Yargıtay 9. Hukuk Dairesinden, Suudi Arabistanda verilen işçilik alacaklarına ilişkin yabancı mahkeme kararının 5718 sayılı Kanun kapsamında tanınması talebinin değerlendirilmesi.
Özet: Bu hukuki evrak, bir işçinin Suudi Arabistanda kesinleşmiş işçilik alacağı kararının Türkiyede tanınması istemini ele almaktadır; davalı işveren, görevli mahkemenin asliye hukuk olduğunu, kararın kesinleşme şerhinin ve 5718 sayılı Kanunun 54. maddesindeki tanıma şartlarının eksik olduğunu, kamu düzenine aykırı olduğunu ve Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girdiğini iddia ederek itiraz etse de, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin yabancı kararın tanıma koşullarını sağladığı gerekçesiyle davayı kabul etmesi üzerine, dosya yabancı kararların tanınması ile tenfizinin hukuki ayrım ve koşullarının incelenmesi amacıyla temyiz aşamasına gelmiştir.

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/286 E., 2025/662 K.DAVA TARİHİ : 12.01.2024İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 53. İş MahkemesiSAYISI : 2024/614 E., 2024/620 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davacı Şirket bünyesinde değişik zamanlarda Suudi Arabistan ülkesinde mevcut işyerinde çalıştığını ve daha sonra iş sözleşmesinin sonlandığını, davalı tarafın hak ettiği işçilik alacaklarının ödenmediği iddiasıyla Suudi Arabistan iş mahkemelerine 03.10.2022 tarihinde başvurduğunu, açılan davada hükmedilen alacakların Suudi Arabistan İstinaf Mahkemesi 2. İş Dairesince yapılan inceleme sonucunda kesinleştiğini, kararın kesinleşmesi üzerine davalı lehine hükmedilen rakamın ödendiğini iddia ederek kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının Türkiye'de geçerlilik kazanması için Suudi Arabistan İstinaf Mahkemesi 2. İş Dairesinin 4...8 Numaralı ilâmının tanınmasını talep etmiştir.II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın usulden reddi gerektiğini, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemeleri olduğunu, davacı tarafça dosyaya yalnızca kararın onaylanmış tercümesi eklenmiş olup kararın kesinleştiğine dair dosyada kesinleşme şerhinin ve onanmış tercümesinin bulunmadığını, davacı tarafın tanınmasını talep ettiği kararın 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 54. maddesinde belirtilen şartları sağlamadığını, davacının iddialarını ve taleplerini kabul etmediklerini savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının iş sözleşmesi sonlandıktan sonra işçilik alacakları için dava açtığı, Suudi Arabistan 6. İş Mahkemesince verilen 4...5 Numaralı kararın Suudi Arabistan İstinaf Mahkemesi 2. İş Dairesinin 4...8 Numaralı ilâmı ile kesinleştiği, yabancı mahkeme kararının 5718 sayılı Kanun'un tanıma koşullarını sağladığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde;1. Görevli ve yetkili mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, 2. İlâmın kesinleştiğini gösteren belge asıllarının dosya içerisinde bulunmadığını, 3. Tanınması istenen kararın 5718 sayılı Kanun'un 54. maddesinde belirtilen şartları sağlamadığını, kararın açıkça kamu düzenine aykırı olduğunu, diğer yandan müvekkilinin Suudi Arabistan mahkemelerinde usulüne uygun olarak temsil edilip edilmediğinin de ayrıca araştırılması gerektiğini, 4. Ayrıca tanınması talep edilen karardaki uyuşmazlığın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmekte olup yetkisiz mahkemece karar verildiğini, bu durumda ilgili kararın tanınmasının da mümkün olmadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, yabancı mahkeme tarafından verilmiş kararın tanınması istemine ilişkindir.Yabancı bir mahkeme kararının bu kararın verildiği ülke dışında hüküm ve sonuç doğurması ilgili kararın tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Kural olarak tanıma ve tenfiz, açılacak ayrı bir dava ile gerçekleştirilir. Tanıma veya tenfiz davası sonucu verilen karar ile birlikte yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır. Tanıma veya tenfiz davalarından hangisinin açılacağı ise etki doğurması istenen kararın içeriğine göre belirlenir. Yabancı mahkeme kararının içeriğinde icra dairesine başvurulmasını gerektiren yani o devletin icra organlarının harekete geçmesini gerektiren bir durum varsa, açılacak dava tenfiz davası olacaktır. Ancak kararın böyle bir özelliği yoksa açılması gereken dava tanıma davasıdır. İçerdiği hükümler sebebiyle tenfiz davası açılması gereken bir yabancı mahkeme kararı hakkında tanıma davası açılabilmesi için, davacının tenfiz yerine tanıma istemesinde haklı bir menfaatinin bulunması gerektiği kabul edilmektedir.Türk Hukuk Lugatında tanıma; "Yabancı bir mahkeme ya da hakem kararının ülke içinde kesin hüküm niteliğinde olduğunun kabul edilmesi" şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lugatı, C.I, ..., 2021, s.1060). Türk hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin hükümler 5718 sayılı Kanun'un İkinci Kısmının İkinci Bölümünde düzenlenmiştir. Kanun'un 50... . maddeleri arasında "Tenfiz", 58... . maddelerinde ise "Tanıma" hükümlerine yer verilmiştir. Bilindiği üzere 5718 sayılı Kanun hükümlerine göre tanıma ve tenfiz şartları; ön koşullar ve esasa ilişkin koşullar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kanun'un 50/1 hükmü uyarınca "Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır." Buna göre tenfiz kararının verilebilmesi için gerekli olan ön koşullar; yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş ilâmın bulunması, yabancı mahkeme kararının hukuk davalarına ilişkin olması ve kararın kesinleşmiş olması şeklinde sayılabilir. Türk mahkemeleri, yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi davasında sadece tanıma veya tenfiz şartlarının bulunup bulunmadığı hususunda incelemede bulunabilir. Türk mahkemelerinde yabancı mahkeme kararında uygulanan usulün ya da kararda yer alan maddi ve hukuki tespitlerin doğruluğu incelenemez. Buna revizyon yasağı denir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında; "Tenfiz hâkiminin yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından doğruluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yasak çerçevesinde, tenfiz hâkiminin ilamda mevcut olan bir gerekçeyi inceleyip değerlendirmesi de söz konusu olamaz. İlamda bir gerekçenin bulunması veya bulunmaması ilamda yer alan hükmün kamu düzenine aykırılığını belirlemede önem taşımamaktadır. Anayasanın 141. maddesinin yargılama usulüne ilişkin olarak koyduğu ilkelerin, münhasıran Türk Mahkemeleri için geçerli olacağı açık ve tartışmasızdır. Yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanmasıyla, kamu düzenine aykırı sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tenfizi olanaklı değildir. Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağı ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına ..." karar vererek revizyon yasağının Türk hukukunda kabul edildiğini ortaya koymuştur. Tüm bu açıklamalar bağlamında 5718 sayılı Kanun’un 50/1 hükmüne göre yabancı mahkeme kararlarının tenfizinin mümkün olabilmesi için tanınması veya tenfizi talep edilen kararın yabancı bir mahkemeden verilmiş karar olması, kararın hukuk davalarına ilişkin olması ve yabancı mahkeme kararının verildiği ülke kanunlarına göre kesinleşmiş olması gerekmektedir.Şu hâlde maddi hukuka ait talepler hakkında verilmiş bulunan her türlü yabancı mahkeme kararları, tenfiz kararı verilebilecek kararlardır. Yabancı devletin usul hukukuna tâbi olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilâmı niteliğinde olup olmadığı ve kesinleşme şartları, hiç şüphesiz ki münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukukuna göre tayin ve tespit olunur. Bu durum, gerek milletlerarası alanda gerekse Türk mahkemelerinde uygulanması kabul edilmiş bulunan, usul hukukundaki lex fori prensibinin, diğer bir deyişle mahkemenin kendi usul hukukuna tâbi olması prensibinin bir gereğidir.İlke olarak, her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular (lex fori ilkesi). Bu sebeple yabancı mahkemenin uyguladığı usulün, Türk usul hukukundan farklı olması Türk kamu düzeninin müdahalesi için bir gerekçe değildir. Türk tenfiz hukuku yabancı mahkeme kararlarının taşıdığı hükümlerin açıkça Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceği konusu ile ilgilenir. Bu kapsamda yabancı mahkeme kararlarının alınış sürecindeki usul tenfiz hâkimi tarafından incelenip nazara alınamaz. Yabancı mahkeme kararı, verildiği ülkenin usul hukuku kuralına tâbidir. Tenfiz şartları bu kuralların nasıl ve hangi ölçüde tenfizi engelleyeceğini ayrı ayrı göstermiştir.Diğer yandan tanıma; 5718 sayılı Kanun gerekçesinde açıklandığı üzere, yabancı ilâmların cebri icraya yol açmaksızın kesin hükmün kuvvetinin kabulüdür. Bir yabancı mahkeme kararının tanınması o kararın icra edilmesi niteliğini kazandırmaz. Tanınmasına karar verilen bir karar, açılan bir davada kesin hüküm olarak veya kesin delil olarak ileri sürülebilir. Ayrıca idari bir işlemin yapılması içinde tanıma kararı verilebilir. Açılmış bir davada kesin hüküm veya kesin delil olarak itiraz olarak ileri sürülmemiş veya idari bir işlemin yapılmasında gerekli değilse yabancı bir mahkeme kararının tanınmasında hukuki yarar yoktur. Hukuki yarar dava şartı olup mahkemece yargılamanın her aşamasında taraflar ileri sürmese dahi resen gözetilmelidir (Baki Kuru, Hukuk Mahkemeleri Usulü, C.VI, İstanbul, Altıncı Baskı, 2001, s.5813 vd.; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 30.09.1985 tarihli ve 1995/5537 Esas, 1995/7507 Karar sayılı kararı).Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili, davalı işçinin Suudi Arabistan mahkemelerinde dava açtığını ve açılan davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, davalıya ödeme yaptığını beyan etmiştir. Bu nedenle bu aşamada kararın tanınmasının istenilmesinde hukuki yarar da bulunmamaktadır. Zira bir yabancı mahkeme kararının tanınması veya tenfizinde talepte bulunan tarafın hukuki yararının bulunduğunun kabul edilebilmesi için, tarafın o kararın tanınması ve tenfizinde güncel, hukuki veya ekonomik yararının bulunması ve bu yararın sadece mahkeme yoluyla elde edilebilmesinin zorunlu olması gerekir. Oysa davacı tarafça tanınması istenilen kararın, kendi aleyhine açılmış veya açılması muhtemel bir davada kesin hüküm veya kesin delil olarak tespitini savunma olarak ileri sürmesi mümkündür.Kaldı ki davacı tarafından yabancı mahkeme kararının tenfizinin mi yoksa tanınmasının mı talep edilmesinin gerektiği üzerinde de durmak gerekir.Tanıma, inşai (yenilik doğuran) davalar ile tespit davalarında verilen yabancı mahkeme kararları için söz konusudur. İnşai kararlar, mevcut olan bir hukuki durumu ortadan kaldıran, değiştiren veya yeni bir hukuki durum yaratan kararlardır. Tespit kararları, bir hakkın veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin ve eda hükmü taşımayan kararlardır (Ergin Nomer, Milletlerarası Usul Hukuku, İstanbul, Yenilenmiş 2. Bası, 2018, s.176). Tenfiz kararları ise yabancı mahkeme tarafından verilen icra kabiliyeti haiz kararların Türkiye’de icra edilmesi amacıyla verilen kararlardır. Tenfiz kararlarında amaç icra kabiliyetini haiz olan yabancı mahkeme kararının uygulanmasının temin edilmesidir. Bu nedenle tenfiz kararlarının mahkeme tarafından alınması, sonrasında mahkeme kararında belirtilen durumun verilmesi, yapılması, yapılmaması temin edilmektedir (... Çelikel, B. Bahadır Erdem, Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul, 14. Bası, 2016, s.652). Tenfiz kararı ile yabancı mahkemenin yapmaya ve vermeye veya yapmamaya mahkum eden eda hükmü Türk hukuku için geçerlilik kazanır (Nomer, s.177). Dolayısıyla tenfiz davalarının konusu, eda davaları sonucu verilen yabancı mahkeme kararlarıdır. Tenfiz kararını gerektiren yabancı bir mahkeme kararının, Türk mahkemesinde görülen bir davada tanınması yoluyla, kesin hüküm etkisinden yararlanmasının sağlanması, tenfiz hükümlerinin bertaraf edilmesi anlamı taşır. Bu nedenle tenfizi gereken yabancı mahkeme kararlarının, tenfiz hükümlerinden kaçma imkânı verecek şekilde dava yoluyla veya görülmekte olan bir davada tanınmasının istenmesi yolu kapalıdır (Nomer, s.185). Yapılan açıklamalar doğrultusunda somut olay incelendiğinde; tanınması istenen karar, yabancı mahkeme tarafından eda davası sonucu verilen bir karar olup bu kararın tanınması değil tenfizi mümkün olabilir. Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.VI. KARAR Açıklanan sebeplerle;1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.