Şikayet dilekçesindeki ifadelerin iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı ve hakaret suçu oluşturmadığı gerekçesiyle mahkumiyet kararının Yargıtay tarafından bozulması.
Özet: Sanığın cumhuriyet başsavcılığına yazdığı şikayet dilekçesindeki ifadelerin muhatabın onurunu rencide etmediği ve 5237 sayılı kanunun 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı tespit edilmiştir. Mahkeme, hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığını ve önceki mahkumiyet kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek, istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararı bozmuştur. Kararda, Anayasanın güvencesi altındaki iddia ve savunma dokunulmazlığının, kişilerin yargı mercileri önünde haklarını serbestçe kullanabilmelerini sağladığı ve bu hakkın, uyuşmazlıkla ilgili somut isnat ve değerlendirmeleri kapsadığı ancak uyuşmazlıkla bağlantısız isnatların bu kapsamda değerlendirilemeyeceği vurgulanmıştır.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/1272 E. 2023/2342 K. SUÇ : Hakaret HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddiTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : OnamaYapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇSanık hakkında İlk Derece Mahkemesince basit yargılama usulüne göre verilen hükme sanık müdafii tarafından yapılan itiraz üzerine verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.II. TEMYİZ SEBEPLERİSanık müdafiinin temyiz isteği; hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, hatalı değerlendirme yapıldığına, dilekçe içeriğinde hakaret sözlerinin bulunmadığına, sözlerin sitem ve eleştiri niteliğinde olduğuna, bu nedenlerle hükmün bozulması talebine ilişkindir.III. GEREKÇESanık müdafiinin belirttiği hukuka aykırılık nedenleri yönünden ve 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri de gözetilerek maddi hukuka ilişkin sair yönlerden yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak;5237 sayılı Kanun'un 128. maddesinde düzenlenen ve Anayasa'nın 36. maddesiyle de güvence altına alınan iddia ve savunma dokunulmazlığı; şahısların yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde, serbestçe ve hiçbir endişenin etkisi altında kalmaksızın haklarını özgürce iddia edebilmeleri veya kendilerini savunabilmeleri imkanının sağlanmasını ifade eder. Eğer böyle bir hak olmazsa, iddia ve savunma serbestçe yapılamayacak ve söylenmesi gereken, cezai yaptırıma maruz kalma korkusuyla ifade edilemeyeceğinden, yapılan yargılama sonucunda hedeflenen, “gerçeğe ulaşma” ve “adaletin gerçekleşmesi” de söz konusu olamayacaktır.Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere; iddia ve savunma hakkının kullanılması bağlamında, kişiler açısından somut isnat ifade eder nitelikte maddi vakıaların ortaya konulması ya da kişilerle ilgili olumsuz değerlendirmelerde bulunulması mümkündür. Bu somut isnatlar veya olumsuz değerlendirmeler, iddia ve savunma hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilememesi durumunda, hakaret ve hatta iftira suçunu oluşturur.İddia ve savunma kapsamında, kişilerle ilgili olarak bulunulan somut isnatların yapılan olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkili olması lazımdır ancak, uyuşmazlığın çözümü açısından faydalı olması aranmamalıdır.Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığının varlığından bahsedilemez. Keza, somut vakıalara dayansa dahi uyuşmazlıkla alakası olmayan olumsuz değerlendirmeler açısından iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu değildir. Somut olayda; sanığın Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazmış olduğu şikayet dilekçesi bir bütün olarak ele alındığında; muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp 5237 sayılı Kanun'un 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.IV. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca, İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,10.02.2026 tarihinde karar verildi.