İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında, kısmi dava olarak açılan süreçte talep artırımına ilişkin hukuki değerlendirme ve bilirkişi raporları doğrultusunda tazminat miktarının belirlenmesine yönelik Yargıtay 10. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi.
Özet: İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında, ilk derece mahkemesi tarafından davacının iş göremezlik tazminatı talebinin, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına ve bilirkişi raporuyla belirlenen daha yüksek zarara rağmen, ilk taleple sınırlı tutularak daha düşük bir miktarın kabul edilmesi üzerine, davacı vekili tarafından talep artırım dilekçesinin göz ardı edildiği gerekçesiyle istinaf ve temyiz yoluna başvurulmuştur; ancak yapılan değerlendirmede, Bölge Adliye Mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını onaması ve Yargıtayın da kısmi dava olarak açılan davada ikinci kez talep artırım dilekçesine itibar edilmemesi yönündeki kararı usul ve yasaya uygun bulmasıyla, davacının talebi reddedilmiştir.
10. Hukuk Dairesi         2025/7707 E.  ,  2025/15308 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/2253 E., 2024/2088 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2016/277 E., 2023/356 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinden özetle; uğradığı iş kazası nedeni ile maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsili talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinden özetle; davanın reddini talep etmiştir
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;
'' 1-Davanın kabulüne,
a.) 645.449,32-TL sürekli iş göremezlik tazminatı ile 2.659,19-TL geçici iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 648.108,51-TL maddi tazminattan taleple bağlı kalınarak 206.366,96-TL'nin kaza tarihi olan 22.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
b.) 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 22.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine'' karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, talep arttırım dilekçesinin nazara alınmasının gerektiğini bu nedenlerle usul ve yasaya aykırı olan Mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; Mahkemece maddi zararın hesaplanmasına yönelik 16.08.2021 tarihli kök hesap raporu aldırıldığı anılan rapora göre davacının maddi zararının 206.366,96 TL olarak hesaplandığı , davacı vekilince anılan rapor doğrultusunda maddi tazminat talebini 07.10.2021 tarihli dilekçesi ile arttırdığı, devamla Mahkemece Kurumdan ilgili tahkikat evraklarının getirtilmesinin akabinde dosyanın yeniden hesap bilirkişisine tevdi olunduğu, bu kez düzenlenen 23.02.2023 tarihli ek hesap raporunda davacının geçici iş göremezlik dönem zararının 2.659.19 TL, sürekli iş göremezlik dönem zararının ise 645.449,32 TL olmak üzere maddi zararının toplamda 648.108,51 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince raporda belirlenen tutar üzerinden maddi tazminat talebini arttıran mahiyette 07.03.2023 tarihli dilekçenin sunulduğu, Mahkemece temyize konu kararında davanın kabulü ile 648.108,51-TL maddi tazminattan taleple bağlı kalınarak 206.366,96-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, davacının 07.03.2023 tarihli dilekçesinin ise davanın kısmi dava olarak açıldığı, aynı yargılama içerisinde ikinci kez ibraz edilen dilekçeye itibar edilemeyeceği gerekçesiyle değerlendirmeye alınmadığına yönelik karar verildiğinin belirtildiği anlaşılmıştır.
Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı HMK ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107. maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”
Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur.”
Bu doğrultuda HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.
Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
Öte yandan HMK'nın 33. maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
Bu açıklamalar doğrultusunda, iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin hakime olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E.- 2022/5880 K. sayılı ilamı da bu yöndedir.
Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile değişik 107/2. maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir.
Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile 177.maddenin 2. fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına alınmıştır.
Somut olayda davacı vekilinin, müvekkili sigortalının iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi tazminat alacağı miktarını davanın açıldığı tarih itibariyle tam ve kesin olarak belirleyemediğinin açık olmasına göre maddi tazminat istemi yönünden davanın Mahkemece "belirsiz alacak davası" olarak kabul edilmesi gerekir. Belirsiz alacak davasında yukarıda açıklandığı üzere talep arttırım dilekçesi verilmesinden sonra usulü kazanılmış haklara riayet etmek koşulu ile davanın ıslahı mümkündür. Buna göre Mahkemece davacı tarafça 07.10.2021 tarihli talep artırım dilekçesinin verilmesinden sonra, maddi zararın alınan 23.02.2023 tarihli ek raporla daha yüksek belirlenmesi üzerine davacı vekilince sunulan 07.10.2021 tarihli talep arttırım dilekçesinin, ıslah dilekçesi olarak değerlendirilmesi ve 07.03.2023 tarihli talep gibi karar verilmesi yerine yargılamada 2. kez talebin arttırılamayacağından bahisle 07.03.2023 tarihli talebin reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle:
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
A. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçe kısmında yer alan " -Davacı vekilinin 30.04.2016 tarihli dava dilekçesinde davanın "belirsiz alacak davası" olduğuna ya da "HMK 107. maddesine göre talepte bulunulduğuna" yönelik herhangi bir ibarenin yer almadığı, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2022/10255 E. 2022/9908 K. sayılı "dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının açıkça yazılı olması veya 6100 sayılı Kanun’un 107. maddesine dayanıldığının belirtilmesi gerekir. Alacağın belirsiz olduğunun dava dilekçesinde açıklanması bu noktada önemsizdir. Zira alacak belirsiz ise alacaklının kısmi dava veya belirsiz alacak davası açma hakkı vardır. Dava dilekçesinde belirsiz alacak davası açıldığı yazılı değilse veya 6100 sayılı Kanun’un 107. maddesine dayanılmamışsa dava konusu taleplerin 50,00-100,00-1.000,00 TL gibi miktarlarda gösterilmesi halinde davanın kısmi dava olarak açıldığı kabul edilmelidir. Sonradan alacaklı tarafın davayı belirsiz alacak davası olarak nitelemesi sonuca etkili değildir." şeklindeki ilamı ile tamamen ıslah yoluyla dahi belirsiz alacak davasının, kısmi davaya; kısmi davanın, belirsiz alacak davasına çevrilemeyeceği gözönünde tutularak davacı vekilinin 07.03.2023 tarihli talep arttırım dilekçesinin usulden reddine karar verilmiştir." ibarelerinin tamamen silinmesine ve yine gerekçe kısmında yer alan "... şeklinde belirtildiği üzere Mahkememizce aldırılan ve hüküm tarihine en yakın 27/02/2023 havale tarihli aktüer bilirkişi raporunda davacının geçici iş göremezlik tazminatı alacağının 2.659,19-TL, sürekli iş göremezlik tazminatı alacağının 645.449,32-TL olduğunun tespit edildiği, davacı vekili tarafından sunulan 07.10.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerinin 206.366,96-TL maddi tazminat alacağı, 30.000,00-TL manevi tazminat alacağı olmak üzere toplam 236.366,96 TL'ye yükseltildiği..." silinerek yerine "... şeklinde belirtildiği üzere Mahkememizce aldırılan ve hüküm tarihine en yakın 27.02.2023 havale tarihli aktüer bilirkişi raporunda davacının geçici iş göremezlik tazminatı alacağının 2.659,19-TL, sürekli iş göremezlik tazminatı alacağının 645.449,32-TL olduğunun tespit edildiği, davacı vekili tarafından sunulan 07.10.2021 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile dava değerinin 206.366,96-TL maddi tazminat alacağı, 30.000,00-TL manevi tazminat alacağı olmak üzere toplam 236.366,96 TL'ye yükseltildiği ve yine sunulan 07.03.2023 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini 648.108.51 TL 'ye yükselttiği ve bu miktar üzerinden maddi tazminatın kabulüne karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla" ibarelerinin yazılması,
B. İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının tamamen silinerek yerine geçmek üzere;
"1-Davanın kabulüne,
a.) 645.449,32 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ile 2.659,19-TL geçici iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 648.108,51 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 22.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
b.) 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 22.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Alınması gerekli 46.321,59 TL karar ve ilam harcından 105,89-TL peşin harç ile 702,00-TL ıslah harcı ile 1.522,00-TL tamamlama harcının mahsubu ile bakiye 43.991,70 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Yargılama nedeniyle davacı tarafından sarfedilen 4.309,53-TL yargılama gideri ile 105,89-TL peşin harç, 702,00-TL ıslah harcı, 1.522,00-TL tamamlama harcı, 29,20-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 6.668,62-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davalı tarafından sarfedilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden maddi tazminat yönünden AAÜT uyarınca hesaplanan 89.291,94 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden manevi tazminat yönünden AAÜT uyarınca hesaplanan 9.200,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Artan ve kullanılmayan gider avansının kararın kesinleşmesi ile birlikte yatıran tarafa resen iadesine,
Dair davacı ve davalı vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Mahkememize ya da Mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yerdeki aynı dereceli bir Mahkemeye verilecek bir dilekçe ile veya tutanağa geçirilmek koşuluyla zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 26.04.2023"ibarelerinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.