Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, maden ruhsatının muvazaalı devri iddiasında "taraf muvazaası" ile "muris muvazaası"nın hukuki sebep farklılığı nedeniyle kesin hüküm oluşturmayacağını belirtmiştir.
Özet: Mirasçıların, murisin vergi kaçırma ve mal gizleme amacıyla maden ruhsatını muvazaalı olarak oğlu adına kaydettirdiği iddiasıyla açtığı muvazaalı işlemin iptali davasında, ilk derece mahkemesi davayı başlangıçta önceki bir muris muvazaası davasıyla kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesiyle reddetmiş; fakat Yargıtay, hukuki sebebin farklı (taraf muvazaası vs. muris muvazaası) olması nedeniyle kesin hüküm bulunmadığını ve esasın incelenmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuş, bozmaya uyan yerel mahkeme ise yeniden yaptığı yargılama sonucunda davayı tekrar reddetmiştir.
4. Hukuk Dairesi         2024/10713 E.  ,  2025/7208 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2019/710 E., 2023/169 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 06.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen gün ve saatte davacılar vekili Avukat ..., davalılar ..., ... A.Ş. vekili Avukat ... geldiler. Diğer davalılardan gelen olmadı. Taraf vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 06.05.2025 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Taraflar arasında görülen muvazaalı işlemin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 1. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; muris ...'ın 1997 yılında vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak davacılar ile davalı ..., ... ve ...'un kaldıklarını, murisin ölmeden önce ...'da maden işletmeciliği ve müteahhitlik yaptığını ve varlıklı bir tüccar, madenci ve müteahhit olduğunu, murisin gerçekte kendi adına ... köyü sınırları içerisinde kalan 24.07.1955 tarih ve 41/28 ruhsat nolu maden sahasını satın aldığını, ancak sözleşmenin bir tarafının ... olarak gösterildiğini, bu maden sahasının işletilmesinin ciddi bir maddi güce bağlı olduğunu, davalı ...'in maden sahasının satın alındığı tarihte yeni askerden geldiğini, maden sahasını alacak maddi gücünün olmadığını, bütün bunların murisin ekonomik gücünü göstermemek, vergi kaçırmak, mal kaçırmak amacıyla yapıldığını, gerçekte kendisinin satın aldığı maden sahasına ait ruhsatı muvazaalı olarak oğlu üzerine kayıtlandığını, maden sahasının sermayesinin muris tarafından ödendiğini, murisin maden sahasının mesul müdürü olup işlettiğini belirterek 24/07/1955 tarih ve 41/28 ruhsat nolu linyit maden sahasına ait ruhsatın muvazaalı olarak davalı ... adına devredilmesine ilişkin işlemin iptaline ve davacı mirasçı adına miras payı oranında tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Bir kısım davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 22.01.2013 tarihli ve 2012/296 Esas, 2013/40 Karar sayılı kararı ile; her ne kadar davacı vekili dava dilekçesinde davaya konu 24.07.1955 tarih ve 41/28 ruhsat nolu maden sahasına ait ruhsatın murisleri ... tarafından satın alınmak isterken tarafta muvazaa yapılarak davalı ... tarafından muvazaalı olarak satın alındığını ve bu nedenle işlemin iptaline karar verilmesini istemiş ise de; mahkemenin 2010/5 36... /27 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde bu dava ile karşılaştırılmasında aynı davacının aynı davalılara karşı aynı maddi vakaları ileri sürerek ve aynı talep ve istekte bulunarak dava açmış olduğu, davanın muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası olduğuna dair hukuki niteleme yapılarak davanın reddine karar verildiği, kararın Yargıtay'dan onanarak kesinleştiği ve bu haliyle davalı vekilinin kesin hüküm itirazı da göz önüne alınarak 2010/536 Esas sayılı dosyasının iş bu esas sayılı dosya yönünden kesin hüküm oluşturduğu gerekçesiyle kesin hüküm itirazının kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 13.12.2018 tarihli ve 2015/18839 Esas, 2018/15526 Karar sayılı ilamı ile;
"...Hemen belirtilmelidir ki, maddi vakıayı bildirmek taraflara hukuki nitelendirmeyi yapıp uygulanacak kanun maddelerini tespit etmek hakime aittir.
Dava dilekçesi içeriğinden ve iddianın ileriye sürülüş biçiminden, eldeki davanın taraf muvazaası ( şahsi haktan kaynaklanan inançlı işleme dayalı ) hukuksal nedenine dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nın 303. maddesi uyarınca kesin hükümden söz edilebilmesi için her iki davanın taraflarının, konusunun ve hukuki sebebinin aynı olması gerekir.
Somut olayda, eldeki davanın "taraf muvazaası" hukuksal nedenine dayanılarak açıldığı; kesin hüküm teşkil ettiği kabul edilen ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 25.01.2011 tarih ve 2010/5 36... /27 K sayılı davada ise " muris muvazaası " hukuksal nedenine dayanıldığı, böylece her iki davanın hukuki sebeplerinin farklı olduğu gözetildiğinde, kesin hükümden söz edilemiyeceği açıktır.
Hal böyle olunca, işin esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi yerine, kesin hükümden bahisle davanın reddedilmesi isabetsizdir.
Davacı vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, " gerekçesi ile karar bozularak dosya kararı veren Mahkemeye gönderilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; inanç sözleşmesinin, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabileceği, bu yazılı delilin, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olması gerektiği, davacı tarafça dayanılan delillerin "gizli bağış" olgusuna ilişkin olup, bunun tenkis davasında değerlendirilmesinin mümkün olduğu, yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesinin olanaklı olduğu, davacının yemin deliline dayanması halinde hakimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerektiğinden (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.12.2015 tarihli, 2014/14-516 E. 2015/2838 K. sayılı kararı da bu doğrultudadır.) davacıya dava dilekçesinde dayandığı yemin delili (davalıların mirasçıların bilgisi dahilindeki muvazaa iddiası yönünden) hatırlatılmışsa da davacı vekilince yemin teklif edilmeyeceği beyanında bulunulduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davalı tarafın kömür ocağının satın alma bedelinin tamamının ... tarafından sekiz adet bono aracılığıyla ödendiğinin iddia edildiğini, oysa söz konusu bonolar incelendiğinde bir tanesinin arkasında o bononun bedelinin... tarafından ödendiği şerhinin bulunduğunu, buna göre ... ile babasının kömür ocağının mülkiyetine payları oranında sahip olmaları gerekirken sicilde sadece oğlu ...'ın sahanın tek sahibi olarak göründüğünü, bunun da açıkça sicilde ... adına olan kaydın gerçeği yansıtmayan yolsuz bir tescil olduğunu gösterdiğini, davalı ... tarafından akdi ilişkinin varlığının inkar edilmediğini, toplam 8 adet olan bonoların toplam tutarının 22.500,00 TL olduğunu, davalı vekili sahanın 26.000,00 TL'ye alındığını ve bu satın alma bedelinin söz konusu bonolar ile ödendiğini iddia etse de iki rakam arasında fark bulunduğunu, davalı ... ve vekilince sunulan bonolardan 30.10.1964 tarihli bono arkasında... tarafından ödendiği şerhi bulunduğunu, bononun ön yüzünde ise maden sahası alımı şerhinin borcun sebebi olarak göründüğünü, bu belgenin de açıkça, muvazaa anlaşmasının yazılı belgesi olduğunu, muris ...'ın oğlu davalı ...'ı vekil tayin ettiğini, bu hususların maden sahasının alımının arkasında gerçekte kimin olduğunu açıkça ortaya koyduğunu belirterek yerel mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, TBK'nın 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 19. maddesi.
3. Değerlendirme
1.Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
32.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalılar ... ve ... A.Ş.'ye verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacılara yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
06.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.