İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen, vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan menfi tespit davasında, bonodaki imza itirazı ve temel borç ilişkisi yokluğu iddialarının yargısal incelenmesi.
Özet: Bu menfi tespit davası, davacının hakkında başlatılan icra takibine konu 20.000 TL bedelli senedin kendi imzasını taşımadığını, davalıyla herhangi bir ticari ilişkisi veya borcu olmadığını iddia ederek senedin iptalini, borçlu olmadığının tespitini ve icra takibinin durdurulmasını talep etmesi üzerine açılmıştır; davacı ayrıca, davalının kötü niyet tazminatı ödemesini istemektedir. Davalı taraf ise senedin mücerretlik ilkesi gereği geçerli olduğunu, nakden ibaresinin borcun varlığını gösterdiğini ve imza itirazının ispat yükünün davacıya ait olduğunu savunarak, davanın reddini, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini ve yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesini talep etmekte olup mahkeme, önceki kararın istinaf edilmesi sonrası dosyayı yeniden ele almaktadır.

T.C.

İSTANBUL
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/711 Esas
KARAR NO : 2026/114
DAVA : Menfi Tespit (Vekaletsiz İş Görmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 02/05/2017
KARAR TARİHİ : 03/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Vekaletsiz İş Görmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda;
TALEP:
Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "01/02/2015 tanzim, 31/05/2015 vade tarihli ve 20.000,00-TL bedelli bononun keşidecisinin müvekkili gözüktüğü, bahse konu bono dayanak yapılarak müvekkiline ... 36. İcra Dairesinin ... esas numaralı dosyası ile takibe geçildiğini, müvekkilinin alacaklı gözüken şahsa herhangi bir nedenden ötürü hiçbir borcunun bulunmadığını, bir ticari ilişkisinin olmadığını, alacak verecek ilişkisinin olmadığını, senet metnin de her ne kadar nakden ibaresi mevcutsa da, bunun kabulünün mümkün olmayacağı, senedin ihdas nedeninin, sözde borç adı altında yatan nedenin açıklanmasının gerektiğini, borçlu gözüken şahsın bir tacir olduğunu, ancak senedi tacirlik sıfatıyla doldurmadığını, böyle bir durumda ticari defter ve kayıtların ibraz etmek durumunda kalacağı ve senedin hiçbir ticari defter ve kayıtta mevcut olmadığının görüleceğini, davalının kötü niyetli olduğunu, müvekilinin kendisine hiçbir ilişkin nedeniyle hiçbir borcu bulunmamasında rağmen hakkında haksız takip başlatıldığını, müvekkilinin, senetteki imzanın da tarafında ait olmadığını beyan ettiğini, vekaletnamedeki imza da incelendiğinde, çıplak gözle imzalar arasındaki farkın dikkat çektiğini, senette bulunan imzanın müvekkilinin imzasına benzetilmeye çalışıldığını, bu nedenle imza incelemesinin talep ettiğini, senette bulunan imzanın müvekkile ait olmamasına rağmen müvekkili aleyhine takip başlatmış ve müvekkili icra tehdidi altında bıraktığını, teminattan vareste tutularak, takibin durdurulmasına, icra veznesine girmesi muhtemel paranın alacaklıya ödenmemesine karar verilmesin talep etmekle, alacaklı görünen davalının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına çarptırılmasına karar verilmesini, icra veznesine girmesi muhtemel paranın alacaklıya verilmemesi yönünde teminattan vereste olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesine, bononun geçersizliği ile müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafı yükletilmesine karar verilmesini" talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Davacının takip konusu 01.02.2015 tanzim tarihli, 20.000,00 tl bedelli, veriliş nedeni nakden olan kambiyo senedi ile ilgili olarak borçlu olmadığının tespitini ve senedin iptalini talep ettiğini, davacı yan müvekkilinin alacaklı şahsa herhangi bir borcu olmadığını, ticari ilişkisinin bulnmadığını iddia ettiğini, fakat bonolarda 'Mücerretlik İlkesi' gereğince, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratıldığını, Kambiyo ilişkisi temel borç ilişkisinden soyut bir borç ilişkisi doğuracağından, senet hamilinin veya lehtarının asıl borç ilişkisinin varlığını ve mahiyetini ispat etmek zorunluluğu bulunduğunu, bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senet bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa ait olduğunu, senet metninde 'nakden' ibaresi mevcut iken bunun davacı yan tarafından kabulünün mümkün olmadığı iddiasının yerinde olmadığını, bir defa bir alacak borç ilişkisine dayandığı 'nakden' kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uymak gerektiğini, bu kayıtların aksinin savunulması senedin talili anlamına geldiğini, bu durumda senedi talil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girdiğini, Söz konusu senette bulunan imzaya ilişkin davacının bonoların keşide tarihinden önceki dönemde yetkili merciler önünde attığı imza örneklerini içeren belgelerin asıllarının mahkememiz huzuruna getirtilerek bonoda davacıya atfen atılan imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda bilirkişi raporu düzenlenmesini ettiğini, Davacı yanın, ticari ilişkinin bulunmadığını ve imzanın söz konusu keşideciye ait olmadığını iddia ederek borçlu bulunmadığının tespitini istemesinin herhangi bir hukuki yararının bulunmayacağını, bahsi geçen hususlara ilişkin beyanlarının dikkate alınarak söz konusu istemin hukuki yarar yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesini,Davacının davasının tüm talepleri bakımından reddine, davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, yargılama gider ve masraflarının ve vekalet ücretinin davacı üstüne bırakılmasına karar verilmesini" talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Mahkememizde görülmekte olan dava İİK 72 maddeye göre açılan menfi tespit davasıdır.
Mahkememizin... E ... K sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiş, davalı tarafın kararı istinaf etmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi'nin ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile; "Davanın konusu İİK 72 maddeye göre açılan menfi tespit davasıdır.
Davacı vekili tarafından icra takibine konu bonoda ki imzanın müvekkiline ait olmadığı ileri sürülmektedir.
...36.İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra dosyasında, alacaklı ... tarafından, borçlu ... aleyhine 200.000,00-TL senet alacağına istinaden icra takibi başlatılmıştır.
Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
ATK' na ait 08/09/2021 tarihli raporda;" İnceleme konusu senette basit tersimli borçlu imzaları ile ...'nın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların kuvvetle muhtemel ...'nın eli ürünü olduğu hususlarını bildirir kanaat raporudur." olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece ATK raporunun davalıya tebliğ edildiği ve rapora itiraz edilmediği için davanın kabulüne karar verilmiştir.
Senetteki imzanın borçluya ait olduğunun ispat külfeti senet elinde olup, takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir. (HGK 26/04/2006 tarih, ... E., ...K. sayılı kararı) Bu durumda davanın niteliği itibari ile imzanın borçluya ait olduğunu kanıtlama külfeti alacaklıya aittir.
Somut olayda imzaya itiraz davasında ispat yükümlülüğünün HGK kararlarına göre davalı alacaklı üzerinde olduğu, 08/09/2021 tarihli ATK raporunda icra takibinin dayanağı bonodaki imzanın kuvvetle muhtemel ...'nın eli ürünü olduğu tespit edildiği kesin kanaat bildirilmediği mahkemece...Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden seçilecek grafoloji uzmanı üçlü bilirkişiden kesin kanaat bildiren rapor alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekir iken eksik inceleme neticesinde karar verildiği anlaşılmakla davalının istinaf başvurusunun kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Tüm bu nedenlerle davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın esastan incelenmesi için ait olduğu mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur." şeklindeki gerekçe ile mahkememiz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi'nin kaldırma ilamından sonra ...Esas numarası verilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Mahkememiz ara kararı gereği alanında uzman bilirkişilerden rapor aldırıldığı ve bilirkişilerin mahkememize sunmuş oldukları raporda özetle; "İmza incelemelerinde geçerli tüm grafolojik tanı yöntemleri dikkate alınarak; olup stereomikroskop, S525 document dedector ve bilgisayar/scan kullanılarak yapılan incelemelerde; İnceleme konusu Borçlusu ..., alacaklısı ..., düzenleme tarihi 01.02.2015, vade tarihi 31.05.2015 olan, 200.000 TL bedelli senetteki ...'ya atfen atılmış borçlu imzalarının ...'nın eli ürünü olduğu" şeklinde görüş ve kanaat bildirmişlerdir.
Her ne kadar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi'nce imza itirazı bakımından... Sanatlar Fakültesi'nden seçilecek üçlü bilirkişiden rapor alınması istenilmiş ise de ... Üniversitesi Rektörlüğü'nce yapılan araştırmada bilirkişilik yapabilecek kimsenin bulunamadığının bildirilmiş olması sebebiyle mahkememizce ... Üniversitesi ve ...Fakültesi'nde bilirkişi araştırması yapılmıştır. ... tarafından bilirkişi araştırmasına olumsuz cevap verilmiş ancak ...Fakültesi'nce bilirkişi isim listesi sunulmuştur. Mahkememizce listede kayıtlı olmayan ancak ... Üniversitesi'nce bildirilen bilirkişilere görevlendirme yapılmak istenildiğinde sistemsel engel sebebiyle görevlendirme yapılamamış ve bu hususta İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığı'na müzekkere yazılmıştır. Ancak İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığı'nca bildirilen bilirkişilerin uhdelerinde görevlendirme süresi geçmiş dosya bulunması sebebiyle bilirkişi görevlendirmelerinin yapılamayacağı bildirilmiştir. Bunun üzerine mahkememizce re'sen üç kişilik bilirkişi heyeti oluşturularak dosya tevdii edilmiştir.
Bilirkişiler tarafından sunulan raporda imza incelemelerinde geçerli tüm grafolojik tanı yöntemleri dikkate alınarak; lup, stereomikroskop, S525 document dedector ve bilgisayar/scan kullanılarak yapılan incelemelerde; inceleme konusu Borçlusu ..., alacaklısı ..., düzenleme tarihi 01.02.2015, vade tarihi 31.05.2015 olan, 200.000 TL bedelli senetteki ...’ya atfen atılmış borçlu imzalarının ...’nın eli ürünü OLDUĞU kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Davacı tarafça bilirkişi raporuna itiraz da eksik incelenen herhangi bir imza ve yazı örneğinden bahsedilmemiş ve imzanın müvekkiline ait olmadığı yinelenmemiştir. Bilirkişilerce yapılmış incelemenin teknik bir inceleme olması hasebiyle teknik yönden bir eksiklik sunamayan itiraz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Akabinde ise 11/11/2025 tarihli duruşma ara kararımız gereğince davacının sahtelik iddiasının yanında bedelsizlik iddiasının da bulunduğu dikkate alınarak tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmasına karar verilmiş ve inceleme günü tayin edilmiştir. Davalı vekilince müvekkilinin tacir olmaması sebebiyle sunacakları defter ve kayıtları olmadığı beyan edilmiştir. Davacı tarafça ise herhangi bir beyanda bulunulmamış ve defter incelemesine de herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı gibi iştirak de edilmemiştir. Mahkememizce bu hususa ilişkin 01/12/2025 tarihli tutanak tanzim edilmiş ve dosya bilirkişiye tevdii edilmemiştir.
Bilindiği üzere yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre senetteki imza ve yazıya itirazda bulunulması hâlinde ispat yükü bahse konu senetteki imza ve yazının borçluya ait olduğunu ileri süren alacaklıya aittir. Ancak nakden ibareli senetteki imza ve yazısı kendisine ait olan borçlu tarafından ileri sürülen şahsi defilerden olan bedelsizlik iddiası bakımından ise ispat yükü yer değiştirmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ...E... K sayılı ilamında bu husus "4. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıdadır. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalıdır ve HMK'nın 190, TMK'nın 6. maddesi gereği ispat yükü iddia sahibine düşer.
5. Fakat, menfi tespit davasını açan davacı borçlu, davalının varlığını iddia ettiği hukuki ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukuki ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü davacı borçludadır. Bunun gibi menfi tespit davasında davacının, davalının iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürmesi hâlinde de ispat yükünün davacı üzerinde olduğu açıktır.
(...)
18. Bonoda bedelsizlik iddiası ileri sürüldüğünde kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer taraflardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil, senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu bağlamda somut olay bedelsizlik defisi bakımından irdelendiğinde; davaya konu bonodaki imzanın davacıya ait olması sebebiyle bedelsizlik defisinin ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, davacı tarafça bedelsizliği ispata yarar herhangi bir delil sunulmadığı gibi yemin deliline de dayanmadığı anlaşılmakla dosyadaki mevcut delillere göre davacı tarafından dava konusu senedin bedelsiz olduğu ispat edilememiştir.
Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; davacı tarafça dava konusu senet üzerindeki imzanın sahteliği ve senedin bedelsizliğinden bahisle borçlu olmadığının tespitinin talep edildiği, mahkememizce alınan bilirkişi raporu doğrultusunda dava konusu senet üzerindeki imzanın davacıya ait olduğunun tespit edilmiş olduğu, bedelsizlik iddiası bakımından ise ispat yükü üzerinde bulunan davacı tarafından bedelsizlik iddiasını ispata yarar herhangi bir delil ibraz edilemediği ve yemin deliline de dayanmamış olması dikkate alındığı iddiasını ispat edemediğinden davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Ayrıca her ne kadar davalı tarafça İİK 72/4 uyarınca tazminat talep edilmiş olsa da mahkememizce tedbiren takibin ya da takip dosyasına giren paranın alacaklıya ödenmemesine dair bir karar verilmediğinden tazminat talebinin de reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
1-Davanın REDDİNE,
2-Davalının İİK 72/4 uyarınca tazminat talebinin reddine,
2-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin alınan 4.073,10 TL'nin mahsup edilerek fazla alınan 3.341,10 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinden bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan 14.334,45 TL bilirkişi ve tebligat-posta giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte olan A.A.Ü.T. gereğince dava değeri olan 200,000,00 TL üzerinden hesaplanan 45.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK.m.333 hükmü uyarınca ilgili tarafa iadesine,
Dair; tarafların yüzüne karşı verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 03/03/2026
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır