SGKnın, maluliyet aylığı alan sigortalının fiili çalışması nedeniyle haksız ödenen aylıkların iadesi talebiyle açtığı itirazın iptali davasında eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme nedeniyle bozma kararı.
Özet: Sosyal Güvenlik Kurumunun, maluliyet aylığı alan bir sigortalının aylık aldığı dönemde çalıştığı iddiasıyla yersiz ödenen aylıkların iadesi için başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle açtığı davada, ilk derece mahkemesinin itirazın iptaline karar vermesi üzerine davalının temyizi üzerine Yargıtay, davalıya kolon kanseri nedeniyle maluliyet aylığı bağlandığı dikkate alınarak, sigortalı bildirimlerinin fiili çalışmaya dayanıp dayanmadığı hususunun sosyal güvenlik hakkı kapsamında kamu düzenine ilişkin olduğu ve yeterince araştırılmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
10. Hukuk Dairesi         2025/14786 E.  ,  2025/16308 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ:İş Mahkemesi

SAYISI: 2024/111 E., 2025/221 K.
Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar asıl ve birleşen dosya davacısı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı SGK vekili dava dilekçesi ile davalı borçlunun müvekkil Kurumdan 1...6 tahsisi numarası ile yaşlılık aylığı almakta iken SSK ya tabi işte çalıştığı kurum tarafından tespit edilmiş ve 20.11.2009 tarihi itibariyle emekli aylığı kesildiğini, bu nedenle 20.03.20 00... .10.2009 tarihinde ödenmiş olan 44.405,07 TL'nin ve 02.04.2012 tarihine kadar işleyen 36.347,32 TL'nin ve 15 TL tebligat masrafının ödenmesi için hakkında toplam 80.767,39 TL den Bakırköy 14.İcra Müdürlüğünün 2012/9906 esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun itirazı sonucu takibin durduğuna, davalı borçlunun kuruma çalıştığını bildirmediği ve destek primide ödemediğini, bu nedenle emekli maaşının kesilerek 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre yersiz olarak ödenen maaşların iadesi için yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesi ile 29.02.2000 tarihinde davacının Kurumdan emekli olduğunu, 9 yıl emekli maaşı aldıktan sonra tekrar işe girdiği gerekçesiyle SGK başkanlığının 08.03.2010 tarih ve 94420 sayılı yazısı gereğince emekli aylığının iptal edildiğini, bunun üzerine hizmet cetvelinde yaptığı incelemede ... sicil numaralı iş yeri tarafından 25.03.2000 - 25.07.2000 tarihleri arasında prim yatırıldığını öğrendiğini, 15.03.2010 tarihli dilekçesi ile bu iş yerini tanımadığını, malulen emekli olduğunu, tekrardan işe girmesinin mümkün olmadığını, Kurumun tekrardan işe girişini gösteren belgeleri ibraz edemediğini, davacı kurum tarafından mağdur olduğunu, tüm bu nedenlerle davacının davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 15.10.2015 tarihli 2012/5 99... /426 Karar sayılı kararıyla; davacının davasının kabulü ile davalı ...'nın Bakırköy 14. İcra Müdürlüğünün 2012/9906 Esas sayılı dosyasına vaki itirazın iptaline, takibin devamına, davacı vekilinin icra inkar tazminatı talebinin reddine, bu dosya ile birleştirilen Bakırköy 4. İş Mahkemesinin 2012/446-2013/431 E.K sayılı dava dosyasında davacı ...'nın açmış olduğu davanın reddine karar verilmiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Verilen Bozma Kararı
1.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-karşı dava davacısı tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 20.03.2018 tarih ve 2015/25333 E. - 2018/2301 K. sayılı kararı ile ''Eldeki davada, 17.01.2000 tarihli rapor ile kolon kanseri tanısı sonrasında 29.02.2000 tarihli maluliyet aylığı talebinde bulunan davalı hakkında, askerlik borçlanması da yapılmak sureti ile 01.03.2000 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun'un 53. maddesi kapsamında beden çalışma gücünün en az 2/3’ünü kaybetmiş olduğuna dair yapılan tespit nedeniyle maluliyet aylığı bağlanmış ve ödenmekte iken, sigortalı davalının aylık bağlandıktan sonra 25.03.2000-25.05.20 00... .05.2000-25.07.2000 tarihleri arasında kalan sürelerde uzun vadeli sigorta kollarından çalışma bildiriminin yapıldığı hususunun 2009 yılında davacı kurum tarafından tespit edilmesi nedeniyle 03.03.2010 tarihli kurum işlemi ile davalı sigortalı hakkında 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin “a” bendi çerçevesinde yapılan işlemle, 01.03.2000-01.10.2009 tarihleri arasında kalan sürelerde yapılan ödemelerin iadesi için takip yapıldığı ve davalı sigortalının itirazı üzerine eldeki davanın açıldığı, sigortalı davalının açtığı karşı davada ise anılan dönemlerdeki çalışma bildirimlerinin fiili olmaması nedeniyle aylığın kesilmesi ve borç tahakkukuna dair kurumca yapılan işlemlerin iptali ile kesilen aylığın yeniden bağlanması gerektiğinin tespitini istediği anlaşılmakta olup, Mahkemece itirazın iptali istemine dair Kurumun açtığı davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine dair karar verildiği anlaşılmakta ise de verilen kararın eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Davaya konu uyuşmazlığın anılan dönemlerde davacı adına yapılan sigortalı bildirimlerinin fiili çalışmaya dayalı olup olmadığı hususunda toplandığı, buna göre davanın yasal dayanağının 506 sayılı Kanun'un 79. (5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86.) maddesi olduğu anlaşılmaktadır.
Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, eldeki gibi sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Buna göre öncelikle, davacının Kuruma bildirim yapılan 25.03.2000-25.05.20 00... .05.2000-25.07.2000 tarihleri arasında kalan sürelerde fiilen çalışıp çalışmadığı hususu irdelenmeli, bu kapsamda davalı sigortalının çalışmaları ile ilgili tüm belgeler davalı kurumdan; puantaj kayıtları ve ücret tediye bordrolarının asılları uyuşmazlığa konu dönem içerisinde davacı çalışmalarını Kuruma bildiren işverenden getirtilmeli, işbu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın aidiyeti davacı tarafından kabul edilenler ile inkâr edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine davacı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulmalı; davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, özellikle Kurum müfettişlerince yapılan incelemede işveren hakkında belirlenen hususlar ve aksinin ispatı bakımından yoklama tutanakları gibi belgelerin varlığı araştırılmalı, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, işyeri dosyaları getirtilmeli ve Kanun kapsamına alınış ve kapsamdan çıkartılış nedenleri ve tarihleri irdelenmeli ve çalışmanın fiili olup olmadığı hususunda yapılacak irdeleme sonucunda, davalının sigortalı olarak fiilen çalıştığı dönemlerde malullük aylığı alamayacağı, bu dönemlerdeki malullük aylıklarına yönelik Kurumun borç tahakkuku işleminin hukuka uygun olacağı dikkate alınmalı, davacının fiilen çalışmadığı anlaşılırsa ve o dönemde 506 sayılı Kanun'un 53. maddesi kapsamında bedeni çalışma gücünün en az 2/3’ünü kaybetmiş olduğuna dair tespitin yapılması ile bu konuda yapılacak irdeleme sonucunda maluliyet halinin devam ettiğinin tespit edilmesi halinde ise maluliyet aylığının kesilmemesi gerektiği dikkate alınmak suretiyle irdeleme yapıldıktan sonra bir karar verilmelidir.
Bu arada belirtilmelidir ki davalı hakkında yapılacak irdeleme sonucunda, 01.03.2000 tarihi ve sonrasındaki dönem bakımından, 506 sayılı Kanun'un 53. maddesi kapsamında beden çalışma gücünün en az 2/3’ünü kaybetmediğinin anlaşılması halinde ise 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonrası bakımından sosyal güvenlik hukukunun kamu düzeni ile ilgili olması nedeniyle, sigortalı veya hak sahipleri lehine getirilen yasal düzenlemelerin derdest davalara da uygulanması gerekeceği tartışmasız olduğundan, 5510 sayılı Kanun'un 25. maddesindeki; 4/a ve 4/b’li sigortalılar için “...çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60’ını kaybettiği...” Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu Kurumun Sağlık Kurulunca tespit edilenlerin malul sayılacağına dair getirilen lehe hükümlerin davalı sigortalı hakkında uygulanma kabiliyetinin varlığı araştırılmalı ve bu yönde yapılacak tespitten sonra 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşı itibari ile maluliyet aylığına hakkı olduğu kabul edilmelidir.
Kabule göre de 01.03.2000 tarihinden itibaren davacı kurum tarafından aylık bağlanmış olmasına rağmen, 25.03.2000-25.05.20 00... .05.2000-25.07.2000 tarihleri arasında davalı sigortalının 506 sayılı Kanun kapsamında yapılan sigortalılık bildirimlerinin aynı Kurum (SSK) bünyesinde tespiti mümkün iken uzun zaman geçtikten sonra 2009 yılında bu durumun tespit edilmesi karşısında somut olay dikkate alınarak Kurum alacağının 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin “b” bendi kapsamında tespit edilmesi gereğinin de gözetilmemesi isabetsizdir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı-karşı davacı sigortalı ...'nın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.'' gerekçeleriyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen İkinci Karar
İlk Derece Mahkemesinin 16.12.2022 tarihli kararı ile davacı Kurumca açılan İtirazın iptali davasının reddine, birleşen dava yönünden; davacıya yönelik emekli maaşı kesme işleminin iptaline ve taleple bağlı kalınarak 2009 yılının Ekim ayından itibaren emekli aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1.Karar süresi içinde davacı- birleşen davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2.Dairenin 23.01.2024 tarih ve 2023/14356 E. - 2024/438 K. sayılı kararı ile "...Mahkemenin, Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulunun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı)
2.Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)
3.Eldeki davada ise bozma gereklerinin gereği gibi yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, davalı sigortalı hakkında, dava dışı şirket tarafından alınan ihaleli iş nedeniyle ve bu iş için kayıtlı iş yerinden bildirimi yapılan çalışmaların fiili olduğuna dair ulaşılan kanaatin yerinde olmadığı belirgin olup, uyulan bozma ilamında da belirtildiği gibi davalının sigortalı olarak fiilen çalıştığı dönemlerde malullük aylığı alamayacağı, bu dönemlerdeki malullük aylıklarına yönelik Kurumun borç tahakkuku işleminin hukuka uygun olacağı dikkate alınmalı ve çalışma dönemleri ile sınırlı olmak üzere 5510 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinin b bendi kapsamında yapılacak irdeleme ile tarafların hak ve borçlu olduğu ve olmadığı tutarlar bakımından asıl ve birleşen davalardaki taleplere göre bir karar verilmelidir.
..
." şeklindeki gerekçeyle karar bozulmuştur.
D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile A)Asıl Dava(2024/111 Esas) Yönünden davacı Kurumca açılan İtirazın iptali davasının reddine, B) Birleşen Dava (2012/646 Esas) Yönünden; davanın kabulü ile SGK'nın davacının malulen emekli aylığının kesilmesi ve davacıya borç tahakkukuna dair dava konusu işleminin iptaline dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı - karşı davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı - birleşen dosya davalısı Kurum vekili, Mahkeme kararında, 506 sayılı Kanun'un 58. maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi hükümlerinin göz ardı edildiğini, Mahkemenin fiili çalışma yönünden delil yetersizliğinden bahisle davayı reddetmesinin yerinde olmadığını, davalının 27.05.2000-25.07.2000 tarihleri arasında ... İnş. Tur. San. Tic. Ltd. Şti. unvanlı iş yerinde, 02.10.2009 tarihinde ... Tem. ve Org. Hiz. Tic. Ltd. Şti. unvanlı iş yerinde çalıştığının tespit edildiğini, bu nedenle emekli aylığı kesilerek yersiz ödenen aylar için ödeme emri düzenlendiğini, sigortalının maluliyet aylığı aldığı dönemde sigortalı bildirimlerinin yapılması halinde, çalışmanın fiili olup olmadığından bağımsız olarak, 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi gereğince Kurumun fazla veya yersiz ödemeyi geri isteme hakkı olduğunu
belirterek, verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı adına bildirim yapılan dava dışı iş yerinde geçen dönemdeki sigortalılığın fiili çalışmaya dayalı olup olmadığı ile davalı Kurumca bu nedenle aylığın kesilmesine dair yapılan işlemin yerinde olup olmadığı hususlarına ilişkindir.
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
01.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.