusu sürelerin hak düşürücü süre olarak nitelendirilmesi hatalı ise de bu hata sonuca etkili görülmemiştir.
Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler yukarıdaki paragrafta açıklanan sebeplerle kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
02.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Türk hukukunda maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımına uygulanacak hukuk, 5718 sayılı Kanun'un 8. maddesinde, "Zamanaşımı, hukukî işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir." şeklinde düzenlenmiştir.
Yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda kamu düzeni, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca uygulama alanı bulmakta olup söz konusu hüküm "Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır." şeklindedir.
Yabancılık unsuru taşıyan hukuki uyuşmazlığa uygulanacak hukuk yabancı devletin hukuku ise kural, yabancı hukukun uygulanmasıdır. Bununla birlikte yabancı hukukun uygulanmasının sınırı, doğacak hukuki sonuçların Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmamasıdır. Bir yabancı hukuk kuralı Türk hukukunun temel değerlerine, genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine aykırı olması hâlinde kamu düzenimize aykırılığı söz konusu olabilir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararı).
Zamanaşımının bizzat kendisi kural olarak kamu düzenini ilgilendiren bir konu olmadığından yabancı hukukta zamanaşımı süresinin Türk hukukundan farklı düzenlenmiş olması, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi kapsamında kamu düzeni müdahalesi gerektirmez. Buna karşılık, uyuşmazlığa uygulanacak olan yabancı hukukta talep hakkının hiç zamanaşımı süresine tâbi tutulmaması, Türk hukukuna nispetle fevkalade kısa bir zamanaşımı süresine tâbi tutulması veya talep hakkında aşırı derecede uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmesi hâllerinde 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi gereğince kamu düzeni müdahalesinin kabul edilmesi gerekmektedir (Ergin Nomer, Devletler Hususi Hukuku, ..., Yirmi Birinci Baskı, 2015, s.214; Vahit Doğan, Milletlerarası Özel Hukuk, ..., Sekizinci Baskı, 2022, s.314; Gülin Güngör, Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., İkinci Bası, 2021, s.126; Mesut Aygün, Ali Önal, "Yargıtay Kararları Işığında Milletlerarası Özel Hukukta Zamanaşımı", Legal Hukuk Dergisi, C. 14, 2016, S. 165, s. 4914).
Somut olayda davacının Özbekistan'da geçen çalışması yönünden uyuşmazlığa uygulanan Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu'nun 270. maddesinde, iş anlaşmazlıklarının çözülmesi bakımından mahkemeye veya iş uyuşmazlık komitesine başvurulması için gereken süreler "...-İşi geri alınması ile ilgili anlaşmazlıklar için çalışanla iş sözleşmesini feshetme kararın fotokopisi çalışana teslim tarihinden itibaren bir ay;
-İşverenin neden olduğu maddi zararın çalışan tarafından tazminine ilişkin anlaşmazlıklarda işverenin neden olduğu zararı keşfettiği tarihten itibaren bir yıl;
-Diğer iş uyuşmazlıkları için çalışanın hakkının ihlal edildiğini öğrendiği veya öğrenmesi gerektiği günden itibaren üç ay.
-İşbu Maddede belirtilen son tarihlerin geçerli nedenlerle kaçırılması halinde, mahkeme veya iş uyuşmazlık komisyonu tarafından süre eski haline getirilebilir.
-Çalışanın sağlığına verilen zararın tazminine ilişkin anlaşmazlıklarda, mahkemeye başvurma süresi belirlenmemiştir” şeklinde açıklanmaktadır.
Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 36/1 hükmünde, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla, mahkemeye erişim hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.
Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu'nun 270. maddesinde öngörülen 3 aylık zamanaşımı sürelerinin fevkalade kısa olduğu, yurt dışında yaptığı çalışmalardan kaynaklı alacakları için Türkiye’de dava açan işçinin mahkemeye erişim hakkını oldukça kısıtladığı açıktır. Sonuç olarak, Anayasa’da temel hak ve özgürlükler arasında yer alan hak arama özgürlüğüne aykırı olan 3 aylık zamanaşımı sürelerinin kamu düzenini ihlal edici nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu'nun 270. maddesinde 3 aylık zamanaşımı süresi öngören kural, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca kamu düzeni müdahalesi ile bertaraf edilmelidir.
Kamu düzeni müdahalesi neticesinde yabancı hukukunun ilgili hükmünün olayda uygulanmaması ile ortaya çıkan boşluğun ise öncelikle yetkili yabancı hukuktaki başka bir hüküm ile doldurulması gerektiği prensip olarak kabul edilmektedir. Bu şekilde söz konusu boşluğun doldurulamaması hâlinde hâkimin kendi hukukunu olaya uygulayarak uyuşmazlığı çözmesi gerekmektedir (Nomer, s.179-180; Doğan, s.260-261).
Somut olayda, Türk kamu düzenine aykırı olduğu için Özbekistan'da geçen çalışma dönemleri için uyuşmazlıkta uygulanmaması gereken 3 aylık zamanaşımı sürelerinin yerine, öncelikle yetkili yabancı hukuklardaki uygulanan genel zamanaşımı süreleri araştırılmalıdır. Tespit edilen genel zamanaşımı süreleri, Türk kamu düzenine aykırı olmadığı sürece, genel zamanaşımı sürelerine öncelik verilmelidir. Ancak yetkili yabancı hukuklarda öngörülen genel zamanaşımı sürelerinin dahi Türk kamu düzenine aykırı olduğu tespit edilirse, bu durumda hâkimin hukuku olan Türk hukukunda uygulanan zamanaşımı süreleri dikkate alınmalıdır.
Açıklanan nedenlerle Özbekistan'da geçen çalışma dönemi için Özbekistan hukukunda yer alan 3 aylık zamanaşımı sürelerinin kısa olmadığı ve 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca kamu düzeni müdahalesini gerektirmediği yönündeki Sayın Çoğunluğun kararına katılamıyoruz.