Karşılıklı boşanma davasında, yargılama sürerken meydana gelen zina eyleminin ıslah yoluyla davaya dahil edilip edilemeyeceğine dair temyiz incelemesi.
Özet: Bu boşanma davasında, tarafların karşılıklı temyiz başvuruları üzerine yapılan incelemede, mahkeme çoğunluğu bölge adliye mahkemesinin kararını usul ve yasaya uygun bularak onamıştır; ancak karşı oyda, devam eden boşanma davası sürecinde meydana gelen zina eyleminin, dava dilekçesinin tamamen ıslah edilmesi yoluyla boşanma sebebi olarak ileri sürülüp sürülemeyeceği temel uyuşmazlık konusu olmuş, karşı çıkan hakim, ıslahın amacına ve usul ekonomisine vurgu yaparak dava açıldıktan sonra gerçekleşen vakıaların dahi ıslah yoluyla davaya dahil edilmesinde yasal bir engel bulunmadığını savunmuştur.

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1399 E., 2024/1780 K.DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, reddedilen zina nedenine dayalı boşanma davası ve erkeğin davasının kabulü yönünden; davalı-davacı erkek vekili tarafından ise kusur belirlemesi ve kadının evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma davasının kabulü yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,07.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Değerli çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, bir boşanma davasının yargılaması sürerken meydana gelen zina eyleminin, ıslah yoluyla boşanma sebebi yapılıp yapılamayacağına ilişkindir. Bilindiği üzere, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır (HMK m. 141). Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir (HMK m. 176/1). Diğer yandan; hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz (TMK m. 184/1) ve kanıtları serbestçe takdir eder (TMK m. 184/4). Davacı, davasını tamamen ıslah ederek, dava sebebini değiştirebilir (Prof.Dr. Baki Kuru, Medenî Usul Hukuku El Kitabı, cilt: II, Ankara 2020, sayfa: 1200). Davasını tamamen ıslah eden davacı, yeni bir dava dilekçesi verir (HMK m. 180/1). Davacının verdiği yeni dava dilekçesinin bir örneği, karşı tarafa ya da varsa vekiline tebliğ edilir (HMK m. 122). Davalı, bu yeni dava dilekçesine karşı iki hafta içinde yeni bir cevap dilekçesi (HMK m. 126 vd) verebilir (Kuru, aynı eser sayfa: 1203). Davacının davasını tamamen ıslah etmesi ile ilk dava dilekçesi, hiç verilmemiş sayılır (HM m. 179/1). Dava yeni dava dilekçesine göre incelenip karara bağlanır (Kuru, aynı eser sayfa: 1204). Davanın tamamen ıslah edilmesinin doğal sonucu olarak; dava dilekçesinde yer alan ilk istem içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan istem içeriği göz önüne alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekmektedir (HGK, 01.07.2021 tarih, E: 2017/14-2815 -K: 2021/888). Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür (HMK m. 30). 28.11.1956 tarih ve 15/15 E. K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (İBK); “Nafakanın arttırılması veya eksiltilmesine ilişkin istemlerin kabulünde, dava tarihinden geçerli olmak üzere karar verileceğinin gerektiğine” ilişkin olup bu karar, davadan sonra meydana gelen vakıaların ıslahla davaya dahil edilmesine engel olacak biçimde yorumlanamaz. Dolayısıyla, dava açıldıktan sonra doğan/gerçekleşen vakıaların ıslahla davaya dahil edilmesine yasal bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle, sadece dava tarihinden önceki vakıaların islahla davaya dahil edilebileceğini, davadan sonra gerçekleşen vakıaların ise davaya dahil edilemeyeceğini kabul etmek, ıslahla ilgili yasal düzenlemelere, ıslahın amacına ve özellikle usul ekonomisine uygun düşmez. Somut olayda davacı-davalı dava dilekçesinde, evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle (TMK m. 166/1-2) boşanmalarına karar verilmesini istemiş; 23.11.2022 tarihli ıslah dilekçesiyle, davasını tamamen ıslah ederek öncelikle zina sebebiyle (TMK m.161), bunun mümkün olamaması hâlinde ise evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle (TMK m. 166/1-2) boşanmalarına karar verilmesini istemiştir. Davalı-davacı taraf da karşılık dava açarak evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle (TMK m. 166/1-2) boşanmalarını istemiştir. İlk Derece Mahkemesi (İDM), davacı-davalının boşanma davasının zina sebebiyle (TMK m. 161), davalı-davacının karşılık boşanma davasının ise evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle ayrı ayrı kabul ederek tarafların boşanmalarına karar vermiştir. Tarafların istinaf başvuruları üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM), İDM kararı kısmen kaldırılarak davacı-davalının zina sebebiyle (TMK m. 161) boşanma isteminin reddine, davacı-davalının boşanma davasının da evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle (TMK m. 166/1-2) kabulüne karar vermiştir. BAM kararının gerekçesinde özetle; Dairemizin kararlarına da atıf yapılarak erkeğin zinasının boşanma dava tarihinden sonra gerçekleştiği, her davanın açıldığı tarihteki koşullara tabi olup dava tarihinden sonra ortaya çıkan olayların ise ıslah yoluyla ileri sürülemeyeceği gerekçesine yer verilmiştir. Bilindiği üzere TMK’nun 185/3 maddesi, eşlere evlilik birliğinin devamı süresince birbirlerine sadık kalmalarını emretmektedir. Bu sebeple zina mutlak ve özel boşanma sebebidir. Kanıtlandığı takdirde başka hiçbir araştırma yapılmadan boşanmaya karar verilmesi zorunludur. Yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, davadan sonra gerçekleştiği anlaşılan zina eyleminin, dava dilekçesinin tamamen ıslah edilerek boşanma sebebi (TMK m 161) yapılmasına her hangi bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle davacı-davalının zina sebebine dayalı boşanma isteminin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Öte yandan, diğer boşanma sebeplerine göre zina sebebiyle boşanmanın eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi yönünden de önemli sonuçları bulunmaktadır. Çünkü, TMK’nun 236. maddesine göre, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilmektedir. Eldeki davada, davalı-davacının zina yaptığı kanıtlanmış olup bu durum tartışmasızdır. Ancak, temyiz edilen mahkeme kararının onanmasıyla eşlerin evliliği kesin olarak sona erecektir. Davacı-davalının bir daha zina sebebiyle boşanma davası açma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla, davacı -davalı, bu davada karşı tarafa zina sebebiyle kusur yüklenmesini dahi sağlayamamaktadır. Ayrıca, ileride açılması hâlinde mal rejiminin tasfiyesi davası sırasında, zina yapan eşine karşı yasal haklarını (TMK m. 236/2) kullanamayacaktır. Oysa, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesine göre; herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz. Eldeki davaya bu yönüyle bakıldığında, davacı-davalının zina sebebine dayalı boşanma davasının reddedilmesi ve bu davanın bir daha açılamayacak olması; davacı-davalının hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkına gereği gibi uyulmadığı sonucunu doğurmaktadır. Tüm bu nedenlerle, temyiz edilen hükmün bozulması gerektiğini düşündüğümden, değerli çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.