Yargıtay 4. Ceza Dairesinden hakaret suçunda; eksik araştırma, ifade özgürlüğü ve siyasetçilere yönelik eleştirilerin sınırları bağlamında kaba sözlerin suç teşkil etmeyeceğine dair emsal karar.
Özet: Yüksek Mahkeme, hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararında, sanığın iddialarına rağmen suça konu sosyal medya paylaşımının gerçek sahibinin usulüne uygun araştırılmadan eksik inceleme yapıldığını, ayrıca söz konusu paylaşımın, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirildiğinde kişilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp yalnızca kaba ve nezaket dışı bir hitap tarzı niteliğinde kaldığı için hakaret suçunun yasal unsurlarını taşımadığını vurgulayarak, alt derece mahkemesinin istinaf başvurusunun reddi yönündeki kararını bozmuştur.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/644 E., 2023/2459 K.SUÇ : HakaretHÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddiTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : BozmaYapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇSanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.II. TEMYİZ SEBEPLERİSanık müdafii 23.10.2023 tarihli temyiz dilekçesinde belirttiği sebeplerle hükmün bozulması isteminde bulunmuştur.III. GEREKÇEVicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;1.Sanığın, paylaşımların kendisi tarafından yapılmadığı ve hesabın kendisine ait olmadığı yönündeki savunması karşısında; usulüne uygun açık kaynak araştırmasıyla suça konu yorumu yapan hesap sahibinin ve paylaşımın tespiti sağlanıp tüm deliller birlikte değerlendirilmeden, katılan vekili tarafından dosyaya sunulan ekran görüntüsüne ilişkin fotokopi belge dikkate alınarak eksik araştırma ve yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması,2.Kabule göre de;a)Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur.Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın suça konu paylaşımının katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı düşünülmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi,b) TCK'nın 125/4. maddesinde öngörülen aleniyetin söz konusu olabilmesi için hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi ve herkes tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması, herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık olan yerlerde işlenmesi gerekir. Somut olayda, Facebook üzerinden yazılan hakaret içeren ifadelerin herkes tarafından görülebilir nitelikte olup olmadığı araştırılmadan ve aleniyet unsurunun ne şekilde gerçekleştiği somut ve denetlenebilir biçimde ortaya konulmadan, 5237 sayılı Kanun'un 125/4. maddesinin uygulanması,Hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca İzmir 48. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,12.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.