Kadastro Davasında Tapu Kaydı Revizyonu, Eski Sınırların Araştırılması, Rum Yeri ve Hazine Arazi Statüsünün Belirlenmesine İlişkin Yargıtay Bozma Kararı.
Özet: Yargıtay, Çanakkalede kadastro çalışmaları sırasında tespit edilen ve bir kısmı tapu kaydının miktar fazlası olarak belirlenen, bir kısmı ise kadimden beri meydan ve çeşme olarak halkın kullanımında olduğu iddia edilen taşınmazlara ilişkin davada, ilk derece mahkemesinin hükme esas alınan eski tapu kaydının sınırlarında geçen rum yeri ile diğer komşu parsellerin akıbeti ve Hazine tarafından tahsis veya temlik edilip edilmediği hususlarında yeterli araştırma yapmadığı, bu nedenle tapu kaydının gerçek kapsamını doğru belirleyemediği ve yüzölçümü fazlasının zilyetlikle kazanılıp kazanılamayacağı yönündeki esasları göz ardı ettiği gerekçesiyle kararı bozarak, tüm komşu parsel kayıtlarının ve ilgili dava dosyalarının getirilerek, Hazine temliki olup olmadığına ve tapu kaydının yazılı miktarına göre kapsamının belirlenmesine yönelik detaylı bir inceleme yapılmasını gerekli görmüştür.
8. Hukuk Dairesi         2023/5013 E.  ,  2025/7375 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

SAYISI : 2013/15 E., 2023/11 K.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro çalışmaları sırasında, Çanakkale ili ... ilçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan 31 34... parsel sayılı sırasıyla 8.0 00... .500 m² yüzölçümündeki taşınmazlar, 2979 parsel sayılı taşınmaza uygulanan tapu kaydının miktar fazlası olarak ... adına tespit edilmiş; bilahare ... ile ...'ın itirazı üzerine komisyonca 2979 parsel sayılı taşınmaza uygulanan tapu kaydının revizyonunun iptali ile tapu kaydının 32 75... parsel sayılı taşınmazlara uygulanmasına, 3275 parsel sayılı taşınmazın 4.900 m² yüzölçümü ile davalı ... adına; 3134 parsel sayılı taşınmazın haritasında (A) rumuzu ile gösterilen 2.500 m²lik kısmın 2979 parsele ilavesi ile 2979 parsel sayılı taşınmazın 3.418 m² yüzölçümü ile ... adına; 3134 parsel sayılı taşınmazın haritasında (B) rumuzu ile gösterilen 600 m²lik kısmın ayrı parsel olarak ... adına tespit edilmiştir.
Kadastro çalışmaları sırasında, Çanakkale ili .... ilçesi .... Köyü çalışma alanında bulunan 28 21... parsel sayılı sırasıyla 1.0 00... .000 m² yüzölçümündeki taşınmazlar, Sulh Hukuk Mahkemesinde dava konusu oldukları belirtilerek malik haneleri açık bırakılmak suretiyle; 2822 parsel sayılı 6.200 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kadimden beri çeşme ve meydan olarak .... köyü halkının istifadesinde bulunduğu belirtilerek, ... adına tespit edilmiştir.
Davacı ... Sulh Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçelerinde; 18.2.1971 tarihli .... numaralı tapu kaydına dayanarak, tapu kaydının kapsamındaki taşınmaza ... ve diğerlerinin müdahalesinin men'ine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; 31 34... parsel sayılı taşınmaza uygulanan tapu kaydının taşınmazlara uymadığını ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasına dayanarak, kadastro tespitindeki gibi ... adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin verdiği önceki karar, Yargıtayca bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; "Hükme dayanak yapılan....1340 gün ve 26 sayılı tapu kaydında bir sınır .... veresesi tarlası olarak gösterilmiştir. Eylemli durumda belirtilen şekilde gösterilen taşınmazın dava konusu taşınmazların kuzeyinde bulunduğu ve rum yeri olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu tapu kaydında sınır olarak gösterilen .... efendi mahdumu .... tarlasının dava konusu taşınmazların güneyinde sınır oluşturulan 2985 sayılı parsel olduğu, ... veresesi tarlasının dava konusu taşınmazların batısındaki 2981 sayılı parsel olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda tapu kaydının esas itibariyle taşınmazlara ait bulunduğu belirlenmiş ise de tapu kaydı kapsamının tam ve doğru olarak belirlenebilmesi için .... tarlası olarak sınırda gösterilen yerin Hazinece başkalarına tahsis ve temlik edilmiş ve elden çıkarılmış olması ve bu işlem sonucunda Hazinenin temliki ile oluşan tapu kaydında dava konusu taşınmazın olduğu yerin maliki olarak kayıt maliklerinin sınırda gösterilmesi halinde tapu kaydının değişmez sınırlı olma niteliği kazandığı kabul edilebilir. Aksi halde rum yerinin böyle bir işleme esas alınmadığı anlaşıldığı ve taşınmazların kanunlar uyarınca Hazineye kaldığı belirlendiği takdirde kayıt kapsamının yüzölçümüne değer verilerek saptanması, yüzölçümü fazlasının kaçak ve yitik kişilerden kalan yerlerden olduğunun ve zilyetlikle kazanılmasının mümkün bulunmadığının kabulü ile ... adına tapuya tesciline karar verilmesi gereklidir. İlk Derece Mahkemesince bu yönler araştırılmamış, taşınmazın kuzeyinde sınır oluşturan komşu parsellerin dava konusu oldukları açıklandığı halde söz konusu dava dosyaları ve komşu parsel kayıtları getirtilerek değerlendirmede dikkate alınmamış ve .... veresesi tarlasının akıbeti araştırılmamıştır. O halde tüm komşu parsel kayıtları ile dava konusu oldukları takdirde dava dosyalarının getirtilmesi, ... veresesi tarlasının akıbetinin araştırılması, bu taşınmazla ilgili Hazinenin temliki bulunduğu takdirde yukarıda açıklandığı gibi dikkate alınması, Hazinenin temliki olmayıp .... adına yazılı kayıt bulunup intikal etmiş ise hangi parsellere revizyon gördüğünün araştırılıp belirlenmesi, böyle bir durumun bulunmadığı ortaya çıktığı takdirde yukarıda açıklandığı gibi tapu kaydında yazılı ... veresesi tarlasının 2981 sayılı parsel.... tarlasının 2985 sayılı parsel ve tapuda gösterilen diğer komşu taşınmazın 2702 sayılı parsel olduğu dikkate alınarak tapu miktarına değer verilmek suretiyle kapsamının belirlenmesi, kayıt kapsamı dışında kalan alanın .... adındaki kişiden kaldığı ve zilyetlikle kazanılamayacağı dikkate alınmak suretiyle hüküm kurulması gerekir." gereğine değinilmiştir.
Sulh Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında dava dosyalarının birleştirilmesine karar verildikten sonra, davaya konu olan parseller hakkında kadastro tutanağı düzenlenmiş olması nedeniyle dava dosyası Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; "Keşif, bilirkişi raporları ve dayanak kayıt incelemesine göre 2822 parselin öteden beri çeşme ve meydan niteliğinde olup tapu kaydına ve zilyetliğe dayalı iddianın ispat edilemediği, 2821 parselde davacının dayanağı tapu kaydının uyduğunun ispat edilmediği, vergi kaydı ve zilyetlikle kazanım koşullarının .... .... İşleyen adına birlikte gerçekleştiği, 3133 parselde davacının dayanağı tapu ve vergi kaydının taşınmaza uygun olduğu, dayanak tapu kaydının 3 hudut itibariyle 32 75... parsellerin (C) ve (D) bölümlerini kayıt kapsamına aldığı ve miktarı yerine sınırlarına itibar edilmesi gerektiği, (B) bölümünün köy ortak kullanım alanı olduğu, (A) bölümünün ise önceki tespit gibi ...’a ait bulunduğu" gerekçesiyle 2822 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tesciline, 2821 parsel sayılı taşınmazın.....mirasçıları adına; 3133 parselin ... mirasçıları adına; 3275 parselin tamamı ile 3134 parselin (C) ve (D) bölümlerinin ... mirasçıları adına; 3134 parselin (B) bölümünün ... adına; 3134 parselin (A) bölümünün ise .... mirasçıları adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3. maddesinin 2. fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin 2. fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen 2821, 28 22... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin karar usul ve kanuna uygun olup, davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2. Davacı ... vekilinin 29 79... parsel sayılı taşınmazla ile 3134 parsel sayılı taşınmazın 20.11.2003 tarihli fen bilirkişi raporunda (A), (B), (C) ve (D) harfleri ile gösterilen kısımlarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
a) Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesinin 2. fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428. maddesi ile 439. maddesinin 2. fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen 3134 parsel sayılı taşınmazın 20.11.2003 tarihli fen bilirkişi raporunda (C) harfi ile gösterilen kısmına ilişkin karar usul ve kanuna uygun olup, davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
b) Halkın doğrudan doğruya yararlandığı mallara kamu hizmet malları denir. Kamu idaresi, bu mallardan gelir elde etmekten ziyade, bizzat kendilerinden yararlanır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 16/A maddesi uyarınca, kamu hizmet mallarının ilgili kuruluşlar adına tespit ve tescil edilebilmesi için, söz konusu malların ilgili kuruluşların bütçelerinden ayrılan ödenek veya sağlanan yardımlarla yapılmış olması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında; İlk Derece Mahkemesince 3134 parsel sayılı taşınmazın, 20.11.2003 tarihli fen bilirkişi raporunda (B) harfiyle gösterilen kısmının ... adına tesciline karar verilmiş ise de, Mahkemenin bu kabulüne katılmak mümkün değildir. Şöyle ki; dava konusu kısmın niteliğinin çeşme olduğuna ilişkin kabul yerinde olmakla birlikte, bu nitelikteki taşınmazın belediye adına tescili için, çeşmenin ilgili belediyenin bütçesinden ayrılan ödenek veya yardımlarla yaptırıldığının ortaya konulması gerekir. Ne var ki, dosyada bu yönde bir iddia ve bunu destekleyen delil bulunmadığı gibi, yargılamanın çeşitli aşamalarında alınan beyanlardan, taşınmaz bölümü üzerinde bulunan çeşmenin Osmanlı Devleti döneminde,....’nden önce yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, anılan kısmın ... adına tesciline karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, kararın bozulmasına karar verilmiştir.
c) Belirtmek gerekir ki, usulî kazanılmış hak (müktesep hak) kavramı; bir davada mahkeme veya taraflarca yapılan bir usul işlemi sonucunda, taraflardan biri lehine doğan ve artık mahkemece de uyulması zorunlu hâle gelen hakkı ifade eder. Bu müessese, 6100 sayılı Kanun'da açıkça düzenlenmemekle birlikte; davaların uzamasını önleme, hukukî istikrarı sağlama ve yargı kararlarına duyulan güveni koruma amacıyla Yargıtay içtihatlarıyla geliştirilmiş, öğretide de kabul görmüş ve usul hukukunun temel ilkelerinden biri hâline gelmiştir.
Usulî kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle doğrudan ilgilidir. Nitekim Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar ile 04.02.1959 tarihli ve 1959/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararlarında bu husus açıkça vurgulanmıştır.
Usulî kazanılmış hakkın doğabilmesi için; davada mahkeme, taraf veya Yargıtay tarafından yapılan, istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemiyle taraflardan biri lehine doğmuş, bağlayıcı ve uyulması zorunlu bir sonucun bulunması gerekir. Bu husus, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.07.2006 tarihli ve 2006/4-519 Esas, 2006/527 Karar ile 03.12.2008 tarihli ve 2008/10-730 Esas, 2008/732 Karar sayılı kararlarında da ifade edilmiştir.
Bazı hallerde ise, bozma kararının kapsamı dışında kalan kısımların kesinleşmesi durumunda da usulî kazanılmış hak doğar. Yargıtay’ca bozulan bir hükmün, bozma kapsamı dışında kalan bölümleri kesinleşmiş sayılır ve bozma kararına uyan mahkeme, bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yapamaz. Bu nedenle, bozma dışında kalan yönler bakımından lehine durum oluşan taraf yararına usulî müktesep hak meydana gelir.
Somut olaya gelince; İlk Derece Mahkemesince hükmüne uyulan bozma ilamında, taşınmazın sabit sınırlı kabul edilebilmesi için, sınırda “.... tarlası” olarak gösterilen yerin Hazinece başkalarına tahsis ve temlik edilmiş olması ve bu işlem sonucunda ... temlikiyle oluşan tapu kaydında, dava konusu taşınmazların bulunduğu yerin malikinin sınırda kayıt maliklerine gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ne var ki, İlk Derece Mahkemesince bu doğrultuda bir değerlendirme yapılması gerekirken; tapu kaydının üç sınır itibarıyla 3134 parselin fen bilirkişi raporunda (C) ve (D) harfleriyle gösterilen kısımları ile 3275 parseli bir bütün hâlinde kapsadığı ve tapu kaydında yazılı miktar ile yetinilmesinin hakkaniyete uygun olmayacağı gerekçesiyle sonuca gidilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin bu değerlendirmesine, usulî kazanılmış hakkı ihlal ettiği için katılmak mümkün değildir. Öte yandan, dayanılan kaydın lehe olduğu kadar aleyhe de delil teşkil ettiği gözetildiğinde; anılan sınırın bozma ilamında belirtilen şekilde sabit sınır niteliğini aldığının ispat edilemediği ve davalı gerçek kişiler yönünden de bu sınır itibarıyla zilyetlikle kazanım koşullarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla; tapu kaydının miktarıyla sınırlı olarak (3134 parsel sayılı taşınmazın 20.11.2003 tarihli fen bilirkişi raporunda (C) harfiyle gösterilen kısım) dikkate alınması, miktar fazlası dışında kalan bölümler yönünden ise 3134 parselin aynı raporda (A) ve (D) harfleriyle gösterilen kısımları ile 3275 parsel sayılı taşınmazın 3402 sayılı Kanun’un 18. maddesi uyarınca ... adına tesciline karar verilmesi, ayrıca (A) rumuzlu bölüm nedeniyle kadastral parselin bütünlüğü ilkesi uyarınca davalı olan ve Hazinenin talebi dışında kalan kısmın dava konusu olmadığı da gözetilerek, komisyon kararındaki şekliyle ... ...... adına, sicil oluşturmaya elverişli ve infazı kabil hüküm kurulması gerekirken, dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, kararın bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı ... vekilinin 2821, 28 22... parsel sayılı taşınmazlara yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
(2/a) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; 3134 parsel sayılı taşınmazın 20.11.2003 tarihli fen bilirkişi raporunda (C) harfi ile gösterilen kısmına yönelik davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2/b ve 2/c) numaralı bentte açıklanan nedenlerle 29 79... parsel sayılı taşınmazlar ile 3134 parsel sayılı taşınmazın 20.11.2003 tarihli fen bilirkişi raporunda (A), (B) ve (D) harfi ile gösterilen kısımlarına yönelik İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.