Alt işveren sözleşmesinde muvazaa tespitiyle işçinin 6772 sayılı kanun kapsamında ilave tediye hakkı talebi ve tahsili.
Özet: Davacı işçinin, davalı kuruma ait termik santralde alt işveren aracılığıyla çalışırken kurulan ilişkinin muvazaalı olduğu ve bu nedenle asıl işveren işçisi sayılması gerektiğini ileri sürerek, 6772 sayılı Kanun gereğince ilave tediye alacağı talebiyle açtığı davada, ilk derece mahkemesi yapılan incelemeler ve bilirkişi raporları doğrultusunda asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğuna ve davacının emsal işçilerle aynı haklara sahip olarak talep ettiği ilave tediye alacağına hak kazandığına hükmetmiştir.

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/561 E., 2025/902 K.DAVA TARİHİ : 28.05.2019İLK DERECE MAHKEMESİ : Soma 1. İş MahkemesiSAYISI : 2024/133 E., 2024/445 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Kuruma bağlı ... Termik Santrali işyerinde 25.08.2008 tarihinden bu yana değirmen bakım servisinde forklift operatörü olarak çalıştığını, değirmen bakımındaki işçilerin asgari ücretin %50, %60, %75 ya da %100 fazlası, park sahasında çalışanların ise % 50, % 60 oranında fazlası ücret aldıklarını, kül, cüruf bakımı, inşaat bakımı sahalarında çalışanların asgari ücretin %50 oranında fazlası ücretle çalıştıklarını, çalışma dönemi içinde hizmet alım sözleşmesi ile yüklenici işverenler üzerinden yaptırılan çalışmaların 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2/7 hükmünde yer alan düzenleme kapsamında muvazaalı olduğunu, muvazaalı hizmet alımı olgusunun emsal kararlarla kabul edildiğini, davacının davalı Kurumun toplu iş sözleşmesinden yararlanan sendika üyesi işçilerle aynı hak ve alacaklara sahip olması gerektiğini ve bu bağlamda müvekkilinin 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun (6772 sayılı Kanun) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek ilave tediye alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; talep konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davacıyla aralarında işçi işveren ilişkisi olmadığından davanın husumetten reddi gerektiğini, davacının çalıştığı işlerin ihale ile verilen işler kapsamında olmasından dolayı müvekkili Şirketin ihale makamı konumunda olduğunu, asıl işveren olarak kabul edilemeyeceğini, ilave tediyeden yasal olarak ancak sendika üyesi olup toplu iş sözleşmesi kapsamında olan işçilerin yararlanabileceğini, muvazaa iddialarının doğru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ile aynı işi yapan aynı kıdemdeki kadrolu emsal işçinin ücret bordrolarının celbedildiği, davacı tanıklarından R.K'nin dinlendiği, Mahkemenin 2019/343 Esas sayılı dosyasının pilot dosya olarak seçilerek uzman bilirkişiler eşliğinde keşif yapıldığı, somut olaydaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğu, alt işveren tarafından çalıştırılan işçilerin işe başladıkları tarihten itibaren asıl işveren işçisi olarak kabul edilmesi gerektiğinin uzman bilirkişi heyetince mütalaa edildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı doğrultusunda uzman bilirkişiler eşliğinde keşif yapıldığı, sendika üyesi olmayan emsal işçinin ücret miktarı dikkate alınarak davacının 4.007,08 TL ilave tediye alacağının bulunduğunun hesaplandığı, işverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinde bazı muvazaa kriterlerine yer verildiği, 5538 sayılı Kanun'la 2. maddeye bazı fıkralar eklendiği ve kamu kurum ve kuruluşlarıyla sermayesinin yarısından fazlasının kamuya ait olan ortaklıklara dair ayrık durumların düzenlendiği; ancak maddenin diğer hükümleri değişikliğe tâbi tutulmadığından, asıl işveren alt işveren ilişkisinin unsurları ve muvazaa öğelerinin değişmediği, asıl işveren alt işveren ilişkisi ve muvazaa konularının 4857 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikler ve buna bağlı olarak çıkarılan Alt İşveren Yönetmeliği'nin ardından farklı bir anlam kazandığı, bir işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan diğer işverenler, işçilerini sadece bu işyerinde çalıştırdıklarında asıl işveren alt işveren ilişkisi doğmuş olacağından asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle haklarının kısıtlanamayacağı, 6772 sayılı Kanun'un 1. maddesinde ilave tediye ödemekle yükümlü olan kurum ve kuruluşların belirtildiği, davalının faaliyet alanının da dâhil olduğu 4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un (4628 sayılı Kanun) 15. maddesine 09.07.2008 tarihli ve 5784 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 5. maddesiyle eklenen ve 26.07.2008 tarihinde yürürlüğe giren fıkra uyarınca; elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtım faaliyeti gösteren kamu tüzel kişilerinin, gerekli hâllerde üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin işletilmesi ve bakım onarım işlerini tâbi oldukları ihale mevzuatı çerçevesinde hizmet alınması yoluyla yaptırabileceği, ancak 4628 sayılı Kanun'un 15. maddesi uyarınca bir işin veya hizmetin alt işverene verilmesinin, muvazaa iddialarının araştırılmasına engel teşkil etmediği, hizmet alım sözleşmeleri incelendiğinde Termik Santrali İşletme Müdürlüğüne ait değirmen bakım, kömür kül ve cüruf nakil tesisleri, mekanik atölye, türbin bakım tesisleri, buhar üretim, sıhhi tesisat, bakım ve onarım hizmetlerinin yaptırılmasına dair sözleşmeler yapıldığı, sözleşmelerde çalıştırılacak işçi sayısının sabit olduğu, sadece alt işverenlerin ve sözleşme sürelerinin değiştiği, şartnamede alınacak işçilerin ünvanlarının ayrı ayrı belirtildiği, bilirkişi raporu uyarınca asıl işverenin alt işverenin ücret bordrolarını düzenleyen işçisi dışında diğer işçileri sevk ve idare eden işçisi bulunmadığı, puantaj kayıtlarının davalı tarafından belirlenen kişilerce tutulduğu, işe alan ve çıkaranın davalı olduğu, davacı ve alt işveren Şirket işçilerinin davalı Şirket işçileri ile aynı şekilde ve üretimin her bölümünde çalıştıkları, emir ve talimatların davalı tarafından verildiği, çalışma şartlarının ve yıllık izinlerin davalı tarafından belirlendiği, alt işverenler değişmesine rağmen işçilerin değişmediği, bu işçilerin bir kısmının asıl işlerde, bir kısmının ise yardımcı işlerde çalıştırıldığı, davacı ve alt işveren işçilerinin yapılan iş ve hizmette davalı tarafından temin edilen ve yine davalıya ait araçları kullandıkları anlaşıldığından sonuç olarak ihalelerin hizmet ve iş üzerinden değil işçi sayısı üzerinden yapıldığı, dolayısıyla işçi temin edildiğinin kabulü gerektiği, davalının asıl işin bölünerek verilmesi için işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler kriterini ortaya koyamadığı gibi gerekli görülme hâlini de ispatlayamadığı, nitekim alt işverenlik sözleşmesinin konusunu teşkil eden işlerin dava dışı alt işverenlerin faaliyet alanına girmediği gibi anılan alt işverenlerin alt işverenlik sözleşmesinde verilen birden fazla asıl işle ilgili olarak uzman da olmadığı, dava konusu uyuşmazlıkta; davalının asıl işinin kömürden nihai olarak elektrik üretim işi olduğu ve davalı ile davacının kayden işvereni gözüken yüklenici şirketler arasındaki ilişkinin muvazaaya dayalı olduğu kabul edilerek davacı talebiyle bağlı kalınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamındaki yazı, bilgi ve belgelere, yasaya uygun nedenlere, İlk Derece Mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde usul ve esas bakımından hukuka aykırılık bulunmamasına, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve İlk Derece Mahkemesinin açık gerekçesine göre, kararın usul ve kanuna uygun olduğu belirtilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde;1. İşbu davada müvekkili Teşekküle husumet yöneltilmeyeceğini, davacının müvekkili Şirketin işçisi olmayıp hizmet alım sözleşmesi yapılan Şirketlerin işçisi olduğunu, dolayısıyla davacı işçi ile müvekkili Teşekkül arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığını, müvekkili Teşekkülün ihale makamı olduğunu, bu sebeple davacının asıl işvereni olan şirketlerin işçilik haklarının gerçek ve nihai sorumlusu olarak kabulü gerektiğini, 2. Davacının ilave tediye alacağına hak kazanamayacağını, zira 6772 sayılı Kanun kapsamında çalışmayan davacının müvekkili Şirketle arasında herhangi bir hizmet ilişkisi bulunmadığını, toplu iş sözleşmesinden sadece müvekkili Şirketle arasında iş sözleşmesi bulunan işçilerin yararlanabileceğini,3. Muvazaa iddialarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkili Teşekkülün 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye tâbi, elektrik üretim ile iştigal eden kamu tüzel kişiliğini haiz bir iktisadi devlet teşekkülü olup ana statüsü gereği asıl amaç ve faaliyetinin ise üretim tesislerinde elektrik enerjisi üretmek olduğunu ve kuruluş kanununa göre üretim tesislerinin işletilmesi ve kurulmasında diğer gerçek ve tüzel kişilerden bu konulara ilişkin olarak 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde kanuna ve usule uygun olarak hizmet alım yapabileceğini, ihaleyi kazanan şirketlerin personeli iş sözleşmesiyle bağlı olduğundan, müvekkili Teşekkülle hiçbir hukuki bağlantıları bulunmadığını, ihale makamı olan müvekkilinin tek muhatabının yüklenici şirketler olup bu şirket personelinin işçilik alacakları ile ilgili olarak herhangi bir sorumlulukları bulunmadığını, 4. Cevap dilekçesinde de belirtilen kararlara ek olarak, muvazaa iddiasına karşı idari yargıda açtıkları davanın lehe sonuçlandığını, emsal içtihatlarla da kabul edildiği üzere yardımcı işlerin alt işverene verilebileceğini, bu kapsamda davacıların yapmış olduğu işlerin mal ve hizmet üretimi ile doğrudan ilgili olmayıp yardımcı iş mahiyetinde olduğunu,5. Hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespit ve hesaplamaların da hatalı olduğunu, bilirkişi raporlarına yapmış oldukları itirazların dikkate alınmadığını, ayrıca davacının alacak taleplerine yönelik zamanaşımı def'inin de dikkate alınmadığını beyanla ve inceleme sırasında resen gözetilmesi gereken diğer nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, asıl işveren alt işverenlik ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı, muvazaaya dayalı olup olmadığı ve buna bağlı olarak alt işveren işçisi davacının ilave tediye alacağı talep hakkı olup olmadığı ile bu alacağın hesabına esas ücretin tespitine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; dava konusu ilave tediye alacağı hesabında davalı tarafça bildirilen sendikasız emsal işçinin ücretinin esas alınması isabetli ise de bu işçinin 20 14... . dönem bordrosu bulunmadığından, davacının ve emsal işçilerin 2014 yılının ilk yarısındaki ücretlerinin o dönem asgari ücret tutarına olan oranlarının 2014 yılının ikinci yarısındaki asgari ücret tutarlarına tatbik edilmek suretiyle elde edilecek olan varsayımsal ücret miktarına göre hesaplama yapılması hatalıdır. Ne var ki davalı tarafça bu husus açıkça temyiz nedeni yapılmadığından bozma sebebi de yapılmamıştır. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle yukarıdaki paragrafta yapılan açıklamaya göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.