İş ilişkisi ikale sözleşmesiyle sona eren işçinin eksik ödenen gerçek ücret ve işçilik alacakları (kıdem tazminatı, yıllık izin, ilave tediye) talebiyle açtığı davada, ikale sözleşmesinin geçersizliği ve mahsup edilen ödemelerin gerçek ücretten hesaplanması gerektiğine ilişkin yargı kararı.
Özet: İşçi, işverenle imzaladığı ikale sözleşmesinin yasal şartları taşımaması ve yapılan ödemelerin eksik olması nedeniyle kıdem, yıllık izin, fazla mesai ve ilave tediye gibi işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiş; ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi, iş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle feshedildiğini, ikale sözleşmesinin hukuken geçersiz olduğunu, davalı işverenin 6772 sayılı Kanun kapsamında ilave tediye ödeme yükümlülüğü bulunduğunu ve talep edilen alacaklara hak kazanıldığını tespit ederek, daha önce yapılan ödemelerin mahsubuyla davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
9. Hukuk Dairesi         2025/7174 E.  ,  2025/8503 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/1278 E., 2025/1710 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 54. İş Mahkemesi
SAYISI : 2025/18 E., 2025/163 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı İktisadi İşletmeler Müdürlüğünde (...) 09.09.2011-10.01.2022 tarihleri arasında büro personeli olarak aralıksız ve fasılasız bir şekilde çalıştığını, iş sözleşmesinin 01.01.2017 tarihinde yenilendiğini ve yönetici personel olarak çalışmaya devam ettiğini, değişen sözleşmesi ile birlikte ücretinin asgari geçim indirimi hariç net asgari ücretin %70 fazlası olarak belirlendiğini, ancak ücretin sürekli olarak eksik ödendiğini, ilave tediyelerin ödenmediğini, davalı işverenin davacının işçilik alacaklarını ödemek için bir örneği dosyaya sunulan 10.01.2022 tarihli ikale sözleşmesini imzalamak durumunda bırakıldığını, bahsi geçen ikale sözleşmesi ile davalı işveren tarafından kıdem tazminatı adı altında 51.388,10 TL, yıllık izin ücretine karşılık 21.267,00 TL, fazla çalışma süresine karşılık 18.714,96 TL ödeme gerçekleştirildiğini, ancak tüm hesaplamaların müvekkilinin sözleşmede kayıtlı gerçek ücreti üzerinden değil asgari ücret üzerinden hesaplandığını, taraflar arasındaki ikale sözleşmesinin hiçbir hukuki geçerliliği bulunmadığını iddia ederek kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma ücreti, yol ücreti, engelli izin ücreti ve ilave tediye alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili ... Sosyal Tesis ve İşletmeler biriminde 09.09.2011-10.01.2022 tarihleri arasında belirsiz süreli iş sözleşmesi ile büro personeli olarak çalıştığını, tek taraflı olarak verdiği ikale talebini içerir dilekçesine istinaden imzalanan ikale sözleşmesinin 3.2. maddesi gereğince davacının bütün haklarını aldığını, bunu kabul ettiğini ve dava haklarından feragat ettiğini, emsal Yargıtay içtihatlarında ikale sözleşmesinin geçerli kabul edilebilmesi için makul yarar kriterinin gözetilmesi gerektiğinin hüküm altına alındığını, ikale talebinin işçiden geldiğinin anlaşılması hâlinde işçinin irade fesadına uğratıldığını ispatlaması gerektiğini, irade fesadı hâlleri hariç olmak üzere ikale sözleşmesi talebinin işçiden gelmesi hâlinde kıdem tazminatı ödemesinin makul yarar için yeterli kabul edilebileceğini, işverenden gelmesi hâlinde ise kıdem ve ihbar tazminatı ödemelerinin yanı sıra 4 aylık ücret tutarında ilave bir ek ödemenin yapılması gerektiğinin vurgulandığını, müvekkili işletmenin 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2. maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun (6772 sayılı Kanun) kapsamına girmemesinden dolayı davacının ilave tediye ikramiye alacağı ve başka hak ve alacağı bulunmadığını, tüm haklarının ödendiğini, 01.02.2018 tarihinde yürürlüğe giren toplu iş sözleşmesinin 31.01.2020 tarihinde sona erdiğini, Covid-19 salgını nedeniyle Sosyal Tesis ve İşletmeleri faaliyetlerine 01.04.2020 tarihinden 30.06.2021 tarihine kadar ara verildiğini, kısa çalışma ödeneğinden yararlandırıldığı, bu dönemde çalıştığına yönelik iddiasının asılsız ve gerçek dışı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kanuni şartları taşımadığından ve ibraname kesin olarak hükümsüz olduğundan dosyadaki ibranameye değer verilmediği, davacı işçiye toplu iş sözleşmesi kapsamında belirlenen ücretlerinin ödenmemiş olduğu anlaşıldığından iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından haklı nedenle feshedildiği, davalı ... 6772 sayılı Kanun kapsamında ilave tediye ödemekle yükümlü İdarelerden olduğundan davacının ilave tediye alacağının hesaplanılarak hüküm altına alındığı, taraflar arasında yapılan ikale sözleşmesine itibar edilmediği, ancak yapılan ödemelerin mahsup edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında imzalanan ikale sözleşmesinin kanuni şartları taşımadığından geçerli kabul edilemeyeceği, davacının kıdemine göre hesaplanan hak kazanılan yıllık izin ücretinden kullanılan sürelerin mahsup edildiği, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. İkale teklifinin davacıdan geldiği, davacının serbest iradesi ile sözleşmesini sona erdirdiğini,
2. Müvekkili İşletmenin, 6772 sayılı Kanun kapsamına girmediğinden davacının, ilave tediye ve ikramiye alacağının bulunmadığını,
3. Davacının tüm haklarının ödendiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan ikale sözleşmesinin geçerli olup olmadığı, davacının toplu iş sözleşmesi ile sağlanan haklardan faydalanıp faydalanamayacağı ile dava konusu alacaklara hak kazanıp kazanmadığı, davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp açılamayacağı hususlarına ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut uyuşmazlıkta; davacının davalı işyerinde 21.01.2013-30.09.2021 tarihleri arasında çalıştığı, bu işyerinde yetkili olan sendikaya üyeliğinin bulunmamasına rağmen alınan karar üzerine 01.02.2018-30.01.2020 tarihleri arasında yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesindeki ücret artışı ve sosyal yardımlardan faydalandırıldığı, bu toplu iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra yürürlüğe giren toplu iş sözleşmelerinden sendika üyesi olmayanların faydalandırılacağına ilişkin bir karar alınmadığı anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamalarda ise davacının giydirilmiş ücreti ile yol ücretinin toplu iş sözleşmesi kapsamında belirlendiği görülmüştür. Oysaki davacı fesih tarihinde sendika üyesi olmadığı gibi bu tarihte yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesinden davacının da faydalandırılacağına ilişkin alınan bir karar da bulunmadığından söz konusu hesap tarzı yerinde değildir. Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince hatalı hesaba dayanan bilirkişi raporuna itibarla verilen karar isabetsizdir.
3. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 3/1 hükmünde "Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebi ile açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
Dava şartı olarak arabuluculuk sürecinin başından sonuna kadar detaylı kurallara bağlanması, yaşanması muhtemel hak kayıplarının önüne geçilmesi açısından gereklidir. Şüphesiz arabulucuğun en önemli aşamalarından biri başvurunun yapılması, diğeri ise arabuluculuk tutanağı düzenlenmesidir. Anlaşmazlıklara ve tereddütlere meydan verilmemesi için arabuluculuk tutanağında tarafların anlaştıkları ya da anlaşamadıkları alacak kalemleri tek tek belirtilmelidir.
Dava şartı arabuluculuk uygulamalarının başlangıcında, hem talepte bulunanlar ve hem de arabulucular tarafından yapılan hataların tarafların mağduriyetine sebebiyet verdiği, arabuluculuk uygulamasının amaçlandığı gibi uygulanmasına engel olduğu görülmüştür. Bu sebeple Dairemizce, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na (6325 sayılı Kanun) dayanılarak çıkartılan ve 02.06.2018 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik ile başvuru formu uygulamasının başladığı 02.06.2018 tarihine kadar olan dönemde, arabuluculuk anlaşamama tutanağında arabuluculuğa konu alacaklar tek tek belirtilmeden "işçilik alacakları" veya "işçi-işveren uyuşmazlığı" gibi soyut ifadeler kullanılmış olsa dahi dava konusu edilen işçilik alacaklarının tamamı hakkında dava şartının gerçekleştiği görüşü benimsenmiştir. Başka bir deyişle başvuru formu uygulamasının başladığı 02.06.2018 tarihinden önceki dönem için taraflardan kaynaklanmayan bu tür uygulama hataları aşılarak arabuluculuk müessesesinin amaca uygun yürütülmesi sağlanmaya çalışılmıştır.
Başvuru formu uygulamasının başladığı 02.06.2018 tarihinden sonraki başvurularda ise hangi alacak veya tazminat kalemleri konusunda anlaşma sağlandığı veya sağlanamadığını açıkça belirtmeyen son tutanağa göre dava şartının gerçekleştiği kabul edilemeyecektir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki 6325 sayılı Kanun'un "Beyan ve belgelerin kullanılması" kenar başlıklı 5. maddesi ve 7036 sayılı Kanun'un 3/21 hükmü göz önünde bulundurulduğunda; arabuluculuk faaliyeti kapsamında düzenlenen belgelerden sadece son tutanağın kullanılmasına izin verilmiştir. Buna göre arabuluculuk dava şartının gerçekleşip gerçekleşmediği hususu, yalnızca son tutanak esas alınarak belirlenebileceğinden, başvuru formunda yer alan alacak kalemlerinin müzakere edilip edilmediği ancak son tutanak ile anlaşılabilir. Müzakere edilmemiş bir alacak için dava şartının gerçekleştiğinden söz edilemez.
Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında düzenlenen 25.02.2022 tarihli "Hukuk Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağı"nda tarafların anlaşmaya varamadıkları alacak kalemleri tek tek sayılmıştır. Buna göre dava dilekçesinde talep edilen alacak kalemlerinden engelli izin ücreti alacağı arabuluculuk görüşmelerine konu edilmemiştir. Arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeyen sözü edilen alacak kalemi yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken bu kalem yönünden esastan kabul kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.