Avukatın dava masrafını uhdesinde tutarak hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma eylemine ilişkin, iddianamede yetersiz anlatım olsa da, kamu davasının olağan zamanaşımı süresi dolduğundan düşmesi.
Özet: Sanık avukatın dava masrafı olarak aldığı parayı dava açmayarak uhdesinde tutması eylemiyle ilgili olarak, yerel mahkeme "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçundan mahkumiyet kararı vermiştir; ancak Yargıtay, iddianamede bu eylemin davaya konu edilmeyip "görevi kötüye kullanma" suçundan dava açıldığı ve "davasız yargılama olmaz" ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle hükmü hukuka aykırı bulmuş, ne var ki temyiz incelemesi sırasında suçun 8 yıllık olağan dava zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle, yeniden yargılamaya gerek kalmaksızın kamu davasının düşmesine karar vermiştir.
11. Ceza Dairesi         2021/32031 E.  ,  2025/14486 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27/11/2018 tarihli ve 2017/17-328 Esas, 2018/575 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.
Sanık ...'ın ... Barosu avukatlarından olup katılan ... ve babası......adına tapu iptal ve tescil davası açmak için 17/02/2009 tarihli noter vekaletname alması sonrası dava masrafı adı altında 2.500,00 TL para aldığı halde dava açmadığı gibi parayı da mal edinmek suretiyle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçunu işlediği kabul edilerek mahkumiyet kararı verilmiş ise de, iddianamede sanığın eyleminin dava masrafı aldığı halde "gereğine tevessül ettirmediği" şeklinde hukuk davasını açıp gerekenleri yapmadığı isnadıyla görevi kötüye kullanma suçundan dava açıldığı, son soruşturma kararınında aynı mahiyette bulunduğu, aldığı parayı vermeyerek uhdesinde tutma eyleminin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturup bu konuda ayrıca dava açılması gerekir iken iddianamede ve son soruşturma kararında davaya konu edilmeyen eylemden dolayı yargılama yapılıp hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuş ise de, zamanaşımının olumsuz muhakeme şartı olarak kovuşturmaya engel olduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Sanığın yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun'un 66/1-e, 67/2-d maddeleri gereği öngörülen 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin, kesen son sebep olan sanık hakkında mahkûmiyet hükmünün kurulduğu 26.12.2014 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği ve bu itibarla katılan vekili ve sanık müdafi temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta, aynı Kanun’un 322. maddesindeki yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen olağan dava zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca DÜŞMESİNE,Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.11.2025 tarihinde karar verildi.