ceza genel kurulu 2023/475 e. , 2025/565 k. Ceza Genel Kurulunun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda zincirleme suç hükümleri uygulanırken ek savunma hakkının gerekliliği hakkında verdiği karar.
Özet: Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan hapis cezası alan sanıkların, Türk Ceza Kanununun 43/2-1 maddesi uyarınca cezanın artırılmasında, Ceza Muhakemesi Kanununun 226. maddesine göre sanıklara ek savunma hakkı tanınmasının gerekip gerekmediği hususu; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazıyla 8. Ceza Dairesinin itiraz nedenini yerinde görmemesi arasında bir uyuşmazlık olarak ortaya çıkmış ve nihayetinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından değerlendirilmiştir.

İtirazname No : 2023/80079KARARI VERENYARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza DairesiMAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 56-168I. HUKUKÎ SÜREÇKişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıkların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 109/2, 109/3-b, 43/2-1, 62, 53... . maddeleri uyarınca ayrı ayrı 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Beypazarı Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.02.2015 tarihli ve 56-168 sayılı hükümlerin, sanık ... müdafi ve sanık ... ile Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 18.02.2020 tarih ve 6793-9983 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 11.09.2023 tarih ve 80079 sayı ile; "...TCK'nın 43/2, 1 maddesinin uygulanarak verilen cezanın artırılabilmesi için sanıklara ek savunma hakkı verilmesi gerektiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 10.10.2023 tarih ve 3162-7277 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSUİtirazın kapsamına göre inceleme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2 ve 109/3-b maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilen sanıklar hakkında hükmolunan cezalardan aynı Kanun’un 43/2-1. maddesi uyarınca artırım yapılabilmesi için CMK’nın 226. maddesi uyarınca sanıklara ek savunma hakkı tanınmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.IV. OLGULARİncelenen dosya kapsamından;Sanıklar hakkında Beypazarı Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13.01.2010 tarihli ve 47-18 sayılı iddianamenin başlık kısmında, ...'un "Mağdur", ...'un "Müşteki" olarak gösterildiği, suç vasfının "Hürriyeti Tahdit" biçiminde nitelendirildiği ve her bir sanık hakkında mağdur ayrımı yapılmaksızın "Türk Ceza Kanunu ... 109/2, 3a.b" madde, fıkra ve bentlerinin bir kez uygulanmasının talep edildiği, İddianamenin anlatım bölümünün; "...mağdur ...'un, olay tarihinde annesi ... ve kız kardeşleri ile birlikte ...'nun evine ... ile evlenmek istediğinden ... nın fikrini almak için gittiği, ev sahibi ...'nun ...'a telefon ederek sigara getirmesini istediği, ...'nın sigarayı getirip evden ayrıldığı sırada merdivenlerde ... ile karşılaştığı, ...'nun, ...'a '... seni arabada bekliyor' dediği bunun üzerine her ikisinin de ...'nun içinde bulunduğu transit marka araca bindikleri, ...'in aracı ile biraz ileriye giderek durduğu ve ...'un suratına yumruk vurarak 'siz bu eve niçin geliyorsunuz' dediği, ...'nun da elinde bulunan bira şişesini ...'un kafasına vurduğu, ...'un dışardan seslerin geldiğini duyması üzerine aşağı indiği ve yaklaşık 60 metre kadar uzakta stop lambaları yanan aracın yanına gittiği, ... nun kendisine araca binmesini rica etmesi üzerine araca bindiği, ... in bu araçla hareket ettiği ve adliye civarında boş arazide aracı durdurduğu ve ...'a sağ kolundaki alçılı kısım ile suratına vurarak 'bir daha bu eve gelmeyeceksin, gelirsen sonu kötü olur' dediği, ... nun ...'u tuttuğu ve ... in de elindeki çakmak ile kafasına yaklaşık 20 defa vurduğu, ... nun araçla tekrar hareket ederek bira almak için sanayiye gittikleri, bira aldıktan sonra tekrar hareket ederek başaran dershanesinin önünde ... nun aracı tekrar durdurarak ... vurmaya başladığı, bir müddet eliyle vurduktan sonra tekrar hareket ederek ılıman mevkiinde evin önünde aracı durdurduğu ve mağdurları araçtan aşağı indirdiği ... olayların meydana geldiği sırada ... ve ... un araçtan inmek istedikleri ancak ... nun kendilerini araçtan indirmediği ... müşteki ...'un aldırılan adli raporunda yaşamsal tehlike ve doku organ kaybı olmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği, kırığın hayat fonksiyonlarına etkisinin 1 (hafif derecede) olduğunun bildirildiği, mağdur ...'un da hayati tehlike geçirmeyecek basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, oluşa ve dosya kapsamına göre şüphelilerin bu şekilde üzerlerine atılı suçları işledikleri" şeklinde olduğu, Yapılan yargılama sırasında sanıklara TCK'nın 43/2-1. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen ek savunma hakkı verilmediği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarCMK’nın "Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi" başlıklı 225. maddesi şöyledir;"(1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. (2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir."."Suçun niteliğinin değişmesi" başlıklı 226. maddesi de uygulama tarihi itibarıyla şöyledir;"1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.". TCK’nın "Zincirleme suç" başlıklı 43. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir; "1- Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. 2- Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır...".Savunma hakkı, suç isnadıyla karşı karşıya kalan insan için; en doğal, kutsal ve insani bir haktır. Zira her suç isnadı bir yönüyle doğrudan haysiyetine dokunması cihetiyle insan, fıtratı gereğince ve öncelikle en üstün değerini korumak ihtiyacındadır. Çağdaş yargılama hukuku da bu değere saygı duyulması gereğini ön plana çıkarmakta ve maddi gerçeğe insan onuruna saygı çerçevesinde ulaşmayı amaçlamaktadır.Hükümranlık hakkını kullanan üstün kamu gücü nezdinde yargılanan bireyin savunma hakkı, adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Bu önem ve hassas konumu nedeniyle temel insan haklarından biri olarak, Anayasa (madde 36/1) ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerde (İHEB m.11, AİHS m.6, MvSHS m.14/3-b) en üst düzeyde güvence altına alınmıştır. CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre de savunma hakkının kısıtlanması, mutlak hukuka aykırılık hallerinden birisidir.Diğer taraftan, yargılamanın esas itibarıyla, iddia (tez)- savunma (antitez)- yargı/hüküm (sentez) diyalektiğinin inşasından ibaret olduğu bilinen bir gerçekliktir. Bu denklemde adil bir sonuca/senteze ulaşmanın zorunlu koşullarından biri de silahların eşitliği ilkesi ile teminat altına alınmış savunma ve makamının varlığıdır. Aksi halde iddia (tez), doğrudan çürütülemez bir hükme/senteze dönüşür. (Sami Selçuk, Suç Yargılama Süreci Hukuku İmge s.468,469).Kamu adına dava açma görevini üstlenen Cumhuriyet savcısı (CMK m.170/1,2), düzenlediği iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olayları mevcut delillerle ilişkilendirerek açıklamak ve "yüklenen suçu ve uygulanmasını istediği kanun maddelerini" göstermek zorundadır (CMK m.170/3-h,4). Böylece iddianame yargılamanın sınırlarını da belirlemiş olur. Çünkü; hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilecektir (CMK m. 225/1).Savunma makamı, hakkındaki isnadı iddianameden öğrenir ve savunmasını bu çerçevede yapar. Yargılama sürecinde sanık, fiile ilişkin maddi savunma yönünden "hakkındaki isnadı öğrenme" sorunu ile karşılaşmaz ise de mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı olmayacağından (CMK m.225/2), sabit olduğunu kabul ettiği fiilin, nitelik itibarıyla bir başka suçu oluşturduğu düşüncesinde ise hukuki savunma bakımından dezavantajlı bir duruma düşebilir. Keza iddia makamı da bu süreçte suç vasfının değiştiğini ileri sürebilir. İşte bu ihtimali değerlendiren kanun vazıı, çelişmeli yargılamanın gereği olarak sanığın hakkındaki hukuki isnadı da öğrenmesinin zaruretini belirterek CMK'nın 226. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; "Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır." hükmünü getirmiştir.Bu düzenleme ile sanığın hukuki savunmasını yapma bakımından da dezavantajlı bir konumda olmasının önüne geçilmek istendiği açıktır. Hükmün uygulanması bakımından suç vasfının lehe ya da aleyhe değişmesinin bir önemi bulunmamaktadır (CGK 21.6.2011 tarihli ve 261-141 sayılı). Bu hâllerde sanığa, ek savunmasını hazırlamak için de gerekli zaman ve imkânın sağlanması icap eder (CMK m. 226/3). Keza, normun sarahati nazara alındığında, cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâllerin, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkması durumunda da sanığa ek savunma imkanı tanınması gerektiğinde kuşku yoktur. Ancak iddianamede kanun maddesi gösterilen, bu suretle olgusal temelleri itibarıyla da tartışma ve savunmaya açılan ve fakat yargılama sonunda şartları oluşmadığından uygulanmaması nedeniyle cezanın artırılması sonucunu doğuracak olan hallerin, "ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkmamış olmak" şartıyla madde kapsamında, ek savunma hakkı tanınmayı zorunlu kılan, "cezanın artırılmasını gerektirecek hâller" cümlesinden olarak değerlendirilmemesi gerekir. Aksinin kabulü, maddenin kapsamını amacından inhirafla genişleterek yargılamanın makul sürede bitirilememe riskini sonuçlayacaktır. Nitekim Yüksek Kurulun 17.12.2013 tarihli ve 1479-611, 01.07.2021 tarihli ve 443-327, ile 12.10.2022 tarihli ve 242-639 sayılı kararlarında da iddianamede gösterilen haksız tahrik hükmünün uygulanmaması hususunda aynı sonuca ulaşılmıştır.B. Hukuki DeğerlendirmeHer ne kadar Beypazarı Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13.01.2010 tarihli ve 47-18 sayılı iddianamede ... "Mağdur", ... "Müşteki" olarak gösterilip sanıkların her iki mağdura yönelik cebir kullanarak hürriyetten yoksun kılma eylemleri nedeniyle cezalandırılmaları talep edilmiş ise de sevk maddelerinde mağdur ayrımı yapılmaksızın her bir sanık için "Türk Ceza Kanunu ... 109/2, 3a.b" madde, fıkra ve bentlerinin bir kez uygulanması talep edilmiştir. Yapılan yargılama sırasında da TCK'nın 43/2-1. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen sanıklara ek savunma hakkı tanınmamıştır. Oysa Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan savunma hakkı bakımından sanıkların, isnadın hukuki niteliğini ve sonuçlarını bilerek savunma yapabilmeleri esastır. Bu bağlamda sadece iddianamede gösterilen sevk maddeleri çerçevesinde savunmalarını yapan sanıklar hakkında iddianamede uygulanması talep edilmeyen ve cezalarından belli bir oranda artırım yapılmasını gerektiren TCK'nın 43/2-1. maddesinin aleyhe uygulanabilmesi için CMK'nın 226. maddesi uyarınca sanıklara usulüne uygun olarak ek savunma hakkı verilmesi gerekmektedir. Aksi uygulama savunma hakkının sınırlanması niteliğindedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmıştır.VI. KARARAçıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 18.02.2020 tarihli ve 6793-9983 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Beypazarı Asliye Ceza Mahkemesinin 26.02.2015 tarihli ve 56-168 sayılı hükümlerinin, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2 ve 109/3-b maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilen sanıklar hakkında hükmolunan cezalardan aynı Kanun’un 43/2-1. maddesi uyarınca artırım yapılabilmesi için CMK’nın 226. maddesi uyarınca sanıklara ek savunma hakkı tanınması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı kabul edilip Özel Dairenin onama kararı kaldırılarak Yerel Mahkeme hükümlerinin bozulması nedeniyle sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin cezalarının İNFAZININ DURDURULMASINA, bu suçtan cezaevine alınan sanık ...'nun TAHLİYESİNE ve başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhâl salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.