Mübadil mirası orman vasfını kaybeden arazideki tapu iptali, tescil veya tazminat talepli davada Yargıtay, eksik inceleme ve taraf teşkili nedeniyle kararı bozdu.
Özet: Mirasçı davacılar, mübadil murislerine ait olduğu ve sonradan 4785 sayılı kanunla devletleştirilip 2/B vasfıyla hazine adına tescil edilen orman vasfındaki taşınmazların kendi adlarına tescilini, mümkün olmazsa bedelsiz eşdeğer mal verilmesini veya tazminat ödenmesini talep etmiş; ilk derece mahkemesi devletleştirme gerekçesiyle davayı reddetmişse de, temyiz incelemesi sonucunda, davacıların murisine ait tapu kaydının araştırılması, bedel ödenip ödenmediğinin tespiti, taraf teşkilinin tamamlanması ve yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
8. Hukuk Dairesi         2024/5627 E.  ,  2025/5963 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2013/475 E., 2024/185 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili dava dilekçesinde; ... ili ... ilçesi ... Çiftliği sınırları içindeki dava konusu taşınmazın davacıların murisi ... mübadillerinden ...’e bu sıfatla verilen 432 dönüm ormanın içinde yer aldığını beyan ederek, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi gereğince orman vasfını kaybettiği için orman alanı dışına çıkarılarak ... Kadastro Müdürlüğünce Hazine adına tapuya tesciline karar verilen 732.459 metrekarelik alanın içinde yer alan toplam 505 adet parselin her birinin ayrı ayrı ... hissesinin, davalı adına tesis olunan kaydının iptali ile davacılar adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiş; davacılar vekili 23.02.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile davasını terditli hale getirerek davalı Hazine adına kayıtlı dava konusu taşınmazın 432000/759429 hissesinin iptali ile davacılar adına veraset ilamı doğrultusundaki payları oranında tesciline, tapunun iptali ve adlarına tescilinin mümkün olmaması halinde dava konusu taşınmaza emsal bir taşınmazın Hazine tarafından bedelsiz olarak davacılara verilmesine, bu talepler kabul görmez ise davacıların uğradığı zararlar için dava konusu taşınmazın bilirkişilerce tespit edilecek rayiç değeri üzerinden hesaplanmak üzere fazlaya ilişkin hakları ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL tazminatın işleyecek en yüksek faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 08.10.2012 tarihli ve 2011/344 Esas, 2012/546 Karar sayılı kararıyla; "Dava konusu arazinin 1939 yılında 3116 sayılı Orman Kanununa göre yapılan ilk orman tahdit uygulaması sırasında 432 dönüm tapulu orman ve çiftlik olması sebebiyle içinde tahdit uygulamasının yapılmadığı, 4785 sayılı Orman Kanununa Bazı Hükümler Eklenmesine ve Bu Kanunun Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4785 sayılı Kanun)
gereği var olan ormanların devletleştirilmiş olması sebebiyle davacıların murisine ait 18.09.1930 tarihli kaydın 03.07.1947 tarihinde iptal edildiği, taşınmazın 5658 sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun gereğince sahiplerine iadesinin yapılmadığı, 6831 sayılı Kanun hükümleri gereği değişik 1744 sayılı Kanun 2. madde uygulaması ve 2896 uygulamalarında Devlet ormanı vasfını koruduğu, 4785 sayılı Kanun uyarınca yürürlüğe girdiği tarihte var olan gerçek veya tüzel kişilere, vakıflara, köy, belediye, özel idare kamu tüzel kişiliklerine ilişkin bütün ormanların bu kanun gereğince devletleştirildiği, bu ormanların hiçbir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devlete geçtiği gerekçesiyle davanın reddine" karar verilmiştir.
Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 23.05.2013 tarihli ve 2013/639 Esas, 2013/6060 Karar sayılı ilamıyla; "... Mahkemece; öncelikle, davacıların dayandığı 18.09.19 30... nolu tapu kaydı tüm geldi ve gitti kayıtları ile birlikte getirtilerek 4785 sayılı Kanun kapsamında tapudan terkin edilip edilmediği, terkin edilmiş ise tapu kaydı maliki olan murise veya onun mirasçılarına para ödenip ödenmediği araştırılmalı, 1 10... ilâ 17, 1 11... , 2 ve 3, 1 12... ilâ 13, 1 13... , 2 ve 1 14... ilâ 13 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin tapu kayıtları ile eğer itirazlı iseler dava dosyaları, itirazlı olduğu anlaşılan 1 01... , 1 05... ve 2, 1 08... , 1 15... ve 9, 1 18... , 1 22... , 1 23... , 1 26... ve 13, 1 27... , 1 33... , 1 34... , 1 36... ve 2, 1 38... , 1 39... , 9, 11, 13, 17... , 1 42... , 8, 10, 13, 14, 15, 17, 18, 20... , 1 43... , 1 47... , 1 48... ve 1 49... , 11, 13... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin dava dosyaları getirtilmelidir. Yukarıda parsel numaraları yazılı taşınmazlar dışında kalan ve dava dilekçesine ekli listede yazılı olan taşınmazların 2/B madde uygulamasıyla Hazine adına tapuya tescil ve beyanlar hanesine kullanıcıları olan kişilerin kullanımında olduğu şerh verilmiş olduğundan, bu kişiler davaya dahil edilmeli, taraf teşkili tamamlandıktan sonra mahkemece önceki bilirkişiler dışında seçilecek iki harita mühendisi aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, davacıların dayandığı 18.09.1930 tarih ve 7 nolu tapu kaydı Asliye Hukuk Mahkemesinin 1949/237-1950/751 sayılı dava dosyasındaki krokilerde dikkate alınarak mahalli bilirkişiler eliyle mahallinde uygulanmalı, tapu kaydı ile Asliye Hukuk Mahkemesinin 1949/237-1950/751 sayılı dava dosyasındaki krokiler mahallinde uygulanarak tapu kaydının kapsamı ve tapu kaydı kapsamında kalan taşınmazların ada ve parsel numaraları belirlenmeli, bilirkişilere, tapu kapsamını belirleyen, tapu kaydında okunan sınırları ayrı ayrı harita üzerinde gösterir şekilde denetlemeye elverişli kroki çizdirilmeli ve yörede 3402 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanunun 8. maddesiyle eklenen Ek 4. madde gereğince kadastro işlemi yapıldığı anlaşıldığından, bu kadastro işlemine ilişkin tüm taşınmazları bir arada gösterir kadastro paftası getirtilerek, bu pafta üzerinde dayanılan tapu kaydının kapsadığı alan ile hangi kadastro parsellerini bu alan içinde kaldığını gösterir şekilde krokili ayrıntılı rapor alınmalıdır. Ayrıca, yörede Ek 4. madde gereğince yapılan kullanım kadastrosu sırasında kullanıcı olduğu beyanlar hanesinde şerh verilen ve davaya dahil edilen gerçek kişilerin iddia ve savunmaları dinlenmeli, gösterecekleri deliler mahkemece değerlendirilmelidir. Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma sonucunda tapu kaydı kapsamında olup Ek 4. madde gereğince yapılan kadastro sırasında Hazine adına tescil edilen parselle belirlendikten sonra bu parsellerden itirazlı olan parseller yönelik kadastro mahkemesinin görevli olup olmadığı değerlendirilmelidir. İtirazlı olmayan parseller acısından ise tüm deliller toplanarak davacıların dayandığı tapu kaydının 4785 sayılı Kanun kapsamında hukukî değerini yitirip yitirmediği, 6292 sayılı Kanunun 7. maddesi kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği düşünülerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; "Bilirkişi kök raporu ile de tespit edildiği üzere dayanak tapu kaydı olan ... köyü ... mevki ve 18.09.1930 tarih cilt:24 sayı:7 sıra:3'de kayıtlı vasfı “... Çiftliğinde ... Orman” olan ve sınırları: “Bir tarafı ... Çiftliği, diğer tarafı ..., diğer tarafı ... ve diğer tarafı ... merası ve ... Çiftliği ve ... telefon arkası ve yol” ile çevrili 432 dönümlük yerin, “ ... ... mübadillerinden ... 864 liralık alacağına mukabil ...” tapu senedi verildiği, Hazine tarafından 16.10.1941 tarihinde davalı ... mübadillerinden ...'ın 432 dönümden fazla yer kullandığı belirtilerek açılan ecri misil ve men'i müdahale davası sonucu ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1950/751 sayılı kararıyla; “... ... tapu ve krokilerde yazılan 432 dönüm miktarın davalı ... Bey veresesine teslimi ile ziyadeye vaki müdahalenin önlenmesine ...” karar verilerek verilen kararın kesinleştiği, ancak 1945 yılında ormanların 4785 sayılı Kanun uyarınca devletleştirilmesi nedeniyle bahsi geçen tapu kaydının, Orman İşletme Müdürlüğünün 03.07.1947 tarihli talebine istinaden ... köyü ... Devlet Ormanı içine alınarak iptal edildiği, 03.07.1947 tarih cilt:31 sayfa:111 sıra:7'de kayıtlı ... Devlet Ormanı, ... köyünde 1969 yılında 766 sayılı Kanuna göre yapılan tapulama çalışmasında ilgili mevzuat gereği tapu kütüğüne olduğu gibi aktarıldığı ve 3190 ha. miktarındaki 240 parsel olarak Hazine adına tescil edildiği, ... Devlet Ormanında 6831 sayılı Kanun'un 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B maddesine istinaden 1992 yılında yapılan orman kadastrosu çalışması sonucu, krokide kırmızı renkle gösterilen 1 01... adaların olduğu kısımların Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılarak kesinleştiği, 2010 yılında 3402 sayılı Kanun'a 5831 sayılı Kanun'la eklenen Ek 4. maddesine göre kullanım kadastrosu yapıldığı, bilirkişi raporuna ekli krokide ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.1950 tarihli ve 1949/2 37... /751 sayılı dosyanın içinde mevcut bilirkişi raporunda atıfta bulunulan 27.04.1942 tarihli ve 1/10000 mikyaslı haritada gösterilen sınırların mavi renkle, 05.01.2023 günü mahallinde yapılan keşifte mahalli bilirkişilerce gösterilen sınırların ise yeşil renkle gösterildiği, 27.04.1942 tarihli ve 1/10000 mikyaslı haritada gösterilen sınırlar ile keşifte mahalli bilirkişilerce gösterilen sınırlar arasında "..." ve "... Merası" sınırları itibarıyla çelişki olduğu, 18.09.1930 tarih cilt:24 sayı:7 sıra:3 nolu kaydın mahalli bilirkişiler tarafından uygulanamadığı, sınır hatlarının gösterilemediği, kayıt kapsamının tespit edilememesi nedeni ile ne kadarlık kısmının orman içerisinde ne kadarlık kısmının 2/B alanları içerisinde kaldığı ile 4785 sayılı Kanun karşısında hukuki değere haiz olup olmadığının tespit edilemediği, 4785 sayılı Kanun'un 5. maddesinde; “Devletleştirilen ormanların sahipleri bu kanunun yürürlüğe girmesinden başlayarak en geç bir yıl içinde ihticaca salih mülk edinme belgeleri ve vergi kayıtlarıyla birlikte ve iş ilgililer arasında ihtilaflı bir durumda ise mahkemede incelenmekte olduğuna dair alacakları belgeleriyle ormanların bağlı bulundukları Devlet Orman İşletmesi Müdürlüğüne veya o yerin mülkiye üstüne başvurmak zorundadırlar. Bir yıl içinde bu ödevi yerine getirmeyenler devletleştirilen ormanın karşılığını almak hakkını kaybederler.” hükmü uyarınca da davacının tazminat talep hakkının da bulunmadığı" gerekçesiyle asıl ve terditli talepler yönünden davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de, bu karar usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 33. m). Dava dilekçesindeki anlatıma göre, davacıların talebinin, 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunu'nun (6292 sayılı Kanun) 7. maddesi uyarınca taşınmazın bedelsiz iadesi talebine ilişkin olduğu ve dolayısıyla, eldeki davanın hukuki dayanağının ve sebebinin 6292 sayılı Kanun’un 7. maddesindeki bedelsiz iade müessesesi olduğu anlaşılmaktadır.
6292 sayılı Kanun'un "2/A veya 2/B belirtmelerinin terkini ve iade edilecek taşınmazlar" başlıklı 7. maddesinde;
"(1) İlgililer tarafından idareye başvurulması ve idarece bu başvuru üzerine veya resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda doğruluğu tespit edilmesi hâlinde;
a) Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak bu kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulması hâlinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına iade edilir.
b) Özel kanunları gereğince Devlet tarafından kişilere satılan, dağıtılan, trampa edilen, bedelli veya bedelsiz olarak devredilen veya iskânen verilen ya da özelleştirme suretiyle satılanlar ile hisseleri devredilen özel hukuk tüzel kişileri adına kayıtlı olan ancak daha sonra Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi konulan taşınmazların tapu kayıtları geçerli kabul edilir, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda Hazine adına tescil edilenler ise, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde ilgilileri tarafından idareye başvurulması hâlinde önceki maliklerine veya kanuni ya da akdî haleflerine bedelsiz olarak iade edilir. Ancak, bu kişilerden taşınmazlarına karşılık daha önce yer verilenlere veya bedeli ödenenlere iade işlemi yapılmaz.
c) Bu fıkra kapsamında kalan taşınmazların kullanıcılarının kayıt maliklerinden farklı kişiler olmaları ve kayıt maliklerinin bu fıkradan yararlanmak istemeleri hâlinde, kullanıcılar bu Kanunda belirtilen şartları taşısalar dahi doğrudan satış hakkından yararlanamazlar.
(2) Birinci fıkra kapsamında kalan taşınmazlardan orman sınırı dışına çıkartılacak yerlerde bulunan ve Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulması gereken taşınmazların tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulmaz ve bunlar hakkında dava açılmaz.
(3) Birinci fıkra kapsamında kalan taşınmazlardan tapuda Hazine adına tescilli olan taşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre içerisinde idareye başvurmayan ilgililerin hakları bu süre sonunda sona erer, bu kişiler idareden başkaca talepte bulunamazlar, hak ve tazminat talep edemezler ve dava açamazlar. Bu taşınmazlardan Hazine adına tescilli olanlar idarece satış dâhil genel hükümlere göre değerlendirilir.
(4) Bu maddeye göre ilgililerine iade edilmesi gereken taşınmazlardan orman olduğu iddiasıyla Orman Genel Müdürlüğünce açılan davalar sonucunda orman niteliğiyle Hazine adına tescil edilen, fiilen orman niteliğinde olan veya bu nedenle dava açılması gereken, ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçla kullanılan, özel kanunlar gereğince değerlendirilmesi gereken veya Maliye Bakanlığınca belirlenen taşınmazlar ilgililerine iade edilmez. Bu taşınmazların yerine, idarece belirlenen ve ilgililerince itiraz ve dava konusu edilmeksizin kabul edilen rayiç bedelleri ödenebilir veya rayiç bedellerine uygun taşınmazlar verilebilir.” düzenlemesi bulunmaktadır.
Yukarıda izah edilen 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, idareye geniş takdir yetkisinin tanındığı görülmektedir. Zira, idarece iade başvurusu yerinde görülerek taşınmaz iade edilebileceği gibi onun yerine rayiç bedelini ödeyebileceği veya rayiç bedeline uygun başka taşınmaz verebileceği hatta idarenin kanunda belirtilen gerekçelerle taşınmazı iade etmeyebileceği anlaşılmaktadır.
Bu noktada kısaca idari eylem ve idari işlemi tanımlamak gerekirse; idari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.
Konuya ilişkin olarak yukarıda değinilen kanun hükümleri ve davacılar vekilinin eldeki davadaki talebi ile bunun dayanağı birlikte irdelendiğinde; dava konusu taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz olarak iade olmaz ise alacak talebinin şartlarını taşıyıp taşımadığı hususlarının saptanması ve sonrasında dayanak tapunun 7/1-a ve b bentlerinde belirtilen nitelikleri taşıyıp taşımadığı, tapu kaydı belirtilen nitelikleri taşısa bile, taşınmazın bedelsiz iade edilebilecek nitelikte olup olmadığı, taşınmazın yerine rayiç bedelin ödenmesi ya da rayiç bedele uygun taşınmaz verilip verilmeyeceği yönünden ayrıca bir belirleme yapılması şeklindeki faaliyetlerin birer idari işlem olduğunun kabulü gerekmektedir.
Davacılar tapu iptali ve tescil olmaz ise alacak isteminde bulunsa da maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı Kanun madde 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, davacılar lehine henüz sicile yansıtılmamış olan mülkiyet hakkının doğmuş olması nedeniyle, tapu iptali ile tescil niteliğinde olmayıp zaten mevcut olan ve tapu sicilinde kayıtlı olan dayanak tapu kaydı uyarınca bedelsiz iadeye ilişkin idari işlemlerin icrasına yöneliktir. Dolayısıyla işin esasının da idare hukuku ilkelerine göre incelemeye uygun olduğu; davanın kökeninde, çözüme kavuşturulmamış mülkiyet, kadastro vs. gibi hukuki ilişkinin bulunmadığı görülmektedir.
Bu durumda, davacıların 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi gereğince açtığı davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtildiği üzere; “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” ve “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında, idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 25.02.2019 tarihli ve 2018/820 Esas, 2019/117 Karar, yine 28.05.2020 tarihli ve 2020/56 Esas, 2020/309 Karar sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Bu itibarla; İlk Derece Mahkemesince, davacıların davasının yargı yolu nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esastan ret kararı verilmesi isabetsiz ise de bu husus, yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 438/son maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin ve hüküm fıkrasının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 438/son maddesi gereğince gerekçesinin ve hüküm fıkrasının açıklanan şekilde değiştirilmesi suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
24.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.