Trafik kazası kaynaklı destekten yoksun kalma tazminatı davasında Suriye uyruklu davacının, 5718 sayılı Kanun ve uluslararası sözleşmeler uyarınca yargılama gideri teminatı yükümlülüğünün kapsamı.
Özet: Trafik kazası sonucu destekten yoksun kalma tazminatı talebiyle açılan davada, başvuru sigorta tahkim komisyonlarınca gerekli aile nüfus kayıtlarının ibraz edilmemesi gerekçesiyle usulden reddedilmiş, davacı vekili bu karara itirazın da reddedilmesi üzerine temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz incelemesinde, davanın esasına girilmeden önce yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Türk mahkemelerinde dava açarken yatırması gereken teminat (güvence) yükümlülüğü ele alınmıştır. Mahkeme, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 48. maddesi ışığında teminat gösterme yükümlülüğünü ve karşılıklılık ilkesine dayalı muafiyet durumlarını değerlendirmiştir. Özellikle 1954 tarihli Lahey Sözleşmesi ile mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin Cenevre Sözleşmesi kapsamında Suriye vatandaşlarının teminattan muaf olup olmadığı incelenmiş ve Suriyenin Lahey Sözleşmesine taraf olmaması ile davacıların mülteci statüsünde bulunmaması nedeniyle bu sözleşmelerden kaynaklanan bir teminat muafiyetinin söz konusu olmadığı vurgulanmıştır.

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2024/684 - 2024/683 SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİSAYISI : 2024 İHK - 40380SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİSAYISI : 2024/98415 İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın 06.08.2019 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu davacı desteğinin vefat ettiğini belirterek destekten yoksun kalma tazminatı talep etmiştir. II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; dava şartının yerine getirilmediğini, kusuru ve zararı kabul etmediklerini, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan gelir sağlanıp sağlanmadığının tespitini, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek vekalet ücretinin beşte biri oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARIUyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tazminat hesabı için gerekli olan, desteğin anne baba eş ve çocuklarını gösterir nüfus kaydının ibrazı için süre verildiği, ancak aile nüfus kaydının ibraz edilmediği gerekçesi ile başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.IV. İTİRAZUyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; itirazın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde; göç idaresinden alınan yazı cevabının dosyaya sunulduğunu, kararın hatalı olduğunu ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, davalı ... tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu gerçekleşen ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 48/1. maddesinde "Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır." hükmü düzenlenmiştir. 5718 sayılı Kanun'da teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır.5718 sayılı Kanun'un 48/2 nci maddesinde ise "Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar." hükmü yer almaktadır. Buna göre Türk hakimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az önce belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17 nci maddesinde; akit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan akit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.5718 sayılı Kanun'da öngörülen teminat yükümlülüğü dava açmanın ön koşulu olup, re'sen gözetilmelidir.Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesini ihtirazı kayıtla onaylamış, mülteci tabirinin tanımlanması noktasında tarih ve coğrafi bakımından sınırlandırma getirerek sözleşmeye taraf olmuştur. 1967 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna dair Protokole de, ihtirazi kayıt ve coğrafi sınırlama bakımından yapılan deklarasyon baki kalmak şartıyla katılmıştır. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 61 inci maddesinde "mülteci" tanımlamasına yer verilmiştir. Madde metnindeki tanımlama karşısında, davacıların mülteci statüsünde bulunmadığı sabittir. Bu halde, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesinin 16 ncı maddesinin somut olayda uygulanma kabiliyeti yoktur.Suriye Arap Cumhuriyeti, 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesinin tarafı olmadığından, bu sözleşmenin 17 nci maddesinin de eldeki davada uygulanması mümkün değildir.Ancak 2010 yılından sonra Suriye`deki iç karışıklıklar ve çatışmalar nedeniyle yaşanan insani krizin büyümesi sonucunda 29.04.2011 tarihinde bu ülkeden Türkiye’ye yönelik ilk toplu nüfus hareketinin gerçekleştiği, ülkeye gelen Suriyelilerin önce “misafir” şeklinde tanımlandığı, Ekim 2011 tarihinden itibaren ise İçişleri Bakanlığı’nın 1994 sayılı Yönetmeliği’nin 10 uncu maddesi gereğince “geçici koruma statüsüne” alındığı, sonrasında 30.03.2012 tarih ve 62 sayılı “Yönerge” ile Suriyelilerin “geçici koruma” altında olduğu kabul edilmiştir. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 88. maddesinde, uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler, karşılıklılık şartından muaf tutulmuştur. Aynı Kanun'un 61, 62... üncü maddelerindeki hükümler dikkate alındığında, uluslararası koruma çeşitlerinin "mülteci", "şartlı mülteci" ve "ikincil koruma" statüleri olarak tanımlandığı görülmektedir.6458 sayılı Kanun'un "geçici koruma" başlıklı 91inci maddesinde ise, "(1) Ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir." düzenlemesi vardır. Gerek 6458 sayılı Kanun'da gerekse Geçici Koruma Yönetmeliği'nde, geçici koruma sağlananların teminat gösterme yükümlülüğünden ya da karşılıklılık şartından muaf olduklarına dair bir düzenleme yoktur. O halde, geçici koruma sağlananlar, teminat gösterme yükümlülüğünden ve karşılıklılık şartından muaf değildir.Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, davacının "mülteci" statüsünde olmadığı sabittir. Ancak, 6458 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinin uygulanma kabiliyetinin bulunup bulunmadığı noktasında, davacıya "şartlı mülteci" veya "ikinci koruma" statüsünün verilip verilmediği araştırılmalıdır. Bu itibarla, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'ne veya İl Valiliği'ne yazı yazılarak, davacıya 6458 sayılı Kanun kapsamında "şartlı mülteci" veya "ikincil koruma" statüsü verilip verilmediği sorulmalıdır. Yapılacak araştırma neticesine göre 6458 sayılı Kanun'un 88. maddesinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı değerlendirilmelidir.6458 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinin davacı hakkında uygulanamayacağının anlaşılması halinde ise; Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'ne yazı yazılarak, Ülkemiz ve Suriye Arap Cumhuriyeti arasında, teminattan muafiyete ilişkin yürürlükte olan bir sözleşmenin ya da fiili karşılıklılığın (uygulamanın) bulunup bulunmadığı sorulmalı, yazı cevabına göre, 5718 sayılı Kanun'un 48/2 nci maddesinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı belirlenmelidir. 5718 sayılı Kanun'un 48/2 nci maddesinin de uygulanamayacağı sonuca ulaşılması durumunda; aynı Kanun'un 48/1. maddesi uyarınca, davacıya, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere İtiraz Hakem Heyeti'nin belirleyeceği teminatı göstermek üzere, gerekli ihtarat yapılarak kesin süre verilmeli, verilecek kesin süre içerisinde teminatın gösterilmesi halinde davanın esasına girilmeli, aksi halde ise dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir.VI. KARARYukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine,Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,19.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.