Hemzemin geçit trafik kazası sonucu destekten yoksunluk ve manevi tazminat davasında Yargıtay bozması sonrası görevli mahkeme, işçi-işveren ilişkisi ve SGK rücu hakkının değerlendirilmesi.
Özet: Bu hukuki evrak, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkin bir davanın temyiz incelemesini konu almaktadır. İlk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davaları reddeden kararı, davacılar tarafından temyiz edilmiş; Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesi, murisin işvereni olduğu iddia edilen şirketle ilgili iş mahkemesinin görevi ve SGKdan bağlanan maaşın rücuya tabi olup olmadığı hususlarının eksik incelendiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. Bozmaya uyularak yapılan yargılamada asıl davada sulh nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş ve bu karar tekrar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2015/82 E., 2016/71 K.Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesince mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davada sulh nedeniyle karar verilmesine yer olmadığında, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.Mahkeme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıların desteği ... idaresinde bulunan kamyon ile hemzemin geçitten geçmeye çalıştığı sırada 23.11.2005 tarihinde tren ile çarpışması sonucu vefat ettiğini, davalı ... şirketinin aracın Zorunlu ve İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortacısı olduğunu, desteğin idaresindeki araç ile ... .. Ltd. Şti. işçilerini taşırken kazanın meydana geldiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davacı eş için 40.000,00 TL manevi, 500,00 TL. maddi, diğer davacı çocuklar için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi, 500,00 TL maddi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Birleştirilen dosyada ise davacı eş için 40.000,00 TL diğer davacı çocuklar için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.II. CEVAPDavalı ... .. Ltd. Şti vekili, aracın işleteni ve maliki olmadıklarını, davacıların desteğinin işçileri olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı İl Özel İdaresi vekili, davalının hizmet kusuru bulunduğu belirtildiğinden idare mahkemesinin görevli olduğunu savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 10.04.20 12... /32 esas, 212/157 Karar sayılı kararıyla; davalı ... ... Ltd. Şti'nin işleten ve malik olmadığından husumet yöneltilemeyeceği, davalı ...Ş.'nin davacıların murisinin idaresinde bulunan aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu, davacıların murisinin %80 oranında kusurlu olduğundan sigorta şirketinden tazminat talep edemeyeceği, İl Özel İdare Müdürlüğü hakkında açılan dava yönünden idare mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesi ile asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 18.03.2014 tarih ve 2013/281 esas ve 2014/3761karar sayılı ilamı ile; ''1-Mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, özellikle oluşa ve dosya içeriğine uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının ve tazminata ilişkin hesaplamanın hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına ve davacının birleştirilen dosyada davalı İl Özel İdare Müdürlüğü’nün hizmet kusuruna dayanmış olması nedeniyle idari yargının görevli olması nedeniyle davanın yargı yolu yönünden reddine karar verilmiş olmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.2-Dava trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Dava dilekçesinde davalı ... ... Ltd. Şti'nin davacıların murisinin işvereni olduğu iddiası ile dava açılmıştır. Davacıların desteği ile davalı şirket arasında hizmet akdi veya işçi işveren ilişkisi bulunup bulunmadığı, kazanın hizmet akdinin yerine getirilmesi sırasında gerçekleşip gerçekleşmediği gibi hususların değerlendirilmesi gerekir. 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca, İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri İş Mahkemeleri’dir. Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece re’sen dikkate alınmalıdır. Açıklanan nedenlerle davalı ... ... Ltd. Şti yönünden davanın İş mahkemesinin görevli olup olmadığı hususları değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. 3-Mahkemece davacılara desteğin ölümü nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan maaş bağlanıp bağlanmadığı ve peşin sermaye değeri sorulmuş, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacılara bağlanan maaşın peşin sermaye değeri bildirilmiş ve hükme esas alınan aktüerya uzmanı bilirkişi raporunda peşin sermaye değeri belirlenen tazminattan mahsup edilmiştir. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gönderilen yazı cevabında, davacılara bağlanan maaşın rücuya tabi olup olmadığı belirtilmemiştir. Mahkemece, ölenin yakınlarına Sosyal Güvenlik kurumunun bağladığı bu maaşın, zarar sorumlularına rücu edilecek iş kazası nedenine dayalı olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken SGK'dan yapılan ödemenin rücuya tabi bir ödeme olup olmadığı sorulmadan ödenen maaşın peşin sermaye değerinin tazminattan mahsup edilmesi doğru değildir.4-Davalı ...Ş. davacılar desteğinin idaresinde bulunan aracın zorunlu ve ihtiyari mali sorumluluk sigorta şirketidir. Davacılar ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtıklarına, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağına; dolayısıyla araç sürücüsünün veya işletenin kusurlu olmaları halinde, desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceğine; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı ... şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacılar da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğundan, davalı ... şirketinin sorumlu olacağına (HGK'nun 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 esas-411 Karar, HGK'nun 22.2.20 12... /17-7 87... /92 karar sayılı, HGK'nun 16.1.2013 gün ve 2012/17-1491 esas, 2013/74 karar sayılı ilamları uyarınca) göre davalı ... şirketinin davacıların zararının tümünden, diğer davalıların ise kusur oranına isabet eden miktardan birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerekirken diğer aracın kusur oranına göre hesaplama yapılarak sigorta hakkındaki davanın reddine karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir.'' gerekçesiyle bozulmuştur.B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen KararMahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile (davalı ... ... Ltd. Şti. Hakkındaki dava tefrik edilerek yapılan yargılama sonucunda); davacı ile davalı ...Ş vekillerinin aralarında imzalamış oldukları "ibraname, feragatname ve makbuz" belgesi uyarınca davalı ... şirketi tarafından davacıya ödeme yapıldığı ve bu nedenle açılan davanın konusuz kaldığı beyan edildiğinden, konusuz kalan davada karar verilmesine yer olmadığına, taraflar lehine yargılama giderlerine hükmedilmeyerek, yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına, davacılar tarafından devredilen il özel idaresi aleyhine birleştirilen dosya ile her ne kadar maddi ve manevi tazminat davası açılmış ise de; HMK'nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesinin 16.02.20 12... / 35... /23 sayılı kararı ile iptaline karar verildiği, bu durumda 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun idari dava ve türleri ile idari yargı yetkisinin sınırını düzenleyen 2/1-b maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası açılması gerektiği anlaşıldığından davalı İl Özel İdaresine husumet tevcih edilemeyeceği gerekçesiyle taraflarca sulh olunduğundan HMK 315/1 maddesi uyarınca davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, mahkeme dava dosyası ve dava dosyamız ile birleşen 2011/683 esas sayılı davanın reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarMahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz SebepleriDavacılar vekili temyiz dilekçesinde; davalı idare yönünden görevli yargı yerinin adli yargı olduğunu, bu yönde Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarının bulunduğunu belirtmiştir.C. Gerekçe2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun birinci maddesinde, bu Kanun’un amacının, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu belirtilmiştir.Öte yandan, 2918 sayılı Kanun'un 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesi ise “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” şeklindedir. Yasama belgeleri ile anılan düzenlemenin gerekçesine bakıldığında, 2918 sayılı Kanun’un uygulanması gereken sorumluluk davalarında bir karmaşanın söz konusu olduğu, bu karmaşanın adli yargı yerlerinin görevli olduğu belirlenmek suretiyle giderilmek istendiği anlaşılmaktadır.Bahse konu düzenleme, Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi (AYM) önüne taşınmış, Anayasa’nın 2, 1 25... . maddeleri bağlamında inceleme yapan Mahkeme, düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bulmayarak iptal istemini şu gerekçelerle reddetmiştir. (AYM’nin 26/12/2013 tarihli ve 2013/68-165 E-K sayılı kararı): “Anayasa Mahkemesinin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa'da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması hâlinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir.İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına, kamu ya da özel araç olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.”Öte yandan, Anayasa’nın 158. maddesi uyarınca adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesi (UYM) de önüne gelen benzer uyuşmazlıklarda AYM’nin yukarıda yer verilen kararına atıf yaparak benzer sonuca ulaşmıştır. UYM, 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesiyle, yargı yolu uyuşmazlıklarına ve bu nedenle de yargılamaların uzamasına neden olan anılan Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarında, yeknesaklığı sağlamak amacıyla ve kamu yararı gözetilerek adli yargı yerlerinin görevli kılındığını, AYM’nin de bu durumu Anayasa’ya aykırı bulmadığını tespit etmektedir (UYM’nin11.04.2016 tarihli ve 2016/163-210 E-K sayılı; 24/09/2018 tarihli ve 2018/530-467 E-K sayılı kararları).2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin gerekçesiyle AYM ve UYM’nin yukarıda yer verilen kararları birlikte değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi gerekliliği ortaya çıkmış, Anayasa’nın 153. maddesinin birinci ve son fıkraları ile 158. maddesinin birinci fıkrası uyarınca da tüm yargı yerlerinin benzer nitelikte yorum yapması kaçınılmaz hâle gelmiştir.Hemen belirtilmelidir ki benzer olaylara aynı hukuki sonuçlar bağlanması anlamına gelen yargısal kararlardaki istikrar, adil yargılanma hakkının görünümlerinden olan hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin gereğidir. İstikrarlı karar verme, hukuki belirliliği ve öngörülebilirliği sağladığı gibi, kişilerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına güvenini de tesis eder. 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin uygulanmasında, Dairemizin idari yargı yerlerini görevli kabul eden kararları (11.03.2013 tarihli ve 2013/1438-4361 E-K sayılı; 18/04/2013 tarihli ve 2013/6055-7371 E-K sayılı; 06/11/2013 tarihli ve 2013/15737-17128 E-K sayılı; 06.03.2013 tarihli ve 2013/258-3916 E-K sayılı) bulunmakta ise de yukarıda açıklanan gerekçe ve yüksek mahkeme kararları göz önüne alınarak Dairemizin 04.12.2019 tarihli ve 2019/2897-5764 E-K sayılı ilke kararıyla önceki yerleşik uygulamadan dönülmüştür.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 106. maddesinde ise “Genel ve katma bütçeli kuruluşlara, il özel idareleri ve belediyelere ve kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı bu kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır” denilmektedir. Anılan Yasanın sekizinci kısmının “İşletenin Hukuki Sorumluluğu” başlıklı birinci bölümünde yer alan 85-90. maddelerinde, motorlu araçların trafik kurallarına ve gereklerine aykırı davranışları sonunda meydana gelen zararlar nedeniyle gerçek ve özel kişilerle, kamu tüzel kişilerinin ayrım yapılmadan aynı sorumluluk kurallarına bağlı olmaları ön görülmüştür. Bu düzenleme itibariyle yasa, kamu idare ve kurumlarına ait ve bu arada kamu hizmetine tahsis edilen motorlu araçların verdikleri zararlardan dolayı, trafik olaylarından doğan zararların özelliği göz önünde tutularak, kamu idare ve kurumlarının özel kişilerle eşit şartlarda aynı esaslara göre sorumlu tutulması gerektiğini ifade etmiştir. Somut olayda; davacılar murisinin kamyonu ile hemzemin geçitten geçmeye çalıştığı sırada tren ile çarpışması sonucu gerçekleşen olayda ilgili idarenin sorumluluğuna ilişkin davaların yukarıda açıklandığı üzere görüm ve çözüm yeri adli yargı olup, bu husus mahkemenin görevine ilişkin olup taraflar açısından usulî kazanılmış hak oluşturmayacağı, eldeki davanın adli yargıda görülmesi gerektiğinden idari yargının görevli olduğuna yönelik değerlendirme yerinde bulunmayarak kararın bozulması gerekmiştir.VI.KARARYukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının temyiz eden davacılara iadesine,Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,10.11.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.