Hukuk Genel Kurulu, hakimin ağır kusuru iddiasıyla açılan tazminat davasında HMK 46 şartları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin özel daire kararının temyiz incelemesini yapıyor.
Özet: Bu içtihat metninde, bir hakimin önceki bir davada yetkisizlik kararı vermekte gecikerek davacının maddi zararına neden olduğu iddiasıyla açılan tazminat davası, hakimin yargılama faaliyetinden doğan sorumluluğunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46. maddesinde sınırlı olarak sayılan kasıt veya ağır kusur koşullarını taşımadığı, hakimin takdir yetkisi kapsamındaki eylemlerin tazminata esas teşkil etmeyeceği ve davacının iddialarının kanundaki sınırlı sorumluluk hallerine uymadığı gerekçesiyle esastan reddedilerek, ayrıca davacı aleyhine disiplin para cezasına hükmedilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2025/240 E.  ,  2025/909 K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)

    SAYISI : 2022/60 E., 2023/102 K.
    1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesince davanın reddine karar verilmiştir.
    2. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
    3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
    I. YARGILAMA SÜRECİ
    Davacı İstemi
    4. Davacı dava dilekçesinde; muvazaa hukuksal nedenine dayalı tasarrufun iptali istemiyle açtığı davada ihbar olunan hâkim tarafından Bakırköy Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verildiğini, Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin de karşı yetkisizlik kararı verdiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin yargı yeri olarak ihbar olunanın görev yaptığı mahkemeyi belirlediğini, yetki itirazlarının cevap dilekçesiyle başlayıp on beş günlük sürede sonuçlandırılması gerektiğini, aksi hâlde mahkemesinin kendiliğinden yetkili hâle geleceğini, uzun süre sonra yetkisizlik kararı verilmesinden dolayı mağdur olduğunu, davanın sürüncemede kalmasından dolayı alacağının değer kaybına uğradığını, değer kaybı zararının yaklaşık 1.200.000,00 TL olduğunu, Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkisizlik kararı nedeniyle aleyhine 4.420,00 TL vekâlet ücreti hükmedildiğini, bunun da yasal ferileriyle 8.000,00 TL olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.208.000,00 TL’den şimdilik 4.420,00 TL maddi tazminatın tahsilini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı
    5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının iddiasının dayanağı olan vakıaların özetini ve açık şekilde talep sonucunu belirtmediğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 46. maddesindeki şartların oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
    Özel Daire Kararı
    6. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 10.10.2023 tarihli ve 2022/60 Esas, 2023/102 Karar sayılı kararı ile;
    “…Hakimlerin verdikleri kararlardan dolayı ilke olarak sorumlu tutulmayacakları esas olmakla birlikte, hakimin bağımsızlığı kadar tarafsızlığını da teminat altına almak amacıyla hukuki sorumluluğunun tespiti özel bir usule tabi tutulmuştur. Kanunun öngördüğü sorumluluk sebepleri sınırlı sayılmıştır (numerus clausus) ve bunların varlığının kabul edilebilmesi için hakimlerin genel olarak kasıtlı veya ağır kusurlu tutum ve davranışlarının varlığı gerekmektedir. Hakimin sorumluluğu nedeniyle dava açılabilmesi için kanunda sayılan sebeplerin varlığı gerekmekte olup, kanunda sayılmayan sebeplerden dolayı tazminat davası açılamaz. Bu tür davalarda davacı, hakimin yargılama faaliyetinin 6100 sayılı HMK'nın 46.maddesinde sayılan sebeplerden birisine girdiğini, yani hakim tarafından hukuka aykırı (haksız) yargısal işlem/eylem yapıldığını, hakimin ağır kusuru veya kastı olduğunu, bundan dolayı zarar gördüğünü ve hakimin davranışıyla zarar arasındaki illiyet (nedensellik) bağının varlığını ispatla yükümlüdür. Hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine açılan eldeki tazminat davasında davaya dayanak yapılan iddialar özetle; yetkili olmasına rağmen dava açıldıktan 2 yıl sonra yetkisizlik kararı verildiği, gereksiz yere davanın uzamasına neden olunduğu, bu nedenle alacağına geç kavuştuğu ve büyük maddi kayıplara uğradığı iddialarıdır. 6100 sayılı HMK'nın 46.maddesinde sayılan sebeplere bakıldığında anılan maddede sayılan bu sebeplerin tamamının nitelikleri gereği hukuka aykırılık taşıdığı ve hakimin ağır kusuruna (hatta kastına) dayalı olduğu (örneğin; taraf tutma, duruşma tutanağında yazılı olmayan sebeple karar verme, menfaat karşılığı karar verme, kanuna açık aykırılık, adalet dağıtmaktan kaçınma, duruşma tutanağını tahrif vs.) görülmektedir. Hakimin takdir yetkisi kapsamında kalan delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin hususlar tazminata konu edilemez. Çünkü HMK'nın 46. Maddesindeki koşullar hakimin takdir yetkisinin ötesinde kasıt veya kasta yakın ağır kusur hallerinde başka türlü yorumlanması mümkün olmayan hukuk kurallarının yanlış uygulanması söz konusu olduğunda oluşabilecektir. Somut olayda HMK'nın 46.maddesindeki koşullardan hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Davacı, HMK'nın 46. maddede sayılan sınırlı hukuki sorumluluk nedenlerinin eldeki davada gerçekleştiğini kanıtlayamamıştır. Hal böyle olunca davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
    Öte yandan HMK’nın 49. maddesi uyarınca, davanın esastan reddi halinde disiplin para cezasına hükmedilmesi gerektiğinden, bu konuda dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular göz önünde bulundurulmuş, 1.000,00 TL disiplin para cezasının verilmesinin uygun olacağı değerlendirilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
    HÜKÜM: Yukarıda gösterilen nedenlerle;
    1-HMK'nın 46. maddesindeki şartlar oluşmadığından davanın esastan reddine,
    2-HMK'nın 49.maddesine göre takdiren 1.000,00 TL disiplin para cezasının davacıdan tahsiline ve hazineye gelir kaydedilmesine,
    3-Alınması gereken 269,85 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 124,00 TL'den mahsubuna, kalan 145,85 TL'nin davacıdan tahsiline ve hazineye gelir kaydedilmesine,
    4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca 4.420,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
    5-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,…” karar verilmiştir.
    Kararın Temyizi
    7. Özel Daire kararı süresi içinde davacı tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edilmiştir.
    II. ÖN SORUN
    8. Davacının, Özel Dairenin davanın reddine ilişkin kararını adli yardım talepli olarak temyiz etmesi karşısında, kanun yoluna başvuru sırasındaki adli yardım talebinin yerinde olup olmadığı, adli yardım talebinin yerinde olmadığına karar verilmesi hâlinde temyiz harç ve giderlerinin tamamlattırılması için dosyanın Özel Daireye geri çevrilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir.
    III. GEREKÇE
    9. Sosyal hukuk devletinin bir gereği olarak kabul edilmiş olan adli yardım, ekonomik bakımdan yetersiz olan kimselere, yargı organları önünde haklarını arayabilmeleri veya savunma yapabilmeleri için parasal kolaylıklar sağlanması anlamına gelir. Bu anlamdaki kolaylıklar yargılama giderlerinden muafiyet ve ücretsiz hukuki yardım sağlanması yoluyla gerçekleştirilebilir (Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Taş Korkmaz, Hülya: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt III, İstanbul 2017, s. 2410-2411).
    10. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Adli yardımdan yararlanacak kişiler” başlıklı 334/1. maddesi “Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler” hükmünü içermektedir.
    11. Adli yardımdan yararlanmanın ilk koşulu ödeme gücünden yoksunluktur. Hukuki yollara müracaatta ve süreç boyunca gerekli olacak giderleri, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksunluk, aslında nakit ya da nakde dönüştürülebilecek kaynak yetersizliğini ifade etmektedir.
    12. Talepte bulunan kişinin adli yardımdan yararlanabilme bakımından mali yetersizlik içinde olup olmadığı, kişinin mali durumu, bu çerçevede geliri, mal varlığı, borçları ve sosyal durumu, yani kendisi ve ailesinin yaşam düzeyi ve ihtiyaçları da göz önüne alınarak, her olay kendi koşullarına göre tespit edilecektir (Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz, s. 2417-2419).
    13. Adli yardımdan yararlanabilmenin ikinci koşulu ise asıl davadaki taleplerin açıkça dayanaktan yoksun olmamasıdır. Haksız yargılama ve takiplerin çoğalıp mahkemelerin ve icra organlarının gereksiz yere uğraştırılmaması ve adli yardım kurumunun kötüye kullanılmaması için taleplerin açıkça dayanaktan yoksun olmaması koşulu özenle incelenmelidir.
    14. Adli yardım talebinde bulunan kişi iddiasının ve adli yardım talebinin dayanağı olan delilleri göstermeli ve mahkemeye sunmalıdır. Bu husus 6100 sayılı Kanun’un 336/2. maddesinde “Talepte bulunan kişi, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır” şeklinde düzenlenmiştir.
    15. Adli yardım talep eden kişi, elinde bulundurduğu veya o sırada bilinen delilleri sunmamışsa mahkemece başka bir inceleme yapılmaksızın dosya üzerinden adli yardım talebi derhal reddedilmelidir.
    16. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacının ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesine sunduğu 27.07.2022 tarihli dava dilekçesiyle, mahkemece yetkili olmasına rağmen dava açıldıktan iki yıl sonra yetkisizlik kararı verildiğini, gereksiz yere davanın uzamasına neden olunduğunu, bu nedenle alacağına geç kavuştuğunu ve büyük maddi kayıplara uğradığını ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuş, 29.12.2022 tarihli sayman mutemedi alındısı ile başvurma harcı ve peşin harcı yatırmıştır. Özel Daire kararı sonrası davacı tarafından adli yardım talepli olarak temyiz isteminde bulunulmuş, ancak temyiz dilekçesinde, yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren malî durumuna ilişkin belge sunmadığı anlaşılmıştır.
    17. Bu durumda, 6100 sayılı Kanun’un 336/2. maddesi dikkate alındığında davacı tarafından kanun yoluna başvuru sırasında temyiz yoluna başvurma ve maktu temyiz karar harçları ile temyiz gider avansının yatırılması gerektiği, davacının kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken temyiz giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğunu ispatlayamadığı sonucuna varılmıştır.
    18. Hâl böyle olunca, davacının adli yardım talebi, 6100 sayılı Kanun’un 334/1. maddesinde belirtilen koşulları sağlamadığından adli yardım talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
    19. Davacının sunduğu temyiz dilekçesinin süresinde temyiz defterine kaydedildiği ancak davacı tarafından temyiz yoluna başvurma ve maktu temyiz karar harçlarının yatırılmadığı anlaşıldığından, davacıya temyiz başvurma harcı ve maktu temyiz karar harcını ikmal etmesi için muhtıra çıkarılarak bir haftalık kesin süre verilmeli, kesin süre içinde harç yatırıldığı takdirde dosya temyiz incelemesi yapılmak üzere Hukuk Genel Kuruluna gönderilmeli, süresi içinde harç yatırılmadığı takdirde 6100 sayılı Kanun’un 366. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 344. maddesi gereğince davacının temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmeli ve müteakip işlemler tamamlanmalıdır.
    IV. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    1- Davacının adli yardım talebinin REDDİNE,
    2- Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 366. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 344. maddesi gereğince işlem yapılmak üzere dosyanın YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNE GERİ ÇEVRİLMESİNE,
    25.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.